Patrick Tort ile söyleşi: “Birlikte yaşamanın temel bir prensibi olarak, seleksiyon-ayıklanma yerine dayanışma!”

Martin Dolzer

Darwin’e göre, sosyal içgüdülerin ve ayıklanarak birleştirilmiş rasyonel yeteneklerin evrimsel olarak birbirine karışması, arkaik zamanlardaki seçilimin işleyişini karakterize eden, “daha az uygun” olanın etkilerini ortadan kaldırarak “uygar” insanlık içerisinde diğerici-fedakâr ve destekleyici davranışların hegemonyasını sağlar

Patrick Tort ile söyleşi: “Birlikte yaşamanın temel bir prensibi olarak, seleksiyon-ayıklanma yerine dayanışma!” – Martin Dolzer

Darwin, güçsüzleri desteklemek için gerekli olan tüm önlemleri savundu

Martin Dolzer’in Patrick Tort ile; doğa bilimcilerin çalışmalarındaki yanlış anlamalar ve yanlış yorumlamalara ilişkin alternatif görüşleri üzerine yaptığı röportaj:

1980’lerden bu yana Charles Darwin’in (İngiliz doğa bilimci, 1809-1882, jW) eserleriyle uğraşmaktasınız. Darwin’in hayatının sonuna doğru oluşturduğu “İnsanın Kökeni” adlı kitabına ise özel olarak yoğunlaşmaktasınız. Bu temel metin hâlâ az bilinen ve her şeyden önce de çok az okunmuş bir metindir. Darwin’in “evrimin tersine çevirme etkisi” açıklamasının, sosyal Darwinist olarak anılan yorumlar kapsamındaki insan uygarlığı gerçekliğiyle tamamen çelişkili olduğunu ve bu yorumlara tamamen karşı olduğunuzu belirtmektesiniz. Bu karşıtlığın ne olduğunu bize açıklayabilir misiniz?

1871’den itibaren “İnsanın Kökeni”nin sonundaki tek bir cümle, Darwin’deki “evrimin tersine çevirme etkisi” kavramının varlığını ve mantıksal gerekliliğini kanıtlamak için yeterli olabilir: “En anlamlı hâliyle varoluş için mücadelede, ki bu hâlâ böyledir, insan doğasının en yüksek biçimi dikkate alındıkça diğer güçler de anlamlılaşmaktadır; çünkü ahlaki nitelikler, doğrudan ya da dolaylı olarak, doğal seçilimden ziyade alışkanlığın eylemi, muhakeme, talimat, din vb. faktörlerin gücüyle çok daha fazla gelişmiştir. Ancak ahlaki duygunun gelişiminin temelini oluşturan toplumsal içgüdüler, pekâlâ bu ikinci güce atfedilebilir. ” (“İnsanın Kökeni”, XXI. Bölüm: “Genel Özet ve Sonuç”, jW)

Bu bölüm tek başına, yani izole edilerek değerlendirilmemelidir. Bu konu, esasen kitabın III, IV, V ve XXI. bölümlerinde inşa edilen ve ayıklama mekanizması tarafından en az yetenekli olanların seçilmesi ile medeniyet tarafından korunanlar arasındaki geçişi açıklamaya çalışan tutarlı bir yapının parçasıdır.

Darwin’in öğrettiği şey, doğal seçilimin-ayıklamanın, tüm hayvanlarda olduğu gibi gruplar hâlinde yaşayan insanda da sosyal içgüdüler olarak adlandırılan, içinde yaşadığı toplumla ve bu toplumla ilgili davranışlar geliştirmesiyle sınırlı olmadığıdır. Ayıklama teorisinin mantığına göre insan türlerinin sosyal yaşam biçiminin evrensel varlığı, bu yaşam biçiminin insan için en avantajlı ve en mükemmel olan yaşam biçimi olduğunu kanıtlar. İnsanlık tarihi rasyonelliğin artmasına paralel olarak bu yaşam tarzının geliştirildiğini ve sosyal-entelektüel grupların eğitimle genişlemesi hâlinde ise giderek karmaşık bir şekilde birbirlerine bağlandıklarını göstermektedir.

Şimdi, Darwin’in ilk etapta tartışmasız bir biçimde doğal seçilim oyunu yoluyla da ortaya çıktığını öne sürdüğü toplumsal içgüdüler -ve bunların en önemli psikososyal sonucu olan sempati duygusu- ve medeniyet, insan toplumlarında var olma mücadelesinde “en güçlünün” münhasır zaferinin sürdürülüşünü gösterir: Darwin’e göre, sosyal içgüdülerin ve ayıklanarak birleştirilmiş rasyonel yeteneklerin evrimsel olarak birbirine karışması, arkaik (Klasik Çağ öncesi, -ç.n.-) zamanlardaki seçilimin işleyişini karakterize eden, “daha az uygun” olanın etkilerini ortadan kaldırarak “uygar” insanlık içerisinde diğerici-fedakâr ve destekleyici davranışların hegemonyasını sağlar.

