‘Organize İşler’ Netflix’te: Eleştirmenler ne diyor, Türk sinemasını nasıl etkiler? – Ilgaz Gökırmaklı

Yılmaz Erdoğan’ın yönettiği ‘Organize İşler: Sazan Sarmalı’ isimli filmin vizyona girdikten kısa bir süre sonra paralı film platformu Netflix’te de yayınlanması tartışmaları beraberinde getirdi.

Filmin Netflix’te yayınlanmasına ilk eleştiri başkanlığını yapımcı Birol Güven’in yaptığı Televizyon ve Sinema Film Yapımcıları Meslek Birliği’nden geldi. Birlik, bu adımın sektöre ‘telafisi olmayan zararlar vereceğini’ bildirdi.

Sinema Salonu Yatırımcıları Derneği, Erdoğan’ı eleştirerek hem hukuki ve eylemsel girişimde bulunacaklarını kaydetti hem de ‘Türk sinemasının varlığını korumak için’ çağrı yaptı.

Filmin yapımcısı BKM de Netflix’le anlaşmanın yalnızca ‘Organize İşler: Sazan Sarmalı’ filmi için geçerli olduğunu, diğer filmlerin yalnızca sinemalarda gösterileceğini kaydetti. Şirket, anlaşmanın da Türk sinemasını daha iyi taşıyacağından bahsederek kararını savundu.

Bu tartışmadan kısa süre önce Cem Yılmaz, Şahan Gökbakar ve Yılmaz Erdoğan gibi film sahipleri, sinemalardaki farklı bilet fiyatı uygulaması ve biletle birlikte mısır ya da dondurma gibi ürünlerin satışının zorunlu tutulması nedeniyle CGV Mars Entertainment Group ile anlaşmazlık yaşadı. Diğer yapımcılarla birlikte Erdoğan da filmini vizyona geç soktu. Bu sürede ise yapımcılar lehine yeni sinema yasası Meclis’ten geçti.

‘Mısır krizi’, yeni sinema yasası ve son olarak Netflix’in ‘Organize İşler: Sazan Sarmalı’ hamlesinden sonra yeni bir tartışma başladı. Soruların odağında bu kez sinemanın geleceği var. ‘Dijital platformlar sinemanın yerini mi alıyor… Bu durum sinema dünyasındaki dengeleri nasıl etkileyecek… Seyircinin izleme alışkanlıkları ne durumda?’ soruları gündemde.

‘BKM krizi iyi yönetemedi’

Sabah gazetesinin sinema yazarı Olkan Özyurt, asıl sorunun BKM’nin bu krizi yönetememesinden kaynaklı olduğu görüşünde. Tepkilerin çeşitliliğini de buna bağlayan Özyurt ekliyor: “BKM krizi iyi yönetemedi ve meseleyi oldu-bitti durumuna getirdi. Bu nedenle böylesi tuhaf bir manzara ve çeşitli tepkiler orta çıktı.” 

Özyurt

“Elbette BKM, filmini Netflix’e satabilir. Buna kimsenin itirazı olmaz. Fakat daha birkaç ay önce ‘Sinema salonlarında tekelleşme var’ diyerek ‘mısır krizi’ tartışmasında sektördeki önemli yapımcı ve yönetmenlerle birlikte Mars Grup’a bayrak açmışsanız ve sonra da devletin bu krizi çözmesi için yaptığı yasal düzenlemeyi alkışlamışsanız durum farklılaşıyor. Kriz sürecinde birlikte yürüdükleri yapımcı, yönetmenler ve sektör yetkilileri de BKM’nin bu kararını anlamlandıramadı. Onlar da kendilerini kandırılmış hissediyor. Meslek birliklerinin sert itirazları bu yüzden… Seyirci için de durum pek farklı değil. Roma filmi örneğinde gördüğümüz gibi hem sinema hem Netflix seçeneği en başında verilmedi. Seyirciyle arasındaki güven ilişkisini tek taraflı bozdu. Seyirciler de bunun için kandırılmış hissediyor. Bu durumun devrim olarak nitelendirilmesi ise bir ‘oldu-bitti’ hamlesini güzel gösterme çabası açıkçası.”

