ODTÜ’de açığa alınan akademisyenler: Yeni tasfiye dalgasının kapısı aralanıyor

ODTÜ’de açığa alınan akademisyenler Sibel Bekiroğlu ile Mehmet Mutlu rektörlük önünde eyleme başladı: En çok da ODTÜ yönetiminin özerkliğini savunuyoruz.

ODTÜ’de açığa alınan akademisyenler: Yeni tasfiye dalgasının kapısı aralanıyor

Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) görevli araştırma görevlileri Sibel Bekiroğlu ile Mehmet Mutlu, rektörlük tarafından açığa alındı. Bir haftadır ODTÜ Rektörlüğü önünde eylem yapan akademisyenlerin araçlarının üniversiteye girişine dahi yasak getirildi.

ODTÜ Rektörlüğü önünde yaptıkları eylemle açığa alınma kararının iptal edilmesini talep eden Bekiroğlu ve Mutlu ile konuştuk.

Üniversite yönetiminin aldığı kararı “Akademide yeni bir tasfiye dalgasının kapısını aralamak” olarak niteleyen akademisyenler, “En çok da ODTÜ yönetiminin özerkliğini savunuyoruz” dedi.

‘GİZLİ TANIK İFADESİ ÜZERİNDEN YARATILAN MESNETSİZ İDDİALARLA KARŞI KARŞIYAYIZ’

Bir süre önce evlerinize yapılan operasyonla gözaltına alınmış ardından da gizli bir tanığın ifadesine dayanarak hakkınızda “terör örgütü” üyeliğinden dava açılmıştı. Henüz hâkim karşısına çıkmadan üniversite yönetimi tarafından gerekçe gösterilmeden açığa alındınız. “Gizli tanık” siyasilere yönelik davalarda sıkça karşılaşılan bir şey fakat akademisyenlere yönelik de dava gerekçesi olmaya başladı. Bu süreç nasıl gelişti?

Sibel Bekiroğlu: Gizli tanık özellikle siyasi davalarda sıklıkla kullanılan, kurumsallaşmış da bir araç haline geldi. Bizim durumumuzdaki absürtlük, “Okula öğrenci soktuğumuz” ile ilgili bir gizli tanık ifadesinin olması. ‘Okula eylem yapmak amacıyla öğrencilere referans olduğumuz’ söyleniyor. Gizli tanığın bize dair ‘Tanımıyorum’ gibi ifadelerinin de olmasına rağmen bu esas alınarak dava açıldı. Üniversitelere eylem yapmak amacıyla da öğrenciler gelebilir, kütüphaneyi de kullanabilir. Bunun yanlış ya da dava konusu olabilecek bir konu olduğunu düşünmüyorduk. Ama gizli tanık ifadesi üzerinden yaratılan mesnetsiz iddialarla karşı karşıyayız. ODTÜ Rektörlüğü de kendine buradan vazife çıkararak bununla ilgili bir disiplin soruşturması başlattı. Benim açığa alınmama gerekçe olan disiplin soruşturmasıyla gizli tanığın ifadesi esas alınarak açılan dava arasında şu an bir bağlantı yok. ODTÜ yönetimi tarafından bana bildirilen bir gerekçe yok.

‘ÖNCE GEREKÇE YARATILDI…’

Mehmet Mutlu: Açığa alınmamızla devam eden hikâyenin polisiye, adli ve idari tüm boyutları Türkiye’deki yargı süreçlerinin minyatür bir örneği. Önce bir gerekçe yaratıldı. Bu gerekçenin dayanakları pespaye dayanaklar. Gizli tanık beyanları iftira boyutunda. Örneğin gizli tanığın ifadesinin ardından hazırlanan iddianame bizim araçlarımızla öğrencileri kampüse aldığımızı iddia ediyor. Gizli tanığın dahi söylemediği bir şey iddianamede yorumlanmış. İfade ettikleri tarihlerde benim de Sibel’in de aracı yok. Ben bahsedilen dönemde ODTÜ’de değil Çukurova Üniversitesi’nde görevliydim. Pandemi gerekçesiyle buranın personeli olmadığım için kampüse dahi giremiyordum.

Sibel Bekiroğlu: Hukuksuz, keyfi bir açığa alma durumu var. Bunun üzerinden cezalandırma var. Bu keyfiliğin altında politik bir zemin yatıyor. Keyfilik, İçişleri Bakanı’nın zamanında ‘Siz gidin hukuk arkanızdan gelir’ diye ifade ettiği, bizim de şu an karşılaştığımız şey. Hukuk bizim arkamızdan geliyor. Biz açığa alınmamızın gerekçesini istiyoruz. Gizli tanık bunu ifade etmiş öyleyse ‘kimi okula sokmuşuz, hangi eylemi yapmış’ diyoruz. ‘Eylemde nasıl bir suç unsuru var’ diye soruyoruz. Ama hukuk arkamızdan geliyor.

