Okullarda küfür normal, zorbalık sıradan – Aynur Tekin

Sınıflardan, öğretmenler odasına şiddetsiz okullar için harekete geçen Şiddetsizlik Merkezi, “Birden Bine Değişim” projesiyle rehber öğretmenler üzerinden bir ağ kuracak. Projenin yürütücülerinden Umut, okullardaki temel sorunun şiddetin normalleşmesi ve öğretmenler tarafından görmezden gelinmesi olduğuna dikkat çekiyor.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) 2015’te yayımladığı ‘okullarda zorbalık’ raporuna göre Türkiye’de 15 yaş düzeyindeki öğrencilerin yüzde 19’u ayda en az birkaç kez akranları tarafından fiziksel ya da sözel şiddete maruz kalıyor. Şiddetsizlik Eğitim ve Araştırma Merkezi’nden Umut, okullarda küfür etmenin ve vurmalı itmeli şakalaşmaların öğretmenler tarafından görmezden gelindiğine ve normalleştiğine dikkat çekerek şöyle diyor: “Altında yatan kültürel ve yapısal etkenlerle mücadele etmeden fiziksel ve sözel şiddeti çözemeyiz.”

Şiddetsizlik Merkezi, Birden Bine Değişim kampanyasıyla şiddetsizlik kültürünü okullarda yaygınlaştırmayı hedefliyor. Kampanya kapsamında ilk olarak okullardaki rehber öğretmenlerle bir araya gelinecek ve şiddetsizlik eğitimi yapılacak. Bu eğitim, rehber öğretmenler aracılığıyla okullara ulaştırılacak ve sınıflardan öğretmenler odasına kadar şiddetsizliğin kurum kültürüne etki etmesi için çalışmalar yapılacak.

“Her gün her koşulda şiddetsiz bir dünya” sloganıyla yola çıkan Şiddetsizlik Merkezi, şiddetle mücadelede şiddetsiz araçların yaygınlaştırılması, çatışmaların şiddetsiz çözümlenmesi ve şiddetsiz eylemler üzerine eğitimler düzenliyor. Yine bu alanlarda bilgi üretiyor ve yaptığı çevirilerle Türkçe’ye şiddetsizlikle ilgili kaynak kazandırıyor. Tüm üyelerin gönüllü olarak çalıştığı merkezin tarihi, resmî kuruluşundan çok daha eskiye 90’lı yıllara dayanıyor. 2014 yılında dernekleşmek için fiili çalışmalara başlanıyor ve bu süreç 2015’te tamamlanıyor. Merkezin gönüllülerinden Umut ve Hülya, okullarda şiddetsizlik kültürünü yaygınlaştırmak için başlatılan “Birden Bine Değişim” kampanyasını Gazete Duvar’a anlattı.

Şiddeti tanımlamak oldukça kapsamlı bir süreç. Yine de sormak isterim, üzerinde ortaklaştığınız bir tanım var mı?

Şiddeti katmanlı olarak tanımlıyoruz. Çünkü şiddet denilince akla direkt doğrudan şiddet geliyor ama biz Norveç’ten Johan Galtung’un tanımını kullanıyoruz ve şiddeti üçe ayırıyoruz: Yapısal, kültürel ve doğrudan şiddet. Aslında kendinizi rahatsız hissettiğiniz her bir anda bir şiddete maruz kalıyorsunuzdur. Doğrudan bir şiddete maruz kalmasanız bile o rahatsızlığın altında ya kültürel ya yapısal bir şiddet sizi rahatsız ediyordur. Bizim esas uğraştığımız şey de bu, yani yapısal ve kültürel şiddeti ortaya çıkarmak.

Bu tanımını nasıl somutlaştırabiliriz? Aklınıza gelen bir örneği paylaşabilir misiniz?

Umut: En basit örneği erkeklik yüceltilir kültürel şiddet, kadına şiddet uygulayan erkeğe haksız tahrik indirimi verilir yapısal şiddet ve erkek kadına şiddet uygulamakta kendinde hak görür ve bu da karşımıza doğrudan şiddet olarak çıkar. Doğrudan şiddeti cezalarla ve bir takım önlemlerle engellemeye çalışabilirsin ve belki de bunun görünürlüğünü azaltabilirsin ancak kültürel ve yapısal şiddetle uğraşmadığın bunu görmezden geldiğin sürece bunun eninde sonunda ortaya çıkması kaçınılmaz.

