Novak Djokovic diye biri

Nasıl başlarsan öyle gider, doğru; ama aynı zamanda başlamak daha baştan bırakmayı reddetmek demek. Başlamak için bıraktıklarını düşünüp, başladığın şeye inatla ve sıkıca tutunmak gerekiyor. Edward Said tam da bu nedenle başlamanın acı verdiğini demeye getiriyor: Her başlangıç başlı başına zordur, zira geçmişle bir kopuşu gerektirir.

Oynayan bilir, çeken bilir: Tenis müthiş zor bir spor. Dile pelesenk olmuş, “Çok iyi spor, bütün kasları çalıştırıyor,” sözünü doğrularcasına vücudun azami derecede kullanılmasını ve dolayısıyla da hazırlanmasını gerektiriyor. O bedeni uygun hale getirirken zihin sağlığını korumak ve uyumlu kılmak da cabası.

Novak Djokovic. Daha otuz yaşına girmeden teniste ne var ne yoksa kazandı (tek bir eksiği kaldı, o da olimpiyat altın madalyası). Tenise Rafael Nadal ve Roger Federer’in damga vurduğu dönemde geriden geldi ve zirveye yerleşti; belki en çok grandslam kazanan tenisçi olamadı ama tenis tarihinin en çok para kazanan ismi haline geldi. En nihayet 2016 Haziran’ında Fransa Açık turnuvası Roland Garros’u da kazanarak “kariyer slam’i”ni tamamladı (tenisteki dört büyük turnuvayı da kazandı). Sonra, kendisinin de söylediğine göre, bir doygunluk çöktü; “Ben neredeyim, ne yapıyorum?” sorgulamaları; iddialara göre, özel hayatında bazı sorunlar; sakatlıklar; koç değişiklikleri… “Nole” 2016’nın geri kalanında kendi standartlarında çok kötü oynadı, ama 2017 onu da mumla arattı: Djokovic kariyerinin en kötü sezonunu geçirdi, sadece iki küçük turnuva kazanabildi ve Wimbledon’da çeyrek finalde maçtan çekildikten sonra sezonu kapadığını açıkladı.

2018 sezonu da kötü başladı. Ardı ardına yenilgiler aldı, üstelik bu yenilgilerden birisi dünya 109 numarasına, diğeri dünya 140 numarasına karşıydı. Yetmezmiş gibi, Djokovic sakatlığından ötürü servis mekaniğini değiştirmişti ve servislerinin etkisi azalmış görünüyordu. Nasıl ki zamanında Federer’i ve Nadal’ı birçok taraftar ve tenis otoritesi büyük sakatlıklar sonrası sildiyse, Djokovic’i de defterden silmişti. Nasıl olmasındı ki? İlk altı ay sonunda Djokovic’in karnesinde 18 galibiyet 9 yenilgi yazılıydı. Ama sonra Djokovic tüm heybetiyle geri döndü: Önce Wimbledon’ı kazandı, Ardından Amerika Açık kupasını kaldırdı ve son olarak, iki hafta önce Şanghay Masters’ı da kaldırarak uzun süre sonra yeniden dünya 1 numarası olmanın kıyısına geldi.

İddialar, Djokovic’in maç takvimini değiştirip bu hafta Viyana ya da Basel’deki turnuvalardan birine katılacağı yönündeydi, sırf ekstradan puan alıp Nadal’ı geçerek yeniden dünya 1 numarası olabilmek için. Ama Djokovic –belki de şaşaayı sevdiğinden– önümüzdeki hafta Paris’te düzenlenecek Masters turnuvasını bekleme kararı aldı. Nadal’ın da hafif sakatlık sonrası geri dönüşüyle birlikte, yeniden Paris’te şenlik var!

Bu gerçekten inanılmaz bir başarı. Küçük yaştan beri her gün saatlerce antrenman yapıp neredeyse hiçbir özel hayatın olmadan yaşadıktan sonra, elde edilebilecek tüm başarılara ulaşıp, ardından her şeye deyim yerindeyse sıfırdan başlamak ve aynı yolu bir daha tepmek. Bu, spordan çok öte, bir zihinsel kuvvet gösterisi. İnsanın yaptığı işe, kendi geçmişine, emeğine saygısının en güzel ifadesi. “Dört ay önce neredeydim, şimdi neredeyim, taban tabana zıt,” diyor Djokovic. Bir açıdan doğru, Djokovic oyun olarak ve aldığı sonuçlar bakımından çok diplerdeydi. Ama kafa olarak, dün de bugün de aynı yerdeydi.

Meyerhold tiyatro kuramını açıklarken üçlü bir şemadan yararlanıyor: Otkaz (eylem öncesi hazırlık), posil (eylemin kendisi) ve toçka (sonuç). Meyerhold her şeyin otkaz’da düğümlendiğini söylüyor diyebiliriz. Otkaz Rusçada “reddetme” anlamına da geliyor. Nasıl başlarsan öyle gider, doğru; ama aynı zamanda başlamak daha baştan bırakmayı reddetmek demek. Başlamak için bıraktıklarını düşünüp, başladığın şeye inatla ve sıkıca tutunmak gerekiyor. Edward Said tam da bu nedenle başlamanın acı verdiğini demeye getiriyor: Her başlangıç başlı başına zordur, zira geçmişle bir kopuşu gerektirir. O kopuş insanın deneyim haznesi ve duygusal birikimiyle bağların kökünden koparılması demektir. Mesela Jonathan Pitches otkaz için, “ağırlıklı olarak bir zihinsel hazırlıktır ve posil’e (eyleme) anlamını veren şeydir,” diyor.

Djokovic bu noktaya geleceğini, yeniden dünya 1 numarası olacağını bal gibi biliyordu. Sadece geçmesi gereken, üzerinden atlanamayacak aşamalar vardı, o da bunu yaptı. Şimdi bir hafta daha bekleyecek, yine aynı şeyleri tekrar tekrar, bıkıp usanmadan yaparak. Sonrası, zirve – tabii doppelgänger’i Nadal izin verirse…

Kaynak: Gazete Duvar ( Ferit Burak Aydar )

İlginizi çekebilir