Marmara ölüyor, sırada ne var! – Yusuf Gürsucu

Kapitalizmin ham madde deposu ve birikim alanı olarak değerlendirdiği doğal yaşamın her noktası tüm dünyada yağmalanarak sermaye çıkarlarına bağlanmaya devam edilirken, Türkiye’de bu süreç dizginsizce sürüyor. Ormanlar madenlere, enerji ve turizm şirketlerine peşkeş çekilip katlediliyor. Akarsular barajlara bağlanarak doğadan koparılırken, bu akarsular ile beslenen göller ise tek tek kuruyor. Tarım arazileri ve tarımsal üretimler her geçen gün azalıyor. Halklar açlığa ve yoksulluğa itilirken, bu yok oluş sürecinden beslenen bir avuç sermaye ise sınırsızca büyümeye devam ediyor. Sanayi üretimleri ise yarattığı kirlilikle hem doğal yaşamı, hem tarım arazilerini, hem de yerüstü ve yeraltı sularını tüketip zehirliyor. Temiz sular ise suları şişeleyerek bizlere satan şirketlerin eline teslim edilerek, doğada yaşayan canlıların su hakkı gasp ediliyor. Tüm bu yok oluşta sık sık gündeme getirdiğimiz deniz ekosisteminin hızla yok edilmesi gerçeğini, Marmara’da deniz yüzeyini müsilaj kaplarken, yaşama dair her şeyin elimizin altından kaydığı gerçeğiyle yüz yüze kaldık.

Küresel ısınma bahanesi

Sanayi tesisleri ile nüfus yoğunluğunun en çok olduğu bölge olan Marmara Bölgesi’ne adını veren Marmara Denizi, uzun yıllardır sanayi ve evsel atıkların denizlere deşarj edilmesinden kaynaklı adeta taammüden katledildi. Son günlerde gündemimizde ağırlıklı yer tutan ve kirliliğin sonuçlarını açığa çıkaran müsilaj olayı ise hidrobiyolog Levent Artüz’ün, “Marmara 1989’da öldü. Gördüğümüz, bir cesedin çürümesidir” ifadesinde kendisini bulan bir durumu yaşıyoruz. Artüz, “Komşu denizlerde ısınma dünya ortalaması olan 1 dereceye yakınken Marmara’daki sıcaklık artışı 2.5 derece. 2000 senesinde ise sıcaklık artışı 1.8 derece civarındaydı. 2000’den beri Marmara’nın üst su kütlesinde inanılmaz bir sıcaklık artışı var. MAREM olarak yaptığımız çalışmalardan biliyoruz ki, önlem alınmaksızın yapılan derin deniz deşarjlarından dolayı oluşan bulanıklık sebebi ile özellikle üst katmanda deniz suyu sıcaklığının anormal bir şekilde arttığını görüyoruz. Bunun sebebi de denizdeki bulanıklık” diye tarif ettiği kirliliği bizzat iktidarlar eliyle yaşanan küresel ısınmaya bağlayıp sorumluluğu başka yere havale eden iktidar, birinci derece olan sorumluluğunu örtmeye çalışıyor.

Ergene Marmara’ya deşarj!

İstanbul’dan 3-3.5 milyon metreküp, tüm Marmara Denizi çevresinden ise 10 milyon metreküpü aşkın atık su Marmara’ya bırakılırken, bu kirli atıklara her gün yenileri ekleniyor. Trakya’nın 1990’lı yıllara kadar tertemiz akan, içinde balıkların yaşadığı ve çiftçilerin topraklarını gönül rahatlığıyla suladığı Ergene Nehri, İstanbul Metro Politan planlarıyla İstanbul’da bulunan kirli sanayinin Trakya’ya kaydırılmasıyla birlikte, Ergene dünyanın en kirli ve su yerine zehirli sıvı akan nehri haline geldi. Normal akış yönü Saros Körfezi’nden Ege’yle buluşan Ergene Nehri, AKP iktidarı tarafından Tekirdağ’a yapılan ‘arıtma tesisi yapımı’ gerekçesiyle Marmara Denizi’ne deşarj edilmeye başlandı. Kimyasal arıtmanın olmadığı tesisten çıkan sıvıda gideremedikleri tuzluluğun arsenik ve siyanür atıklarından kaynaklı olduğunu Levent Artüz açıkladı. 2016’da yapılan çalışmalarda Marmara’nın doğu tarafında 1 km2’de 200 kilogramdan fazla atık bulunduğu, İzmit Körfezi, İstanbul sahili, Yalova-Bursa sahilinde ise 1 km2’de 500 kilogramdan fazla atık tespit edilmesine karşın, iktidar tarafından hiçbir önlem alınmadı.

