maddeci feminizm fransa’da 1970’lerin başında ortaya çıkan, radikal feminizmin bir koludur. bu çizgi fransa’da önce sorular feministes, daha sonra nouvelle sorular feministes dergilerinde biçimlendi. ingiltere’de sorun ve çekişme dergisi aynı çizgiyi savundu. türkiye’de ise bu çizgiyi savunan kadınlar feminist ve pazartesi dergilerinde eğilimlerden başka kadınlarla birlikte yer aldı. bu akım kimi zaman devrimci feminizm adını da kullandı. maddeci feminizm, kadınlık özelliklerini mutlaklaştırıp yücelten özcü radikal feministlerden de, heteroseksüel cinsel ilişkiyi kadınlarla erkekler arasındaki sömürü ve tahakkümün üretildiği alan olarak gören (örneğin andrea dworkin gibi) radikal feministlerden de ayrılır. buna karşılık, lezbiyenliği erkek tahakkümünden kurtulmanın tek yolu olarak gören devrimci feminist akımdan, politik lezbiyenlerden de farklıdır. öte yandan, son zamanlarda sosyalist feministler de kendilerini maddeci feminizm altında tanımlıyor. bizim kendimizi parçası gördüğümüz, ‘geleneksel’ maddeci feminizm, marksizmin kadınlar konusundaki öngörülerini benimsemediği gibi, kadınların kurtuluşuyla ücretli emeğin kurtuluşu yani sosyalist devrim arasında, birinciyi ikinciye tabi, ikinciyi birincinin önkoşulu kılan herhangi bir nedensellik ilişkisi tanımlamaz. maddeci feminizm, kapitalist sınıflar savaşının farkında, zaman zaman bunun yanında ama buna tabi değildir.

neden ve nasıl maddeci?

maddeci feminizm kavramının ortaya çıkışı feminizmin ikinci dalgasının başlarına rastlar. Bunun teorik anlamı, bu kavramın kadınların hakları için mücadelenin içinde değil, kadınların kurtuluşu mücadelesinin içinde ortaya çıkmış olması. tarihsel anlamı ise, 1917, 1936, 1968 tecrübelerinin pratik ve teorik sonuçlarının değerlendirilebileceği bir dönemde ortaya çıkması.

bu kavramı ilk olarak christine delphy 1970’lerin başında yazdığı makalelerinde kullandı. bu makaleler o yýllarda ve daha sonra en önemli makalesinin adını taşıyan baş düşman adlı kitapta toplandı. delphy maddecilik konusunda marx’tan ilham aldığını gizlemez:

“bu kelimeyi ben keşfetmedim: elbetteki marx’ın çalışmalarına bir gönderme yapmaktadır. toplumsal örgütlenmede üretim tarzlarına verdiğim önemden belli olduğu gibi marksist tahlilin genel çerçevesini kullandım. bununla birlikte marksistlerin, hatta marksist olmayanların, marx’ın ve bugünkü ortodoks marksistlerin tahlillerinden kendimi ayırıyorum. kapitalist üretim tarzının diğerleri üzerindeki mutlak üstünlüğü dogmasını ve üstelik de “yalnızlığını” reddediyorum. başka bir üretim tarzının önermesini ve teorisini yapıyorum. “maddecilik” teriminin (marksist olmayan) kullanımı, marksist tahlilin genel ana ilkelerini koruduğunu gösterir ama marx’inkiler dahil bazı uygulamaları reddediyorum. “(1)

benden aynı şeyi ifade etmemi isterseniz,  marx kadınların konumunu ele alırken kendi yöntemini uygulayamamış, kadınlara marksist bir bakışla bakamamış derim. maddeci feminizm bunu yapmaya çalışır. bu yazıda, maddeci yöntemin kadınların konumunu tahlil etmekte neden gerekli ve en uygun yöntem olduğunu izah etmeme lüksünü kullanacağım. Ama yine de tedbiri elden bırakmayıp maddeci feministlerin kadınlığı mutlak, değiştirilemez bir var oluş, feminizmi de bu kimliğin özgürce ifade edilmesi biçiminde anlamaya yatkın olan anlayışlardan farklı olduğunu hatırlatmadan geçmeyeyim.

maddeci feminizmin marksizmden kopuştuğu nokta kadınların sınıfsal konumlarının tespit edilmesi noktasıdır. düşünelim, bir kadının sınıfsal aidiyeti nasıl belirlenir?

