Latife Tekin: Kötülüğün görünür hale gelmesi bertaraf etmek için bir fırsat

Çağdaş Türkçe edebiyatın önemli isimlerinden Latife Tekin dokuz yıllık aranın ardından, bir edebiyat jesti yaparak, iki romanla birden okuyucuylarıyla buluştu. Tekin’le, Sürüklenme ve Manves City üzerine konuştuk.

Türkiye’nin önde gelen yazarlarından Latife Tekin, Sürüklenme ve Manves City adlı iki romanıyla okurlarının karşısında. Birbirlerine lehimlenen, taşranın, genç yoksulluğunun resmedildiği, eşitler arasındaki hiyerarşinin yarattığı zulmü, işçi sınıfının içinde olduğu koşulların toplumsal çürümedeki etkisini konu edinen romanlar üzerine konuştuğumuz Tekin, “İşçi tanıklıklarını okumak çok öğretici ve dönüştürücü olur, diye düşünüyorum. Yaşam koşullarından dolayı işçi yazarların çıkması çok kolay değil ama bugün olup biten olayları içeriden yazan işçi yazarların olması benim hasretle hayal ettiğim bir şey…” diyor.

Manves City ve Sürüklenme nasıl bir sürecin sonunda ortaya çıktı?

İlkin daha çok Sürüklenme üzerine düşünmeye başlamıştım ama öyle bir süreç ki artık yoksullar hakkında bir şey yazmadan yazmaya devam etmek içimin kaldırmadığı bir durum haline geldi ve bir mutsuzlukla hem Sürüklenme üzerine düşündüm hem de yoksulların arasına karışmak istedim. Ne değişti, ne durumdalardı…

Çünkü yoksullar ancak topluca öldükleri zaman görünür hale geliyorlar. Ben de yoksulun aldığı yeni biçimi merakla Sürüklenme’yi içten içe düşünmeye başlayıp yoksulların peşine düştüm. Yoksullara kavuşunca, onların yaşadığı şeyleri görmeye başladım ve artık Manves City’nin de ilk cümleleri dilime dolmaya başlayınca Sürüklenmeye de çalışmaya devam ettim.

Unutma Bahçesi’nden başlayarak, Muinar’a kadar daha çok insanın sürüklenen bir canlı olduğuna dair bir duygumla Sürüklenme üzerine düşünüyordum. Önceden pek hayal edemeyeceğim bir yazma süreciydi. Çünkü ben yoğunlaşarak, sayıklar gibi yazıyorum. Biraz Sürüklenme’yi, biraz Manves City sayıklayarak, birbirine ayna olan iki kitabı yazdım. Birbirine el veren, selam veren iki roman ortaya çıktı. İkisinin yanyana yayımlanmasını çok istedim ve yayınevinin de desteğiyle ikisi aynı anda yayımlandı.

Manves City, Latife Tekin, 152 syf., Can Yayınları, 2018.

‘İNSAN SÜRÜKLENEN BİR CANLI’

Sürüklenme’nin başladığı nokta bir yol hikayesi… Metinde bir köyün değişimini, birçok şehri kapsayan bir yolculuğu görüyoruz. Sizin için yolda olmak ne anlam ifade ediyor?

Sürekli seyahat eden bir anlatıcısı var Sürüklenme’nin. Cinsiyetsiz ve ismini bilmediğimiz bir anlatıcı.

İnsanın sürüklenen bir canlı olduğunu düşünüyorum. Uçucu, güvenilmez, savrulmaya yatkın bir canlı… Bu yanıyla zaten hepimiz yoldayız. Hayatın kendisi başlı başına bir sürüklenme ve macera… Ömrümüz bir yolculuk; doğumdan ölüme doğru… Dünyanın ışığı bizden uzaklaşıyor.

