Manipüle edilen veriler nedeniyle salgın tedbirlerine uyanların sayısı azalıyor

Uzmanlar verilerin şeffaf paylaşılmadığı, manipüle edildiği, karartıldığı bir ortamda güven duygusunun kaybolduğunu ve kişilerin Covid-19 tedbirlerine uymayı önceki kadar önemsemediğini söylüyor.

Manipüle edilen veriler nedeniyle salgın tedbirlerine uyanların sayısı azalıyor

Covid-19 pandemisinde veri toplamak ve analiz etmek -belki de daha önce hiç olmadığı kadar- yaygınlaştı ve önem kazandı. Salgın verileri, toplumların gelecek planlarını nasıl yapacağına ve hangi önlemleri alacağına karar verirken kullanılan ilk araç oldu.

Türkiye’de ilk korona virüsü vakası 11 Mart 2020’de açıklandı. Salgına dair verileri düzenli olarak paylaşmak amacıyla oluşturulan günlük koronavirüs tablosu ya da yaygın bilinen adıyla turkuaz tablo ise mart ayının sonundan itibaren ilan edilmeye başlandı. Şimdiye kadar 4 önemli değişikliğin yapıldığı turkuaz tablodaki veriler, şeffaf olmadığı, manipüle edildiği ve kavram kargaşası yarattığı gerekçesiyle eleştiriliyor. Hasta-vaka ayrımı yapılması, entübe edilen hasta sayısı yerine muğlak bulunan ağır hasta sayısı kavramının getirilmesi, aşılama oranının ülke nüfusunu kapsayacak şekilde hesaplanmaması tabloda yapılan değişikliklere dair önemli örnekler arasında yer alıyor.

 Halk sağlığı uzmanı Dr. Nuriye Ortaylı

‘DAVRANIŞ DEĞİŞİKLİĞİNİN İLK ADIMI BİLGİDİR’

Uzmanlar, verilerdeki gayri ciddilik ve şeffaflık eksikliği sebebiyle toplumun salgını yakından takip etmeyi bıraktığını söylüyor. “Vatandaşı bilgilendirmek tehdidin büyüklüğünü anlatmak bir salgın yönetiminin olmazsa olmazıdır” diyen halk sağlığı uzmanı Dr. Nuriye Ortaylı, salgının bütün bireylerin katılması ve birlikte mücadele etmesi gereken bir süreç olduğunu belirtiyor:

“Covid-19 solunum yoluyla bulaşan bir hastalık olduğu için burada bireysel davranışlar çok daha önemli. Davranış değişikliğinin en önemli ilk adımı, bilgidir. Tehdidin büyüklüğünü anlatmak, güven kazanmak ve bunun için de istikrarlı davranmak sürekli fikir ve rakam değiştirmemek çok önemli. Bizde ise iletişim kazası üzerine iletişim kazası yapılıyor.”

Türkiye’de salgının ilk aylarında Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya, toplumun büyük bir kesimi tarafından güven duyuluyordu. Bakan Koca’nın düzenli olarak bilgi paylaşımında bulunması ve ayrım gözetmeden basın mensuplarının sorularına yanıt vermesi gibi ölçütler, salgının şeffaf bir biçimde yönetileceği görüşünü hakim kılıyordu. Ancak bu durum çok geçmeden değişti. Geçtiğimiz yılın yaz aylarında vaka, vefat sayıları ve yoğun bakım doluluk oranları arasındaki uyuşmazlıklar soru işaretlerine neden oldu. Takvimler 30 Eylül 2020’yi gösterdiğinde ise Sağlık Bakanı Koca’nın “Her vaka, hasta değildir” çıkışı malumun ilamı oldu. İnfial yaratan bu açıklamanın ardından, PCR testi pozitif çıkanların oluşturduğu günlük vaka sayısı yerine, yalnızca hastalık bulgusu olup tedavi altına alınanların sayısının kamuouyla paylaşıldığı ortaya çıktı.