bu ilk bakışta anlamsız bir soru gibi görünebilir; hele de bir marksiste yöneltilmişse … kapitalist toplumda bir insan üretim araçlarının sahibiyse burjuva, emeğini ücret karşılığında satarak geçimini sağlamak zorundaysa proleterdir diyecektir o, haklı olarak.

tekrar etmekten usandığımız bir bilgiyi bir kere daha hatırlatalım; birleşmiş milletler’in sunduğu istatistiklere göre, 1990’ların ortalarında dünya üzerindeki mülkün sadece yüzde 3’ü kadınların denetimindeydi. 2000’lerde bu oran türkiye’de yüzde 8 civarındaydı. bu mülkün tamamının üretim araçları olmadıgını hatırlatalım. türkiye’nin ilk ‘iş kadını’ olduğu söylenen, suna kıraç iş hayatına 1960’lı yıllarda atılmıştı.

işin ‘sermaye’ tarafı böyle. emek tarafına döndüğümüzde toplam işgücü içinde kadınların oranının son yılda yüzde 4 gerilediğini öğreniyoruz. (2)

ama kadınlar dünya ve türkiye nüfusunun yüzde 50-51’ini oluşturuyor.

bu oranlara dahil veya öğrenci olmayan kadınlar ev kadını veya ev kızı. bu kadınların sınıfsal konumu nasıl belirlenir? marksist bakış açısına göre, babalarının ve kocalarının sınıfsal konumuna göre. delphy, şöyle diyor:

“kocalarının sınıfı, kadınların yaşam seviyesi ve toplumsal konumları açısından önemlidir. kadınların kocalarının sınıfından olmadığı açıktır. aktif denilen kadınların (dolayısıyla proleter kadınların büyük çoğunluğu) yüzde 40’ının kapitalist üretim tarzı içinde sınıfsal bir konumu var. ama başkalarıyla aynı üretim ilişkilerini paylaşmak anlamında sınıfsal aidiyet olgusu ile ‘toplumsal ortam’ anlamında, sınıf hep karıştırılıyor. kadınlar kocalarıyla aynı sınıfa dahildir denilirken genelde kadınların kocalarıyla aynı ortamdan olduğu, hemen hemen aynı insanları gördüğü, hemen hemen aynı yaşam seviyesinde olduğu kast ediyor. sorun üretim, daha doğrusu üretim ilişkileriyken, (sol tarafından) yaşam ve tüketim seviyesinin terimleriyle otaya konuluyor. ”

burada daha derin bir meseleye işaret edildiğini görüyoruz. sadece ev kadını olması durumunda değil, her durumda bir kadının sınıfsal konumu tamamıyla kocasınınkine bağlanmaktadır. örneğin, kadın emekçi kocası küçük burjuva ise kadın küçük burjuva sayılmaktadır. marksist teoride kadınlar kendilerine mahsus bir sınıfsal aidiyete bile sahip değildir.

maddeci feminizmin temel çıkış noktalarından biri budur. kadınların çoğunluğu kapitalist üretim ilişkilerinin içinde foğrudan yer almaz. onlar evde herhangi bir ücret almaksızın çalışır. yemekten, çocukların bakım ve eğitiminden, temizlikten ve daha bir sürü şeyden sorumludurlar. bu işlerin yapılış tarzı haneden haneye değişir. kimi evde birer tencere kuru fasulye pilavla iki gece idare etmek mümkündür, kimi her gece sofraya sekiz çeşit çıkarmak gerekir evde. kimi kadın evde tek başına beş çocuğa bakar, kimi evde bir dadı desteğiyle tek çocuğa. kimi anne en fazla çarpım tablosunu ezberletir çocuğuna, kimisi abd’de burs aramak zorundadır. ev kadını hizmet ettiği erkeğin sınıfına göre yapması gereken işlerin niteliği ve niceliği değişen bir emekçidir. tıpkı beş yıldızlı bir otelin okullu aşçısının, sıradan bir aşçı lokantasının aşçısından farklı biçimde çalışması gibi. beş yıldızlı şef, daha karmaşık bir mönüyü daha fazla yardımcıyla hazırlamak zorundadır ve buna karşılık daha iyi bir ücret alır. lokantadaki meslektaşı, bazen bir yamağı bile olmadan çok daha basit birkaç yemek her gün hazırlar. ücreti daha azdır, beş yıldızlı şef, onun patronundan bile daha fazla para kazanıyor olabilir. ama ikisi de aynı üretim ilişkileri içinde sömürülmektedir. farklı sınıftan erkeklerle evli ev kadınları için de durum tam böyledir.