Talimata kadar seyrettiler

Marmara Denizi’nde kirlilik sonucu görülen müsilajla ilgili bölgede bulunan valilikler harekete geçmek için AKP’li Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan’dan talimat bekledikleri ortaya çıkmıştı. Talimat aldıklarını ilk açıklayan valilerden biri olan Balıkesir Valisi Hasan Şıldak yaptığı açıklamada, “Şunu belirtmek isterim ki devletimizin bütün kurumları Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla bu konuda harekete geçmiştir! İlimizde de biz gerekli çalışmaları yapıyoruz ve takip ediyoruz” demişti. Talimatın diğer valiliklerde de ‘karşılık’ bulması üzerine göz boyamayı andıran adımlar atılmaya başlandı. Marmara Denizi’nin üstünde görülen müsilajı temizleme çalışmaları, İstanbul’la eşzamanlı olarak Kocaeli, Bursa, Balıkesir, Yalova, Çanakkale ve Tekirdağ’da başlatıldığı duyuruldu. Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, “Çok önemli bir süreci yöneteceğiz. Türkiye’nin kalbi burada. Tüm operasyon boyunca 1000 personelimiz çalışacak” sözleri ise sorunun müsilajın toplanmasıyla son bulacağı algısının peşinde olduklarını göstermeye yetiyor.

Hamaset içerikli nutuk

Bakan Murat Kurum’un, “Bugün hakikaten bizler için çok özel bir amaç için dünyanın eşsiz harikalarından Marmara Denizi için İstanbul’dayız. Doğa zenginliklerine ev sahipliği yapan dünyanın en genç, en özgün Marmara’mızın kıyısındayız” ifadeleri bir nutuk atma eyleminden başkaca bir şey değildi. 90’ların başından itibaren tüm dünyayı tehdit eden küresel iklim değişikliğinin etkilerini aza indirmek adına eylem planını açıkladıklarını söyleyen Bakan Kurum, “Bize düşen mesuliyet açık ve nettir. 200 yıldır maalesef biz insanlık olarak doğadan aldığımız borcu doğamıza geri ödemek zorundayız. Çevre yatırımlarımızla, yeşil projelerimizle çocuklarımıza güzel bir dünya bırakmak zorundayız. Marmara Denizi’mizi inşallah en hızlı şekilde temizleyecek, en duru haline hep birlikte kavuşturacağız. Sorunun çıktığı ilk andan itibaren süreci titizlikle takip ettik” sözlerindeki ‘titizlik’ vurgusu, inandırıcı olmaktan çok uzak olduğunu gösteriyor.

Bakan’dan gerçek dışı iddia!

“Karadeniz Marmara’ya göre çok daha temiz, Kanal İstanbul yapıldığında Karadeniz’e akan nehirlerin Marmara’ya karışması söz konusu” diyen Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, “Bu da Marmara’daki su kalitesini artırıp deniz salyasını da bitirecek” sözleri ise tamamen gerçek dışı. 2017’de yapılan “Bölgesel İşbirliği-Marmara-Karadeniz-Tuna İlişkisi” adlı sempozyumda ‘Tuna İlişkisi’ başlığı Tuna Nehri’nin Karadeniz’e oradan da Marmara’ya kadar kirlilik taşımasının bilinmesiydi. Karadeniz suları yüzde 95 seviyesinde oksijensiz ve bunun nedeni denize taşınan kirliliktir. Kanal İstanbul’un açılması halinde bu kirliliğin kısa yoldan ve daha yoğun olarak Marmara’ya taşıyacağı gerçeği ortada dururken, Bakan’ın bu açıklaması çok manidar bir durumu ortaya koyuyor. Bakan’ın açıklamasıyla ilgili konuşan Prof. Dr. Naci Görür, “Aslında bütün Orta Avrupa’nın atıkları nehirler üzerinden Karadeniz’e geliyor. Karadeniz dünyanın en kirli denizidir. Karadeniz’deki atıkların bir bölümü de Boğaz’dan geçerek Marmara’ya geliyor. Karadeniz’deki atıklar daha yüksek miktarda Marmara’ya ulaşacak” diye belirttiğini de ekleyelim.