“MIZRAK ÇUVALA SIĞMADI’

Bu açıklamanın ardından büyük bir kırılma yaşandığına dikkat çeken Dr. Ortaylı, “Bütün yaz boyunca bizi yanılttıkları ortaya çıktı. Mızrak çuvala sığmaz hale geldi” diyor. Geçtiğimiz yaz zirve yapan güven sarsılmasının bugün de devam ettiğini ifade ederek şöyle konuşuyor:

“Yoğun bakım sayıları, vaka sayılarının belli bir oranıdır. Bir tanesi artarken öteki nasıl sabit kalabilir? Rakamlarla uğraşmaya alışıksanız bilirsiniz, doğal olaylar böyle düz bir çizgi çizmezler. İnerler, çıkarlar ve bir eğilimleri olur. Bizim vaka sayıları temmuza kadar hep aynı gitti. Temmuzdan itibaren o veriye çok itibar etmemeye başladım. Çünkü ben o noktaya kadar Sağlık Bakanı’na güvenmek istiyordum. Bu işi düzgün bir şekilde yapmaya çalışacaklar ve biz de elimizden geldiği şekilde yardım etmeye, destek olmaya çalışacağız diye düşünüyordum.”

Dr. Ortaylı, toplumun güven duygusundaki zedelenmenin tedbirlere uymama davranışına sebep olduğunu belirtiyor. “Salgın yorgunu oldular. Benim gördüğüm, geçen sene nisan ayına kıyasla önlemlere çok çok daha az uyuluyor.”

SON DEĞİŞİKLİKLER NEDEN YAPILDI?

Son olarak (4 Temmuz 2021 tarihinde) ise turkuaz tablodan toplam vaka sayısı, toplam test sayısı, toplam vefat sayısı, zatürre oranı ve yatak doluluk oranları çıkarıldı. Bu verilerin bundan sonra haftalık tablolarda paylaşılacağı belirtildi. Çıkarılan 6 değişkenin yerineyse aşılama verileri eklendi. Kadir Has Üniversitesi Öğretim Görevlisi Pınar Dağ, düzenli olarak toplanan verilerde değişikliğe gidilmesinin başlıca nedenlerini “Örneklem grubunuzda bir değişiklik kararı almışsınızdır, verileri yeniden yapılandırıp kullanacaksınızdır, yeni veriler ortaya çıkmıştır ya da iyileştirici ve geliştirici bir yöntem için bunu yapıyorsunuzdur” diye anlatıyor. Veri uzmanı Dağ, “Turkuaz tabloda sürekli yapılan değişiklikler söylediklerimin hiçbiri ile doğrudan ilişkili değil” diyor.

Kadir Has Üniversitesi Öğretim Görevlisi Pınar Dağ

‘BİNLERCE İNSANIN NEDEN ÖLDÜĞÜNÜ BİLMİYORUZ’

Pınar Dağ, kamuoyuyla iletişim kurmanın çok çeşitli yolları olmasına rağmen bu konuda adım atılmadığını belirtiyor. “Türkiye sorumsuz davrandı ve davranmaya devam ediyor. Geldiğimiz noktada bunun ciddi derecede etkileri olduğunu görüyoruz. Son 1,5 yılda nefes alamadığımız çok ciddi yanlış politikalar izlendi. Hayatlarımızı ilgilendiren temel verileri bile paylaşmıyorsanız yaptığınız iş birazcık gayri ciddi bir şeye dönüşmüş oluyor. Binlerce insanın gerçek anlamda neden öldüğünü bilemiyoruz. Belki hiçbir zaman bilemeyeceğiz.”

Britanya merkezli veri şirketi Total Analysis’ın hazırladığı “Covid Veri Şeffaflık Endeksi”ne göre Türkiye, 100 ülke arasında 97. sırada yer alıyor. Araştırmanın sonucu için “Bu bize çok şey söylüyor” diyen Pınar Dağ, şöyle devam ediyor: “Paylaşılan verilerin hem şeffaflığı hem de doğruluğu ile ilgili ciddi sorunlar var. Nasıl toplandıklarını yeterince izleyemiyoruz, güncel meta verisini açıkçası göremiyoruz ve daha zengin daha detaylı veriye ulaşamıyoruz. Tablolardaki değişkenlerin değişmesi de bu şeffaflık noktasında kafa karıştırıcı olabiliyor.”

Sağlık Bakanlığı’nın 2019-2023 yılları için hazırladığı stratejik eylem planında şeffaflık temel değerler arasında yer alıyor. Salgın sürecinde Türkiye’nin bu hedefin yanından bile geçemediği vurgulayan Dağ, şu ifadeleri kullanıyor: “Bu durum bir noktada ‘Ulusal çıkarlardan dolayı bazı verileri açamıyorum’ gibi bir mazeret çatısı altında bize sunuldu. Hâlâ da bu şekilde devam ediyor, değişen bir şey olduğunu söyleyemeyiz.”

