Moda sadece üzerimize yakışanı mı giymek? – Emek Erez

Eda Çakmak’ın “Kural Tanımayan Bir Moda Klavuzu” adlı metni, Zeynep Özatalay’ın çizimleriyle keyif alabileceğimiz, aynı zamanda da moda üzerine farklı açılardan düşünüp, tartışabileceğimiz bir okuma deneyimi sunuyor. Moda ve kimlik, modanın benlik inşasındaki yeri, moda ve feminizm, beden politikaları ve moda ilişkisi, sürdürülebilirlik gibi konuları ele alan metin, alternatif giyinme önerileri üzerine de düşündürüyor. Moda yukarıda da bahsettiğimiz gibi insanların ya çok içli-dışlı olduğu ya da burun kıvırdığı, görmezden gelmeye çalıştığı bir kavramı imliyor.

Moda, gündelik yaşamda çok sık kullandığımız, daha çok giyim-kuşam üzerinden ele alınsa da kesinlikli bir tanıma ulaşmanın zor olduğu bir kelime. Giyim üzerinden bu kelimeyi düşündüğümüzde de aklımızda pek çok soru işareti oluşuyor. Çünkü moda tüketim kültürü, beden politikaları, sınıfsal konum gibi pek çok farklı olgu ile düşünülmeye de elverişli. Ne olduğu nasıl yaklaşılması gerektiği ise konuya dair çalışmalarda görüleceği gibi hâlâ tartışılıyor. Çeşitli sebeplerden ilk başta olumsuz anlamları çağrıştırıyor bu kelime ve yüzeysel olarak ele alınıyor. Günümüzde bu konuda çalışanlar olduğunu bilsek bile her zaman böyle olmadığı, özellikle akademik araştırmalarda konuya pek sıcak bakılmadığını da görüyoruz.

Çünkü Kawamura’nın aktardığı gibi, “Moda ve giyim uzun bir süre boyunca akademik olarak ele alınamayacak konular olarak kalmıştır. Sosyal analistlerin, insanların -yani kendilerinin- nasıl giyindiğinin, süslendiğinin, hareket ettiğinin ve bedenleri ile ne jestler yaptıklarının ve kendilerini sakındıklarının ne kadar güçlü olduğunu fark etmelerindeki gönülsüzlükleri. (…) Sadece günümüzde bazı akademik sınırların ufalanmasıyla birlikte, moda ve giyim meseleleri daha isabetle ele alınmaya ve inandırıcı bir biçimde kabul edilmeye başlandı” (Niessen ve Brydon’dan akt., Kawamura, 2016: 26). Buradan yola çıkarak moda üzerine düşündüğümüzde aslında ne kadar kişinin kendisi ile ilgili olduğunu görebiliriz. Alıntıda bahsedilen “gönülsüzlük” meselesinin de daha çok genel-geçer değerlendirmeler, kesin yargılı tavırlarla ilişkili olduğunu hatırlamak gerek. Akademinin sınırları neyse ki tüm özneleri kapsamamış ki bugün böylece çeşitli konuları farklı bağlamalarda tartışabiliyoruz ve zihnimizi açan metinlerle karşılaşabiliyoruz moda konusunda olduğu gibi.

Moda kavramı üzerine düşünmemizi sağlayacak bir metin geçtiğimiz günlerde Ayizi Kitap tarafından basıldı. Eda Çakmak’ın “Kural Tanımayan Bir Moda Klavuzu” adlı metni, Zeynep Özatalay’ın çizimleriyle keyif alabileceğimiz, aynı zamanda da moda üzerine farklı açılardan düşünüp, tartışabileceğimiz bir okuma deneyimi sunuyor. Moda ve kimlik, modanın benlik inşasındaki yeri, moda ve feminizm, beden politikaları ve moda ilişkisi, sürdürülebilirlik gibi konuları ele alan metin, alternatif giyinme önerileri üzerine de düşündürüyor. Moda yukarıda da bahsettiğimiz gibi insanların ya çok içli-dışlı olduğu ya da burun kıvırdığı, görmezden gelmeye çalıştığı bir kavramı imliyor. Ama ne olursa olsun dışında kalamıyoruz çünkü insan türü tarihsel süreç içerisinde çeşitli nedenlerle, farklı biçimlerle giyinen bir tür. Bu nedenle çok başka anlamlarda üzerine tartışmayı hak ediyor bana kalırsa ki Eda Çakmak’ın metninin de bu açıdan önemli olduğunu düşünüyorum. Yazar bize moda güzellemesi yapmıyor ya da şöyle giyinirsek böyle olur demiyor, konuyu kesinlikli bir zemine taşımıyor, bir bakıma “moda sistemi” üzerine düşünmeye başlatacak küçük bir harita çiziyor. Ki daha önce bu konuyu ilgi çekici bulmamış olan okur için de giriş metni niteliğinde denilebilir.

Kural Tanımayan Bir Moda Kılavuzu, Eda Çakmak, resimleyen: Zeynep Özatalay, 64 syf., Ayizi Kitap, 2019.