Hülya: 6-7 eylül olayları bu açıdan çok önemli. Bir komşuluk ilişkisi var, düzenli olarak görüşüyorsun, yemeğe gidiyorsun ama bir kışkırtmayla çok farklı şeyler oluyor. Çünkü bunun kültürel olarak bir zemini var. Bir anda insanlar komşularına saldırmaya, komşularının evini yağmalamaya başlıyorlar. Çünkü alttaki kültürel şiddetle uğraşmıyorsun ve bu bir yerden patlak veriyor.

Ayrıca, kültürel olarak empatik bir toplum değiliz. Ötekileştirme üzerine kurulu bir hayatımız ve ben’in yüceltilmesi var. En önemlisi sürekli bir ötekilik kavramı var. Bu nedenle de ben’den farklı olana tahammülsüzlük var empati gelişmediği ve bir topluluk bilinci kurulmadığı için. Bu sadece Suriyeliler ya da Türkiye-Yunanistan meselesi değil, bu ötekileştirme benim takımımı tutmayan için de geçerli. Herkesin bir ötekisi var ve kültürel yapı bunu çok keskin bir şekilde yaşamımıza sebep oluyor. Ötekiyle empati yapmayı öğrenmiyorsun. Çünkü sen en kıymetlisin, sen en değerlisin, senin grubun en değerli ve her zaman haklı. Ötekiyle aranda kocaman bir duvar var ve bu da toplumun bütün alanlarına yayılıyor.

‘TARAFLAŞMAYA İTİLİYORUZ’

Peki, bu ötekileştirmenin yahut sürekli bir öteki bulmanın sebeplerine dair ne söylenebilir?

Hülya: Kavramlarla ilgili büyük sıkıntılar var. Bize öğretilen hep iyi kötü, doğru yanlış, haklı haksız oluyor. Dolayısıyla birisi haklıysa diğeri haksızdır. Birisi iyiyse diğeri kötüdür, bize bu öğretiliyor. Oysa hem yanlış hem haklı olabilirim. Yanlış davranmışımdır ve haklı olabilirim. Ya da arasında bir yerde olabilirim, fakat bize hep bu iki uç öğretildiği için yarılmalar büyük oluyor ve sürekli bir taraflaşmaya itiliyoruz. Şiddet problemini tanımlarken mutlaka bu iki kutupluluktan bahsetmek gerekiyor. Her an “bu ben miyim yoksa bu öteki mi” diye sorgulamak zorunda hissediyoruz. Ötekiler yarattığımızın farkında değiliz. Aktivizm içinde de aynı şey için mücadele vermek zorunda kalıyoruz. Bütün bu mücadeleleri verirken dışarının bizi ittirdiği şekilde taraflaşmamaya çalışmamız gerektiğini düşünüyorum.

‘HOCAM SEN EVLİ MİSİN?’

“Birden Bine Değişim” projesiyle, özellikle fiziksel ve sözel şiddetin en görünür olduğu mecralardan okulları dönüştürmeyi hedefliyorsunuz. Hangi sebepler dolayısıyla okullarda çalışmaya karar verdiniz?

Umut: Aslında biz bir süredir okullarda çalışmayı istiyoruz, ama tabii bu çok kolay değil. Bir yandan okullar en yaygın kitleye ulaşabileceğiniz bir alan ama okulların Milli Eğitim Bakanlığı ile ilişkili olması bizim bu kurumlara ulaşmamızı zorlaştırıyor. Orada bizim en rahat iletişim kurabildiğimiz kişiler rehber öğretmenler, biz de o yüzden onlarla çalışmayı seçtik. Pek çok rehber öğretmen bizim çalışmalarımıza katılıyor ve onlarla sık sık yolumuz kesişiyor. Rehber öğretmenler harika yetişiyorlar, özellikle ayrımcılık, toplumsal cinsiyet gibi konularda algıları çok açık.

Hülya: Şiddetin en yaygın ve en kolay ortaya çıktığı yer, okullar. Televizyon, sosyal medya bunca şeyin bir karşılığı var ve bu karşılık okullarda yani çocuklarda ve gençlerde hemen yerini buluyor, hemen davranışa dönüşüyor. Zorbalıklar artıyor, sadece zorbalık diye faili belli olan bir şeyden bahsetmiyoruz aslında. Bir kültür olarak şiddet yerleşiyor ve normalleşiyor.

Şiddet sadece çocuklar arasında değil. Öğretmenlerle ilişkilerde, öğretmenlerin kendi arasındaki ilişkilerde, idarenin öğrenci ve öğretmenle olan ilişkisinde de ortaya çıkıyor. Okulun yani sistemin kendisinin yarattığı bir şiddet olgusundan bahsediyoruz, aynı zamanda.

