‘Müzik endüstrisi her zaman yok eden, parçalayan hatta bitiren konumdadır’

Birilerinin bal börek yediği zamanlarda bazıları da sağlığını kaybetme noktasına gelebiliyor. Üstelik konu çok zararsız gibi gözüküyor, müzikten ne zarar gelebilir ki? Müziğin sadece müzik olmadığını anladığımız zaman hangi zararların gelebileceğini daha iyi anlayabiliriz. Müzik endüstrisi her zaman yok eden, parçalayan hatta bitiren konumdadır ve buna çok müsaittir.

Gazetelerde bir haber yer aldı; “Ünlü sanatçı Barış Manço’nun “40. Yıl” adlı enstrumental şarkısını telefonda bekleme müziği yapan iki şirketin, 15 bin lira tazminat ödemesine hükmedildi.”
Bu haberi okuyunca doğal olarak daha önce yazdığım, Barış Manço şarkılarındaki intihal iddialarını hatırladım. Yazılarımın basında yer almasının ardından müzik çevresinde ve konunun uzmanları tarafından ciddi bir destek görmüştüm. Bazı kesimler suskunluklarını korusalar da artık yazı kamuoyuna aktarılmış ve üzerinde bir hayli konuşulmaya başlanmıştı.

Bilindiği üzere bir sanatçının eseri bir şarkıcı ya da bir şirket tarafından kullanılırken telif yasaları yürürlükte olduğu için belirli bir miktar para ödenmesi gerekiyor. Ama her şeyden önce izin alınması gerekiyor. Telif kuralları ihlal edildiğinde ise ciddi yaptırımlar uygulanıyor. Yıllardır ülkemizde telif hakları sorunu çözülemiyor gibi gözükse de geçmiş yıllara göre eser sahiplerinin hak edişleri hatrı sayılır seviyede artmış durumda. Doğal olarak eser sahipleri de haklarını sonuna kadar kullanıyorlar. Zaten kullanmalılar da, buraya kadar herhangi bir sorun gözükmüyor.

2014 yılında kaleme aldığım intihal şarkılarla ilgili yazımda bir çok sanatçının şarkılarında telif sorunları olduğuna dikkat çekmiştim. Bu sorunların bazıları şarkıların ülkemizde “intihal” adı verilen ve Batı’da da örnekleri olan “plagiarism” olarak adlandırılan konuyla ilgiliydi. Bazıları ise şarkılar Mesam ve Msg’ye tescil edilirken oluşan maddi hatalarla ilgiliydi. Avrupa ve Amerikan yasalarında çok sıkı bir biçimde denetlenen, tespit edildiğinde çok ciddi sonuçları olan, “music composing” kuralları içerisinde, en ince ayrıntı için bile açıklama gerektiren kopyacılık türü olan intihal akademik dünyada da kendisine yer bulan bir kavram. Ülkemizde açılan telif davalarını basında yer alan haberlerden okuyoruz ve takip ediyoruz. Bu “suçu” işleyen kişiler hakkında tazminat cezalarına hükmediliyor ve gerçek eser sahiplerinin mağduriyetleri gideriliyor.

ÜÇ FARKLI İHLAL VARDIR

Telif konusunda 3 tip ihlal söz konusudur; Birincisi size ait olmayan bir eseri sizinmiş gibi adınıza tescil ettirmek, ikincisi anonim olarak adlandırılan halk türkülerini veya anonim tüm eserleri sizinmiş gibi tescil ettirmek, üçüncüsü ise birden fazla kişi tarafından, ortak yapılmış eserleri tek başınıza üstünüze tescil ettirmek.

Her üç ihlal konusunda da geçmiş yıllarda yazılar kaleme aldım. Hem müzik çevreleri tarafından hem de konuyla ilgili kişiler tarafından bu yazılar ilgi gördü ve binlerce defa paylaşıldı. Hatta o günlerde Sacit Aslan web sitesinde bana köşe verip, bu konuyla ilgili yazımı yayınlama imkanı sağlamıştı. Barış Manço’nun 16 yıl menajerliğini yapmış olan Hasan Uğur Epirden de web sitesinde yazılarımı yayınlamıştı. Bu yazıların okunma sayısı 10 binleri bulmuştu.

