‘Milli’ eğitimin açmazı- Pakrat Estukyan

Cumhurbaşkanı Erdoğan, başbakanlık döneminden beri ‘ideolojik’ kavramı ile bir türlü geçinemez. Hoşuna gitmeyen, işine gelmeyen her eleştiriyi ‘ideolojik’ diye yaftalar. Türkçede böyle bir sıkıntı var. Sözcükler anlamlarından çarpıtılır, hatta kriminalize edilir, sonra da artık bir daha doğru anlamıyla kullanılamazlar. ‘Örgüt’ de bu sözcüklerden biri. İnsanlar, ‘örgüt’ sözcüğünü kullanmamak için azami gayret sarf ediyorlar zira bu sözcüğün arka planında mutlaka suçla ilişkili bir tamlama takısı bulunuyor. Dili de çoraklaştıran bu hatalı ve amacını aşan kullanımlar, ne yazık ki o sözcüklerin gerçek boyutunu hiçbir zaman ortadan kaldıramazlar.

Türkiye’nin Milli Eğitim Bakanı iki gün önce yeni bir öğretim planından bahsetti. Bu plana göre önümüzdeki beş yılda özel okulların sayısı arttırılacak, sınavlar azaltılacak… Bütün bunlar ideolojik değil mi? Her şeyin başında Eğitim Bakanlığı denen kurumun adının önüne ‘milli’ sıfatı eklemek ideolojik değil mi? Sahi, bizden başka kaç ülkenin eğitim bakanlığının önünde ‘milli’ diye bir tanım vardır? Başka nasıl bir eğitim bakanlığı olabilir ki, bu ayrımı tanımlamak için ‘milli’ ifadesine gerek duyulsun?

İşin özü, milli eğitim programımız sonuç olarak uluslararası bütün ölçütlerle son derece başarısız bir performans sergiliyor. Öğrenciler anadilleriyle kendilerine söyleneni anlamaktan aciz. Sanırım, böyle bir sonuca ancak ‘milli’ bir eğitim bakanlığıyla ulaşılabilirdi. Eğer eğitim bakanlığı dindar ve kindar nesil yetiştirmek üzere bir araca dönüştürülmeyip genç bir kuşağın hayatta ihtiyaç duyacağı bilgileri kazandıran bir işlevi olsaydı, tablo farklı olabilirdi. Bir anlamda milli olmanın bedelini ödüyoruz. Ülkenin eğitim programı hiçbir zaman öğrencinin gerekli bilgiyle donatılması perspektifine dayanmadı. Eğitimin öğrenciye yönelik olarak sınırı okur-yazarlık ve matematikteki dört işlemin öğrenilmesinden ibarettir. Özgür bir birey için bu kadarı hayatı ilgi duyduğu alandan tanıması için yeterli olacaktır. Okuyabilen, okuduğunu anlayabilen birey bu aşamadan sonra tümüyle kendi ilgi alanlarına yönelik olarak eğitimini sürdürebilir. Okulun işlevi tam da burada anlam kazanıyor. Doğru yönlendirme ve belirlenen veya benimsenen yönde doğru birikim sağlama… Biz ise gerçeklikle ilgisi olmayan pehlivan tefrikası tadındaki tarih öğretimi, evrim teorisini görmezden gelen bir biyoloji eğitimini benimseyeceğiz ve bu da ‘ideolojik’ olmayacak, öyle mi? Eğitim Bakanlığı’ndaki her kararın arkasında ideolojik etkenler var ve onların hepsi de kişinin akıl gelişmesini sabote edecek nitelikte.

Kendisi özel dershane sahibi bir geçmişten gelen bakanın, önümüzdeki beş yıllık planda özel okulların sayısının çoğaltılacağını ‘müjdelemesi’ ise sadece ideolojik değil, akçeli bir tasarrufun da ifadesi.

AK Parti’nin 17 yıla uzanan iktidarı döneminde ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynakları, akarsuları, ormanları talan edilmekle kalmadı, insan gücü de alabildiğince nitelik kaybına uğradı. Muhtemelen Türkiye tarihinde siyaset tartışmaları hiçbir zaman bugünkü geri düzeye düşmemişti. İnsanlar, savlarında bir tutarlılık olmasının kaygısını taşımıyorlar çünkü hitap ettikleri kitle de böyle bir beklenti taşımıyor. Ne söylendiğinden çok o şeyi kimin söylediğine, nasıl söylediğine bakılıyor. İnsanlara artık bir şeyleri makul bir lisanla anlatma devri geçmişte kaldı. Şimdi kükreme, tehdit etme, ötekileştirme, hakaret etme ve bunlarla da ülkenin en az yarısını kendi safında bir arada tutma dönemi. Tersten bir okumayla değerlendirecek olursak şüphesiz ki bu çok önemli bir başarı. Vahim olan, yeni eğitim programı gibi projelerle insanların idrak yeteneğinin daha da gerilere taşınacak olması. Bugün toplumun yarısından bahsediyorsak, böyle bir sonuç toplumun büyük çoğunluğunu da etkileyebilir. Ancak yine de enseyi karartmaya gerek yok. Sonuçta taşlar yuvarlanır ve yerine oturur. Yerine oturduğunda bu beş yıla göre açıklanan programın örneğin ikinci yılında paldır küldür başka bir şeye dönüştüğüne tanık olabiliriz. Unutmayalım, ilgisiz bir konu esnasında ve laf arasında Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ben TEOG’a karşıyım” deyivermiş ve Eğitim Bakanlığı’nın bürokrasisi alelacele TEOG sınavını da iptal edivermişti. Eğitimden beklenen en önemli özellik bütün öğrencilere fırsat eşitliği sağlamasıdır. Ancak daha anaokulun ilk sıralarından, ilkokul sınıflarından başlayarak farklı zümrelere farklı eğitim anlayışı her şeyden önce insanlığa karşı bir suç telakki edilmelidir. Fakat yine belirtmek gerekir, bu suç sözde batı medeniyeti denilen burjuva kültüründe yıllardan beri yaygın olarak kullanılıyor. Bize düşen ise bunu daha da acımasız hale getirmek.

Kaynak: Yeni Yaşam

İlginizi çekebilir