İMZASIZ AÇIĞA ALINMA YAZISI

Hakkınızda açılan dava açığa alınmanıza da açık gerekçe olarak sunulmuyor, öyle mi?

Sibel Bekiroğlu: Rektörlük bana tebliğ ettiğini Mehmet’e, ona tebliğ ettiğini bana tebliğ etmiyor. Ben bir A4 kağıdı aldım. ‘Hakkınızda yürütülen bir disiplin soruşturması var, bu gerekçeyle açığa alındınız’ yazıyordu. Ama bu kâğıdın altında ne imza, ne hitap, ne de tarih vardı. Hiçbir şey yok. Aynı dosyayı ben oluşturup kendimi rektör olarak da atayabilirim. Bunun gerekçesini talep ettim ama henüz bana detayları verilmedi.

Mehmet Mutlu: Aynı karar bana 16 Haziran’da tebliğ edilmek istendi. Ama burası kamu kurumu. Yazışmaların belli bir standartları var. Bize tebliğ edilen yazıların bir usulü olur. Kararı alan makamın bir adı olur. Açığa alınmak gibi bizleri maddi ve manevi zorlukta bırakacak bir karar altında kimsenin imzası olmayan, tarih ve sayı numarası içermeyen bir kağıt parçasıydı. Ben bu kararı almadım. Usule uygun bir yazının tarafıma iletilmesini istedim. Bana hafta sonu tebliğ edildi. Talep ettiğim belgelerin tamamı sunulmamış olsa da hakkımızda açılan ceza davasının açığa alınmamızda gerekçe olarak sunulduğunu gördüm. Süreç bir yargılama ya da soruşturma sürecinden ziyade bizzat cezalandırma zihniyetiyle devam ediyor.

‘AKADEMİDE YENİ BİR TASFİYE DALGASININ KAPISI ARALANIYOR’

Hakkınızda açılan davalarda hiç hâkim karşısına çıkmadınız değil mi?

Sibel Bekiroğlu: Benim ilk duruşmam 18 Temmuz’da, Mehmet’in de 22 Eylül’de olacak.

Yani üniversite yönetimi siz henüz hâkim karşısına dahi çıkmadan sizi açığa alma adımı atmış. ODTÜ Kıbrıs Kampüsü’nde de Dr. Yonca Özdemir ve öğretim görevlisi Serhat Selışık’ın sözleşmeleri yenilenmedi ve işlerine son verildi. Bu adımları ODTÜ’de akademisyenlere ve akademik özerkliğe dönük bir sürecin başlangıcı olarak mı yorumluyorsunuz?

Mehmet Mutlu: ODTÜ’de bu yöntemler açığa alma ya da sözleşmeyi yenilememe yoluyla yeni uygulanmaya başlandı. Akademide yeni bir tasfiye dalgasının kapısı aralanıyor. Bu uygulamalar kapıyı aralamanın ilk örnekleri.

‘KEŞKE ÖĞRENCİLERİ KORUYABİLSEYDİK’

ODTÜ’de polislerin öğrencilere yönelik şiddetini son yıllarda çok yaygın görüyoruz. Siz akademik personel olarak geçmişte öğrencileri korumaya çalışmış ve gözaltına da alınmıştınız. Açığa alma durumunda öğrencileri korumaya çalışmanın da etkisinin olduğunu düşünüyor musunuz?

Mehmet Mutlu: Bize yönelinmesinin sebebinin bu olduğunu düşünüyoruz. Bunun kurumsal bir yanı da var. Gözaltına alındığımızda bir komiser yardımcısı bana, “ODTÜ sürekli neden eylemlerle anılıyor da akademik başarıyla anılmıyor” diye sormuştu. Ben de “Eğer ODTÜ olmasaydı şu an parmak izi alamıyordunuz. Sizin amirleriniz yıllarca hizmet içi eğitimleri bu kurumdan aldı” yanıtını vermiştim. Bir polisin bir kamu kurumunu böyle düşmanlaştırıcı bir argümanla anmasını anlayamıyoruz. Bizim başımıza gelen de bu fobinin bir göstergesi. Bizzat ODTÜ yönetimi de bize aynı gözle bakıyor. Eylemleri bizim örgütlediğimizi, başı bizim çektiğimizi ifade ettiklerini görüyoruz.

Sibel Bekiroğlu: Öğrencileri keşke koruyabilseydik. Koruyabilirdik. Bunun için çok uğraştık. Öğrencilerimiz buradan başlarından kan akarak çıkarılıp gözaltında tutuldular. Tacize ve şiddete maruz kaldılar. Keşke koruyabilseydik.

Mehmet Mutlu: Burada bulunduğum on sene içerisinde ODTÜ’nün görece özerk bir alandan otoriterliğin her alanda hissedildiği bir mekâna dönüştüğünü adım adım hissettik, hissediyoruz. Buradaki dönüşüm burayla sınırlı değil. Memleketteki otoriter yönetim zihniyeti buradaki otoriter yönetimi bizzat kurdu ve sürdürüyor.