BÜYÜK BİR BENZERLİK; MICHEL POLNAREFF-BARIŞ MANÇO

Şimdi gelelim Barış Manço şarkılarıyla ile ilgili o günlerde yazdıklarıma; size ait olmayan ama sizin adınıza Mesam ve Msg’de tescil ettirilen eserler yazımın konuları arasındaydı. Bunu bir örnekle açıklamak istiyorum; 1960’lı ve 1970’li yılların önemli Fransız besteci ve şarkıcılarından Michel Polnareff’in 1968 tarihinde Fransa’nın en önemli plak firmalarından olan “Disc’AZ” plak şirketinden piyasaya çıkan daha sonra ise yine Fransa’da (Barclay firması yayınladı) başta olmak üzere Almanya ve Belçika’da(Palette firması yayınladı) tekrar yayınlanan, sözleri Fransız’ların en ünlü söz yazarı Pierre Delanoë’ye, müziği ve düzenlemesi ise Polnareff’e ait olan “Le Bal Des Laze” adlı şarkısı, Barış Manço’nun Yavuz Plak etiketiyle, 1979 yılında yayınlanan “Yeni Bir Gün” albümünde yer alan “Ne Ola Yar Ola” şarkısıyla son derece büyük benzerlikler taşımaktadır. Şarkının Polnareff versiyonu ile Barış Manço versiyonu arasında 11 yıl gibi bir fark olduğu için düzenlemelerde “sound” farklılıkları göze çarpmaktadır. Ama her iki şarkının da ana hatları aynıdır.

Polnareff versiyonunda dönemin “Farfisa” benzeri bir orgunun kullanıldığı dikkat çekiyor, şarkıda davul yok, bas gitar ise penayla çalınmıştır. Kurtalan Ekspres’in çaldığı versiyonunda ise Kılıç Danışman-Fender Rhodes Piano, Roland SH-3A analog synthesizer, Korg 700S analog synthesizer, Caner Bora-davul, Ahmet Güvenç-bas gitar, Oktay Aldoğan-flüt ve muhtemelen Fuat Güner-gitar çalmıştır. Niçin muhtemelen?

Çünkü plağın iç gömleğinde, albümdeki gitarları Bahadır Akkuzu ve Fuat Güner’in çalmış olduğu yazılı. Bu şarkıyla ilgili daha önce de yazılar kaleme almıştım. Bilenler için belki 5. baskı olacak. Bu şarkıyla ilgili Mesam ve Msg üzerinden herhangi bir değişiklik adımı atılmadı. Şarkının benzerliğini artık “sağır sultan” duydu ama bazıları demek sağır sultandan da daha sağır olduğu için duymuyorlar.

Söylediğim gibi, intihal konusunda Michel Polnareff sadece tek bir örnek, bazı Barış Manço şarkılarında bunun gibi benzerlikler çok açık bir şekilde görülebilir. Belki önümüzdeki günlerde o şarkılar da yazı konusu olarak paylaşıma açılır.

TÜRKİYE’DEKİ ROCK SAHNESİNDEN ÖNEMLİ BİR İSMİN TANIKLIĞI; KILIÇ DANIŞMAN

Bir konuyu yazarken o dönemin tanıklarıyla konuşmak çok önemlidir, konuyu anlamanın en geçerli yoludur. 1979 tarihinde Yavuz Plak etiketiyle piyasaya çıkmış olan “Yeni Bir Gün” albümünde klavyelerin bir kısmını daha önce yukarıda yazdığım gibi Kılıç Danışman çalıyor. Kılıç Danışman, Türkiye’deki rock sahnesinin en önemli figürlerinden birisi. Dönemin neredeyse tüm rock gruplarında yer almış, bas gitarist olarak başladığı müziğe keyboard ile devam etmiş bir isim. 1970’li yılların klavyecileri arasında ilk sıralarda kendisine yer bulmuş ve Barış Manço’nun bir çok albümünde yer almasının dışında, yurtiçi, yurtdışı turneler ve konserlerde adından söz ettirmiş önemli bir müzisyen. Uzun yıllardır yurtdışında yaşıyor ve müzik yaşamına devam ediyor. Barış Manço konusunu en iyi bilen müzisyenlerden birisi, bu konuda söyleyecek en çok sözü olan isimlerin başında geliyor.

Bu yazımı yazmadan önce Kılıç Danışman’la görüştüm, şarkının hikayesini, söz konusu benzerliği, şarkı yapılırken neler yaşandığını ve bu benzerlikten haberi olup olmadığını sordum. Konuşmamız çok açık ve netti. Kılıç Danışman’ın sadece “Ne Ola Yar Ola” için değil başka şarkılar için de söyledikleri bir hayli ilginçti.

