“La femme n’existe pas”

Bir insan ölürse kotları beyazlatırken, ya da ütülerken çamaşırları bir kuru temizlemecide ya da çıkarken inşaata güvenlik önlemleri iptal edilmiş bir asansörde; hekim ölüm nedenine yazmalı mı “patron ve devlet” diye?

Osman Elbek

Jacques Lacan’ın ünlü sözünün çağrıştırdığı gibi gerçekten “hekim” diye birşey var mıdır? Yoksa bu kavram toplum tarafından mı icat edilmiştir?

Eğer icat edilmişse, aynı zamanda topluma egemen olan zihniyet tarafından da kirletilmiş olabilir mi? Eğer öyleyse, hekimliğe devam edebilmek için onu bu kirlerinden ayrıştırmak, sadeleştirmek ve muktedirin dilinden kurtarmak iyi olmaz mı? Toplumsal zırhlarını soymak, elindeki kalkanı alıp güçsüzleştirmek, kendisine çırılçıplak bakabilmesini teşvik etmek, gördüğü “ayıp yerleri” nedeniyle utanmasını ve güçsüzlüğün ve çıplaklığın gücü ile yeniden var olmasını sağlamak gerekmez mi?

Ve bu eleştirel duruşu mesleki pratiğin içerisinden geliştirmek doğru değil mi…

Ölüm Nedeni

Veriler Türkiye’de en çok ölüme yol açan nedenin kalp damar hastalıkları olduğuna işaret ediyor. Gerçekten de hemen herkes en az bir yakınını “kalp krizi” nedeniyle kaybetmiştir bu ülkede.

Pekiyi ama gerçekten kalp krizi mi öldürüyor yakınlarımızı?

Örneğin yapılan bir araştırmada gece vardiyasında çalışan insanların kalp hastalıklarından ölme riskinin, gündüz çalışanlara göre iki kat daha fazla olduğu gösterilmiş.

Pekiyi ama bu durumda ölüme yol açan temel faktör kalp krizi mi, yoksa gece çalışma mı?

Ne dersiniz; sizce hayatını gece çalışarak kazanan bir kişinin kalp hastalığı nedeniyle ölmesi durumunda hekim ölüm nedenini “kalp krizi” mi, “gece çalışma” mı yazmalı?

Öyle ya insan denilen canlı gece uyumak için evrimleşmiş. Bu ritmi bozan durumlar da vücutta strese yol açmakta ve bu stres de kalp hastalıklarına neden olmakta.

Hal böyleyken “kalp krizi” gerçek ölüm nedeni olabilir mi?

Ya da herhangi bir işte çalışmak mı aslında gerçek ölüm nedeni.

“Yok daha neler” dememek gerek. Çünkü biliriz ki işsizliktir acısı insanın. Daha şanslısı için iştir acısı, yarası, ölümü. Kimi zaman da bulanamayan, toprağın altında kalan cenazesi.

Yaşayanlar içinse iştir hastalığı.

Oysa bir kalemde “Fıtrat” deyip geçmek de mümkün -ölenlerin safında değilseniz tabi…

Ancak bir gerçek var ki meftanın ölüm, yaşayanın hastalık nedenini fıtratı değil yaptığı işidir.

Ama madendeki toz toprak falan değildir hastalığın ve ölümün nedeni. Aksine daha fazla para kazansın diye o tozu solumaya izin veren patron, gerekli denetlemeyi yapmayıp o işletmeye göz yuman devlettir hastalığın ve ölümün asıl kaynağı.

Geçen hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye (İstinaf) Mahkemesi, 2014 yılında Mecidiyeköy’deki Torun Center inşaatında 10 işçinin yaşamını yitirdiği asansör “kazası” davasında yerel mahkemenin “iyi hal” gerekçesiyle sanıklara verdiği 60 bin 800’er liralık adli para cezasını onayarak kesinleştirdi. Ayrıca İstinaf Mahkemesi, Torunlar, Geda Majör ve NCA iş güvenliği firmalarının yöneticileri için daha önceden verilen beraat kararlarını da onadı.

O halde diyelim ki bir insan ölürse kotları beyazlatırken, ya da ütülerken çamaşırları bir kuru temizlemecide ya da çıkarken inşaata güvenlik önlemleri iptal edilmiş bir asansörde; hekim ölüm nedenine yazmalı mı “patron ve devlet” diye?

Lal Olmak

Gel gör ki lal olmuş susar bu konuda ölüm nedenini “akciğer hastalığı” yazan hekim. Çünkü toz ile toprağın hastalık nedeni olduğu  öğretilmiştir ona. Oysa toz da toprak da sadece aracıdır hastalığa.

Hastalık ve ölüm saklıdır doların yeşilinde, devletin kendisinde…

Uzun sözün kısası şairin satırlarında saklıdır işin sırrı: “Ahmet abi, güzelim, bir mendil niye kanar”

Yeşilçam filmlerinde kara sevdadan dolayı kanardı mendil. Pekiyi ama neden bu dünyada hep fakirler düşer ölümcül sevdalara? Neden hep kadınların mendilleri kanar? Neden hep yoksulların ve yoksunların boynu büküktür?

Şair yanıt verir sorusuna: “Bilmezlikten gelme Ahmet Abi / Umudu dürt / Umutsuzluğu yatıştır”

Bilmezlikten gelme.

İsyan etmediğim için lanet etme.

Oy verdiğim için hep onlara dönme sırtını bana.

Gör ki; çokça var olduğum kültür, çokça öğrenilmiş çaresizlik, ama çokça da inanıp da ardına düşeceğim birileri olmadığındandır suskunluğum.

Ve sen değişmeden, değişmeyecektir kaderim…

Kaynak: T24

İlginizi çekebilir