Sürüklenme’nin üç genç kahramanı var. Geç yoksulluğunu ve gençliğin şu anki halini konu edinen bir hikayesi var. Çok yakın bir zamanda Türkiye’de dört yüz bine yakın genç yollara çıktı ve gittiler. Asya’dan, Afrika’dan genç erkek göçü yaşanıyor. Bu anlamda aslında tüm dünya yollarda…

Yolla başlayıp, vardıkları yerde bambaşka anlamlara bürünüyor iki roman da… Bunun dışında iki roman özelinde taşrayı mesken ediniyorsunuz. Eşitlerin, yoksulların birbirlerine karşı sorumluluklarını görüyoruz. Sizin bugünü yazmaktaki motivasyonunuz neydi? 

Bugünle aramıza bir uzaklık girdi. Bugünümüze başka bir duyguyla bakıyoruz.

‘KENDİMİZİ BU ÜLKEYE AİT HİSSEDEMİYORUZ’

Nedir o duygu?

Kendini bu ülkeye ait hissedememek, bu ülkeyi kendine ait hissedememek… O aidiyet duygusu kendi yaşadığımız ülkeyle zedelendi. Bütün sanayi bölgelerinde, tarım alanlarında alt üst oluş o kadar şiddetli zedelendi ki ben artık sessiz kalamayıp oradaki insanlara bakmak istedim. Sanayi bölgelerinde, tarım alanları tahrip ediliyor. Bir talan söz konusu. Bugüne dair söz almak istedim bir edebiyatçı olarak. Köylerini kaybediyor insanlar. Muğla, Yatağan bölgesinde çok fazla ruhsatlandırma yapıldı ve  48 köy tehdit altında. İnsanlar yaşadıkları, büyük büyük dedelerinin topraklarından kovuluyorlar. Burada artık zengin-yoksul yok! İnsanların geçmişle kurdukları bağları, hayalleri, rüyaları, düşleri, hepsi koparılıyor ve bu insanlar köylerinden atılıyor. Niye? Maden çıkacak diye! Maden varsa çıkarmak meşru! Böyle baktığımızda taşrada, birçok evde altüst oluş var. İnsanlar özeleştirme ve şirketlerle karşı karşıya! Köylüler öfke ve acı dolular ve hiçe sayıldıklarını düşünüyorlar. Bu durum sanayi bölgelerinde de aynı. Fabrikalarda işçi olmak kolay değil.

Manves City’de, artık sokaklara dökülmüş, işsizleşmiş işçileri anlatıyorum. Geleceksiz, işsiz, güçsüz, parasız ve çaresiz insanlar tabii ki birbirlerine karşı da zalim olabiliyorlar. Fabrikada çalışan arkadaşlarım anlatırdı; işçiler, birbirlerine ağır şakalar yapabiliyorlar. Burada masumiyeti olan bir kötülük görüyorum. İşçiler arasında da ezme-ezilme ilişkisi oluşuyor. Manves City’de, bu yaşananları anlamaya çalıştım. Birçok çalkantının içinde ayakta durmaya çalışan işçilerden söz ettim.

Yoksullara dair nasıl bir çıkarımınız oldu?

Berci Kristin Çöp Masalları’nı yazarken yoksullar daha umutlu ve neşeliydiler ama Manves City’i yazarken tebessüm edemiyordum. Gördüğüm şey çok ağırdı.

Manves City, ütopik ve karamsar bir atmosferde geçiyor. Romandaki Nergis karakteri bu atmosferde çok güçlü bir yerde duruyor. Yerel gazetede yazılar yazıyor. Olduğu topluma karşı duyarlılığı çok yüksek. Romanlarınızın hak mücadelesi ekseninde bir izleği var. Manves City’de ise kadın meselesi çok çetin bir şekilde işleniyor. Bir edebiyatçı olarak kadın meselesine dair ne söylemek istersiniz?