Kılıç Danışman özet olarak şunları söyledi; “Ne Ola Yar Ola” adlı şarkının Michel Polnareff’in şarkısıyla olan benzerliğini bildiğini, bu benzerliği şarkının kayıtlarını yaparken, o günlerde de söylediğini anlattı. Söyledikleri üzerine aldığı cevabın ise “ne olacak canım” olduğu söyledi. “Yeni Bir Gün” albümünde kendi bestelerinin altına kendi ismi yerine farklı isimler yazıldığını, düzenlemeler kısmında ve besteci kısmında adının es geçildiğini, yazılmadığını, o dönem bu sorunun gruptan ayrılmasına neden olduğunu da ekledi. Türkiye’de “ne olacak canım” sözünün o yıllarda olduğu gibi bugün de hala geçerli olduğunu ve bunun mağduriyetini Kurtalan Ekspres’te, kendisi dahil bir çok müzisyenin yaşadığını anlattı. Artık Türkiye’de bu tür konularda eskiden olduğu gibi tepkisiz kalınmadığını ve telif haklarının korunduğunu da ekledi. Bizim düştüğümüz hatalara yeni müzisyenler düşmüyor, biz o günlerde yaşamak için çalışmak zorundaydık ve bu tür konuların üzerine gittiğimizde ne yazık ki işsiz kalma tehlikesi ile karşı karşıyaydık dedi. Yaklaşık 40 yıldır yurtdışında yaşayan Kılıç Danışman, kısa bir zaman sonra Türkiye’ye tatile geleceğini, bu konu ve benzer konular hakkında ayrıntılı bir röportaj vermek istediğini belirtti. Ayrıca bu tür hataların açık ya da gizli bir şekilde Fransa’da ya da herhangi bir Avrupa ülkesinde olması halinde alınacak cezalar hakkında da bana bilgiler verdi. Tabii Avrupa standartları her konuda olduğu gibi fikri ve sınai haklar yani telif hakları konusunda da ülkemize göre bir hayli ileri durumda.

TÜRKÜ VE ŞARKI GEÇİŞLERİ

Telif kavramında ikinci konu, anonim bir şarkının bir başkası üzerine tescil edilmesidir. Barış Manço’nun 1976 yılında CBS etiketiyle Avrupa’da yayınlanan “Baris Mancho” albümü ve 1 yıl sonra yine Yavuz Plak etiketiyle ülkemizde yayınlanan “Nick The Chopper” albümünde yer alan “Lonely Man” şarkısı pardon türküsü aslında “Nenni Bebek” türküsünün müziği olup (Manço bu türküyü bir çok defa, farklı tarihlerde plak olarak yayınladı ve albümlerinde yer verdi) bu türkünün kaynak kişisinin Binali Selman olduğu, Bayburt yöresinden bir türkü olduğu ve Ahmet Yamacı’nın derlediği, notaya aldığı bir türkü olduğu bilgilerini TRT Repetuar Arşivi’nden rahatlıkla öğrenebilirsiniz, repetuar numarası ise 777. Ahmet Yamacı, 1980 yılında İstanbul Radyosu Türk Halk Müziği ve Oyunları Şube Müdürü idi. Ama söz konusu türkü Mesam kayıtlarında Barış Manço adına tescil edilmiş durumdadır. Bu da Michel Polnareff konusunda olduğu gibi sadece konuyu anlatmak için verdiğim bir örnektir. Bunun gibi bir çok türkü Mesam’da aynı yolla kişilerin isimleri adına tescil edilmiştir.

DİPLOMATİK SANATÇI ESİN AFŞAR’IN TANIKLIĞI

Madem türkülere geldi konu bir anıyı paylaşmakta fayda var. 2011 yılında kaybettiğimiz Esin Afşar benim iyi bir dostumdu. Zaman zaman telefonlaşırdık ve bilgi paylaşımında bulunurduk. Esin Afşar, 1974 yılında Yavuz Plak etiketiyle bir single yayınladı. Plağın bir yüzü “Sandığımı Açamadım” adlı türkü diğer yüzü ise “Güneşe Giden Gemi” adlı Esin Afşar bestesiydi. Sandığımı Açamadım adlı plağın ön yüzünde müzik ve düzenlemenin Barış Manço’ya ait olduğu yazılıydı. Fakat bir tuhaflık vardı çünkü bu anonim bir melodiydi. Bunun üzerine ben de Esin Afşar’a bu şarkının hikayesini e-mail yoluyla sormuştum. Gelen cevabı aynen aktarıyorum.