Böylece Darwin, insanın insana rakip değil de dost olduğunu mu varsayıyor?

Sosyal içgüdüler kapsamında, empati gibi sempati gücü ve rasyonel yeteneklerin aktivitesi de doğal seleksiyonun etkisi altında kalır, bizzat seçim mekanizmasının kendisi bir alaşağı olma sürecindedir. Bu evrimsel eğilimden kaynaklanan uygarlığın çevreyi ne denli insanileştirdiği, insanların hayatta kalma mücadelelerini muhafaza etme ihtiyacını gitgide daha az hisseder hâle geldiği düşünüldüğünde, bunu anlamak gayet kolaydır. Darwin ve Alfred Russel Wallace (aynı zamanda İngiliz doğa bilimci, 1823-1913, jW) tarafından paylaşılan bu fikir çok önemlidir. Çünkü doğal seleksiyonun asıl işleyişinin daha zayıf olanlar lehine eskiyişini, yani artan yararsızlık yoluyla alaşağı oluşunu ima eder. Grubun iyiliği için yararlı olmaya devam eden, dayanışmayla güçlenen ve artık “daha ​​az uygun” üreyişin dışlanmasıyla güçlendirilmesi gereken şey, artık faydalı olan değerlerle zorlanmak ve rekabettir.

Yani birlikte yaşamanın temel bir prensibi olarak, seleksiyon-ayıklanma yerine dayanışma mı?

Uygar insanlığın rasyonel özerkliğindeki bizzat kendi seçimiyle gerçekleşen muazzam artış, doğada daha önce eşdeğeri dahi olmayan yenilikçi bir güç sağladığından, insan evrimi de teorik kavramlar dünyasıyla bağlantılandırılmalıdır: Genel olarak bilinen ve evrim teorisinden elde edilen canlılara ilişkin terimler, kaynağını insan toplumlarının tarihsel analizinden alır. Sadece bu yeni teorik evrenin geliştirilmesi gerekiyor.

Darwin’in 1860’ların başında çıkan “Türlerin Teşekkülü Üzerine” kitabını okuyan ve “İnsanın Kökeni-(1871)” kitabını okuyamamış olan Marx’ın, özellikle antropolojik sorular açısından, Darwin’in eserlerinin sadece kısmi bir değerlendirmesine vâkıf olduğunu söylüyorsunuz. Daha geniş anlamda, Marksizm ve Darwin’in eserleri arasındaki başarısız bir karşılaşmadan bahsediyorsunuz. Sizce bunun nedenleri nelerdir?

Engels, İngilizce baskısı yayınlandığı anda, Manchester’da “Türlerin Teşekkülü Üzerine”yi okur. 11 veya 12 Aralık 1859’da Marx’a, Darwin’in teleolojiyi (erekbilimi, -ç.n.) parçalayışının yarattığı coşkusunu ve “doğadaki tarihsel gelişimin” varlığının kanıtını dile getirdiği bir mektup yazar. Bu fikir alışverişi, Marx’ın bir yıl sonraki hayli aydınlatıcı yaklaşımlarını içeren iki mektubuyla devam eder. 19 Aralık 1860’ta, Marx, “Türlerin Teşekkülü Üzerine” (Darwin’in “Doğal Seleksiyon” kitabı, jW), Engels’e yazdığı mektupta, eserin tarzına üzülmesine rağmen, “Bu kitap bizim görüşümüz açısından doğal-tarihsel bir temel taş niteliğindedir” der. 16 Ocak 1861’de Lasalle’a yazdığı bir mektupta ise Marx, özellikle kesin bir ifadeyle şöyle der:

“Darwin’in yazısı çok önemlidir ve tarihsel sınıf mücadelesi açısından, bilimsel bir temel olarak bana uygundur. Elbette İngilizce sunumunun tarzının itinasızlığını da hesaba katmak gerekiyor.”

Buraya kadar her şey basit: Doğa tarihi olarak Darwin’in evrimsel biyolojisi, sınıfların tarihsel mücadelesinin biyolojik varoluş mücadelesinin yerini aldığı, Marksist ve Engelsyen “insanın sosyal tarihi” yapısının dayanağı olan materyalist temeldir.