ikinci önemli mesele şu. evde yaptığı işler kadınların kapitalist üretim ilişkileri içinde de yapılmaktadır. reçelinizi, ister hazır alırsınız evde yapar ister. bu bir yana, hizmet de üretilen bir metadır. ve kapitalizm, çocuk bakımından çamaşıra kadar evde yapılan bütün hizmetleri satar. ama pek sık tekrarladığımız bir örneğe başvurursak evde kurabiye yapmak ücretsiz, bisküvi fabrikasında çalışmak ise ücretlidir. evde üretilen metanın değişim değerinin olmaması da bunu açıklamaz. tarım, hayvancılık benzeri alanlarda elde edilen ürünün bir kısmı hane içinde tüketilir, bir kısmı ise satılıyor ama bu işlerde çalışanlar yine de ücret almaz. yani evde yapılan işi ücretsiz kılan yeniden-üretim olması (üretim olmaması)  değildir.  evde yapılan üretimde kapitalizmin kuralları geçerli değildir.

maddeci feminizmin ayırt edici yanı ev içinde farklı bir üretim ilişkisinin varlığını tanımasıdır. bu patriyarkadır. patriyarka, genellikle bir hiyerarşik ilişkiyi, bir tahakküm ilişkisini tanımlamak için kullanılır. ama maddeci feminizm bu kavramı bir üretim ilişkisini tanımlamak için kullanır. aile içinde kadınların ve çocukların ücretsiz istihdamına dayanan bu üretim ilişkisi şüphesiz erkeklerin kadınlara, yaşlıların gençlere egemen olduğu tahakküm ilişkileri de yaratır.

patriyarka, sık sık iddia edildiği gibi, kapitalizme bütünüyle eklemlenmiş değildir, zaman zaman uzlaşsalar da bu iki sistem çoğunlukla çelişir. aralarında mutlak bir uzlaşma ve uyum olduğundan söz etmek mümkün değildir. örneğin kapitalizm koşullarında ucuz işgücü olan kadınların daha fazla emek pazarına çıkması kapitalist sistemin yararınadır. ama patriyarkal ilişkiler onların eve mahkum edilmesini zorlar. yani kapitalizmle patriyarkanın evliliği marksizmle feminizminkinden daha mutlu değildir. bu gerilimi gündelik hayatımızda zaten görüyoruz. kocasını boşamak isteyen kadınların iş araması yani emeğini ücretli olarak satmaya çalışması, baba baskısından yılan kızların okula gitmeye, yani ücret alabilecekleri bir bilgiye ulaşmaya çalışması boşuna değil.

patriyarkanın bir üretim biçimi olduğunu görmenin sonuçları içinde en önemlisi bu üretim ilişkisindeki tarafların birer sınıf olmasıdır. çünkü iki toplumsal kategori arasında birinin diğeri için (ücret karşılığında, boğaz tokluğuna, karşılıksız) çalıştığı herhangi bir ilişki varsa bu iki kategori sınıftır. kadınlar erkekler için boğaz tokluğuna çalışırlar. aralarındaki ilişki tabiatıyla sömürü ve dolayısıyla bir sınıf ilişkisi ya da daha doğru bir terimle çelişkisidir.

neden ve nasıl radikal?

zaten kadın ve erkek farkının altını çizen de bu sömürü ilişkisidir. eğer böyle bir hiyerarşinin vesilesi olmasaydı bu basit biyolojik fark giyimden vücut diline kadar uzanan araçlarla bu kadar belirginleştirilmezdi.