“Sevgili Kaan, “Sandığımı Açamadım” 1930’lu yıllarda, Bela Bartok ve Adnan Saygun’un birlikte yaptıkları bir Anadolu turnesinde, Bela Bartok’un duyup notaya almasıyla ortaya çıkmıştır.Tabii ben bunu hayata geçirdiğimde bundan haberim yoktu. Ben de Barış’ın sanıyordum. Geçen yıl CRR (Cemal Reşit Rey) konser salonunda açılan “Fotoğraflarla Adnan Saygun ve Bela Bartok” sergisinde zaman zaman da kağnı arabası ile görüntülenen bu ilginç sergide bir de Bela Bartok’un el yazısı ile “Sandığımı Açamadım” şarkısının sözleri ve notalarının yazısını görünce doğrusu çok heyecanlandım. Özel bir izinle fotokopisini aldım. Bu arada rahmetli Adnan Saygun benim Ankara Devlet Konservatuarı’nda hocam olmuştu. Sonrasında ise dostlğumuz devam etmişti.”

Görüldüğü gibi konu çok açık.

“CO-WRITTEN” MESELESİ

Üçüncü konu ise iki ya da üç kişinin birlikte yapılmış olan şarkıların tek bir kişi üzerine tescil edilmesi durumudur. 1983 tarihli Barış Manço’nun “Estağfurullah Ne Haddimize” albümünde yer alan “Selahattin Eyyubi” adlı şarkının müziği(şarkı zaten enstrumental) longplay’in orijinalinde, arka yüzünde yazıldığı gibi Barış Manço ve Kılıç Danışman’ın ile birlikte besteledikleri bir şarkı olarak belirtilmiş olduğu halde Mesam kayıtlarında bu şarkı da sadece Barış Manço adına tescil edilmiştir. Şarkının hikayesi de ilginçtir; 1982 yılında Kurtalan Ekspres prova sırasındayken Kılıç Danışman’ın keyboard çaldığı sırada kaydedilen bazı bölümler daha sonra “Selahattin Eyyubi” adlı şarkıda kullanılmıştır. Dönem dönem bu tür prova çalışmaları daha sonra kullanılır ve bestecilerin ismi de plağa yazılır, bizim örneğimizde de plağa yazılmış ama Mesam ve Msg’de böyle bir şey yapılmamıştır, tek besteci gözükmektedir.

Yazının başına dönecek olursak; telefonda bekleme müziği yapılan bir şarkı için Barış Manço’nun varisleri veya Manço’nun şarkılarının hak sahibi Müzikotek ile Emre Grafson plak şirketi dava açarak para talep ediyorlar. Peki yukarıda sözünü ettiğim ve henüz sözünü etmediğim onlarca şarkının haklarını kim savunacak. İlla birisinin Michel Polnareff ile temasa mı geçmesi gerekiyor? Ya da anonim ve ülkeye mal olmuş bir eser için Kültür Bakanlığı’na mı başvurmak gerekiyor? Yoksa iki ya da üç kişinin birlikte yaptığı besteleri kendi adına tescil ettirmesinin önüne geçip bu yanlışlığı düzeltmek için o kişinin başvuru mu yapması gerekiyor? Bu soruların hepsi açıklanmaya muhtaç sorular. En başta açıklama yapması gereken kişi söz konusu şarkıların kağıt üzerindeki “yasal” eser sahipleridir.

Üstelik bu konuyla ilgili varisleri bu konuyla ilgili defalarca konuşup konuyu aktarmama rağmen herhangi bir adım atılmaması garip değil mi? Ya da ben yıllar önce bu konuyla ilgili yazılar yazınca “derme çatma” yöntemlerle, Avrupa’da yayınlanan şarkıların(1976 tarihli Baris Mancho albümü) sözlerini yazan kişinin ismi üstelik yanlış bir şekilde Mesam’daki kayıtlara ekleniyorsa bu konulardan varislerin haberi var demektir. Çünkü ben Mesam’ın ve Msg’nin “Eser Arama” bölümünü çok sık ve ayrıntılı bir şekilde kullanıyorum. Yapılan güncellemeleri de doğal olarak hemen fark ediyorum.

