L20’de konuşan Çerkezoğlu: Türkiye için çözüm, işçi sınıfının krizden çıkış reçetesidir

Labor20’de konuşma yapan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu diktatörlüğe, IMF’ye, hükümet politikalarına karşı direnen Arjantinli işçilerin Türkiye’deki işçi hareketine uzun yıllar ilham verdiğini söyledi. Türkiye’deki ekonomik krize ve işçilerin ücretlerinin eridiğine dikkat çeken Çerkezoğlu, “Krizin faturasının işçi sınıfına kesilmemesi için mücadeleyi yükselteceğiz” dedi

Küresel çalışma koşulları üzerindeki sorunların tartışıldığı, Arjantin’de düzenlenen Labor20/Emek20’nin ikinci gününde “Kriz ve Sendikalar” başlıklı oturumda DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu da konuşma yaptı.

Çerkezoğlu, Arjantin denince pek çok kişinin aklına futbol, dans veya güzel yemeklerin geldiğini ancak bugünlerde “Benimse zihnimde canlanan ilk şey Türk Lirasıyla Arjantin Pesosunun değer kaybetmekteki yarışı” dedi.

Arjantin ve Türkiye’nin siyasal tarihinde şaşırtıcı benzerlikler olduğunu söyleyen Çerkezoğlu, “Diktatörlüğe, IMF’ye veya hükümet politikalarına karşı direnen Arjantinli işçiler Türkiye’deki işçi hareketine uzun yıllar ilham verdi. Bugün benzer bir ekonomik krizin eşiğindeyiz. Bu dönemde birbirimize yol göstereceğimize, dayanışma içinde olacağımıza inanıyorum” dedi.

“Enflasyon, kemer-sıkma politikaları ve işsizlik ülke ekonomileri üzerinde hayalet gibi dolaşıyor” diyen Çerkezoğlu, kapitalizmin bütün dünyayı kriz, çatışma ve savaş sarmalına sürüklediği bir dönemde Arjantin’de gerçekleşen Labor20’nin emeğin bu süreçteki taleplerini ortaya koymak için büyük bir fırsat olduğunu olduğunu söyledi.

“Türkiyeli işçilerin emekleri değersizleşiyor”

Türkiye’de yaşanan döviz krizine dikket çeken Çerkezoğlu, TL’nin değer kaybetmesiyle birlikte Türkiyeli işçilerin de emeklerinin değersizleştiğini, ücretlerinin aşındığını söyledi ve “Krizin işsizlik ve yoksulluk biçimlerinde bir toplumsal bunalıma dönüşmesi gündemdedir” dedi. Çerkezoğlu, sorunun temelinde ülkeyi yönetenlerin yıllar boyunca izledikleri neoliberal ekonomi politikaları olduğunu ifade etti ve şöyle devam etti:

Türkiye’yi yönetenlerin tercih ettiği “büyüme” stratejisi için uygun uluslararası ortamın sona ermesiyle, enflasyon, cari açık, dış borç ve işsizlik başta olmak üzere ülkenin tüm ekonomik verileri uzun süredir alarm vermektedir. Bu alarm çanlarını duymazdan gelen iktidar, tüm yetkilerin tek bir kişide toplandığı anayasa değişiklikleriyle tüm sorunların çözüleceğini vaat etmiştir.

“Başkanlık rejimine geçiş krizi derinleştirdi”

Vaat edilenin aksine Türkiye’deki rejim değişikliği, başkanlık rejimine geçiş, krizi yatıştırmamış, aksine derinleştirmiştir. Yasama, yürütme ve yargı erklerinin tek bir kişide toplandığı; hukukun yerini keyfiyetin aldığı; denetimi pranga, demokratik katılım mekanizmalarının işletilmesini vakit kaybı olarak gören yeni rejim, ülkemizi Erdoğan’ın iddialarının aksine güçlendirmemiş zayıflatmıştır. Bugün dünyadaki tüm güçler, tek bir kişinin bir biçimde “ikna” edilmesiyle, Türkiye’ye istediklerini dayatabileceklerinin farkındadır.

Krize karşı sunulan çözümleri de büyük oranda bu dayatmalar belirleyecektir. “Alacaklıları” yani uluslararası finansal sermayeyi kurtarmayı temel alarak, faturayı işçilere, emeklilere, dar gelirlilere kesecek bir anlayış Türkiye’yi yönetmektedir. “Yapısal reform” adı altında sunulan IMF veya hükümet programlarına; ücretleri geriletmeyi, güvencesiz çalıştırmayı, daha fazla özelleştirmeyi, kamu hizmetlerini ticarileştirmeyi, pahalılaştırmayı, bankaları kurtarırken işçi sınıfı üzerindeki vergi yükünü artırmayı öngören bir saldırı programına karşı direnmek şarttır.