Umut: Bundan 10-20 yıl önce bir öğretmenin öğrenciye vurması normal karşılanırken şu anda normal karşılanmıyor. Bu çok iyi bir gelişme. Bir şikayet olması halinde hemen yaptırım uygulanıyor, mesele araştırılıyor. Bu örnekten yola çıkarak insan şöyle düşünüyor, “O halde şiddet azalıyor olmalı.” Ama azalmıyor, öğretmenden öğrenciye şiddetin azalmış olması öğrenciden öğrenciye şiddeti hiçbir şekilde azaltmıyor. Çünkü kültürel şiddet kaldığı yerden devam ediyor.

Hülya: Okullar hem ihtiyacın olduğu hem de çarpan etkisinin daha yüksek olduğu alanlar. Bizim hedefimiz direkt öğrenci değil aslında. Biz öncelikli olarak öğretmenler odasındaki ve okul yönetimindeki ilişkilerin şiddetsiz olmasını istiyoruz. Şiddetsiz ve bununla güçlü. İlk hedefimiz aslında yetişkinler, yetişkinlerin öğrenciye davranışını değiştirmeyi hedefliyoruz. Belki fiziksel şiddet uygulamıyorlar ama sözel ya da duygusal şiddetin orada olmadığını söylemek mümkün değil. Sadece büyükten küçüğe, öğretmenden öğrenciye kendini gösteren bir durumdan bahsetmiyoruz. Bundan yetişkinler de azade değil. Öğretmenler odası yargılamanın, ayrımcılığın ve dolayısıyla kutuplaşmanın olduğu bir yer. Başarılı-başarısız öğrenci, iyi öğrenci kötü öğrenci, yaramaz öğrenci, uslu öğrenci gibi şeylerin konuşulduğu ya da “hocam sen evli misin, kaç çocuğun var, ne zaman evleniyorsun” gibi soruların sorulduğu bir yer. Okul da, o normların tekrar tekrar yerleşip dayatıldığı ve bunun üzerinden yargılanabildiğin yer. Buralardan başlayarak ilişkileri şiddetsizleştirmek gerekiyor ki öğrenci o norma uymamanın şiddete maruz kalacağının garantisi olduğunu hissetmesin.

‘ÖĞRETMEN, ŞİDDETİ GÖRMEZDEN GELEBİLİYOR’

Okullara baktığımızda nasıl bir tablo ile karşılaşıyoruz? Öğrenci öğretmen, öğretmen öğretmen, öğretmen idareci ilişkilerindeki şiddete dair neler söylenebilir? 

Okullarda temel sorunlarımızdan biri, şiddetin normalleşmiş olması. Sözel ve fiziksel şiddet, cinsiyetçi küfürler, fiziksel “şakalar” bunları takip eden kavgalar, zorbalıklar, flört şiddeti, sıradan, gündelik, çekincesiz davranışlar olmuş durumda. Pek çok öğretmen küfür, vurmalı itmeli bir şakalaşmayı görmezden gelebiliyor. Çünkü o zemin o kadar sağlam ve öğrenci ya da öğretmen bunu o kadar önemli bir “sorun” olarak görmeyebiliyor!

Öte yandan idare ve öğretmen ilişkisine baktığımızda çok sert bir dikey hiyerarşi görüyoruz. Emir komuta zincirine çok yakın bir işleyiş var. Sahadan fikir alınmadan, danışılmadan yapılan tepeden değişiklikler, okul çatısı altındaki işleyişte idare öğretmen mesafesine yansıdı. İdarecilerin, il milli eğitim müdürlüklerinin talepleri ile öğretmenlerin saha ihtiyaçları arasında kalmış zorlama otorite figürlerine dönüştüklerini düşünüyorum. Resmi olarak kurulan okul Whatsapp gruplarının bir çoğunda idareciler ve rehber öğretmenler dışında kimsenin mesaj gönderme yetkisi yok, örneğin.

İletişim pek çok okulda oldukça zayıf. Öğretmenler odası, geçmişe göre giyim kuşam serbestisi olmasına, eskiye göre daha “alternatif” görünümlü ve donanımlı öğretmenlerin olmasına rağmen tekrar tekrar “makbul”ü ve “öteki”yi yaratan alanlar. MEB”in ve idarecilerin öğretmenlere mobbinge varan tutum ve yaklaşımları var. “Liyakat” ilkesi uygulanmadığı için öğretmenlerin çok ciddi olarak mutsuz çalışma ortamlarına mahkum edildiklerini düşünüyorum. Tüm bu koşulların hem yapısal hem kültürel olarak şiddeti besleyen bir atmosfer yaratması kaçınılmaz.