Niye biz böyleyiz? Alacağına şahin, vereceğine karga halimizin sebebi nedir? 2015 yılında Barış Manço’nun “Bal Böceği” adlı şarkısının sözlerinin değiştirilerek başka birisi tarafından kullanıldığını varislere haber verip, uyaran bendim. Bu uyarım üzerine söz konusu şarkı için dava açıldı ve tazminat kazanıldı. Ama söz konusu yazıları yazdığım andan itibaren ise bana ne yazık ki “bunları yazma” sözleri ile karşı karşıya gelen yine bendim. Yazdıktan sonra ise yine “niye bunları yazıyorsun” diyen bazı isimler olmuştu.

Keşke ilk yazımdan sonra ilgili kişiler bahsi geçen şarkıları gerçek sahiplerine verseydi de konu bu kadar gündem olmasaydı. Konunun uzaması bir yana üstüne üstlük bir de varisi oldukları şarkılara yapılan haksızlıkların peşine düşüyorlar. Adeta “de facto” bir durum yaratıyorlar. Türkçe’de bir laf vardır; “Dinime küfreden bari Müslüman olsa”.

Ülkemizde ünlü olan ve kamuya mal olan kişileri eleştirmek, onların hatalarını söylemek ve onlarla ilgili yanlışları ortaya koymak her zaman tepkiyle karşılanmıştır. Bunun nedeni bizim kültür olarak sevdiğimiz insanları doğruları ve yanlışları ile kabul etmek yerine sadece doğruları ile kabul etmemizden ve onlara zihnimizde görünmez bir kalkan koymamızdan kaynaklanıyor. Zeki Müren hakkında yıllar önce Özdemir Erdoğan’ın yaptığı açıklamaları hatırlıyorum, haklılık payı son derece yüksek olan açıklamalarından sonra Özdemir Erdoğan adeta linç edilmişti. Bu bizim ne yazık ki ülke olarak huyumuz olmaktan öte kurtulmamız gereken kötü bir alışkanlığımız. Basın tarafından uydurulan sıfatlarla “şu star”, “bu star”, “o star” ,hepsi star” denilen insanların ne yazık ki Edirne’den dışarıya çıktıklarında herhangi bir kıymetleri olmadığı anlaşılıyor. Hala Ajda Pekkan’ın 1976 yılında Erkan Özerman’ın marifetiyle, Enrico Macias’la 2000 kişi kapasiteli “Olympia” salonunda verdiği konseri konuşuyoruz. Parayı verdiğin zaman bütün konser salonlarında konser verilebilir, bunun adı Olimpia ya da Rainbow Theatre farketmez. Ya da Tarkan’ın hiçbir zaman çıkmayan “Atlantic Records” etiketli albümünden bahsediyoruz. Bir başka şehir efsanesi ise Eurovision’u kazanan Sertab Erener’den bir dünya starı gibi bahsetmektir. Bir diğer garabet ise Zeki Müren’in mükemmel bir sese sahip olduğunu öve öve bitirememektir. Hepsi balondur ve bu balonları patlatmak size hakaret olarak geri döner. Domestic başarılar sadece bizi ilgilendirir ve bu başarılar 1970’li yıllarda Avrupa takımlarıyla yaptığımız futbol maçlarında kullandığımız ilk taç atışına sevinmekten farklı bir şey değildir.

CBS’İN KURMAYLARI ALTINYUNUS’TA

Yeri gelmişken bir anıyı da burada paylaşmak istiyorum. 1980 yılında Çeşme Altınyunus Oteli’nde çalışan İzmir’li bazı müzisyenlerden dinlemiştim. Tatile BCBS firmasının Amerikalı ceo’su “Walter Yetnikoff” ve Belçikalı prodüktörleri “Jean Huysmans” gelir. Jean Huysmans aynı zamanda 1976 tarihinde yayınlanan “Baris Mancho” albümünün de prodüktörüdür. Aynı zamanda Epeyce otelde kalırlar ve müzisyenlerle dost olurlar. 4 yıl önce de Barış Manço Belçika’da bu firmadan yani CBS’den albüm çıkarmıştır. Müzisyenler, biraz da gururlanarak Barış Manço konusunu açarlar. Adamlar ne dese beğenirsiniz; “bize her sene Asya’dan, Afrika’dan bir yığın şarkıcı gelir. Deneme amaçlı 5 bin adet albüm basarız; Barış’a da çıkarttık, satmadı”. Ama bizim medyada Barış Avrupa’da albüm yaptı diye yer yerinden oynamıştı. Güler misin, ağlar mısın. Zaten 1976 yılında Kanada’da Columbia Records ismi CBS Records Canada Ltd. olarak değiştirilmişti. Columbia etiketi CBS Kanada tarafından kullanılmaya devam edildi, ancak CBS etiketi Fransa ve Benelux ülkelerinde dağıtılmak üzere bazı kayıtları tanıtmak için kullanıldı.