Bununla birlikte, “Sosyal Darwinizm”in hızla yükselişi nedeniyle, canlıların bir dönüşüm süreci ve tarihsel materyalizmin tutarlı bir maddi temeli olarak, tüm doğa tarihinin materyalist bir açıklayıcı ilkesinin keşfiyle ilişkili olumlu görüş tarihteki yerini alır. Muhtemelen, Almanya ve dünya çapındaki görüşlerin değişmesinde Marx’ın, III. Napolyon’un gizli ajanı ve Darwinist olan Carl Vogt ile kişisel çatışmasının da etkisi olur. 18 Haziran 1862’de, Engels’e yazdığı bir mektupta, Marx şöyle der:

“Darwin’in hayvanlar ve bitkiler arasındaki işbölümünden yola çıkarak, yeni pazarlar için rekabet, “keşifler” ve Malthusçu “varolma mücadelesi” ile İngiliz toplumunu teşhis etmesi şaşırtıcı. Bu; Hobbes’ta “bellum omnium contra omnes” (her şeyin her şeye karşı savaşı –ç.n.), Darwin’de hayvanlar aleminin sivil toplum olarak tasvir edilişiyken, Fenomonoloji’de ise sivil toplumu “tinsel hayvanlar alemi” olarak belirten Hegel’i anımsatır.”

Öyleyse Darwin, bertaraf edici Doğal Seleksiyon Teorisi’yle birlikte, doğal bir prensip olarak, İngiliz Malthus Topluluğu ve ardından Victoria Liberalleri tarafından özetlenen ve riayetsiz dinamiklerden türetilen bir şemayı yorumlayarak, basit bir şekilde doğaya mı “uyarladı”?

Henüz 1865 gibi erken bir tarihte F.A. Lange’ın Darwin ve Malthusçular arasındaki kafa karışıklığını kınamış olmasına ve bu fikrine derinden bağlı kalmasına rağmen. Engels ise, Darwin’in materyalizmini ve onun tarihsel doğa kavrayışını Dühring’in “Aydınlanmaları”na karşı savunarak, 1878’de, Darwin’le herhangi bir tartışmayı sona erdirmek üzere yayımladığı polemik çalışmasında, Darwin’in Malthusçu hatası olarak gördüğü konu hakkında ya da en azından onun yaptığı hataya düşüşü hakkında bir kez daha kendini açıklama ihtiyacı duyar.

Buna karşın Darwin, “İnsanın Kökeni”nin son bölümünde Malthusçu tavsiyelere açıkça karşı çıkar:

“Bu nedenle, doğal ürememiz, birçok ve apaçık kötülüklere yol açsa da, hiçbir şekilde azaltılmamalıdır. Tüm insanlar için açık bir rekabet olmalı ve hiçbir yasa veya gelenek, en yeteneklilerin en büyük başarıya sahip olmasını ve en fazla sayıda çocuğu yetiştirmesini engellememelidir.”

Liberal bir Darwin?

Evet, ancak gelişmiş ve müdahaleci bir liberal. Spencer’in bireyselci “Laissez-Faire”inin (bırakınız yapsınlar, -ç.n.) ve 1880’den itibaren “Sosyal Darwinizm” olarak adlandırılanın aksine; çünkü o tüm önlemleri, zayıf ve fakirleri desteklemek için gerekli olan tüm önlemleri ve medeniyetin ahlaki başarılarını savundu. 1836’da ünlü yolculuğunun ardından İngiltere’ye döndüğünde, bağlı olduğu “Whigs” (Parlamento Üyesi olan ve daha sonra Liberal Parti’ye giren bir grup milletvekili, jW), onu hayal kırıklığına uğrattı. Sadece Malthus “diriltilmiş”, kendi ülkelerindeki sosyal sefalete yönelik bir duygu birliği dahi taşınmaz olmuştu. Darwin kendi köyünde; Downe’deki kent köyünde bulunan, ölümüne dek hazinedarı olarak görev aldığı ve katkıda bulunduğu, yoksulların ulusal eğitiminin desteklendiği Downe Friendly Club’da Neo-Malthusian Doktrini’ne ve aşırı liberallerin egoizmine karşı koymayı sürdürmeye devam etti (1852).

Abidevi eseriniz “Materyalizm Nedir?”de, biyolojik bilimler ile insan bilimleri arasında tutarlı bir materyalizm olasılığına işaret ediyorsunuz. Bunu bize açıklayın lütfen.

