Mülteci ölümleri kaza değil cinayet

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, mülteci ölümlerine hakkında basın açıklaması yaptı. Menderes’te kamyonla seyahat eden 22 mültecinin hayatını kaybettiğini belirten Zerrin Kurtoğlu, “Yol izin belgesi olmadan bir otobüs koltuğuna oturup seyahat edemiyorlar. Bu yüzden kaza, faili malum bir katliama dönüştü” diye konuştu.

“İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri” mülteci ölümlerine dikkat çekmek için basın açıklaması gerçekleştirdi. Menderes’te devrilen kamyon kazasında ölen ve yaralanan mültecileri hatırlatan Halkların Köprüsü Derneği üyesi Zerrin Kurtoğlu, “Bir kamyonun kasasında yolculuk yapıyorlardı; çünkü yol izin belgesi olmadan bir otobüs koltuğuna oturup seyahat edemiyorlar. Bu bilgiden sonradır ki kaza, faili malum bir katliama dönüştü” dedi.

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, mülteci ölümleriyle ilgili basın açıklaması yaptı. Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde yapılan açıklamada, “Mülteci ölümleri kaza değil cinayettir” pankartı açıldı.

‘BİR HAFTADA 30’UN ÜZERİNDE MÜLTECİ HAYATINI KAYBETTİ’

Basın açıklamasını yapan Halkların Köprüsü Derneği üyesi Zerrin Kurtoğlu, son bir hafta içinde İzmir ve çevresinde 30’un üzerinde mültecinin yaşamını yitirdiğini aktardı. Kurtoğlu, şunları söyledi:

“Salı gecesi 35 mülteciyi taşıyan bir tekne Karaburun açıklarında battı. Bir kişi kurtuldu, 9 kişinin cansız bedenine ulaşıldı; 25 kişi ise Ege Denizi’nin sularında kayboldu. Ardından Pazar sabahı Menderes civarında mültecileri taşıyan bir kamyon kaza yaptı. 22 insan daha hayatını kaybetti, 10’un üzerinde yaralı vardı. Haberi duyanlar, önce kamyondaki mültecilerin mevsimlik işçi olarak çalışan mülteciler olduğunu düşündü. Bu zaten başlı başına bir trajedi, başlı başına bir faciaydı. Zira bu, tıpkı Türkiyeli mevsimlik işçiler gibi, mülteci işçilerin de çalışma alanlarına hiç de insani olmayan koşullarda taşındığı, dolayısıyla aslında olayın, bir kaza değil bir iş cinayeti olduğu anlamına geliyordu.”

‘İZİN BELGESİ OLMADAN SEYAHAT EDEMİYORLAR’

Zerrin Kurtoğlu, Menderes’teki kazada ölen ve yaralanan mültecilerin, “kendi ülkelerinde ve Türkiye’de kendileri için onurlu bir gelecek olmadığını düşünen, bu nedenle Avrupa ülkelerine geçmek için deniz kenarına ulaşmaya çalışan mülteciler olduklarını” öğrendiklerini aktardı.

Kurtoğlu,”Bir kamyonun kasasında yolculuk yapıyorlardı; çünkü yol izin belgesi olmadan bir otobüs koltuğuna oturup seyahat edemiyorlardı. Bu bilgiden sonradır ki kaza, faili malum bir katliama dönüştü ve bu ülkede yaşayan herkesi ilgilendiren can yakıcı/can alıcı başka bir içerik kazandı” dedi.

‘TÜRKİYE MÜLTECİLERE ONURLU BİR YAŞAM OLANAĞI SUNAMIYOR’

Türkiye’deki mültecilerin “geçici koruma” statüsünde olduğunu söyleyen Kurtoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye, ne yazık ki mültecilere onurlu bir yaşam olanağı sunamıyor. Bu insanlar, Türkiye’de 7 yıldır geçici koruma statüsü ile yaşıyorlar. Aslında statüsüzlük anlamına gelen bu geçicilik durumuna eşlik eden misafir tanımlaması, mültecileri haklardan mahrum, dolayısıyla haksızlıklara mahkûm hale getiriyor. Ülkemizdeki mültecilerin çoğu, barınma, beslenme, sağlık, çalışma, eğitim, seyahat gibi temel haklara ulaşamıyor. Onlara bilfiil mülteci olmalarına rağmen mülteci statüsü vermeyerek hukuki özneler olmalarını engelleyen, dolayısıyla her adımda yabancı olduklarını ve hep yabancı kalacaklarını hatırlatan bir devletin himayesi altında yaşıyor olmak, zaten dezavantajlı ve yaşadıkları travma nedeniyle kırılgan olan bu insanları toplumsal yaşam içinde her türden aşağılanmaya, nefrete, ayrımcılığa ve ırkçı saldırılara açık hale getiriyor.”

