Marmara Denizi ölüyor – Yusuf Gürsucu

Son yıllarda Marmara Denizi’nde sık sık ortaya çıkan deniz salyasının bu kez İstanbul, Kocaeli, Yalova, Bursa ve Tekirdağ’da bugüne kadar görülmemiş biçimde tüm kıyıları etkisi altına aldığı görüldü. Bu olayın ‘doğal’ nedenlerle yaşandığı yönünde yapılan açıklamalar ise ‘doğal’ın ne olduğunu tartışmamıza neden olurken, ne belediyelerden ne de iktidarın yetkili organlarından her hangi bir açıklama yapılmış olmaması dikkat çekici.

Bu soruna Marmara Denizi’nin 2-3 derece ısınmasının neden olduğu belirtilirken, sanayinin ve evsel atıkların kontrolsüz biçimde denize salınıyor olması gündeme gelmiyor. Marmara Denizi’ni besleyen akarsuların denizlere sadece kirlilik taşıdığı günümüzde, denizlerin oksijensiz kalmış olması ise gözlerden kaçırılıyor. Yaşananlar Kanal İstanbul’un inşa edilmesi durumunda yıl boyu karşılaşacağımız bir durumu ortaya çıkarırken, Marmara Denizi’nin ölü bir denize dönüşecek olması büyük bir tehdit olarak karşımızda duruyor.

Karadeniz’de oksijen kalmadı

Marmara Denizi’nin kirlenmesinin tek nedeni elbette kıyı kentlerden taşınan kirlilik değil. Aynı zamanda Karadeniz’e Avrupa ve Rusya’dan akan akarsular, İstanbul Boğazı üzerinden Marmara’ya kirlilik taşımaktadır. Denizlerin ısınıyor olmasının deniz salyasını tetiklediği bir gerçek, ancak temel bir neden değil. Küresel ısınma nedeniyle buzulların erimesi sonucu denizlerin yükseleceği sürekli işlenirken, bir iç Deniz özelliği taşıyan Marmara ve Karadeniz’de suların yükselmesinin yaratacağı yıkımdan çok önce daha büyük felaketlerin yaşandığını söylemek gerekiyor.

Karadeniz sularındaki oksijen seviyesi yüzde 5’lere kadar gerilemiş durumda. Yani Karadeniz sularının yaklaşık yüzde 95’inde artık oksijen yok. Bu nedenle Karadeniz’de yaşayan balık türleri üst seviyelerde yaşayanlarla sınırlıyken, derinlere inildikçe yaşam giderek azalıp ortadan kalkıyor.

Karadeniz’de zehirli akışkan

1992 yılında açılmış olan Main-Tuna kanalı ile Tuna-Ren bağlantısı ve bununla birlikte Rotterdam’la Köstence arasındaki Kuzey Denizi ile Karadeniz bağlantısı oluşturulup, Avrupa’nın neredeyse tüm atıkları Tuna Nehri yoluyla Karadeniz’e bırakılarak denizin adeta çöplük haline gelmesine yol açtı. Hepimiz biraz farkındayız aslında Karadeniz’ artık ölü bir deniz denebilir. Karadeniz’i kirleten en büyük kirlilik kaynağının başında Tuna nehri bulunuyor. Ukrayna’nın Dinyeper Nehri boyunca kurulmuş olan sanayi tesislerinin atıklarını Dinyeper’e ve dolayısıyla Karadeniz’e döktüğü diğer bir kirleticiyken, bir diğeri ise Don nehridir. Türkiye coğrafyasından denizlere ulaşan sular sahil yolu ve HES’ler nedeniyle azalma gösterirken Karadeniz’i asıl beleyen Tuna ve diğer nehirlerin debi düşümleri de son yıllarda hızla arttı. Karadeniz’e gelen sıvının özelliği su olmaktan çıktı ve çok zehirli akışkana dönüştü.