Tartışılmayan sanayi atıkları

Bakan’ın yedi il valiliği ve belediyeleriyle birlikte kirliliği en kısa zamanda gidereceğiz iddiasının bir karşılığının olmadığını Marmara Belediyeler Birliği’nin faaliyetlerinden anlamak mümkün. Birlik, Marmara Denizi’nde yaşanan kirliliği gidermek adına bugüne kadar sadece 3 kez deniz kirliliğini tartıştı. Marmara Denizi üzerine yapılan sempozyumlar ilk olarak 2012 yılının Aralık ayında, “Derdimiz, Değerimiz, Denizimiz; Marmara” başlığı ile düzenlenmişti. İkinci sempozyum ise Bursa ve Kocaeli Büyükşehir Belediyelerinin destekleriyle 22-23 Aralık 2015 tarihinde ‘Su Ürünleri’ ana teması ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nin ev sahipliğinde yapıldı. Marmara Denizi Sempozyumu’nun üçüncüsü ise 21 Kasım 2017 tarihinde “Bölgesel İşbirliği-Marmara-Karadeniz-Tuna İlişkisi” temasıyla gerçekleştirilirken, her üç sempozyumda, Marmara Denizi’nde kirliliği önleyecek elle tutulur hiçbir karar çıkmazken bir iyileştirmenin ortaya çıkartılmamış olması dikkat çekiciydi.

Sanayi kirliliği ölçülmüyor

Görüşüne başvurduğumuz Kimya Mühendisi Ali Uluşahin, “Kimyasalları kimse sorgulamıyor. Suda arsenik, cıva, kurşun gibi ağır metaller rutin ölçümlerde incelenmiyor. Endüstriyel atığın içinde; sanayi atıklarında, baca gazlarında, suya dökülen atıklarda ağır metaller vardır. Deniz kirliliği ile mücadele edeceksek atıkların döküldüğü yerleri incelemek gerekir. Bir bidon tehlikeli atık, suya döküldüğünde, o bölgedeki oksijeni tüketir. Oksijen azaldığında suyun içindeki canlılık farklılaşır. Suyu temizleyen ve oksijene ihtiyaç duyan bakteriler yerine oksijensiz ortamda çoğalabilen çürükçül bakteriler ortaya çıkar. Ortam bataklığa dönüşür” sözleri özellikle iktidar tarafından görmezden gelindiğini gösteriyor. Aylardır yaşanan müsilajla ilgili olarak soru yöneltilen Bursa İl Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı müdürlüğün ‘talimat’ gelmeden denizden herhangi bir örnek almadığı anlaşılırken, verdiği cevapta açıkça müsilajdan örnek almadıklarını söylemeleri konuyla ilgi seviyesini gösteriyordu. Sadece çökertme yapılan ve adına ileri arıtma tesisi denilen, ancak kimyasal hiçbir işlem yapılmayan atıklar denizlere deşarj edilirken, müteahhitler bu işlere harcanan toplam 41 milyar küsur parayı iktidar eliyle ceplerine indirdiler.

İstanbul ÇMO’dan acil önlem önerileri

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İstanbul Şubesi ‘Müsilaj ve Etkilerinin Azaltılmasına İlişkin Acil Eylem Planı Önerilerimiz’ başlıklı bir açıklama yayımladı. ÇMO, önerilerini 11 madde ile ele alırken özellikle, “atık suların tamamının ileri biyolojik arıtılması yapıldıktan sonra derin deniz deşarjı yapılması ve Marmara Denizi etrafındaki derin deniz deşarjları, ön arıtmaların yapılması” yönünde oldu. ÇMO açıklamasının son bölümünde, “Bu aşamada biyolojik arıtma tesislerinin hızla inşası hayata geçirilmeli ve Marmara Denizi çevresindeki sanayileşme ve nüfus artışının durdurulması için Bakanlıklar tarafından acil çalışmalar yapılması gerekmektedir. Halihazırda yaşanabilir nüfusun çok daha üzerinde bir nüfusu barındıran İstanbul’da mega projelerden vazgeçilmelidir. İstanbul’daki mega projelerde gördüğümüz ve yıllardan beri ısrarla, güçlü bir şekilde söylediğimiz mega projelerin çevresel etkilerinin azımsandığı bir kez daha Marmara Denizi ve müsilaj problemiyle ortaya çıkmıştır. Atık suyunu biyolojik olarak arıtmadan Marmara Denizi’ne deşarj eden bir kente, Kanal İstanbul ve Yenişehir Rezerv alanları ile milyonlarca kişinin daha çekilmeye çalışılması intihardır” diye belirtildi. ÇMO’nun acil eylem önerisinin sonuç bölümünde ise Çevre Mühendisleri Odası’nın 15 binden fazla üyesinin bilimsel ve teknik bilgi birikimi başta olmak üzere Marmara Denizi paydaşları mutlaka sürece dahil edilmeli ve sorunda ortaklaşıldığı gibi çözümde de ortaklaşılması gerektiği vurgusu yapıldı.

Kaynak: Yeni Yaşam

İlginizi çekebilir