MODA BİR KAVRAMLAR SİSTEMİ

Çakmak, modayı bir “kavramlar sistemi” olarak ele alıyor ve bu bir modeli imliyor: Tarz, moda, giysi. Bu sistem tartışmayı tekil bir bağlamdan çıkarıyor. Her ne kadar biz moda denince tüm bu kavramları aynı olarak düşünüyorsak da aslında hepsinin başka bir şeye gönderme yaptığını görüyoruz. Çakmak’a göre tarz dediğimizde, benliğin (o esnada moda olan veya olmayan) giysi, aksesuar ve güzellik unsurlarını kullanarak inşasını anlıyoruz, moda, tarzın zamanı işin içine katarak, değişen, dönüşen ritmini anlatıyor. Giyim ise kısaca bedene yapılan eklentiler anlamında kullanılıyor. Yani tarz dediğimizde daha çok öznenin kendisini işin içine katmasıyla ve kendi benliğini çeşitli aksesuarlarla tamamlamasıyla ilişkili. Modada ise işin içerisine zaman giriyor ve bir süreci belirliyor.

Yazarın “giyim sistemi” olarak tanımladığı bu durum sadece kıyafetlerle ilgili değil anladığımız kadarıyla, dövme, makyaj belki saç stilini de ekleyebileceğimiz farklı parçaları barındıran bir toplam.

İşin tanımlar kısmını bir yana bırakırsak moda kelimesinin aslında sadece bunlarla sınırlı olmadığını görebiliriz. “Moda günlük havanın bir parçası ve daima, bütün olaylarla beraber, değişiyor. Yaklaşan bir devrimi bile giysilerde görebilirsiniz. Her şeyi giysilerde görebilir ve hissedebilirsiniz.”Çakmak’ın Diana Vreeland’tan aktardığı bu cümle aslında çok şey söylüyor. Gerçekten yaşadığımız toplumun günlük havasının kıyafetlere yansıması bize politik anlamda bile bir şeyler söyleyebilir. Örneğin; son yıllarda moda sektöründe artan Osmanlı motifli defilelerin içinde bulunduğumuz dönemin havasından bağımsız olduğunu söyleyebilir miyiz? Kısacası, moda aslında yaşamın farklı parçalarına dair bize tartışma sağlayabilecek bir alan.

MODAYI SADECE EKONOMİ TEMELLİ ELE ALMAK

“Günümüzün basit ortak görüşü modanın, bizi daha fazla para harcamaya yönlendirmek için kıyafetleri üretenlerin lehine olan bir komplonun sonucu olduğudur ve pazarı canlandırmak, ticari ilişkilerini geliştirmek için bize yeni modaları dayatanlar da tasarımcılar, hazır giyim imalatçıları ve iş erbabıdır. Bu ekonomik bir açıklamadır ancak sosyolojik değildir” (Kawamura, 2016: 22). Modaya dair en sık duyduğumuz eleştirel yaklaşım Kawamura’nın bahsettiği bu ekonomik açıklamadır ancak yazarın ifade ettiği gibi sosyolojik değildir ve bana kalırsa birçok açıdan da indirgemecidir. Bu moda ekonomiden ve tüketim kültüründen bağımsız olarak anlaşılmamalı elbette ancak sadece bu açıdan bakmak konunun başka boyutlarını göremememize sebep olabilir. Moda kelimesi, Çakmak’ın da “Kural Tanımayan Bir Moda Klavuzu”nda bahsettiği gibi; kimlik, benlik inşası, varlık, cinsiyet, norm, beden, çevre gibi çok farklı konuları içerisinde barındıran ve bize başka konuları tartışmaya imkân veren bir kavramı imliyor. Çünkü yazarın da belirttiği gibi özellikle moda sisteminin bir parçası olan ve daha çok öznenin kendisini işin içine sokan tarz konusunu düşündüğümüzde; “çoğumuzun fazlasıyla aşina olduğu varoluşsal krizlerin bile başrolüne oturabilir tarz meselesi, çünkü dış dünyaya kendimizi ifade edişimizin en önemli kapılarından birisidir.”Tarzımız bizim kendimizi ifade etme biçimimizdir biraz ve ben kimim sorusuyla da ilişkilenerek kimliğe de işaret eder ve yine Çakmak’ın ifadesiyle: “Çoğu kişi kim olduğunu sözlü olarak ifade etmekte zorlanır” böyle bir durumda giyim bir araç hâline gelir ve yazarın söylediği gibi: “Kişinin sözlü olarak tasvir etmekte zorlandığı bu kimlik ifadesi için kullanabileceği, görsel-maddesel bir iletişim kanalı sağlar.”

GİYSİLERİN CİNSİYETİ YOK 

Feminist politikaların, beden olumlama hareketi gibi beden üzerine uygulanan tek tipçi politikaları aşındıran direniş odaklarının, modayı etkilediğinden de bahsediliyor metinde. Verili cinsel kimliğin, norm olarak dayatılan ve döneme göre değişen tek tip beden algısının, bize moda anlamında da çizdiği sınırlar olduğunu biliyoruz ve gündelik yaşamın en küçük ayrıntılarında bunlarla baş etmek zorunda kalabiliyoruz.