“bizim için ‘kadınlar’ ve ‘erkekler’ belli bir zamanda aralarında hiyerarşik bir ilişki olan iki doğal verili grup değildir. bundan ziyade, bu iki grup / biri diğerini egemenliği altına aldığı için toplumsal olarak tanınır. “(3)

yani, patriyarka erkeklerin bir sınıf olarak kadınları boğaz tokluğuna sömürdüğü bir üretim ilişkisidir ve kapitalizmle kah uzlaşan kah çelişen bir düzen içindedir. maddeci feminizm, hem asırlardır değişmez bir veri kabul edilen bir durumu, erkek ve kadın cinsiyet rollerini hem de yıllardır tekrarlanan bir klişeyi yani kapitalizmle patriyarkanın uyum içinde oluşunu sorguladığı için radikaldir.

neden ve nasıl devrimci?

nasıl ki kapitalizmin ortadan kalkması için onu oluşturan iki sınıfın imha edilmesini yani burjuva ve proleterin ortadan kalkmasını sağlayacak devrimci bir müdahale gerekirse aynı şekilde patriyarkanın ortadan kalkması kadınla erkeğin de ortadan kalkmasıyla olacak. bunun anlamı tabii ki biyolojik kadın ve erkekler değil birer sınıf olarak kadınlık ve erkekliğin ortadan kalkmasıdır. çünkü ya da erkeklik addettiğimiz özelliklerin pek azı biyolojik ya da fıtridir kadınlık. erkekler çokeşlidir çünkü bu hak onlara tanınmıştır, kadınlar dırdırcıdır çünkü söylenmekten başka silah yoktur ellerinde. bu alanı genişletebiliriz; erkekler kıllıdır çünkü kıllarını almazlar. kadınlar aşk üzerine çok düşünür çünkü bu onlar için aynı zamanda bir geçim kapısıdır.

yani maddeci feminizm, patriyarkal üretimin temel kurumu olan aileyi sorgulamakla kalmaz, aşk, cinsellik vb. kadınlarla erkekler arasındaki bütün ilişki biçimlerinin sorgulanması ve dönüştürülmesi gerektiğini fark eder; eşcinsel ilişkiler de buna dahildir!

yani, ana hatlarını kadınların evi içi emeğinin sömürüsü üzerinden belirlemiş olsa da maddeci feminizmi sadece emek sömürüsüne yönelik bir politik akım olarak düşünmek yanlış olur. kadın ve erkekler arasındaki sömürünün tasfiyesi devrimci bir altüst oluşu gerektirir.

öte yandan bugün kadınların özgürleşmesi için atılacak adımlara ihtiyaç var.  maddeci feminist çizgi bugün kadınların özgürlüğü için atılacak adımların devrimci çözümle çelişmemesini savunur. örneğin, annelik yardımı vb., kadınların annelik konumunu meşrulaştıran, kolaylaştıran ‘hakları’ desteklemez, aynı şekilde ev kadınlarına ücret ‘hakkını’ da desteklemez.

uzun lafın kısası, kadın devrimi büyük bir ihtimalle bir ihtilal aracılığıyla değil uzun zamana yayılan, sıçrayarak, durarak ilerleyen bir toplumsal devrim süreci olarak gerçekleşecek.

kadın devrimi büyük bir ihtimalle kapitalizmi yıkan bir devrimden sonra gerçekleşecek ama bu ikisi arasında bu zamansal öncelik dışında bir bağ olmayacak.

kadın devrimi kurtaracak kadınları, erkekleri de özgürleştirecek. çünkü patriyarka kadınları sömürür, baskı altına alır ama erkeklerin hayatını da kısıtlar.

kadın devrimi, onun devrim gibi kendi öznesi, kendi teorisi, kendi gündemi, siyasal öncelikleriyle ilerleyecek.

kadın hareketinin farklı kesimleriyle farklı çizgide feministlerle birlikte örülecek bir devrimci süreç olacak.

başka devrimci hareketlerle zaman zaman ittifak yapsa, onlara destek verip onlardan destek alsa da gündeminin özgüllüğünü titizlikle koruyacak.

derdimiz, meramımız ve çaremiz budur.

(1) baş düşman patriyarkanın ekonomi politiği, christine delphy, saf yayınları

(2) http://www.referans gazetesi. com/haber. aspx?hbr_ kod=137558

(3) çağdaş batı toplumlarında tanıdık sömürü evlilik yeni bir analizi, christine delphy, diane leonard, polity pres

p.s. bu yazı, praksis dergisinin maddeci feminizm sayısı için yazıldı ama çeşitli sebeplere orada yer almadı. bir süredir türkiye’de sosyalist feministler de kendilerini maddeci feminist olarak tanımlamaya başladılar, bu yazıda yazılanlar pek tabii onları bağlamaz.

 

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…