Proje kapsamında rehber öğretmenlerle yapılacak üç günlük eğitim neleri kapsayacak? Bu eğitim sonrası rehber öğretmenler, şiddetsizlik kültürünü okullarda yaygınlaştırmak için hangi araçlarla okula dönecekler ve okullarda ne tür etkinlikler yapacaklar bir örnek üzerinden açıklayabilir misiniz?

Rehber öğretmenler okul içindeki tutum, yaklaşım ve iletişimleri şiddetsizleştirmek için katkı sağlayacak bir eğitim programı ile okullarına dönecekler. Biz şiddetsizliğin pasifizm olmadığını, aktif direniş olduğunu söylüyoruz. Sistemin bizi şiddete iten atmosferine kapılıp gitmemize engel olacak, bu tür reflekslerimizin farkında olabileceğimiz, önyargılar, ayrımcılık, toplumsal cinsiyet ve iletişim odaklı bir eğitim modülü üzerine çalışacağız. Rehber öğretmenler, bu modülü şiddetsiz yöntemler ve deneyimsel öğrenme metodu kullanarak okullarında uygulayabiliyor olacaklar.

Okullarında bir seferde 10-15 öğretmene ulaşabilirlerse bu çalışma kaybolup gitmeyecek, birlikte güçlenebilecekler diye düşünüyoruz. Biliyorsunuz bu eğitim yılında ilk kez Mart ayında da bir seminer dönemi olacak. Seminer dönemine kadar hedefimiz, şiddetsiz okullar için uygulanabilecek bir modül üzerine rehber öğretmenlerle çalışma yapmak, ki onlar da okullarında öğretmenlerle çalışabilsinler. Bunu yaparken imkanlarımız doğrultusunda bir basılı bir kaynak oluşturarak reher öğretmenlere vermek istiyoruz. Sadece bu proje ile ilgilenebilecek, ihtiyaca cevap verebilecek bir koordinasyon kurmak istiyoruz.

Bir sonraki aşama ise haziran ayında bir değerlendirme yaparak yolumuza nasıl devam edebileceğimizi planlamak olacak.

Önünüzde bir takvim var mı, proje ne zaman başlıyor?

Hülya: Burada toplumsal bir yaradan söz ediyoruz ve okullardaki yapısal ve kültürel şiddetle ilgili neler yapabileceğimizi görmek istiyoruz. Kampanyanın ilk ayağı aralık ayında başlıyor ve Mart’a kadar rehber öğretmenler için üç günlük bir çalışma hazırlayacağız.15-20 rehber öğretmen ile çalışıp bunu bir pilot çalışma olarak ele alacağız, belki bir modül geliştirip bu modülün diğer öğretmenler tarafından da uygulanmasını sağlayabiliriz. Ayrıca kaynak, yayın gibi şeylerle devam etmeyi istiyoruz. Tek seferlik bir çalışma olarak kalması düşüncesinde değiliz.

Projenin ilk yılındaki hedefimiz bir modül oluşturmak ve bu modülü rehber öğretmenlerle çalışıp sonuçlara bakmak. Buradan aldığımız geri dönüşlerle bir sonraki seneye bakmak istiyoruz. İletişimi şiddetsiz kurmak, dili ayrımcılıktan ayırmak ve bunları yaparken kurum kültürlerine bu anlayışın sızmasını sağlamak gibi hayallerimiz var. Bir rehber öğretmen, 15 öğretmene katkı sağlasa ve bunun devamı gelse diye düşünüyoruz. Kurum kültürüne sızabilecek, etki edebilecek şeylerin peşindeyiz.

Hatırladığım kadarıyla İstanbul Maratonu’nda da bu kampanya için koşmuştunuz? Maraton nasıl geçti, bağış hedefinize ulaşabildiniz mi?

Umut: Evet, maratonda çok güzel vakit geçirdik. Bizim için bir buluşma noktasıydı ve birlikte olmak çok güzeldi. Her gün her koşulda şiddetsiz bir dünya için oradaydık, 23 kişi Birden Bine Değişim kampanyası için koştuk. Hedefimiz 22 bin TL idi ve şu an 11 bin TL’yi geçtik. Bağış kabul etmeye beş gün daha devam edeceğiz, gönüllü koşucularımız kendi kişisel kampanyalarına devam ediyor zaten. Umarız rakamı yakalayabiliriz.

Kaynak: DUVAR

İlginizi çekebilir