Madrid sanat haftasından yurda neler getirdik? – Gülben Çapan

Birkaç yazı önce çağdaş sanat turları düzenlemeye başlayacağımdan bahsetmiştim. Far’naway Travel ile ilk çağdaş sanat turumuzu İspanya’nın başkenti Madrid’deki ARCO Fuarı’nın açık olduğu döneme denk getirdik ve müzeleri, sanatçı atölyelerini, özel bir koleksiyonu ve ARCO’yu VIP gününde gezdik. Çağdaş sanatın yazarlığını, küratörlüğünü ve danışmanlığını yaptım ama sanırım en çok rehberliğini sevdim. 16 kişilik güler yüzlü, sanat konusunda bir hayli bilgili ve çağdaş sanatı öğrenmeye açık bir grupla Madrid’i fethettik.

Madrid birçok Avrupa başkenti gibi sokak sanatı konusunda iddialı. Lavapies Mahallesi de çok kültürlülüğü ile tanınıyor. Dolayısıyla burada sokak sanatı diğer bölgelere göre daha popüler. Her yıl belli zamanlarda sokak sanatı adına festivaller düzenleniyor ve Lavapies’te esnaf kepenklerini, duvarlarını ve camlarını sanatçılara teslim ediyor. Sanatçılar da Lavapies’te yer alan bu işletmeleri özgürce renklendiriyor. Kimileri soyut çalışıyor kimileri figüratif. Festival bitimindeyse, işletmelerin işlerin üzerini boya ile kapatma ya da yıl boyu o şekilde tutma hakkı kendilerine veriliyor.

Sokak sanatı konusunda İspanya’nın Banksy’si olarak tanınan #OKUDA ile duvar resmi yaparken rastlaşıyoruz. Sokaktaki duvara yaptığı işin çok daha küçüğünü kendi duvarınızda görmek isterseniz bedeli 50 bin avro (yaklaşık 307 bin lira). Bu durumda #OKUDA, İspanyolların dediği gibi Banksy’nin izinden değil de sanki Mr. Brainwash’ın mı izinden gidiyor acaba?

Reina Sofia’nın (Kraliçe Sofia Ulusal Sanat Müzesi) mimar Jean Nouvel’in imzasını taşıdığı ‘Nouvel Building’ adlı bölümünde Madrid’in en büyük ve en kapsamlı sanat kütüphanesi yer alıyor.

Eskiden bir hastane olan müze binasının iç bahçesindeki devasa Alexander Calder (üstte), iç mekanlardaki Picasso, Dali ve Miro’lar da müzenin daimi misafirleri olarak karşılıyor konuklarını. Reina Sofia bir güzellik yapıp belediye ile anlaşarak, Retiro Park’ın içindeki Palacio Cristal’de üç demir heykelden oluşan şahane bir Jaume Plensa sergisi düzenlemiş. Retiro Park’a giriş ücretsiz olduğu gibi, Palacio Cristal’de ücretsiz olarak gün boyu yüzlerce kişi Plensa’nın heykelleriyle büyüleniyor.

Uluslararası İspanyol çağdaş sanatçıları arasında belki de en ünlüsü olan, Fransa’nın başkenti Paris’te Ecole National Superieure des Beaux – Arts’ta yıllarca ders veren, Japonya, Kore, İngiltere, Kanada, Fransa, Almanya’da kamusal alanda devasa kafa heykelleri sergileyen sanatçı, geçen aralık ayında da Madrid’in Plaza Colon Meydanı’na 12 metrelik bir heykel konuşlandırdı. Hükümetin kültür ve sanat fonuyla üretilen heykel, Plensa’nın Le Long Galerie’de satışa sunulan, mermer tozundan üretilen heykellerin aksine alçı ile üretilmiş.

Kentin göbeğindeki bembeyaz heykel gece-gündüz halka açık olmasına rağmen hiçbir şekilde sabote edilmeden tüm güzelliğini muhafaza etmeye devam ediyor. Dilerim yıl boyunca da eder. Kamusal sanat deyince maalesef memleketimizde pek de hafızalara kolayca gelen bir şey olmadığı gibi, bu konuda hiçbir girişim de olmuyor. Belediyelerin çağdaş sanatı artık müzeler ve galerilerden çıkartıp, parklara, bahçelere, yol kenarlarına korkmadan yerleştirmeleri gerekiyor. Mesela oy kazanmak için evime gönderdiğiniz bir adet gül ve yazılar yerine böyle bir projeye sıcak baktığınıza dair toplantı talebinizi mektup olarak yollasanız üç gün sonra solacak bir beyaz gülden daha etkili olabilir.