TÜRKİYE’DEN VE DÜNYA’DAN TELİF DAVALARI ÖRNEKLERİ

İntihal şarkıları dünyanın her yerinde haber olur ve kamuoyunun ilgisini çeker. Pharell Williams ve Marvin Gaye örneğinde olduğu gibi. Pharell Williams’a ait olduğu sanılan Blurred Lines adlı şarkının ünlü soul şarkıcısı Marvin Gaye’e ait olduğu mahkeme kararıyla ortaya çıktığında dünya medyasında büyük yankı uyandırmıştı ve Marvin Gaye’in ailesi 7.4 milyon dolar tazminat kazanmıştı.

Bu ay içerisinde şarkıcı Nicki Minaj, “Queen” adlı yeni albümü çıkmadan önce “Sorry” adlı şarkısında Tracy Chapman’ın “Baby Can I Hold You Tonight” adlı şarkısından bir sample yani kısa bir bölüm kullanmak istemişti. Sosyal medyadan Chapman’a ulaşmaya çalışmış ancak hesabı olmadığı için yanıt alamadığını söylemişti. Daha sonra yapımcıları sanatçıya ulaşmaya çalışmışlar, bu kez de Tracy Chapman kendi şarkısını bir rap şarkısının içinde duymak istemediğini söylemişti. Böylece Minaj şarkısını albüme koymaktan vazgeçmişti. Ancak beklenmeyen bir şey oldu Dj Funkmaster Flex, demoyu bir klipte çalınca, Tracy Chapman sinirlendi ve Minaj’ı dava etmişti.

Yine bizden bir örnek; 2014 yılında Erkan Oğur ile İsmail Hakkı Demircioğlu’nun 1998 yılında Kalan Müzik’ten çıkardıkları ‘Gülün Kokusu Vardı’ albümünde söyledikleri ‘Mecnunum Leylamı Gördüm’ türküsüne rekor bir tazminat cezası verilmişti. Mahkeme, faiziyle birlikte Oğur ve Kalan Müzik’in 150 bin lira ödemesine hükmedip, türkünün sözlerinin dedeleri Aşık Ali İzzet Özkan’a ait olduğunu iddia eden torunları Elmas Doğan, Gülüstan Bektaş ve Şemsi Kamer Akil, kendilerine telif ödenmediği gerekçesiyle dava açmıştı.

2007 yılında, 1’inci Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’ne başvuran Yunan besteci Ioannis Karalis, Sezen Aksu, Meral Okay ve yapım şirketlerinden davacı olmuştu. Karalis’in açtığı ve 10 yılda sonuçlanan davada mahkeme, Sezen Aksu’nun 15 bin Euro tazminat ödemesine hükmetti.

Bir diğer telif davası ise Bülent Ersoy’un reklam filmi hakkındaydı. Reklamda kullanılan ‘İtirazım Var’ adlı şarkı Bülent Ersoy’un isteği üzerine kullanılmış, ancak şarkının yapımcısından izin alınmamış. ‘İtirazım Var’ adlı şarkının yer aldığı albümün yapımcısı Aziz Çorluk, şarkının reklam filminde kullanılmasında kendilerinden izin alınmadığı gerekçesi ile reklam filmini durdurma kararı aldı. Bunun üzerine reklam ajansı, yapımcı Aziz Çorluk’la ‘İtirazım Var’ adlı şarkını reklam filminden kullanılmasından doğan telif miktarını ödemişti.