“Enflasyon karşısında eriyen ücretlerin arttırılmasını istiyoruz”

“Düşük ücretler nedeniyle ancak borçla yaşayabilen ve banka kredilerine bağımlı bir işçi sınıfı, Türkiye’yi yönetenlerin uluslararası finans kapitale en büyük hediyesi” diyen Çerkezoğlu, krizin faturasının işçi sınıfına kesilmemesi için mücadele edeceklerini söyleyerek taleplerinden şöyle bahsetti:

Biz DİSK olarak krizin faturasının işçi sınıfına ve yüzde 99’a kesilmemesi için, diğer tüm emek güçleriyle beraber mücadeleyi yükselteceğiz.

En acil talep olarak, başta asgari ücret olmak yüksek enflasyon karşısında eriyen ücretlerin, özellikle de taşeron işçilerin iki yıl için sabitlenen ücretlerinin acilen arttırılmasını istiyoruz.

Özelleştirme ve kamu hizmetlerinin ticarileştirilmesi politikaları sonucu işçi sınıfı açısından lüks haline getirilen eğitim, sağlık, barınma, ulaşım, elektrik, su, doğalgaz, internet gibi temel sosyal hizmetlerin asgari ihtiyaç ölçüsünde ücretsiz sağlanmasını istiyoruz.

“Toplu işten çıkarmalar yasaklanmalı”

Toplu işten çıkarmaların yasaklanmasını istiyoruz. Krizin yaratabileceği işsizlik riskine karşı kamu istihdamı artırılmalıdır.

Çok kazanandan çok vergi alınan, asıl olarak karın ve faizin vergilendirilmesine dayanan bir vergi sistemi kurulmasını istiyoruz.

Türkiye küresel ekonomiden pay kapmaya çalışırken içeride milliyetçi söylemler kullanan ahbap-çavuş kapitalizmine dayalı modelden kurtulmalıdır.

Türkiye’nin en büyük şirketlerinin, en zengin ailelerinin, partili patronların vergi borçlarını silen kararların iptal edilmesini istiyoruz. Devlet idaresindeki lüks ve gösteriş harcamalarını itibar olarak sunan savurganlığın son bulmasını istiyoruz.

Bağımsızlığını tamamen yitiren yargı ve kamuda liyakata dayalı olmayan atamalar ekonomik krizi daha da derinleştirmektedir. Devleti tek bir partinin devleti haline getiren bu uygulamalara son verilmelidir.

“Krizin işçi sınıfına fatura edilmesine izin vermeyeceğiz”

Türkiye borçlu bir ülkedir ama bu borç işçi sınıfının borcu değildir. Aksine işçi sınıfı alacaklıdır. Bir borç krizi olarak karşımıza çıkan ekonomik krizin, işsizlik ve yoksullaşma olarak işçi sınıfına fatura edilmesine izin vermeyeceğiz! Borç yüzde 1’in borcudur. Yüzde 99 olarak bu borcu ödemeyeceğiz.

Nüfusun dörtte üçünün ücretleriyle geçindiği ülkemizde, nüfusun küçük bir azınlığını ve “alacaklıları” kurtarmayı hedefleyen programları elbette kabul etmeyeceğiz.

Sermaye ve onun siyasal temsilcileri ile aynı gemide olmadığımızı biliyoruz. Onların krizden çıkış reçetesi sömürünün ve yağmanın derinleşmesi, işsizlik, yoksulluk, savaş ve tek adam iktidarlarıdır. Ülkemizin krizden çıkışını temsil eden ise işçi sınıfının krizden çıkış reçetesidir. Bizim krizden çıkış reçetemiz katılımcı demokrasiden, barıştan, işçi haklarını güçlendirmekten ve üretken yatırımlara dayalı bir büyüme stratejisinin kurgulanmasından geçmektedir”

“Emekçiler kendi siyasal tercihlerini, alternatiflerini yaratacaktır”

“Arjantin’de, Türkiye’de ya da dünyanın bir başka coğrafyasında işçi sınıfının bu sermaye saldırganlığı karşısında elde edeceği bir kazanım sistemin krizine emekçi halkların çıkarları doğrultusunda bir müdahale olacak, diğer dünya halkalarına ilham verecek, bugün dünya işçileri olarak hep beraber yükseltmemiz gereken enternasyonalizm bayrağı bir işaret fişeği olarak yeniden yükselecektir” diyen Çerkezoğlu konuşmasını şöyle noktaladı:

Bugün IMF’li IMF’siz sermaye programları ile işçi sınıfına karşı yeni bir saldırı dalgası başlatmak isteyenlere karşı emekçiler de kendi siyasal tercihlerini, hedeflerini ve alternatiflerini yaratmalıdır ve yaratacaktır.

İşte bu bilinçle, önümüzdeki günlerde bize Arjantin ve IMF arasındaki anlaşmayı örnek gösteren ‘condor’lara biz de Arjantinli işçileri, yoksulları, boş tencere eylemlerini işaret edeceğiz, grev çadırlarında ve Taksim Meydanı’nda Latin Amerika şarkıları söyleyeceğiz.

Kaynak: sendika.org

İlginizi çekebilir