nagehan alçı ile kaşını alan imamı ne yapsak?-ayşe düzkan

söz konusu gazeteci kadın olduğunda bunu kadınlığıyla ilgili temalar üzerinden yapmak yani egemenlik ilişkisini yeniden üretmek hakkımız değil.

gazeteciler muhalefetin adayları karşısında, türkçemizin o güzel terimiyle madara olmaya başladı. bu başlı başına ilginç bir gelişme çünkü normalde gazetecinin sorularıyla siyasetçiyi -madara etmese bile- köşeye sıkıştırması beklenir. ama mesleki yeterliliğin başarı kriteri olmaktan çıkmasıyla donanım sahibi olma, röportaja hazırlanma gibi mecburiyetleri de geride bırakan ünlü gazeteciler azıcık dişli biri karşısında çaresiz kalıyor.

bunları eleştirmek bir yana biraz dalgamızı geçmek hepimizin hakkı. ancak söz konusu gazeteci kadın olduğunda bunu kadınlığıyla ilgili temalar üzerinden yapmak yani bu egemenlik ilişkisini yeniden üretmek hakkımız değil. erkeklerin aklına, çaresiz bile kalmadan, iktidarlarına başvurmak geliyor çünkü ideolojik tercihler, insanı rahatsız edecek bir siyasal bilinç haline de gelmemişse, uzun yolda ağır gelen bir bagaj gibi kolayca bir kenara bırakılabiliyor.

yakın geçmişte sosyal medyada fotoğrafı dolaşan “kaşını alan imam”ı görmüşsünüzdür. cüppe ve sarık giymiş, sakallı gençten bir adam; kaşlarının ve yanaklarındaki tüylerin müdahale gördüğü belli oluyor.

biliyorsunuz, kıl ve tüy yönetimi cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim konusundaki en önemli meşgale alanlarından. bir kadının yüzündeki ve bedenindeki kıla tüye müdahale etmeye isteksiz olması, hemen her toplumsal, siyasal çevrede, kıyametin ilk alametleri arasında görülüyor. cinsiyet ve cinsel yönelim üzerine kurulu kastın en tepesinde bulunan heteroseksüel erkekler bütün kadınların ve eşcinsel erkeklerin kendilerini arzuladığı fikriyle teselli bulduğundan (eşcinsel erkeklerin birbirlerini arzulayabilecekleri ihtimalini pek akıllarına getirmediklerinden) bir erkeğin kıl yönetimi konusundaki tercihleri onun eşcinsel olarak kodlanmasına sebep oluyor.

kendisini solcu addeden, gezi güzellemesinden ve nostaljisinden geri durmayan, gezi’de lgbti+ hareketin nasıl kendileriyle omuz omuza direndiğini ballandıra ballandıra anlatanlar, eşcinsel imam olduğu zaman fabrika ayarlarına yani atadan babadan gördüklerine dönüyor. (evet, lgbti+’lerin KENDİLERİYLE omuz omuza direndiğine inanıyorlar, özne KENDİLERİ. onur yürüyüşlerinin gezi sönümlendikten sonra da kıyamet gibi kalabalık olması ve her yıl bir biçimde gerçekleşmesi gözardı edilebilecek bir ayrıntı tabii. 8 mart’ı kabul ettiler işte, neyimize yetmiyor!)

sadece homofobiden söz etmiyorum. eğitimsiz bırakılmış insanları cahil oldukları için aşağılamak, kafasına yatmayan bir fikri dillendirene “gerizekâlı”yı yapıştırıvermek de yaygın. oysa solcu, alemlerin akıllısı değil, ezilenlerin, sömürülenlerin hakkını savunandır değil mi?

kendinizden olmayanla dayanışma, ali bulaç’ın, nazlı ılıcak’ın ya da cemaatçi oldukları gerekçesiyle tutuklananların haklarını savunmakla olacak bir iş mi? örneğin imamla alay etmek istiyorsanız, eşcinselliğini kullanabilir misiniz?

hadi ya!

burada üzerinde durulması gereken iki nokta var bence. birincisi, söz konusu imam eşcinselse bile çok büyük ihtimal açık değildir ve fotoğrafının böyle yaftalamalarla dolaşımda olması işini, geçimini tehlikeye sokabilir. buna özen göstermeyenin khk ile işten atılmalara itiraz etmesi yeterli mi? diğer yandan, eşcinseller -ve tabii kadınlar- imam olma hakkını elde etmeden yani islam bu ve benzeri biçimlerde İÇERİDEN demokratikleşmeden dini taassupla, din adına yürütülen baskıyla yani islamcılığın sonuçlarıyla baş etmek mümkün değil.

sizinle aynı safta duran bir kadını, kürdü, eşcinseli, transseksüeli başı sıkıştığında savunmak kadınların, kürtlerin, eşcinsellerin ve transseksüellerin haklarını savunduğunuz anlamına gelmez. bir toplumsal kategori, tekil bireylerin politik görüşlerinden bağımsız olarak savunulur. çünkü o toplumsal kategorinin üzerindeki baskının hafiflemesi, toplumun tamamının bir adım daha demokratikleşmesi anlamına gelir. demokratikleşme, sadece belli fikirlerin ifade edilmesi değil; o yüzden, sizin gibi düşünmeyenlerin düşüncelerinden dolayı baskı görmelerine karşı çıkmak yetmez. (bence bu her zaman gerekmez de, ama o ayrı bir konu) demokratikleşme, adalet, eşitlik ve özgürlükle ilgili. (bunların mutlak biçimde gerçekleşmesi için demokratikleşme yeterli değil tabii.) bir eşcinselin istediği her mesleği yapması, bir transın baskı ve aşağılanmayla karşılaşmadan var olması, bir kadının çirkin görünebilme hakkı da demokrasinin parçası, bunları dikkate almadığınız zaman elinizde kala kala ifade özgürlüğü, seçimler falan kalır; yani sadece siyasetle ilgili vatandaşları ilgilendiren meseleler!

son cümle de böyle şeyleri çarpıtmaya meyyal olanlara gelsin; kadın olduğu için meral akşener’i savunun demiyorum, meral akşener’i kadın olduğu için aşağılamayın, buna hakkınız yok, solculuğa da demokratlığa da sığmaz, diyorum.

Kaynak: Artı Gerçek

 

İlginizi çekebilir