Evrimin tersine çevirme etkisini, artık çok iyi bilinen basitleştirilmiş bir formülle özetlemek mümkün: “Doğal seleksiyon-seçilim, toplumsal içgüdüler aracılığıyla doğal seçilime karşı çıkan medeniyeti seçer.” Dolayısıyla barışçıl, zeki, fedakâr, destekleyici ve koruyucu sıfatıyla temsil edilen medeniyetin; ilkel, savaşçı, bencil, hayvani ve yok edici olarak temsil edilen doğanın tersine çevrilmesine dayandığını düşünmemizi sağlar. Ancak bu tersine dönüş kesintisizdir, ki bu tam da Darwin’in filogenetik sürekliliğinin bir sonucudur; hiçbir canlının kökeninde gerçekleşen bir kırılma yoktur. Bu tespit, kesinlikle genelleştirilmiş bir ahlaki ilerlemeyi, ama aynı zamanda uygarlıklar tarihi boyunca arkaik (Klasik Çağ öncesi –ç.n.) ve “hayvansal” epizodik (deneyimlerle oluşan hafıza –ç.n.) geri nüksedişin hayatta kalmasını ima eder.

Bahsettiğim materyalizm apaçık bir gerçeğin meyvesidir: Doğa, yani tarihle doğa arasında gerçekleşen sihirli bir kopuş olamaz. Buradan yola çıkarak, tarihin evrimi takip eden şey olmadığı ve aslında evrimin tarihi kapsadığı ve aynı zamanda ilkel evrimi -savunmasız olanların ortadan kaldırılmasını-, medeniyetsel ilerlemeye –zayıfların-güçsüzlerin korunmasına- dönüştürdüğü sonucu çıkar. Yani uygarlığın doğayı devirme gücü vardır, ancak asla ondan kopamaz. Benzer şekilde, tüm olumlu sosyal nicelikler -duygusallık, bağlılık, kahramanlık, kendini feda etme kapasitesi-, cinsel seçilim ve bunun etnolojik ve psikolojik sonuçlarının incelenmesi yoluyla ortaya çıkarılan doğal öncüllük yapma kabiliyetine sahiptir.

“Théorie du sacrifice” (mağdur teorisi, jW) kitabımda ele aldığım şey, ahlakın kökenine ilişkin uçsuz bucaksız olan bu sorudur. “L’Intelligence des limites” (sınırlama zekâsı, jW) ise sembolize olanın-simgeselin biyolojik doğuşunu inceliyor.

Darwin’in bu çalışmaları hakkında size benzer çalışmalar yapmış olan, okunması gereken başka bilim adamları var mı?

Fransa’da Darwin hakkında konuşmaya başladığım zamanlarda, istisnalar dışında en bilgili biyologlar ve doğa bilimcileri dahi en iyi ihtimalle “İnsanın Kökeni”nin en fazla üç veya dört bölümünü okumuşlardı. Bana göre metinleri biraz daha ciddiye alanlar, metni ideolojik bir eser olarak gördükleri için “İnsanın Türeyişi”ni doğru yorumlamamış, hatta yanlış anlamışlardır. Bu yüzden Darwin’in tüm eserini 35 ciltlik büyük bir bilimsel baskı biçiminde dikkatlice çevirmeye karar verdim. Bu proje Cenevre’de Slatkine tarafından başlatıldı ve şu anda Honoré Champion (Paris Ofisi, jW) tarafından sürdürülüyor. Birkaç yıl içerisinde, evrimin aksi etkisi kavramı Fransa’daki öğretinin bir parçası oldu ve Darwinci antropolojinin sunumuna entegre edildi.

Görüşlerinizin daha yaygın bir şekilde kabul edilmesinin sosyal yaşam üzerinde nasıl bir etkisi olabilir?

Darwinci terimlerle; duygudaşlığın artması-genişlemesi, daha zayıf-güçsüz olanların daha fazla korunması ve insan olarak diğerlerinin-ötekilerin sonsuzca genişleyen bir algılayışla tanınması diyebilirim. Ve başka bir açıdan ise, bilimsel ekolojinin temelini neyin oluşturduğunun Darwin’deki ifadesinin anlaşılması diyebilirim.

Çalışmanızın Almancaya çevrilmesi gibi bir planınız var mı?

Bu ancak yayıncıların ilgilenmesi durumunda mümkün olabilir. Kendi adıma, çalışmalarımı bu amaçla kullanıma sunmaktan mutluluk duyarım.


Patrick Tort (1952): Dilbilimci, filozof, bilim tarihçisi ve bilgi teorisyeni. Fransa’da, Uluslararası Charles Darwin Enstitüsü Direktörü olarak görev yapmaktadır.

[Almanya’da yayımlanan günlük gazete Junge Welt’in, 28-29 Ağustos 2021 tarihli hafta sonu eki olan “faulheit&arbeit”-Nr.199- bölümünden, Ganime Gülmez tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir.]

Kaynak: Sendika.org

İlginizi çekebilir