‘SURİYE HALEN GÜVENLİ BÖLGE DEĞİL’

Mültecilerin Avrupa ülkelerine geçişlerin son aylarda yeniden arttığını kaydeden Kurtoğlu, bunun nedenlerini şöyle açıkladı:

“Birisi yaşanan ekonomik krizle birlikte hayat pahalılığının her geçen gün artıyor olması. İşsizliğin her geçen gün arttığı ülkemizde yoksulluğun faturası nefret söylemleri yayan ırkçı odaklar tarafından Suriyeli mültecilere kesilmek isteniyor. Kimi zaman bu nefret kampanyaları linç girişimlerine dönüşerek, mültecilerin evlerine saldırmaya kadar varıyor. Saldırıların failleri yakalanmıyor, gerekli soruşturmalar yürütülmüyor. İkinci neden ise Türkiye devletinin güvenli bölgeler oluşturduğu gerekçesi ile Suriyeli mültecileri bölgeye geri göndermeye başlamış olmasıdır. Oysa Suriye halen güvenli bir bölge değildir; savaş devam etmektedir.”

‘AVRUPA ÜLKELERİNİN DERDİ ÖLÜMLERİ DEĞİL MÜLTECİLERİ ENGELLEMEK’

Avrupa ülkelerinin mültecilerle ilgili politikasını eleştiren Zerrin Kurtoğlu, “Mültecilerin geçişini önlemek için ölümcül kararlar ve önlemler almakta adeta birbirleriyle yarışıyorlar. Onların derdi, ölümleri değil mültecileri engellemek. Avrupalı hükümetlerin sürekli söz ettiği ‘Avrupa değerleri’ni söz konusu güçsüzler olunca nasıl çiğnediklerini görüyoruz” diye konuştu.

‘SURİYELİLERDEN ÖNCE ÜCRETLERİ DÜŞÜREN PATRONLARA İTİRAZ EDİN’

Mültecilerin yaşamlarının yalnızca devletlerin zorlaştırmadığını belirten Kurtoğlu, “Onlar ucuz iş gücü olarak kullanılırken ‘Suriyeler geldi, işimi çaldı’ demekten öte ücretleri düşüren patronlarla, kiraları arttıran ev sahipleri ile yüzleşmek, itiraz etmek zorundayız. Irkçılık ve nefret söylemleri ile ayrımcı kampanyalar başlatanların karşısında birlikte yaşamı savunmalıyız” ifadelerini kullandı.

‘İNSANLARI MÜLTECİ OLMAK ZORUNDA BIRAKMAYIN’

Kurtoğlu, çözüm önerilerini ise şöyle sıraladı:

– Suriye’de emperyalist devletlerin vekâlet savaşı son bulmalı ve kalıcı barış sağlanmalıdır.

– AB ve diğer uluslararası kurumlar, ABD, Avrupa Devletleri vb. gibi başta Suriye’de askeri aktivasyon gösteren devletler olmak üzere tüm devletler mülteci sorumluluğunu paylaşmalı ve mülteci kabul etmelidir.

– AB ülkelerinin göçmen ve mültecileri “içerideki düşman” olarak tanımlayan söylem ve politikalardan vazgeçmesi, son yıllarda artan biçimde kültür, etnik köken ve din açısından farklı aidiyetleri dışlayan bir çeşit yeni-ırkçılık olarak işlev gören politikalara teslim olmaması gereklidir.

– Avrupa’ya gitmek isteyenler için yasal ve güvenli yollar açılmalı, güvenli geçiş sağlanmalıdır.

– İnsan hakları ihlallerine ve insan ölümlerine yol açan güvenlikçi ve mülteci karşıtı sınır politikalarına son verilmelidir.

– Türkiye, mültecilerin ülkeye kabulü konusunda başka ülkelere örnek olabilecek açık kapı politikasına geri dönmeli; “Geri Kabul Anlaşmasını” iptal etmeli, mültecilerin zulüm görecekleri ülkelere gönderilmesine aracı olmamalıdır.

– 1951 Sözleşmesi’ne konulan “coğrafi sınırlama” kaldırılmalı, Avrupa dışından gelenlere de mülteci statüsü sağlanmalı, isteyen tüm mültecilere vatandaşlık hakkı verilmelidir.

– Birlikte yaşam (sosyal entegrasyon) için vatandaşlık dışındaki kalıcı oturma izni gibi vatandaşlığa en yakın güvenli hukuki statüler sağlanmalıdır ve sosyal entegrasyon için çalışma hayatı, aile birleştirmesi, eğitim, sağlık, barınma, ayrımcılıkla mücadele, kendi kimlik ve kültürünü koruyabilme, siyasete katılma hakkı gibi alanlarda ciddi çalışmalar yapılmalıdır.

– Savaşları durdurmadan, yeni savaşları önlemeden mülteci kriziyle baş edilmesi olanaksızdır. İnsanları mülteci olmak zorunda bırakmayın! İnsanların mülteci konumuna düşmesinde pay sahibi olan ülkeler: Acil bir şekilde sınırlarınızı açın ve ölümleri durdurun! Asıl yapmanız gereken budur!

Kaynak: DUVAR-Nuray Pehlivan

İlginizi çekebilir