Müziğin başrolde olduğu romanlar

Bazı romanlarda, müziğin sayfalardan çıkıp odayı -yahut da bulunduğunuz mekanı- doldurduğunu hissedersiniz. “Söz uçar yazı kalır” belki ama, bazen de müzik kelimeler sayesinde sayfaların arasından uçar, üstelik zihinden kolayca silinmez.

Bazı yazarlar, kelimeleri enstrümanları kılıyor. Edebiyatlarının ritmini müzikten bulduklarını hissediyorsunuz. Aşağıda, müziği adeta bir baş karaktermişçesine romanlarına dahil eden bu yazarlardan bir bölümünü sıraladık.

Görsel: Akif Kaynar

Noktürnler

Bir dönemler hayli ünlü olan bir şarkıcı, dış görünüşünü değiştirmek isteyen bir caz müzisyeni, genç bir çellist… Nobel ödüllü Ishiguro’nun muazzam müzik bilgisinden izler taşıyan romanda, müzik tüm karakterlerin kendi hayatlarına dair önemli şeyler keşfetmesini sağlıyor.

Ölümüne Sadakat

Müzik denilince akla ilk gelen yazarlardan Nick Hornby, popüler müzik tutkunu, plak dükkanı işleten bir adamın geçmiş ilişkileriyle ve hayatıyla hesaplaşmasını anlatıyor.

Juliet Çıplak

Nick Hornby’nin pek çok romanı gibi mizah, romans ve popüler kültürü bir araya getiren roman yakın zamanda Ethan Hawke’ın da yer aldığı bir filme uyarlandı. Juliet Çıplak‘ın merkezinde, gizemli bir rock yıldızı ve onu takıntı haline getiren bir çift var.

Muhteşem Gatsby

F. Scott Fitzgerald demek Caz Çağı demek elbette. Bir dönemin ruhunu anlatmak için müzikten daha iyi bir aracı olmadığını kanıtlayan yazarların başında geliyor Fitzgerald. Muhteşem Gatsby de onun başyapıtı.

İmkansızın Şarkısı

“Müziği duyarak yazan” romancılardan söz açıp da Murakami’den bahsetmemek olmaz. Murakami’nin sinemaya da uyarlanan romanı 60’ların sonunda tüm dünyaya yayılan değişim ruhunu anlatırken, her şeyi bir Beatles şarkısı başlatıyor.

Doktor Faustus

Müziğin dile dökülebilmesinin imkanını sorgulayan Thomas Mann, Doktor Faustus‘ta büyük bir klasik müzik bestecisinin ruhunun derinliklerine iniyor.

Amsterdam’da Düello

Bulut Atlası

David Mitchell’ın kült yapıtı pek çok karakteri tuhaf bir kurgunun içinde buluştururken, besteci Robert Frobisher karakteriyle müziği romanın merkezine yerleştiriyor.

Dancer

İrlandalı Colum McCann’in imzasını taşıyan kitap, tarihin en önemli dansçılarından Rus balet Rudolf Nureyev’in hayatına dayanıyor. Nureyev’in sahne ışıkları altındaki yaşamının görkemini ve lanetli yanını takip ederken müzik ve dans baş döndürüyor.

Jazz

1920’li yılların ABD’sinde geçen bu Toni Morrison romanı, Caz Çağı’nı anlatmakla kalmıyor, caz müziğin ritmini dilde yakalamayı deniyor.

Kaynak: sabitfikir.com

İlginizi çekebilir