‘Sinema bu krizlerden hep yenilerek çıkar’

Özyurt, Netflix’in hamlesinin Türkiye içindeki dengeleri değiştirip değiştiremeyeceği sorusuna ise şu şekilde cevap veriyor: “Eğer yüksek gişe potansiyeli olan Türk filmlerini alıp vizyonla eş zamanlı gösterirse o zaman Türk sinemasındaki yapı taşları yerinden oynar. Çünkü bu tür filmler Türkiye’de sinema sektörünün motoru konumunda. Özellikle ana akım Türk filmlerine giden seyircinin ayağı sinemadan önemli oranda kesilir.”

Netflix ve diğer dijital sinema platformlarının yadsınamaz bir güç olduğunu da vurgulayan Özyurt, “Seyircinin önüne ‘Sinema mı Netflix mi’ seçeneği koydunuz vakit, reklam zulmü olmaması, ekonomik olarak Netflix’in avantajlı olması ve ev konforu nedeniyle Netflix’in tercih edileceğini tahmin etmek güç değil”diyor.

Bu dijital değişimin beklenen bir durum olduğunu da sözlerine ekleyen Özyurt, sinemanın bu tür krizlerlerden etkilendiğini hatırlatıyor: “Ve şunu unutmamak gerek sinema bu tür krizlerden hep yenilenerek çıkar. Sesli sinemaya geçiş, televizyon… Kaç badire atlattı bugüne kadar sinema…”

Yeniden sinema için farklı uygulamalar

Özyurt seyircinin izleme eğilimlerinin çoktan değiştiği fikrinde: “Sinemada film izlemek yerine insanlar bilgisayar, tablet, akıllı telefon gibi ekranlardan film izleme eğilimi içindeler. Seyirci için dijital platformlar ucuz ve kolay ulaşılabilir olduğu için daha cazip hale gelmiş durumda.” Uzun vadede sinema salonlarının işlevinin değişebileceğini belirten Özyurt, “Seyirciyi tekrar sinemaya çekmek için farklı uygulamaların yakın zamanda hayatımıza gireceğini düşünüyorum” diyor.

Peki ya bağımsız filmler?

Özyurt, “Netflix bağımsız filmler için yeni bir alan yaratabilir mi” sorusunu ise şu şekilde yanıt veriyor: “Nuri Bilge’den Reha Erdem’e, Yeşim Ustaoğlu’ndan Özcan Alper’e Semih Kaplanoğlu’ndan Emin Alper’e bağımsız sinemacılarımız uzun zamandır dünyaya seslenen filmler çekiyor. Dijital platformlar onlar için seyirciyle buluşma noktasında daha avantajlı. Burada sorun yaşayacak olan sadece Türk seyircisini düşünerek film üreten sinemacılar. Edirne’nin ötesinde seyircinin sizi tercih etmesi için kaliteyi önemsemeniz gerekiyor.”

“Türk sinemasındaki özellikle anaakım sinemanın ruhuna işleyen vasatlıktan kurtulmak için Netflix bir fırsat” diyen Özyurt, ana akım filmlerin Netflix’e yönelmesi halinde oluşan boşluğu bağımsız filmler doldurur mu, emin olamıyor: “Türkiye’de sinema salonlarının bu boşluğu daha fazla yabancı filmlerle özellikle de çocuklara yönelik filmlerle doldurma eğilimine girmeleri daha muhtemel…”

‘Salona gitme alışkanlığı zarar görecek’

Bant Mag dergisinin sinema sazarı Melikşah Altuntaş, ‘Organize İşler 2’ gibi bir filmin gişesini ciddi anlamda etkileyecek şekilde bir online platformda da yer alması hakkında “Hem filme ilk iki hafta bilet alıp gitmiş ve bu durumdan habersiz izleyicileri bir nebze de olsa suistimal eden bir tavrın kapısını aralıyor, hem de bu filme Türkiye genelinde 1400 salon ayırmış sinemaların, diğer filmleri kapı dışarı etmek pahasına gösterdiği filmden gelirinin düşmesine neden oluyor” diyor.

Altuntaş

Altuntaş, Netflix’in ana akım ve arthouse kanatlarından önemli isimlere yatırım yapmasının hem olumlu hem de olumsuz yanları olduğu görüşünde.

Netflix’in CEO’sunun ‘sinemanın geleceğin Netflix’te olacağını’dile getiren açıklamasını da hatırlatıyor ve ekliyor: “Netflix, bir yandan Okja, The Meyerowitz Stories, Roma gibi yetkin yönetmenlerin elinden çıkma son derece başarılı filmlere destek ve bütçe sağlıyor, bu yönetmenlerin filmlerini, önemli ölçüde hayal ettikleri gibi gerçekleştirmelerini sağlıyor, diğer yandan ise Adam Sandler gibi gişe canavarı isimlerle anlaşma imzalayıp, bu box office rekortmenlerinin sinema salonuna kazandırdığı paydan yiyor.”

