Melike Şahin: Şarkıları sudoku çözer gibi yazıyorum

Sanatçı Melike Şahin ile müziğe, yolda olan ilk albümü “Merhem”e dair sohbet ettik. Şahin, “Şarkıya kuşbakışı bakıp, sudoku çözer gibi kelimelerle oynayarak yazıyorum. Yazdıkça keşfediyorum, iyileşiyorum” dedi.

BabaZula ile sahnelerden tanıdığımız, yazdığı şarkılarla dinleyicilerin dikkatini çeken ve son zamanlarda Tony Gatlif’in “Djam” filminin şarkılarını seslendirmesiyle dikkatleri üzerine çeken Melike Şahin ile müzik yolculuğu üzerine konuştuk…

Hep şarkı söylemekle ilişkin soruluyor, ben dinlemeyle başlayan ilişkini sorayım. Çocukluktan bugüne dinleme alışkanlıkların nasıl bir değişkenlik gösterdi?

Çocukken annen baban ne dinliyorsa onu dinliyorsun haliyle. Biz evde çok müzik dinlemezdik. Ama yollarda müzik çok dinlenirdi. Babam Alevi olduğu için sürekli Sabahat Akkiraz’lar, Muhlis Akarsu’larla dolu araba yolculuklarımız olurdu. Sonra televizyon ve müzik kanalları derken pop müzikle tanışmış oldum. Şu anda yaptığım müziği dinleyenler çok Türk Sanat Müziği ya da arabesk dinlediğimi düşünür küçükken ama onlar baya gençlik dönemimde hayatıma girmiş türler. Şimdilerde tür ayırt etmeksizin ne bulursam dinliyorum. Biraz muhafazakar bir dinleyiciyim, bir şarkıyı beğenirsem onu haftalar boyu dinliyorum. Takıyorum kafaya. Sıklıkla da yeni bir şeyler dinlemek, keşfetmek için hususi vakit ayırıyorum.

Çocukluk demişken…Duygularını dışarıya kolayca ifade edebilen bir çocuk muydun peki?

Yalnız geçen bir çocukluktu. Yedi yaşıma kadar yalnızdım, sonra bir kardeşim oldu. Ama sessiz, uslu ve içe kapanık bir çocuktum… Ya da öyle kalmış aklımda diyelim.

İçe kapanık olma, heyecanlı olma gibi çocukluktan gelen alışkanlıkların ve okuduğun bölümün şarkı yazımına bir etkisi var mıdır?

Çocukken kardeşime ninni yazmıştım, ilk yazdığım şarkı o olabilir. Çocukken bir şeyler yazıp sonra onu söylemek hoşuma gidiyordu. Okuduğum bölümün şarkı yazmama elbette etkisi oldu, orada tüm sistemin nasıl döndüğünü farklı bir algılama biçimi ile ele alıyorsun. O da yazmaya etki ediyor haliyle. İyi ki sosyoloji okumuşum.

‘YAZDIKÇA KEŞFEDİYORUM, İYİLEŞİYORUM’

Yazım süreci ve şarkıların hikayelerinden bahsetmek ister misin peki?

Yolda olduğum zaman yazıyorum genelde. Eskiden de BabaZula ile turneler sırasında yolda yazıyordum. Kalemim ve defterim hep yanımdadır misal. Şarkıya kuşbakışı bakıp, sudoku çözer gibi kelimelerle oynayarak yazıyorum. Yazdıkça keşfediyorum, iyileşiyorum.

Bir şeyler üretiyor olmanın heyecanı senin psikolojini nasıl etkiliyor üretim sürecinde ve sonrasında?

Şarkıcılık olarak baktığımızda galiba altıncı senemdeyim. Sahne üstünde çok bulundum, stüdyo ortamında biraz bulundum. Ancak bu alanlar içinde beni en çok heyecanlandıranı, yazıyor olmak. En kendimde hissettiğim yer orası. Bir nevi kendi kendimi tedavi ediyorum böyle.

Dinleyenleri ayrı ayrı heyecanlandıran birçok şarkıyı yorumladın. Henüz yorumlamadığın, seni çok heyecanlandıracağını/duygulandıracağını düşündüğün bir şarkı var mı?

Beni heyecanlandıran ve söylemeyi istediğim birçok şarkı var ama bazıları çok zor. Bilhassa arabesk olanlar. Bildiğimiz gibi direkt damar olarak söylemiyorum şarkıları, üzerine çalışmak ve öyle söylemek istiyorum. O sebeple çalışmaya devam ediyorum. Bir Ateşe Attın Beni’yi söyleyebilmek isterim mesela.

‘BABAZULA BENİM İÇİN OKUL GİBİYDİ’

BabaZula ile çalışmaya nasıl başladın ve oradan soloya geçiş nasıl oldu?

Üniversitedeyken Gülbaba Müzik’te asistandım, onlar da BabaZula’nın menajerliğini yapan bir şirketti. Ben orada çalışırken Ahmetcan Taşdemir “BabaZula yeni bir vokal arıyor, denemek ister misin?” dedi. Yolculuk böyle başladı, ilk konserimi Berlin’de verdim ve sonra böyle devam etti… BabaZula benim için okul gibiydi. Birçok şey öğrendim; sahnede nasıl durulur, kablolar, yolculuklar, grup içi dinamikleri… Okul gibiydi yani. Taraflar olarak yeni sesler aramak istedik ve yollarımızı ayırdık.

Tek başına çalışma yapmanın kolaylıkları ve zorlukları neler oldu?