‘BAKANLIK PAYDAYI DEĞİŞTİRİYOR, AŞILILARIN ORANI BİRDEN YÜKSELİYOR’

4 Temmuz’da güncellenen yeni tabloda aşılı kişilerin nüfusa oranını gösteren veriler, manipüle edildiği gerekçesiyle tepki topluyor. Aşılama oranı, toplam nüfus üzerinden değil 18 yaş üstü nüfus üzerinden hesaplanan tabloya göre 20 Temmuz 2021 itibarıyla bir doz aşı olanların oranı yüzde 62.89. TÜİK’in şubat ayında yayımladığı verilere göre Türkiye nüfusu 83 milyon 614 bin. Sığınmacılarla beraber bu sayının 90 milyona ulaştığı düşünülüyor. Bu rakam üzerinden bir hesaplama yapıldığında ise ilk doz aşısını olanların oranı 19 puan azalarak yüzde 43’e düşüyor. Dr. Ortaylı, bu durumu şöyle değerlendiriyor:

“Şaka yollu istatistik rakamlarla yalan söyleme bilimidir denir. Öyle değildir tabii, her şeyin tanımı düzgün yapılırsa istatistik bizi gerçeklere çok yaklaştıran ve tahminler yapmamızı sağlayan bir bilimdir. Ama Bakanlık burada paydayı değiştiriyor. Toplam nüfus yerine 18 yaş üzeri nüfusu koyuyor ve böylece tam aşılıların ya da birinci doz aşısını olanların oranı birden yükseliyor.”

“İlan ettikleri rakamları etmeseler de olur. Sadece çok aşı yaptık diye algı yaratmak için kullanıyorlar. Aslında birçok ülkeye göre şanslıyız güzel aşı yapıyoruz. Sağlık personelimizin çok yüksek kapasitesi olduğunu, çok fedakâr olduğunu bir kere daha gördük. Günde 1,5 milyon doz aşı yapıldı. Bu dehşet bir rakam gerçekten. Demek ki aşı olunca yapma kapasitesi var. Ayrıca Türkiye, iki doz Sinovac’ın üstüne bir doz BioNTech yapan ilk ülke. Verisini toplayın, ilan edin başka ülkeler de faydalansın.”

‘TOPLUMSAL BAĞIŞIKLIĞI ÖLÇEBİLMEK İÇİN DOZ HESABI YETERLİ DEĞİL’

Öte yandan Dr. Ortaylı, toplumsal bağışıklığı ölçebilmek için doz hesabının yeterli olmadığını ve aşıların koruyuculuk oranların açıklanması gerektiğini vurguluyor.

“BioNTech’in ilk koruyuculuk rakamları yüzde 90‘lar seviyesinde olduğunda toplam nüfusun yani 90 milyonun yüzde 70’ini bununla aşılamamız gerekiyordu. Ama Sinovac’la herkesi aşılasaydık bile biz toplumsal bağışıklığa ulaşamayacaktık. Çünkü enfeksiyona karşı koruyuculuğu yüzde 50.”

Uzmanlar, Türkiye’nin veri toplayacak, işleyecek ve analiz edecek altyapıya sahip olmasına rağmen turizm ve ticaretin olumsuz etkileneceği kaygısıyla Covid-19 verilerinin açıklanmadığı görüşünde. Halk sağlığı uzmanı Dr. Nuriye Ortaylı’ya göre bu işleyiş nedeniyle Sağlık Bakanlığı kendisini Türkiye’deki bilim insanlarının bilgi birikiminden mahrum bırakıyor. “15-16 aydır Bakanlık’tan bir türlü sağlıklı veri alamadık. Hiç olmazsa akademi ve bilim çevreleri ile paylaşsınlar çok yararlı öneriler çıkabilir o çevrelerden.”

‘SÜRECİN KAZANANI OLMUYOR’

TÜİK’in 2020’e ait ölüm istatistiklerini hâlâ paylaşmadığına dikkat çeken veri uzmanı Pınar Dağ ise, şeffaf yönetilmeyen süreçlerin sorunları derinleştirip içinden çıkılamaz bir hâle getirdiğine dikkat çekiyor: “Verileri manipüle ederek, az vererek, sık vermeyerek, kılıflar arayarak kamuoyunu bilgilendirmemek aslında zincirleme bir sorun yaratmaktan öteye gitmiyor. Bu şekilde yönetildiğimizde günün sonunda sürecin kazananı da olmuyor.”

Kaynak – DUVAR (Aynur Tekin)

İlginizi çekebilir