Ed Sheeran’a, “Photograph” şarkısının “müzik kompozisyonunu çaldığı” gerekçesiyle dava açılmıştı. Mahkeme, şarkının 2010 yılında yapılan başka bir şarkıyla notası notasına aynı olduğuna karar vermişti. Davayı açan söz yazarı Martin Harrington ile ABD’li Thomas Leonard, şarkının ‘Amazing’ adlı şarkılarından çalındığını belirtmişti. İkili, davada 20 milyon dolar tazminat talep etmişti.
ABD’de federal mahkeme, Kolombiyalı şarkıcı Shakira’nın “Loca” isimli parçasının dolaylı olarak telif hakkı kanunlarını çiğnediğine karar verdi. ABD’de federal mahkeme, Kolombiyalı şarkıcı Shakira’nın “Loca” isimli parçasının dolaylı olarak telif hakkı kanunlarını çiğnediğine karar verdi. Şarkı, Dominik Cumhuriyeti’nden Ramon Arias Vazquez’in ‘Loca con su Tiguere’ isimli esere benziyor. Vazquez, eseri Dominikli şarkıcı El Cata’ya dinlettiğini, El Cata’nın ise eseri kendi şarkısıymış gibi piyasaya sürdüğünü belirtti. Daha sonra El Cata ile çalışan Shakira, şarkıyı düzenleyerek büyük bir hit olmasını sağladı. Eserin haklarını elinde bulunduran Sony ileride belirlenecek tazminatı ödemişti.

Şarkıcı Tarkan’ın uzun bir aradan sonra çıkardığı albümünde yer alan ‘Beni Çok Sev’ isimli eserin Ayşe Mine’nin yıllar önce okuduğu ‘Ellerim Uğurlar’ şarkısına benzerliği dikkat çekmişti. Bu benzerlik üzerine harekete geçen eser sahibi Cengiz Tekin MESAM’a başvurarak şarkıların incelenmesini istemiş ve aralarındaki benzerlik hakkında işlem yapılması talebinde bulunmuştu. Tarkan’ın söylediği ‘Beni Çok Sev’ isimli şarkının, Ayşe Mine’nin söylediği ‘Ellerim Uğurlar’ isimli şarkıdan çalıntı olduğu iddiası hakkında, MESAM Teknik Bilim Kurulu kararını verdi. Kurul, aynı olan bölümlerin eserlerin ana teması olduğunu tespit etmiştir. ‘Ellerim Uğurlar’ isimli şarkının bestecisi Cengiz Tekin’in, bestesi Serkan İzzet Özdoğan’a ait olan ‘Beni Çok Sev’ isimli eserdeki pay oranın belirlenmesi için tarafların aralarında anlaşması veya yargı yoluna başvurmaları gerektiğine karar vermişti.

Uğur Bayar, Fettah Can’ın yazdığı ve Murat Boz’un söylediği “Özledim” şarkısının kendisine ait olduğu iddiasıyla, avukatı Serkan Toper aracılığıyla mahkemeye başvurarak dava açtı. Bayar; “Dünya” isimli eserinin 2006 yılında çıkardığı “Hak Etmedim” adlı albümünde yer aldığını belirtti. Kendi şarkısının, Murat Boz’un “Şans” isimli albümünde, “Özledim” isimli şarkısında izinsiz kullanıldığını belirten Bayar, şarkının söz yazarı olarak kendisinin yerine Fettah Can’ın gösterildiğini iddia etmişti. Mahkeme, “Özledim” şarkısının “Dünya” adlı eserden aşırma olup olmadığının tespiti için dosyayı üç kez bilirkişiye göndermişti. Gelen raporun ardından Bayar, mahkeme tarafından haklı görüldü. Mahkeme, eserin izinsiz kullanılmasından dolayı Murat Boz ile Fettah Can ve Dokuz Sekiz Müzik şirketine 3’er bin liradan 9 bin lira maddi, 10 bin lira da manevi tazminat ödemesine hükmetti.