Sırada Prado var. Bloomberg’in ‘2019’da muhakkak gezilmesi gereken 10 sergiden biri’ olarak tanımladığı özel bir Prado Müzesi sergisi gezdik. Prado’nun 200’üncü yılını kutlaması nedeniyle açılan sergide, aynı konuyu işleyen farklı sanatçıların resimleri yan yana sergileniyor. Örneğin, Velasquez ve onun birçok resminin reprodüksiyonunu yapan Picasso’nun eserleri yan yana yer alıyor. Goya’nın ise akıl sağlığını yitirmediği ve henüz kulağı sağır olmadığı zamanlara ait mutlu portre resimlerinin yanına daha sonra halüsinasyon gördüğü dönemlerdeki resimleriyle beraber sergilemiş.

En ilgi çekici sergi ise Thyssen-Bornemisza Müzesi’ndeki Balthus retrospektifi. Sanatçının farklı dönemlerde yaptığı eserleri çok daha ve tek bir çatı altında ilk defa gördüm. Döneminin en önemli ressamlarından biri olan Balthus yani Balthasar Klowossowski de Rola, aslen Polonya asıllı ama 1908 Paris doğumlu. Balthus, ayrıca, Louvre’da kendi sergisini yaşarken görme fırsatı bulan nadir sanatçılardan biri.

‘Erotik’ çağrışımı yapan genç kız resimleri nedeniyle uzunca bir süre pedofil olarak eleştirilen sanatçının eserleri bugün hala milyon dolarlara alıcı buluyor. Bazı çevreler tarafından hala pedofili tartışmalarının öznesi olan sanatçının ölümünden 14 yıl sonra sonra, 2015’te müzayede evi Christie’s tarafından ‘Lady Abdy’ adlı yapıtı 9.9 milyon dolara satıldı. Sanat gerçekten de sansüre karşı her daim galip gelmeyi başarıyor.

Seyahatin asıl odak noktası olan ARCO çağdaş sanat fuarı, bu yıl 38’inci kez düzenlendi ve misafir ülke olarak Peru’yu ağırladı. Peru kültür bakanı ile işbirliğine giren ülke, Perulu 15 çağdaş sanatçıya fuarda ayrı birer alan açarak işlerini gösterdi. Satış rakamlarının yüksek olduğu fuarda ağırlık İspanyol galerilerine verilmiş; ancak kaliteli yabancı galerileri de yer alıyor.

Gamarra (solda) ve Çapan.

Perulu sanatçıların arasında Madrid’de çalışıp orada yaşayan ve fuar öncesi bizi atölyesine kabul eden Sandra Gamarra’dan söz etmek istiyorum. Kavramsal sanatın temsilcilerinden olan Gamarra, yağlı boya reprodüksiyon resimleriyle tanınıyor ve bu işleriyle gerçeklik ve kopyacılık üzerine sorgulatıyor.

Gamarra ayrıca bir ilke imza atarak Peru’da hiçbir sanat galerisi, müze ya da sanat ortamı olmadığı için başkent Lima’dan esinlenerek ‘Limac’ adlı reel olmayan, ‘mekansız’ bir müze kurdu. Gamarra’nın ‘Moving Museum’ konseptiyle yarattığı bu müze projesi ABD’nin New York kentinde MOMA’da, İngiltere’de de Tate’de sanatseverlerle buluştu. Her iki müzenin daimi koleksiyonunda yer alan sanatçı, Türkiye’de de işlerini sergilemek istiyor.

Son gün birçok sanatçının atölyesinin bulunduğu, her bir sanatçının farklı odalara yerleşerek hem yaşadığı hem ürettiği hem de sergileme ve satış yaptığı şahane bir binaya misafir olduk. Lübnan asıllı olan koleksiyoner Texeiras de Freitas’ın Santander finans merkezinde ARCO ile eşzamanlı olarak açılan özel koleksiyon sergisini gezdik. O gün bize eşlik eden, gezdiren ve ev sahipliği yapan Arternativ’in kurucusu Eva Ruiz’e teşekkür etmek isterim.

Çok keyifli sanat dolu dört günün sonunda şunu öğrendim; gidip gezdiğin yerlerin haricinde kimlerle gittiğinin de önemi büyük. Bir diğer konu ise gidip görmenin amacı anlatmak, yazmak ya da okumak ile sınırlı kalmamalı. Gidip gördüğümüz ülkelerdeki modelleri birer örnek olarak alıp bizim de dönünce hayata geçirebileceğimiz modellere dönüştürmeyi amaçlamalıyız. Bizim de çağdaş sanatın ürünü olan heykellerimiz olsun kentin merkezinde. Esnafın, halkın ve sanatçıları bir araya getiren festivallerimiz olsun. Sanatçıların birbirleriyle vakit geçirdikleri kolektif bir binası olsun ‘residency’ gibi. Göle maya çalmaya devam mı, devam. Bence devam…

Kaynak: DİKEN

İlginizi çekebilir