Kanal İstanbul felaketin kısa yolu

Bundan 12 bin yıl önce bir tatlı su gölü olan Karadeniz, zamanla suların yükselmesi sonucu taşarak Boğaz üzerinden Marmara’ya aktı. Uzmanların dev bir havuza benzettiği Karadeniz’in tuzluluk oranı düşük. Tuna, Dinyeper ve Dinyester nehirleri bu havuzu tatlı suyla dolduran, İstanbul Boğazı ise boşaltan musluk olarak niteleniyor. Akdeniz, yazın sıcağı ve kışın rüzgarları ile sürekli su kaybederken, Karadeniz’in fazla suyu boğazlardan geçerek bu eksikliği tamamlar. Karadeniz’i besleyen kaynakların tatlı su olmasına karşın suyundaki tuzluluk, boğazların altından ters yönde ilerleyen akıntılardan kaynaklanıyor. Marmara ve Karadeniz sularında Akdeniz’in suyu hürmetine yaşam devam etmeye çalışırken, kirliliğin boyutları Akdeniz’den gelen sularla dengelenemediği gibi Kanal İstanbul’un açılması halinde bu su alışverişi darbelenecek ve Karadeniz’e akan kirli sular kısa yoldan Marmara’ya akarak deniz ekosistemini yerle bir edecek.

Denge bozulmuş durumda

Okyanusbilimi uzmanı Prof. Dr. Cemal Saydam Kanal İstanbul’la ilgili yaptığı bir açıklamada, “Marmara’dan gelip Karadeniz’e giden bir gemi 30 km uzunluğundaki Boğaz boyunca en az 30 cm yokuş çıkmak zorunda kalır. Nedeni de basit: Karadeniz Marmara’ya göre ortalama en az 30 cm yüksektir. Eğer poyraz varsa ve aylardan haziran ya da temmuz ise bu yükseklik çok daha fazla olur, 70-80 hatta 1 metreye kadar çıkabilir. Hatta yol boyunca tuzluluk azalır, suyun kaldırma kuvveti azalır ve gemi suya daha da batar, motorlar daha da zorlanır. Bu Karadeniz’e giren tatlı suların fazla olmasından kaynaklanıyor. Tatlı suyun ana kaynağı da Tuna, Dinyeper, Dinyester ve Don nehirleridir. Bizim nehirler olsa da olur olmasa da ama Tuna Nehri debisini değiştirirse yandık bittik, tüm sistem alt üst olur. İşte bu nedenle Tuna ve onun yatağında olan biten bizim için çok önemlidir” sözleriyle Karadeniz ve Marmara arasındaki yaşamsal dengeye işaret ediyor.

Balıkların soyu tükendi

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Cemal Dinçer yaptığı bir açıklamada, Karadeniz’de bir zamanlar 300’ü bulan balık türlerinin bugünlerde 15-20 türe kadar gerilediğini ifade etmişti. Karadeniz’de avcılığın azalmasında birçok etkenin bulunabileceğini kaydeden Dinçer, bunların başında aşırı kirlilik ve aşırı avlanma geldiğini belirtmişti. Son yapılan araştırmalara göre, Marmara Denizi’nde 19, Karadeniz’de ise 17 balık türünün soyu tamamen tükenmiş durumda. İstanbul Üniversitesi Balıkçılık Teknolojisi ve Yönetimi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Saadet Karakulak, balığın tükenmesinde önemli bir nedenin deniz kirliliği olduğunu belirterek “Balık bitti” ifadeleriyle açıklamalarda bulunmuştu. Marmara’da oksijenin dahi kalmadığını belirten Karakulak, “Balıkçılar ağ atamadığını, attığında da çekemediğini söylüyor. Çünkü müsilaj denilen sümüksü bir tabaka var. Balık ağlarına takılıyor. Alglerden dolayı oluyor. Oksijen bitince çoğalıyor. Marmara ölüyor” diye konuşmuştu.

İlginizi çekebilir