Solo iş yaptığın zaman kendi işinin patronusun. Tabii ki bize yardım eden insanlar var ama sen her şeyi kontrol etmek durumunda oluyorsun. Grupla çalışırken her şey daha kolay oluyor çünkü tüm meseleleri birileri hallediyor ama soloda takip etmek, peşinden koşmak durumundasın. Ama kendi yazdığım şarkıları söylediğim konserlerden aldığım keyfi hiçbir şeyle kıyaslayamam. Bu benim en büyük hayalimdi o sebeple zorluklar hiç sıkıntı değil!

Tony Gatlif’in filmi Djam’in şarkılarını seslendirdin ve dünya prömiyeri öncesinde konser verdin ardından Gatlif senin “Sevmek Suçsa Suçluyum” şarkının klibini çekti. Bu çalışmaların hikayesini anlatabilir misin ve yeni çalışmalar yapacak mısınız?

Djam’in çekimleri için İstanbul’a geldiğinde filmin müzikleri için bir vokal arıyormuş ve beni önermişler, böylelikle tanışmış olduk. Filmin orijinal müziklerinde üç şarkı söyledim. Filmin prömiyeri öncesi bir konser verdik, çok tatlı geçti. Filmin İstanbul gösterimine geldi, orada da bu klip fikri ortaya çıktı. Çok güzel oldu. İleride belki yine bir araya gelebiliriz…

‘ŞİMDİ MÜZİK ÜRETMEK DE YAYMAK DA DAHA KOLAY’

Youtube, Spotify, Fizy, Deezer vb. uygulamalar özellikle genç müzisyenlere özgür bir alan tanıdı mı sence?

Çok iyi bir şey. Eskiden hem üretmek hem yayınlamak zordu. Şimdi müziği üretmek de yaymak da daha kolay. Ama bir yandan da müzik tüketim algımız çok değişti. Çok fazla yeni şey var ve yeni çalışmalara dikkat etmek için kulak kabartmak gerekiyor. Genç nesilden çok umutluyum. Ama bazen bu kolaylık, tutan müziğin replikalarını getiriyor önümüze. Hem dinleyici hem sanatçı olarak özgün, beni heyecanlandıracak işler arıyorum ve üretmeye çalışıyorum. “Özgünlük” önemli bir parametre.

Önce “Kamuran Kolçak ve Gönül Dostları” daha sonra “Melik Şah ve Saz Arkadaşları” başlığıyla konserler verdin, sırada yeni isimler var mı?

Bir süre Melike Şahin ismiyle devam edeceğim ama ileride daha konsept konserler yapmayı düşünüyorum, onlar için farklı sahne personaları yaratabilirim ya da farklı konser isimleri üretebilirim. Ama Melike Şahin ismiyle duracağım en az birkaç sene, ondan eminim.

Konserler ve ilk albümün “Merhem” için çalışmalara devam ediyorsun. Albümden bahsedebilir misin biraz?

Albüm için biraz daha bekleyeceğiz, prodüktörüm Can Güngör’ün albümünü bitirmesini bekliyoruz. Ben de bu süreçte singlelar, Youtube videoları yayınlamaya devam edeceğim. Albüm fikriyle şarkılar yazmaya başlayalı üç-dört sene oluyor, çok fazla şarkı var. Ama son dönemde yazdıklarımdan olmasını istiyorum, bir bakarsınız bugüne kadar hiç dinlemediğiniz şarkılardan oluşur albüm! Demin de dediğim gibi, şarkı söyleyerek ve yazarak kendi yaralarımı sarıyorum. Albümden de beklentim, insanlara iyi gelmesi, yaralarına merhem olması ve onları şaşırtması…

İlk albüm olacağı için bir plak kopyasını hazırlatmak gibi heyecanlar var mı içinde?

Kesinlikle evet! Sadece plak bile basılabilir…

‘FEMİNİSTİM DİYEN İNSANLARIN EZİCİ BAKIŞLARINDAN TİKSİNİYORUM’

Hep güçlü kalmaya ve dile getirdiğin gibi “yılmadan” şarkılarını söylemeye devam ediyorsun. Türkiye’de edebiyatta-sinemada-müzikte bir kadın olarak mücadele etmek ve zorluklar nasıl?

Zor… Vasat iş yapamazsın. Sırf kadın olduğun için, aslında çok iyi bir fikre sahip olsan da yeterince saygı görmüyor, ciddiye alınmıyor zaman zaman. Daha da kötüsü feminist olduğunu iddia eden insanların cümle aralarına sıkışmış küçük ezici bakışları. Tiksindirici buluyorum.

Hayal kırıklıkları, mutsuzluklar, hissizlikler ve ona rağmen mücadele etmeye çalışma arzusu var içimizde, sen ne dersin son zamanlar için?

Son zamanlar çok bayık ama ben hep gülümsemeye çalışıyorum. Yazdığım şarkılarda da hep bunu ifade ediyorum aslında, hiçbirisi bizi kahırdan kahıra sürüklemesin, mutsuz uyuyup, mutsuz uyanalım istemiyorum. Bir şekilde bir yerlerde umut daima var. Ben buna inanıyorum. Ama insanlığın tarihine baktığımızda “İyi geçmiş yahu” diyebileceğimiz hiçbir dönem yok. Bir şekilde hep tutunmak gerek.

Her dönemde “Buraya kadar her şey yolunda!” demek zorunda kalıyoruz aslında…

Bu tabii ki felaketin şiddetini azımsamak için değil çünkü gerçekten olup biten şeyler ve bu süreç çok iç karartıcı. Manevi olarak çok yorucu. Bazen insanlar bunu farkında olmuyor. Zaten birçoğumuzun gözleri çoktan mutsuz bakmaya başladı bari “umut” kısmını koruyalım…

Kaynak: Gazete Duvar  (Osman Palabıyık)

İlginizi çekebilir