‘EN ÇOK ODTÜ YÖNETİMİNİN ÖZERKLİĞİNİ SAVUNUYORUZ’

Yedi gündür ODTÜ Rektörlüğü önünde eyleminizi sürdürüyorsunuz. ODTÜ yönetiminden talebiniz nedir?

Mehmet Mutlu: Bir kamu kurumundan ciddiyet bekliyorduk ve hakkımızdaki iddiayı öğrenmek istiyorduk. Kısmen de olsa resmi olarak bana hakkımdaki iddia tebliğ edildi. Bu idari bir karar. Biz artık en çok ODTÜ yönetiminin özerkliğini savunuyoruz. Bu idari kararı alma yetkisi de cesareti de ODTÜ yönetiminde olmalı. Alınan karar, alındığı kolaylıkla kurum içinde iptal edilebilir. Kararın derhal iptalini talep ediyoruz. Bu yol kullanılmazsa hukuki ve meşru haklarımızı kullanacağız.

‘OKULA GİRİŞİMİZE İZİN VERMİYORLAR’

Sibel Bekiroğlu: Sendikamız, Eğitim-Sen üzerinden rektörlükle görüşme talebi var. Hala buna geri dönüş yok. Biz defalarca neyle suçlandığımızı bilmek istiyoruz diyerek dilekçe verdik. Mehmet’e verilen gerekçenin yine altı doldurulmamış durumda. İlliyet bağını hala kurmuş değiller. Bizim araçlarımız şu an yasaklı olarak görünüyor.

Nasıl?
Sibel Bekiroğlu: Araçlarımızın bir yıl boyunca kampüse girişi yasaklı. Bu durumun nedenini bize söylemiyorlar.

Mehmet Mutlu: Güvenlik görevlileri plakalarımızı ellerine not almışlar. Okula girişimize izin vermiyorlar.

Aynı zamanda doktora aşamasında öğrencisiniz de değil mi?
Mehmet Mutlu: Evet. Aynı zamanda lisans programında da öğrenciyim.

Öğrenci olarak kampüse girebiliyorsunuz ama değil mi?
Mehmet Mutlu: Bugün itibarıyla öğrenci olarak da giremediğimizi öğrendik. Öğrenci kimliklerimiz de bankoda çalışmadı. Doktora ve lisans öğrenci kimliklerimle giremedim.

Bir nevi öğrencilikten doğan haklarınız da engellenmiş oldu.

Mehmet Mutlu: Evet. Biz bu soruşturmaların ve adli süreçlerin asla başlamaması gerektiğini düşünüyoruz. Bunu somut dayanaklara, hukuka referans vererek söylüyoruz.

‘HAKKIMIZ OLANI İSTİYORUZ’

Sibel Bekiroğlu: Biz bu vesileyle arabalarımızın da bir yıl açığa alındığını öğrenmiş bulunuyoruz. A4 kağıtlarıyla her şeyi yapabildiklerini düşündükleri için bir gün sen 100. Yılda (Ankara’da semt) oturma da diyebilirler. Sen bu ülkede yer alma da diyebilirler. Her durumda benzer yerden bakacağız ve okulumuzu terk etmeyeceğiz. Ben burada başım dik ve alnım açık Mehmet ile dolaşabiliyorum. Hakkımız olanı istiyoruz, fazlasını isteyemiyoruz. Yöneticiler buradan başları dik geçemiyor. Rektör arka kapılardan binaya girip çıkabiliyor. Biz onların buradan başları dik bir şekilde geçmelerini talep ediyoruz ve bu haklarını savunuyoruz.

‘BİZ ATANMIŞ YÖNETİCİLERİN DE ÖZERKLİĞİNİ SAVUNUYORUZ’

Eyleminizle üniversite özerkliğini de savunuyorsunuz, öyle mi?
Mehmet Mutlu: Boğaziçi Üniversitesi’ndeki hocalarımız ve öğrenciler 500 günü aşkın süredir sadece Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü’ne değil, memleketteki yönetim zihniyetine sırtlarını dönüyor. Biz şu an sadece iade edilme talebiyle değil, bir yönetim zihniyetinin tasfiyeyle devam etme kapısını aralamaması için buradayız. Bunu sadece kendimiz için değil, en çok ODTÜ rektörlüğü için söylüyoruz. Artık bu kurumu rektör yönetebilsin. Bir polis amirinin tutanağıyla iki akademisyen açığa alınmasın. ODTÜ özerk bir kurum. ODTÜ’yü yönetenler müstakil hareket etme cesaretini gösterebilmeliler. Biz atanmış yöneticilerin bile özerkliğini savunuyoruz.

İlginizi çekebilir