Melikşah Altuntaş’a göre kısa vadede çok sayıda sinema salonuna zarar edecek, hatta kepenk indirecek. Uzun vadeli sonuçlar içinse “Türkiye gibi sinema seyircisi profili sürekli değişkenlik gösteren ülkelerin filmleri sinema salonunda izleme alışkanlığına balta vurması gibi sonuçlara gebe, bekleyip göreceğiz” diyor.

‘Akıllıca bir ticari hamle’

Ranini TV online içerik sitesi kurucusu ve TV eleştirmeni Ranini,‘Sazan Sarmalı’ filminin Netflix’te yayınlanmasını ‘akıllıca bir ticari hamle’ olarak yorumluyor.

TV eleştirmeni, sürece dair sorulması gereken asıl sorunun “Netflix gişe odaklı filmler için ilk gösterim olabilecek mi, büyük bütçeli gişe filmlerini sinemadan önce ya da sadece Netflix’te izleyebilecek miyiz?” olduğunu vurguluyor.

Ranini, izleme alışkanlıklarının tamamen değişmesinin biraz zaman alacağı fikrinde. “Eğlenceyi bedava almaya alışkın bir toplumuz. Bu alışkanlığımızı değiştirmek biraz zaman alacak. Free TV bitmeyecek. Dünyada da bitmedi. Ancak önümüzdeki beş-altı yıl içinde Türk seyircisi de hızla parasını verip, istediği içeriği, istediği zaman izleme özgürlüğünü satın almayı öğrenmeye başlayacak” diyor.

İçerik söz konusu olduğunda kalitenin standart seçenek olduğunu sözlerine ekleyen Ranini, “Çeşitlilik isteyen seyirci var ve içeriğe parasını ödeyerek ulaşıyorlar. Burada asıl bağlayıcı olan seyircinin ne izleyeceğini seçmesi değil, ne zaman izleyeceğine karar vermek istemesi. Oyunu değiştiren asıl bu tercih olacak”ifadelerini kullanıyor.

Bu durumun en büyük kanıtının ise Netflix’in 190 ülkede ortalama 139 milyon seyirciye ulaşması, diğer dünya devlerinin de online izleme portallarına hızla yatırım yapması olduğunu hatırlatıyor.

Ranini, tıpkı dizilerde olduğu gibi bir Netflix-Türk ortak yapımı filmi atağının çok daha hızlı gerçekleşeceği görüşünde.

‘Sinemaya gitmek kolayca terk edilemeyecek bir faaliyet’

Yeditepe Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Pınar Tınaz, özellikle yeni neslin film izlemek için büyük ölçüde interneti tercih ettiğini vurgulayarak, içeriğe istenilen zaman ve mekanda ulaşmanın bir avantaj olduğunu belirtiyor: “Genç nesil sürekli daha yeni, daha doyurucu, daha kaliteli anlatılar izlemek istiyor. Bu istek karşılığında makul bir ücret ödemeye de razılar. İnternet televizyonculuğunun kısa sürede bu kadar büyük bir sıçrama gerçekleştirmesi bu durumun ispatı. İnternet platformları daha da yaygınlaşacak, hatta tematik yayınlar ile zenginleşecektir.”

Pınar Tınaz

Ancak Tınaz kısa vadede sinemaya gitme faaliyetinin kolay kolay terk edilmeyeceği fikrinde. Çünkü insanlar sinemaya sadece film izlemek için gitmiyor diyor ve ekliyor: “Sinemaya gitmek, sosyal bir faaliyet. Arkadaşlarla, aileyle ve hatta yabancılarla birlikte yaşanan eşsiz bir deneyim. Törensel bir tarafı var sinemaya gitmenin. Bu keyfin kolayca terk edileceğini sanmıyorum.” 

“İnternet TV’ler ve dijital platformlar söz konusu olunca sinemanın geleceği, iş modelleri nasıl değişir” sorusunu da şu şekilde yanıtlıyor: “Gösterim ayağında değişim olacağı açık. İnternet televizyonları sadece bir yayınlama alternatifi sunuyor. Sinema da her şey gibi, çağa uyum sağlar ve dönüşür. Ölmeyecek tek şey, insanların film izleme ihtiyacıdır.”

Kaynak: DİKEN

İlginizi çekebilir