Mayısın biri soruyor: Salgını kim yönetsin? / Gültekin Akarca – Levent Koşar

İşçi sınıfı evde kalmanın açlık, işe gitmenin ise hastalık anlamına geldiği bir yıl yaşadı. Onların açlığı yok etmek değil yönetmek istediğini biliyorduk şimdi salgını yok edemeyeceklerini ama yönetmek istediklerini öğreniyoruz. Pandemi, küresel salgın demektir. Küresel meseleler, küresel olarak çözümlenir. Tam kapanma, kısmi kapanma, Sinovac, Biontec, Moderna… hangi önlemi, hangi aşıyı uygularsanız uygulayın yerel ölçekte kaldığı sürece salgının yönetiminden öte anlam taşımaz. Uluslara bölünmüş bir dünyada çözümler yerel ve sınıfsal, eşitsizlik küresel ve sınıfsaldır. Bu nedenle açlığın, beton duvarlarla, elektrikli tel örgülerle ördükleri sınır hatlarına dalga dalga vurması gibi salgın da değiştirdiği genetik yapısıyla çaresizliğin topraklarından bencilliğin, çıkarın, vurdumduymazlığın coğrafyasına suyla, havayla, sınır tanımaz meta ve gizlendiği insan bedeniyle sızacaktır. Daha çok salgın atakları, daha çok kısmi veya tam kapanma, daha çok aşı bekleyişi…

On dört gün kapanalım. Hayır yirmi sekiz gün kapanalım. Sokakları, parkları, açık alanları boşaltalım, evlere doluşalım. Hayır evler de bulaş ortamı, evlere kapanmayalım. Çarklar dursun, üretim dursun. Tümü durmasın, birazı dursun. Acil olanlar sürsün, gerisi dursun. Uçaklar uçmadığı için, tekstil sektöründe likra fiyatları artmış. Likra karaborsa. Uçaklar ve likra… ne alaka? Uçak benzininin yan ürününden yapılan likra. Tüm üretim bir bütün olmasın? Devlet ne için var? Merkez bankası ne işe yarar? Para bassın; para dağıtsın; ekmek yoksa para yesinler. Kongreleri lebalep, eylemleri balkonda yapalım. Önce kurbanları aşılayalım; hayır çalışanları aşılayalım; olur mu imtiyazlıları aşılayalım. Aşılara çip takmışlar; genlerimizle oynuyorlar; ari ırkımızı koruyalım.

Burjuvazi ilk şaşkınlığını attı. Her kriz fırsat demektir. Şimdi gözlerde fırsat ışıltıları. Salgından bize kalan işin kaos kısmı. Her gün ekranlarda akademik kakofoni. Oysa salgın teknik değil politik, sınıfsal bir sorundur. İşin bilimsel kısmı çözüleli bir yıl oluyor. Herkes her şeyi biliyor: Virüsün genetik kodunu, aşının üretilmesinin kaç yöntemi olduğunu, bulaş yollarını, hastalık semptomlarını, kime hangi hızda bulaştığını, varyantların nasıl oluştuğunu, neden oluştuğunu… Suçlu olabilecek kadar bilgiliyiz. Bu kadar bilgi bize yeter. Temizlik, maske, mesafe. TAMAM.

İster epidemiolojiye, isterse tarih bilimine sorun hastalık işyerlerinde veya evlerde bulaşmaz. Hastalık örgütsüz işyerlerinde ve uygunsuz evlerde bulaşır. Güneş girmeyen eve, sınıf sendikası girmeyen işyerine salgın girer. İşten kaçarak, çarkları durdurarak salgından kurtulamazsınız. Fabrikalara, atölyelere, işliklere sahip çıkarak; üretimi yöneterek salgından korunabilirsiniz.Meselemiz evde kalamamak değildir. Meselemiz onların nasıl olupta, zenginlik içerisinde, çalışmadan evde kalabildikleridir. Sorun ondört gün, yirmi sekiz gün evde kalabildiğimizde değil ama onlar çalışmak zorunda oldukları gün çözülür. Onlar çalışmak zorunda olduklarında evlerde pencereler çoğalır, işyerlerinde mesafeler uzar, işgünü kısalır. Ürettiklerimizin üzerinden kârın gölgesi kalktığında aşta, aşı da herkese yeter.

Çözüm çok zor değil yani. Eğer özel mülkiyet son bulsun, üretenler yönetsin diyemiyorsanız hiç yoktan iki çözümü haykırın:

  • Herkese iş, yedek sanayi ordusunun büyüklüğüne göre tanımlı işgünü, dönüşümlü çalışma ve tam ücret.
  • İşçi sınıfı örgütlerinin denetleyip, onayladığı riskten arındırılmış çalışma koşulları.

Bugün mayısın biri. Sekiz saatlik işgününün bayram günü. Soyut ideallere ihtiyaç yok. Koşullar bizi altı saatlik, dört vardiyalı işgünü mücadelesine çağırıyor. Sana seçenek sunuyorlar: evde kalıp mı yoksa işte çalışıp mı ölmek istersin? Karar veremiyorsan bir de biz soralım: İki sınıf var; burjuvazi, işçi sınıfı. Salgını kim yönetsin? (1 Mayıs 2021)

 

 

İlginizi çekebilir