MEDYADA CAM TAVAN – Gazeteci kadınlar: “Yeteneğe değil, cinsiyete bakılıyor” – Şimal Güdüm

* Fotoğraf: All Business

Kadın gazeteciler her gün ayrımcılığı, adaletsizliği dillendirdikleri haberler yapsalar da, kendileri de çalıştıkları ortamlarda erkek egemen anlayıştan paylarını alıyor. Bakın üç kadın gazeteci, yaşadıklarını nasıl anlatıyor…

“Benimle aynı dönemde işe giren okul arkadaşım, erkek olduğu için benden daha çok maaş alıyordu”, “Gece yarısı evime kendi imkânlarımla gitmem istendi”, “Yetenek ve becerilere değil, cinsiyete bakılıyor”… Medyada çalışan kadın gazeteciler, yaşadıklarını bianet’e böyle anlatıyor.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Kadın Gazeteciler Komisyonu’nun 8 Mart’ta açıkladığı anket de onların anlatımını destekliyor. Çünkü bu araştırmaya göre, kadın gazeteciler en çok kariyer hedefine ulaşmadaki zorluktan şikayet ediyor. Bunu sırasıyla cinsiyetçi yaklaşım, ücret, mobing, aile ve toplumsal kimlik yanıtları takip ediyor.

Her gün adaletsizlik, kadına yönelik erkek şiddeti, mobbing haberleri hazırlayan kadın gazetecilerin kendileri de aynı sorunlarla karşı karşıya. Farklı kurumlarda çalışan üç kadın gazeteci, bu zamana kadar yaşadıklarını bianet’e anlattı.

Ancak çalıştıkları kurumlarda uğradıkları mobingin artmasından, daha da ötesi işlerinden olmaktan kaygı duydukları için gerçek isimleri yok bu haberde.

“Erkek olduğu için benden fazla maaş alıyordu”

Sektöre henüz yeni adım attığı sıralarda yerel bir basın kuruluşunda çalışan Gamze Güneyoğlu, birlikte işe başladıkları arkadaşının sadece erkek olduğu için daha fazla maaş aldığını öğrendiğinde, daha iyi anlıyor sektördeki eril zihniyeti.

“Benimle aynı dönemde işe giren, aynı okul ve bölüm mezunu olduğum bir erkek arkadaşımla kısa süre sonra farklı pozisyonlara geldik. Beni öne çıkaran yeteneklerim ve hevesimdi ancak çalışma ve üniversite arkadaşımı öne çıkaran benden fazla maaş almasıydı” diyor.

“Gece evime kendi imkânlarımla gitmem istendi”

Arşiv taraması yaparak içerik hazırlaması istenince gece geç saatlere kadar çalışması gerekiyor Güneyoğlu’nun. Ancak kurumla ne kadar konuşursa konuşsun, eve gitmesi için servis ayarlanmıyor. O da geceleri evine kendi imkânlarıyla gitmeye çalışıyor.

O dönemler taksi çağırma uygulamaları da olmadığından, biriyle anlaşıyor bunun için. Sorunu çözene kadar yaşadıklarını ise, şöyle anlatıyor: “Çalıştığım yerde bir servis vardı ancak bu, diğer çalışanın arabasıydı. Şirketin, kendisine çalışanların ücretini verdiğini ve onları evine götürdüğünü söyledi. Ancak beni götüremeyeceğini çünkü eşinin bu durumdan rahatsız olacağını belirtti.”

“Fazla iş yükü daha az maaş”

Emine Yılmaz, yıllardır medyada çalışıyor. Çalıştığı kurumlardan birinde, yetenek ve becerilere bakılmaması sebebiyle, fazladan sorumluluk bile istemeyen başka bir çalışanın şef olarak seçildiğini anlatırken sinirleniyor. “Çünkü o erkekti” diyor, “Çalışanlar arasında oy çokluğunu ben aldığım halde bu durumun gerçekleşmesinin tek sebebi, patronların ‘erkek bir şef’ istemesiydi. Bunun mantıklı açıklaması da kimse tarafından yapılamadı. Yapılmadı demiyorum, yapılamadı.

Mesai saatleri dışında hiçbir durumla ilgilenmeyen ‘şefimiz’, yeri geldiğinde yapılması gerekenleri benim yapmamı isterdi. Benim de mesai saati dışında olduğumu görmezden gelerek.”

Görev tanımının dışındaki işleri de yapmasına rağmen maaşının erkek çalışanlardan daha az olduğunu belirten Yılmaz, şunları söylüyor: “Önceki çalıştığım yerlerde gelenekselden öte bir düşünce hakimdi. Erkek çalışanların belirli bir iş tanımı varken kadınların alanı dahi olmayan birçok işle ilgilenmeleri isteniyor. Karşı gelindiğinde de gözden çıkarılmaları bir hayli kolay oluyordu. Erkek çalışanların talepleri bir şekilde yerine getiriliyor ve yönetimle aralarında probleme neden olmuyordu. Kadınlar, her zaman daha fazla iş yükü ve daha az maaşla çalıştırılıyordu ki, bu orada hâlâ değişmedi. Böyle olunca da kadın çalışan sirkülasyonu hiç bitmiyor.”

