Miras meslek: Kürsü ustalığı

El emeğine dayalı mesleklerin ömrü tükenirken Diyarbakır’da Çetin Usta gibi birkaç kişi dışında bu mesleği sürdürmek için mücadele eden kimse kalmadı.


Hasan Paşa Hanı’nın arkasında yer alan çarşıda neredeyse tüm dükkânlarda meslekler babadan kalma. Çarşının canlılığı ile hala inat edilerek sürdürülen mesleklere ilgi azalmış olsa da her şeye rağmen bu zanaatları özenle ve titizlikle icra edenler mevcut. Gregg Berryman, “Herkes bir şeylere bakar, ancak çok az insan etkili bir şekilde görür” diyor. Kürsünün hikâyesi de biraz buna benzer: Gün içinde birçok kez önünden geçtiğimiz, soluklanmak için üzerine oturduğumuz kürsüler, kimlerin elleriyle şekillenir, yapımında hangi ağaç türü kullanılır, kaç günde yapılır gibi detaylarla ilgili pek bir şey bilmeyiz.

Ortadoğu coğrafyasının bir parçası olan kürsü, yöre halkının söylediği biçimiyle ‘kursi’, sosyolojik ve kültürel bir değere sahip olduğu gibi oldukça uzak bir geçmişe de sahip. Kullanım alanı ev, iş yeri, çay ocağı, kıraathane, sokaklar, kafe gibi oldukça geniş bir alan olan Diyarbakır’a özgü bu kürsüler pratik bir işleve sahip olması yönüyle de toplu etkinlikler olan düğün, taziye vb. etkinliklerde de kullanılıyor. Değişen dünyanın değişen dekorasyon algısı nedeniyle eskisi kadar tercih edilmiyor olsa da günümüze kadar varlığını koruyabildi. Sadece zamanın şartlarına, isteklerine ve ihtiyaçlarına göre kullanılan malzeme farklılık gösterdi.

Birçok ağaç türünden elde edilebilen kürsü bölgede daha çok Hevsel Bahçeleri’nden sağlanan kavak ağaçları ile üretiliyor. Daha dayanıklı ve uzun ömürlü olması için zaman zaman şehir dışından getirilen meşe ağacı da tercih ediliyor. Kavak ağaçları kesildikten sonra direkhane denilen ‘atölyelere’ götürülüp soyulma işlemi gerçekleştiriliyor. Soyulma işleminden sonra ağaçlar marangozlar aracılığı ile şekilsel bir işlem geçiriyor. Daha sonra isteğe bağlı olarak kürsülere çeşitli motifler işleniyor ve tercihe göre eskitme boya ile boyanıyor. Kürsünün dört ayaklı iskeleti oluşturulduktan sonra bu kez şerit ipler birbirine geçirilerek oturma alanı oluşturuluyor.

Yıllara rağmen şeklinden taviz vermeyen kürsü dört ağaç ayağa sahip, oturma yeri iplik veya hasır kumaş parçalarının birbirine geçirilmesi ile elde edilen, kol ve sırt yaslama yeri olmayan samimi sohbetlerin yapılabildiği küçük masalarda, sokak aralarında, kahvehanelerde kullanılan bir tabure türü. Motifsiz ve sade modellerde yapılabildiği gibi bir de ustanın el becerisine, müşterinin ilgisine göre çeşitli motifler de kürsünün ayaklarında hayat buluyor. Günümüz dünyasında el emeğine dayalı mesleklerin ömrü tükenirken Diyarbakır’da Çetin Usta ve birkaç kişi dışında bu mesleği sürdürmek için mücadele eden kimse yok. Marangozcular Çarşısı’ndaki birçok insanın öyküsüne benzer bir öyküsü olan Çetin Usta, babasından kalan bu mesleği 25 yılı aşkın bir süredir devam ettiriyor. Mesleğini icra ederken çeşitli kazalara uğrayan hatta bir parmağını kaybeden Çetin Usta her ne kadar mesleğin ekonomik olarak tatmin edici bir karşılığı olmadığını düşünse de işini hala severek yapıyor. Çünkü babasının ona bıraktığı mirasın kürsü ustalığı olduğunu düşünüyor.

İlginizi çekebilir