Kadınlar ayakta ve müthiş bir enerjiyle mücadele ediyorlar.  Gittiğim birçok bölgede kadın direnişçiler ve öncüler vardı. Nergis, bütün imkansızlıklar içerisinde eline kalem alabilen bir kadın. Benim de severek mutlulukla yazdığım köşe yazıları yazıyor, yerel bir gazetede.

Sürüklenme, Latife Tekin, 192 syf., Can Yayınları, 2018.

‘İŞÇİ TANIKLIKLARINI OKUMAK ÖĞRETİCİ OLUR’

Burada söz alıp, işçi mücadelesinde, kadın mücadelesinde yer alan kadınlara bir çağrıda bulunuyorsunuz.

İşçi tanıklıklarını okumak çok öğretici ve dönüştürücü olur, diye düşünüyorum. Yaşam koşullarından dolayı işçi yazarların çıkması çok kolay değil ama bugün olup biten olayları içeriden yazan işçi yazarların olması benim hasretle hayal ettiğim bir şey…

Her iki romanda da dikkat çeken bir durum var. Sürüklenme özelinde konuşursak, bitkilerin klonlanmasına dair bir sahne var. Manves City’de de bir ineğin doğum sahnesi yer alıyor. Bahsi geçen sahnelerdeki gerçekliği bir yazar olarak nasıl kurdunuz?

Büyük hayvan çiftliklerinde zaman geçirdim. Teknoloji devreye girmiş. Çok az sayıda insanla kocaman çiftlikler çekip çevriliyor. Merak ettim. Çünkü benim kahramanım da böyle bir çiftlikte çalışacaktı. O hayatı yazabilmek için çiftliklerde çalıştım, insanlarla konuştum.

Teknolojik seralara gittim. Teknolojinin bu alanlara nasıl girdiğini araştırdım. Bu süreçte çok şey öğrendim. Tabii öğrendiklerimiz aynı zamanda kalbimize bir yük ama bu ülkede olup biteni anlamadan da bir şey önerebilmek çok kolay değil. Biz isyan ediyoruz, öfkeleniyoruz, direniyoruz ama çok farklı yerlerde direnen insanlar var ve bu insanlarla bir duygu bağımızın olabilmesi lazım. Bu yüzden oralarda gördüğüm şeylerden dolayı sevinçliyim. İnsanlar ayakta kalabilmek için mücadele ediyorlar. Ben de bu sürecin içeriden bir parçası olmak istedim.

Manves City’de, toplumsal çürüme meselesi işleniyor.

Bu yeni bir çürüme mi? Yoksa hep var mıydı? Bence çok kapalı, iki yüzlü, ev içinde kız çocuklarına baskı yapan, gençlere zulmeden, küçücük şeylerden keserleri, baltaları alıp yan köye saldıran bir toplumdu. Devlet politikalarıyla birlikte insanlar kentlere yığıldı. Toplum içten içe hep çürüdü.

Bu çürümeyi saklayan, gizleyen insanlar, yavaş yavaş iktidarı ele geçirmeye başladılar. Artık bu görünür hale geldi. Bu görünmenin iyi bir şey olduğunu düşünüyorum. Bu çürümenin dehşetine kapılıp, bir çözüm de doğabilir.

Her ay 50-60 kadın öldürülüyor. Tacizler, kayıplar… Bunlar bizim görebildiğimiz şeyler… Sanki bu toprak içten içe inliyor, acı çekiyor. Kendi içimizdeki çatışmayı iyileştirsek bile tam anlamıyla iyileşemiyoruz. Toplumda çaresizlik, korku ve acı var. Bu yaşananları bir onur meselesi haline getireceğiz. Başta biz kadınlar olmak üzere bu durumla uğraşacağız.

Bu kötülüğün görünür hale gelmesi bertaraf etmek için bir fırsat. Gençler, kadınlar ve iyi erkekler hep birlikte altından kalkacağız.

Kaynak: Gazete Duvar    (Anıl Mert Özsoy)

 

İlginizi çekebilir