Çakmak, giysilerin özellikle de 2010’lu yıllardan itibaren feminist politikaların etkisiyle cinsiyetsizlik teması üzerine oynadıklarından bahsediyor. “Cinsiyet kimlikleri olabilir ancak giysiler cinsiyetsizdir” diyor. Ancak bu sanırım gündelik yaşam pratiğinde çok uygulanmıyor çünkü yazarın da örneklediği gibi, mağazalar hâlâ yaş, cinsiyet, büyük beden-küçük beden gibi kategorize edilmiş reyonlarla kişinin oluşuna müdahale etmeye çalışıyorlar. Büyük beden mağazalarının sayısı çok değil mesela “normal” mağazalarda da büyük beden utanılacak bir durummuş gibi kıyıda, köşede yer buluyor. Bu da bedenleri kategorileştirmenin, norm-dışı iseniz size “farklı” olduğunuzu hissettirmenin bir biçimi olarak karşımıza çıkıyor ve tartışılması gereken bir yerde duruyor. Sanırım bu durumda bireye düşen bunu pratikte kırmak, cinsiyetin kategorize edilip, kimliğin sabitlenmeye çalışıldığı, tektip bedenin dayatıldığı durumları aşındırmak.

‘HIZLI MODA’ VE ‘YENİ’ TUTKUSU 

Moda elbette doğanın kaynaklarının tüketilmesi ile de yakından ilişkili. Yazarın “hızlı moda” olarak adlandırdığı,  neredeyse her hafta yeni ürünler piyasaya süren ve bu nedenle devamlı tüketmeye, “yeni” olana yönlendirmeye hizmet eden şirketleri hatırlattığı bölümde de yine tartışabileceğimiz argümanlarla karşılaşıyoruz. Bu aslında moda konusunun belki de en çetrefilli yanı çünkü Barthes’ın hatırlattığı gibi; “Şüphesiz moda kapitalizmin doğuşuyla birlikte uygarlığımızda ortaya çıkan yenilik çılgınlığı olgusuna aittir: Tümüyle kurumsal anlamda, yeni olan satın alınmış değer demektir” (akt. Kawamura, 2016: 23). Bu “yeni” tutkusu, “hızlı moda” ve “değer satın alma” anlayışı ucuz işçi emeği anlamına da geliyor ve Çakmak’a göre; “Sektördeki daha hızlı, daha ucuz üretim talebi asla sonlanmıyor, böylece üretim Çin’den, Kamboçya’ya, Bengladeş’e, Afrika’ya… Üretim o anda nerede daha ucuza geliyorsa oraya taşınmaya devam ediyor. Talepkâr sektörün yükselen standartlarıyla başa çıkabilmek için önlerine gelen işi hep daha hızlı ve daha ucuza yapmayı kabul eden fabrikalarda genellikle başka imkânı olmayan kadın işçiler çalışıyor.” Böylece bu durum, başka sorunlara, emeğin değersizleşmesine ve sömürülmesine sebep oluyor.

Bunun dışında metinde üretim sürecinde kullanılan kimyasalların, haşere ilaçlarının çevre sorunlarına yol açtığından bahsediliyor ki sanırım bu da konunun en çok tartışılması gereken yanlarından biri olarak karşımıza çıkıyor.

Moda, baştan beri sözünü etmeye çalıştığımız gibi çok farklı alanları işin içine katarak başka başka açılar sunan ve üzerine söylenecek sözün çok olduğu bir alan. Kitapta ayrıca, sürdürülebilirlik, alternatif giyinme (dönüştürme, ikinci el, takas), Punk gibi “alt kültürler”, modanın “hızlı” ve “yeni” anlayışına karşı oluşan hareketler de konu ediliyor. Bir de değinilen konularla ilgili biyografik hikâyelere yer veriliyor ki bu da okuma arasına açılan patikalar olarak bizi başka düşüncelere itiyor. Böylece aslında şunu görüyoruz ki “moda sistemi” sonu gelmeyecek, zengin bir tartışma zemini sunuyor. Eda Çakmak’ın “Kural Tanımayan Bir Moda Klavuzu” vesilesiyle çok kısaca tartışmalara girebilmiş olsak bile daha bu konuda bahsedilecek epey şey olduğunu hatırlatmakta yarar var.

Kısaca şu söylenebilir: Moda sadece üzerimize yakışanı giymek değil.

Kaynak

  • Kawamura, Y., (2016), “Moda-loji, ‘Moda Çalışmalarına Giriş’”, (Çev. Şakir Özüdoğru), İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
  • Konuyla ilgilenen meraklı okur için bir öneri: Crane, D., (2018), “Moda ve Gündemleri”, (Çev. Özge Çelik), İstanbul: Ayrıntı Yayınları. (Metin konuyu sınıfsal bir çerçevede ele alıyor ve tarihsel süreçte
  • giyinmenin ne ifade ettiğine, kimlik ifadesi olarak giyinmeye, denetim mekanizmaları ile ilişkisine bakıyor ve epey geniş bir tartışma zemini sunuyor.

Kaynak: DUVAR

İlginizi çekebilir