Okula başlamak: Yanlış sorulara doğru cevaplar – Mine Göl-Güven

Çocukların okula başlama yaşından, sınıfsal sorunlara pek çok tartışma sürüp gidiyor. Bakalım…

Her yıl bu zamanlar gazeteler biz eğitimcilerden görüş isterler. Özellikle okula başlama yaşı, okula uyum, okul olgunluğu, öğrenmeye hazır bulunuşluk gibi konular ebeveynlerin meraklarını gidermeye yönelik ele alınır.

Tabii ebeveynler bu konuları merak etmekte ve çocukları için en “doğru” kararı almaya çalışmakta çok haklıdır.

Biliyoruz ki toplumda fırsat eşitliğini sağlayabilecek en önemli araçlardan biri eğitimken, eğitim konularını sosyo-politik bağlamda derinden ve geniş açıdan ele almalıyız.

  • Okula başlama yaşı kaç olmalı? 69 ay okula başlamada doğru bir çağ mı?

Ülkemizde erken çocukluk eğitimi zorunlu olmadığı için okula başlama yaşı ilkokula başlama yaşı olarak düşünülmekte. Oysa ki gelişmiş ülkelerin birçoğunda zorunlu eğitim 3 ile 5 yaş arasında başlamaktadır.

Yani soru okula başlama yaşı ne olmalıdır değil, zorunlu eğitime başlama yaşı ne olmalıdır sorusudur ve bu yaş kesinlikle 6 veya 7 değil, 3 ile 5 yaş arasıdır.

Biz yetişkinler ise okul denince aklımızda beyaz tahta, öğretmen masası ve öğrenci sıralarından oluşan bir görüntü tezahür ettiği için okula başlama tartışmasını fazlaca abartma eğilimindeyiz.

“Çok küçük değiller mi?” “Gelişimlerine uygun mu?”, “Bacakları bile yere değmiyor.” gibi yorumlarla konuyu çok yanlış ele alarak tartışmayı kısır bir döngüye sokuyoruz.

4+4+4 kesintili eğitime başlanan 2012 yılından bu yana, her sene bu zamanlarda 66-72 ay bandında bir tartışma sürüp gidiyor.

Aslında politikacılardan istenilmesi gereken şey, okula başlama yaşını düşürmek veya yükseltmek değil, erken çocukluk eğitimine önem vererek ülke çocuklarına nitelikli, erişilebilir, ulaşılabilir, sürdürülebilir ve ücretsiz eğitim hizmetlerinin sağlanması ve bu hizmetlerin yaygınlaştırılmasıdır.

  • Bir çocuğun okula başlamaya hazır olup olmadığı nasıl anlaşılır?

Çocuklar 2-3 yaş arasında ev dışında bir ortamda yaşıtları ile birlikte olmaktan hoşlanmaya başlar. Gelişimi destekleyen güvenilir ortamlar ve yetişkinler onların yaşantılarını zenginleştirir. Güvenli bağ kurmak bu yaşlar için en önemli unsurdur.

Bu bağ, çocuğun fiziksel, sosyal, duygusal ihtiyaçlarını karşılayan, onu dinleyen, önemseyen, fikirlerini soran, karar vermede onu işin içine katan, zor duygularla baş etmesinde ona yol gösteren, çatışmalarını barışçıl yollarla çözmesinde ona yardımcı olan yetişkinler sayesinde kurulur.

Erken çocukluk döneminde (0-8 yaş), çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarını karşılayan ve gelişimini destekleyen en önemli etkinlik oyundur.

Bu nedenle bu yaş aralığında yapılandırılmış ve öğretmen odaklı akademik içeriklerin çocuklara verilmesi çocuklar üzerinde baskı oluşturur.

Merakın ve öğrenme isteğinin çocukta hali hazırda var olduğunu bilen yetişkinin rolü ise bu hazır bulunurluğu beslemek, desteklemek ve ortaya çıkması önündeki engelleri kaldırmaktır.

Çocuğun okula hazır olup olmadığının nasıl anlaşılacağı sorusu, sunduğum bağlamdan çocuğa baktığımızda anlamını kaybetmektedir.

Bu noktada bir çok uzmanın defalarca hatırlattığı gibi okulların çocuğa ne kadar hazır olduğu veya nasıl hazır olacağı ile ilgili sorulara yoğunlaşmalıyız.

Çocuk güvenli ortamda ve güvendiği yetişkinlerle, gelişimini destekleyen alt yapı ve donanımın olduğu her yerde mutlu ve evet akademik anlamda da başarılı olacaktır.

Fiziksel şartlardan öğretmenlerin gelişim, öğretim ve eğitim konularında yetkin olmalarına kadar geniş bir yelpazede okulların çocuklar için hazır olması sağlanmalıdır.

  • Okula erken ya da geç başlarsa çocuklar hangi sorunlarla karşı karşıya kalırlar?

Şimdi de yaşadığımız duruma göz atalım. Sonuçta ülkemizde her 2 çocuktan biri ilkokula başlamadan önce en az 1 yıl erken çocukluk eğitimi alabilmektedir. Bu sayı gelişmiş ülkeler için en az 2 yıl kadardır. Bu bir yılın bile kazançları çok fazladır.