2007 yılında, “Şarkı Söylemek Lazım” adlı TV programında, Sezen Aksu’nun “Şinanay” adlı şarkısıyla yarışan ancak yarışmadan elenen Helin Avşar’ın koçu Ferda Anıl Yarkın, bu eserin sanıldığı gibi Onno Tunç’un değil, Fuat Güner’in bestesi olduğunu söyledi. Ferda Anıl Yarkın, canlı yayında “Aslında ‘Şinanay’ şarkısı Fuat Güner’e aittir” deyince, yarışmanın jüri üyelerinden Güner de bu açıklamayı doğruladı: “Evet, bu beste bana aittir. ‘Şinanay’ı Sezen Aksu’nun isteği üzerine besteledim. Daha sonra bu şarkıyı rahmetli Onno Tunç’a vererek yeniden besteletti. Albümde bestelediğim şarkıyı görünce çok şaşırdım. Beste benimdi ve Onno Tunç’un imzasını taşıyordu.” Bu iddia üzerine Sezen Aksu da telefonla canlı yayına bağlandı. Aksu, “Onno Tunç kendini savunacak durumda değil. Ama ben yıllardan beri arkadaşım olan Fuat’a bir şeyler söylemek istiyorum; “Fuat lütfen yargıya başvur. Her ne varsa ben cezasını çekmeye hazırım. Şu anda Onno Tunç’un suç ortağı olarak görünüyorum. Tekrar ediyorum; bu beste beş kez tekrarlanmıştır ve beste Onno’nundur” dedi. Güner’in yanıtı şöyle oldu: “Sen benim için bu şarkıdan daha önemlisin. Sizin o aralar Onno Tunç ile aranız limoni olduğu için şarkıyı ben besteledim. 15 sene sonra olayın buraya taşınması, tartışma unsuru olması beni üzdü. Ama Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği (MESAM) altı ay boyunca şarkının parasını bana ödedi. Madem bu beste bana ait değil, neden MESAM altı ay boyunca bana para ödedi?”
Bu tartışma üzerine görüştüğümüz MESAM yetkilisi Ebru Aykut, beste savaşına dair şunları söyledi: “Evet, ‘Ada Vapuru’ adlı şarkı bir süre Fuat Güner’in bestesi olarak görünüyor. Fakat daha sonra bu durum Onno Tunç adına düzeltilmiştir.” Mesam’ın muhteşem eser tescil yöntemi işte böyle işliyor. Kimin şarkısı kimin cebinde belli değil bir durum ortaya çıkıyor.
Görüldüğü üzere dünyada ve Türkiye’de bir çok çalıntı şarkı davası var, bu davalar nedeniyle ödenen tazminatların bedelleri ise dudak uçuklatıyor.

SON BİR ÖYKÜ: OKTAY ALDOĞAN’A SEVGİ, SAYGI VE RAHMETLE

Kurtalan Ekspres’de 1974-1983 yılları arasında flut, tenor saksofon ve soprano saksofon çalan, 5 albüm, 4 single ve yüzlerce konserde grupta yer alan, 2014 yılında kaybettiğimiz Oktay Aldoğan, 2001 yılında Sinan Erkoç’un uyarısı ile Mesam’a başvurmuştu. Konu ise Barış Manço’nun 1975 yılında piyasaya çıkan “2023” adlı albümünde yer alan “Yol Verin Ağalar Beyler” adlı bestesi ile ilgiliydi. Şarkının müziği Oktay Aldoğan’a, sözleri ise Barış Manço’ya aitti. Fakat her ne hikmetse Mesam’da şarkının hem sözü hem de müziği Barış Manço adına kayıtlıydı ve Oktay Aldoğan, o yıllarda birlikte çalıştığı Sinan Erkoç’un uyarısı ile bunu yeni farkediyordu. Doğal olarak kendisine bir hak talebi doğmuştu. Oktay Aldoğan yapılması gereken ilk iş olarak Mesam’a başvurup hakkını aramaya çalıştı. Ardından her şey toz duman oldu, plak firmalarından gelen üstü kapalı tehditler, üzüntüler, “şu üç kuruş” parayı al ve sus sözleri onu bir hayli üzmüştü. Beni arayıp bu olanları anlattığında sesi titriyordu. Üstelik tüm bu yaşadıkları nedeniyle tansiyon problemi yaşamıştı ve bir gözü geçici olarak görmez olmuştu. Benden yardım istiyordu; ben de elimde olan ve o dönem kaydedilmiş konser kayıtlarını verdim. Çünkü o konser kayıtlarında Barış Manço şarkıyı anons ederken “şimdi çalacağımız şarkı Oktay Aldoğan’ın” diyordu. Üstelik 2023 plağının arkasında da besteci kısmında adı yazıyordu ve o da kanıt sayılıyordu. Tüm bunlara rağmen o günün şartlarında komik sayılabilecek bir para kendisine verildi ve konu kapandı.

Birilerinin bal börek yediği zamanlarda bazıları da sağlığını kaybetme noktasına gelebiliyor. Üstelik konu çok zararsız gibi gözüküyor, müzikten ne zarar gelebilir ki? Müziğin sadece müzik olmadığını anladığımız zaman hangi zararların gelebileceğini daha iyi anlayabiliriz. Müzik endüstrisi her zaman yok eden, parçalayan hatta bitiren konumdadır ve buna çok müsaittir.

Kaynak: Gazete Duvar      (Kaan Çağlayangöl)

İlginizi çekebilir