Otizmli Sanatı: Militan Bir Söz – Lucila Guerrero

Otizmli sanatçı her şeyden önce bir sanatçı. Dünyanın bir parçasını seçip onu malzemesine aktaran, ardından da dünyaya sanatı aracılığıyla dahil olan, gerektiğinde onu satabilen ve sanatı aracılığıyla iletişim kurabilen biri. Sanatçıların sanatları dışında pek iyi iletişim kuramadıkları sık sık tekrarlanır. Otizmli sanatçıların ise dünyaya sunabilecekleri en iletişimsel şey sanatlarıdır ve bu çok iyi işliyor.

                    Dr. Laurent Mottron, Otizmli Çizer belgeseli

Birçok otizmli bireyin kendini sanat aracılığıyla ifade ettiği bilinen bir durum. Resim, müzik, yağlı boya, fotoğraf, heykel gibi çeşitli sanat dallarında bunu görebiliriz. Birçoğu da sanat alanında teknik bir eğitim almamış olup kendi tekniğini geliştiriyor.

Bence tutku, duyusal algı ve sebat kendi sanatını geliştirmek için en önemli etkenler.

Bu beni yıllardan beri, otizmli olduğumu bilmezden de önce ilgilendiren bir konuydu. İç dünyanın sözel ifadesi zor olduğundan sanatta iletişim kurmanın en hayranlık uyandırıcı yolunu buldum. Uzun süre eserlerimi sessizlik içinde ürettim, onların başkalarının gözünde de güzel olabileceğini düşünmeden. Ancak bana söylendiğinde bunun bilincine vardım.

Yalnızca yaratma hazzı için yaratıyordum. Bir gün paylaşmaya karar verdim. Yapılan yorumlar beni şaşkınlığa uğrattı. Bundan cesaret alarak son derece yetenekli insanlarla internet üzerinden ilişkiye geçtim ve hayatımın bir bölümünde bunun bana çok katkısı oldu.

Geliştim ve gelişmeye devam ediyorum. Dijital araçlar üzerinden yeni yolların keşfine çıkmayı seviyorum.

Bir sonraki aşama kavramsallaştırma oldu. Ama bu, hayatımdaki temel zorluklardan biriyken bunu nasıl başarabilirdim? Tek bir bakışta apaçık olduğunu düşündüğüm bir şeyi nasıl açıklayabilirim? Ampirik yolla ilerlediğim için çok az teknikten haberdarken bu teknikleri nasıl tarif edebilirim? Birçok soru, birçok içgözlem ve kişisel analiz. Kendimi sanatçı olarak tasvir etmeyi öğreniyorum.

Eserlerimde bütünden ziyade noktasal olanın ağır bastığını, kentsel manzaralara kişi yerleştirmekten kaçındığımı, sıcak renklerin veya kontrastlı siyah-beyazın öne çıktığını söyleyebilirim. Portreler genelde spontane. Deformasyonlar, flu görüntüler, şekiller ve dokular mevcut. Su üzerindeki ışık yansımaları ve bunların oluşturduğu şekillere karşı ciddi bir zaafım var.

“Algıları kendiliğinden dünyanın yerel görünümlerine yöneliyor. Bütünsel görünümleri, bir figürün bütünsel biçimini işlemeyi bilmedikleri anlamına gelmiyor bu. Fakat algıları, spontane biçimde bizimkinden daha yüksek bir ayrıntı düzeyine ayarlanıyor”.

“Otizmli sanatçılar kimi nesnelerden ziyade başkalarıyla ilgilenecek sanatçılardır. Bazıları çiçek buketlerini bazılarıysa fabrikaları çizmeyi tercih edecek, ki otizmli olmayan sanatçılarda otizmlilere kıyasla muhtemelen bu denli mutlak tercihler yoktur. Burada, tam anlamıyla söylemek gerekirse, resme döktüklerinde belirli bir boyutu seçme (renk, dış çizgi) ve kendilerine koydukları bu sınırlamadan yola çıkarak bir kompozisyon yaratmayı içeren aktarıma dayalı bir resim stili söz konusu” diye anlatıyor Dr. Mottron aynı belgeselde; bu söylediklerinde kendimi buluyorum.

Genel anlamda sanatsal ifademin farklı bir algı ve bu algıya eşlik eden yoğun duygulanımlar tarafından yönlendirildiğini görüyorum. Başka insanların çalışmalarıma bakışı konusunda “körüm” ve bunu ancak olumlu veya olumsuz yorumlar aracılığıyla öğrenebiliyorum.

Fakat sanatımın tüm bu niteliklerine bakarsak, onun taşıdığı militan sözü anlayabiliriz. Talep ediyor. Kendini ortaya koyuyor. Savunuyor. Nöroçeşitliliği.[1]

Kaynak: https://lucilaguerrero.com/wordpress/artiste-autiste-artiste/

[1] Nöroçeşitlilik yaklaşımı insan türündeki nörolojik gelişimin bireyler arasında farklılıklar içerebileceğini ve bunların “normal” ve “anormal” sınıflandırmaları içinde ele alınamayacağını savunuyor. Aynı zamanda otizm spektrum bozukluğu tanılı bireylerin “hasta” değil “farklı” olduğunu kabul ettirmeyi önüne koyan hareketin adıdır – ç.n.

Kaynak: E-SKOP   (Çeviri: Uraz Aydın)

İlginizi çekebilir