“Ne hak ettiğim pozisyonu ne maaşı alabildim”

Yılmaz’a göre, patronlarda “Kadın çalışanlar daha çok hata yapar” gibi bir algı var, bu yüzden de en ufak sorunda ciddi ifadeler kullanabiliyorlar. “Mesaim dışında bile, patronum tarafından hoş olmayan üslupla çalıştırıldığım oldu” diyerek anlatmaya başlıyor, “Alanım olmayan konu hakkında işler verilip yapamadığım zaman, odaya çağrılıp azarlandığım durumlarla da karşılaştım. Cinsiyetim göz önünde bulundurularak alınan kararlar neticesinde ne hak ettiğim pozisyonu ne de maaşı alabildim. Oysa aynı yaşta, hemen hemen aynı tecrübede ve aynı dönemde işe girdiğim erkek çalışma arkadaşlarım, bunları yaşamadı. Üstelik patrondan tutarlı bir açıklama almak mümkün olmadı.

Son çalıştığım yerde üst üste gidip tatmin edici bir zam istedim ve günün sonunda yine asgari ücretle çalıştım. Tabii ki erkek çalışma arkadaşlarımın da zam konusunda endişelendiği dönemler oldu ancak onlar konuşarak patronla halledebildiler.”

“En kötüsü de kadına cinsel obje olarak bakılması”

“Tüm bu yaşananların en kötüsü de kadına cinsel bir obje gözüyle bakılması. Mesela, en basit şunu örnek verebilirim: Bir kadının aynı iş yerinden bir erkekle konuşması ‘adının çıkmasına’ neden olurken, erkeklerin kadın iş arkadaşlarıyla iletişimde olmaları dostane algılanıyor.

Çalıştığım iş yerlerinden birinde istismara uğradığım ve bunu ifade edemediğim zamanlar oldu. Kadınlar, sadece kadın oldukları için iş hayatında birçok fırsatı kaçırmış oluyor ya da ellerinden zorla alınıyor. Hak ettiği noktaya gelmek isteyen sayısız kadın, hoş olmayan teklifler ya da zorlu koşullara maruz bırakılıyor.”

“Başarılı kadın ‘adam’ olarak nitelendiriliyor”

Selva Meriç, şu an çalıştığı basın kuruluşunda cinsiyet eşitliği ve ayrımcılık konusunda sorun yaşamadığını belirtse de, özellikle kurumsal olmayan yerlerde kadınlar için çalışma şartlarının zor olduğunu söylüyor. “Şu an çalıştığım kurumda cinsiyet eşitliği ön planda, hatta kadın müdürlerimizin sayısı daha fazla. Fakat bu her iş yeri için geçerli değil. Özellikle daha kurumsal olmayan yerlerde kadınların ikinci planda tutulduğu, başarılı kadının ise ‘adam’ olarak nitelendirildiği gerçek” diyor.

Basında kadının yeri

Medya sektöründe çalışan kadınların yaşadıkları zorlukları, ayrımcılığı araştırmalar da gösteriyor. Bu konuyla ilgili bazı istatistikler ve araştırmalar şöyle:

– Gazetecilikte Kadın Koalisyonu sadece 2021’de dünya çapında kadın gazetecilerin başına gelen 790’dan fazla şiddet unsurunu belgeledi. Bu şiddet vakaları arasında 164 kadın gazeteci yasal yolla taciz edildi. Sadece bu yıl 11 kadın gazeteci öldürüldü. 127 kadın sahada haber takibi yaparken fiziksel saldırıya uğradı. 103 kadın gazeteci gözaltına alınırken, 88’i çevrimiçi karalama kampanyalarının hedefi oldu.

Koalisyon, 77 kadın gazetecinin sahada türlü engellemelerle karşı karşıya kaldığını kaydetti. 57 kadın gazeteci çalıştıkları kurumlardan kovuldu. 49’u yaptığı haberlerden ötürü tehdit edilerek sindirilmeye çalışıldı. 26’sı iş yerinde çeşitli zorbalıklara maruz kalırken, 24 kadın cinsel tacize uğradı. Toplamda 17 kadın sözlü tacize maruz kaldı.

– Basın İlan Kurumu’nun (BİK) istatistiklerine göre, Türkiye’de, resmi ilan yayınlama hakkına haiz gazete sayısı 2020 yılı itibarıyla 1.051 oldu; toplam çalışan sayısı ise 7.204. Bu sayının  4.863’ünü erkek, 2.341’ini ise kadın çalışanlar oluşturdu.

– 2020’de açıklanan “Yerel Medyada Kadın Gazeteci Olmak: Sorunlar ve Çözüm Önerileri” araştırması, kadınların yerel medyada yaşadığı sorunlara dikkat çekiyor. Araştırmaya göre, kadın gazeteciler mobbing, taciz, haber kaynağına ulaşmada zorluk, haber üretim sürecinde maruz kalınan mesleki küçümsenme ve dışlanma, ücret politikalarındaki eşitsizlik, yönetim kadrolarına yükselmek önündeki engeller ve daha pek çok sorunla karşı karşıya.

Kaynak: Bianet – Şimal Güdüm

Atölye BİA katılımcısı.

İlginizi çekebilir