Erken çocukluk eğitiminde kazandıkları bir çok becerinin onları ilkokul 1.sınıfta destekledikleri açıktır.

Erken çocukluk eğitiminde, sırasını bekleme, yönergeleri takip etme, grupla hareket etme, dinleme, etkinliklere katılma gibi öğrenmeyi destekleyen bir çok becerinin yanında, akademik beceriler olarak sınıflandırılan erken okuma-yazma (kalem tutma, sesleri tanıma gibi) ve erken matematik (sayı sayma, rakamları tanıma gibi) beceriler kazandırılmaktadır.

Özellikle, düşük sosyo-ekonomik ailelerden gelen çocukların bu becerileri ev ortamlarında kazanmaları çok daha zor olmaktadır.

Bu nedenle okula geç veya erken başlamanın ne tür sorunlar yaşanmasına yol açabileceği sorusu gelişimsel bir soru olmaktan çok sınıfsal bir soru hatta bir sorundur.

Ülke olarak yapılması gereken, tüm çocukların ama özellikle düşük gelir ve eğitime sahip, anadilin eğitim dilinden farklı olduğu ailelerden gelen ve özel eğitim gereksinimi olan çocukların, müdahale edilmezse hayat boyu devam edecek dezavantajlarını ortadan kaldırmak için erken çocukluk eğitimi politikalarının bir an önce güçlendirilmesi zorunluluğunu görmektir.

Bu yapılırsa, çocuklarımızın ne okul çağına geldiklerinde ne de yetişkinlik çağlarında aşamayacakları bir engelleri olmayacaktır.

  • Okula başlama ile ilgili sorular gelişimsel değil, sınıfsal sorulardır.

Bana kalırsa bu sorular daha çok gelir ve eğitim seviyesi yüksek olan kaygılı ebeveynlerin sordukları sorulardır. Her yıl okula kayıt döneminde gazetelerde bol bol “doğru” şekilde cevaplandırılırlar. Ama sorular bunlar değil.

Bu soruların sorulması ancak bireysel faydaya dönük olur. Bizi toplumsal anlamda bir yere getirmez. Sorular bunlar olsa da verilecek cevaplarla toplumsal tabanda bir dönüşüme yol açmamız gerekir. Bizler, eşit ve adil bir toplum özlemi içinde olanlar bunu yapmalı.

Neler yapılması gerektiğini daha net görebilmemiz için toplumumuzda çocukların durumuna bakmamız gerekli.

Sadece bu hafta okuduğum üç kaynak, durumun çok iç açıcı olmadığını bizlere gösteriyor. MEB’in açıkladığı verilerde, bir önceki yılın okullaşma sayıları ile karşılaştırıldığında, 156 bine yakın çocuğun 2020-2021 eğitim-öğretim yılında okula devam etmediği ortaya çıkıyor. Okul öncesinde kayıp 404 bin öğrenci.

Birgün gazetesi haberi “Bu çocuklar nerede?” diye verdi . Türkiye’de Çocuk Yoksulluğu raporu bu soruya cevap verebilir.

TUİK 2019 verisine göre 5-17 yaşın istihdam oranı %4,4. Bu çocuklardan %80’e yakını 15-17, %16’ya yakını 12-14, %4’ü 5-11 yaş arası. Araştırmada 103 aile ile görüşülmüş.

%58’i çocuklarının çevrimiçi eğitimden faydalanamadıklarını ifade etmişler. %7’sinin nedeni çalışmak zorunda olmaları. Ailelerin %6’sını bu çocuklar geçindiriyor.

Son okumam Diyanet İşleri Başkanlığının 4-6 yaş Kuran kurslarını okul öncesi zorunlu eğitimden sayılması teklifine yönelik. Haberde Kuran kursu öğreticilerinin öğretim programı ve ders materyalleri oluşturdukları ve MEB ile bir toplantı gerçekleştirileceği bilgisi var.

Görülüyor ki, asıl ihtiyacı olanlar eğitim hizmetlerinden faydalanamıyor. Bir hizmetin hem mevcut hem de erişilebilir olması ve niteliğin tüm gelir grupları için sağlanması gerekir.

Biliyoruz ki erken çocukluk eğitimi hizmetleri, düşük gelire sahip ailelerin çocukları için getirisi çok daha yüksek faydalı bir yatırım.

Bu nedenle hep birlikte bu hizmetin nitelikten ödün verilmeden sağlanması için yetki sahiplerine beklediğimiz cevabı alana kadar doğru soruları sormalı, eyleme geçmelerini sağlamalı, politikalarını takip etmeli ve verilen sözler tutulmadığında hesap sorulmalıdır.

Kaynakça: 

https://www.birgun.net/haber/156-bin-cocuk-egitimden-koptu-358578
https://derinyoksullukagi.org/wp-content/uploads/2021/09/21443_DYA_CocukYoksullugu_BilgiNotu_Web-1.pdf
https://www.dw.com/tr/diyanet-i%C5%9Fleri-ba%C5%9Fkanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1-kuran-kurslar%C4%B1-zorunlu-e%C4%9Fitimden-say%C4%B1ls%C4%B1n/a-59191858

Kaynak: Bianet – Mine Göl-Güven

İlginizi çekebilir