Kuzey Suriye’ye mülteci yerleştirmenin adı etnik temizlik! – Koray Düzgören

Eğer Avrupalılar ve ABD, Türkiye’nin sınır ötesi harekâtına göz yumarlarsa bu etnik temizlik suçuna da ortak olmuş olacaklar.

Biz bu yazıya başlayana kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Trumpla henüz görüşebilmiş değildi.

Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantısının kapanışı vesilesiyle verilecek yemekte bir araya gelebilecekleri söyleniyordu.

Eğer bir araya gelebilirlerse, önceki yazımda da belirttiğim gibi Erdoğan Suriye’nin doğusunda oluşturmayı düşündüğü Güvenli Bölge planını gerçekleştirebilmek için yeşil ışık talep edecek.

Böylece TSK (Türk Silahlı Kuvvetleri) ABD ile ya da kendi başına sınır ötesinde operasyona girişecek.

Yeşil ışık yanmazsa da ABD’ye rağmen harekete geçecek. Devlet ve hükümetin bu konuda çok kararlı olduğu resmî ağızlardan sık sık tekrarlanıyor.

Bu operasyon ya da harekât, Erdoğan’nın son günlerdeki söylemiyle, “Suriyeli mültecileri yerleştirmek amacıyla” yapılacak.

Ama Erdoğan bu lafın öncesinde başka bir slogan daha kullanıyor.

“Bölgeyi temizleyeceğiz” diyor.

Elbette, özellikle son günlerde yerleştirilecek mülteci sayısı 3 milyona dayanınca o bölgede bir temizliğe girişmek şart olacak.

Yani o bölge şu anda boş değil. Bir takım insanlar yaşıyor. Araplar, Kürtler, Ezidiler, Süryaniler ve diğer halklar, topluluklar.

Önce bunları o bölgeden temizlemek, sonra da sözü edilen mültecileri -artık hangi kriterlere göre seçileceklerse- oraya göndermek ve yerleştirmek gerekiyor.

Fakat uluslararası hukuk bu eylemin adına ‘Etnik Temizlik’ diyor.

Etnik temizlik, bir etnik gruba mensup insanların zorla yerinden edilmesini amaçlayan siyasal politikalar olarak tanımlanıyor. Genellikle, zorla göç ettirme, belirli bir nüfusun yerini değiştirme gibi uygulamaların sonucunda ortaya çıkıyor.

Ve bu uygulamalar insanlığa karşı işlenmiş suçlar katagorisinde değerlendiriliyor.

AFRİN’DE UYGULANAN ETNİK TEMİZLİK

İktidarın sözel olarak, “O bölgeyi temizleyip oralara Suriyeli mültecileri yerleştireceğiz” demesinden çıkan anlam bu mu, uygulama nasıl olur tabii şimdiden bilemeyiz.

Bildiğimiz önümüzde bir Afrin örneği var.

İşgalin üzerinden 1.5 yıl geçtikten sonra Afrin’deki manzara tam etnik temizlik tanımına uyuyor. Gelen bilgilere göre Afrin’deki Kürt nüfus yüzde 20 seviyelerine düşmüş vaziyette. Kürtlerin el konulan evlerine ve arazilerine dışarıdan getirilen cihatçı milisler ve aileleri yerleştirilmiş durumda.

Türkiye o operasyonu bölgedeki YPG’nin hakimiyetine son vermek amacıyla yaptığını açıklamıştı.

YPG’lilerin tümü savaşın son günlerinde çekilip gittiler. Bölge YPG’nin elinden kurtarıldı. Ama buna rağmen Türkiye o bölgeye yerleşti ve orayı ülkenin uzantısı bir bölge gibi yönetmeye başladı.

Bir yandan asimilasyon politikaları uygulanıyor.

Aynı durum neden Kuzey Suriye için de geçerli olmasın?

Ankara işin başında hep bölgedeki Kürt güçlerinden, YPG’den ve onun da içinde bulunduğu SGD’den (Suriye Demokratik Güçleri) söz ederek Türkiye’nin bir tehdit altında olduğunu söyleyip durdu.

O bölgede Kürtlerin, SDG’nin sürekli ABD güçleriyle bir arada oluşları nedeniyle bu iddianın asılsız olduğu hemen ortaya çıktı.

Ardından, Kürtlerin Türkiye için herhangi bir tehdit oluşturmadığı anlaşılınca Avrupalılara ve ABD yönetimine daha ilginç gelebilecek mülteciler gerekçesine sığınıldı.

Kurulacak güvenli bölgeye önce bir milyon mülteci taşınacağı söylendi. Son günlerde bu sayı 2 milyona, Erdoğan’nın BM toplantısı için New York’a hareket etmesinden hemen önce de 3 milyona çıkarıldı.

Şimdi Avrupa’ya ve ABD’ye dönüp ne deniyor?:

“Bırakın bizi güvenli bir bölge kuralım, buranın idaresi de bizde olsun ve biz istediğimiz gibi buraya istediğimiz mültecileri seçerek gönderelim ve burada, Suriye içinde kendimize uygun bir bölge yaratalım.”

Tabii bunu yapmaları için o bölgedeki Kürtlerin temizlenmesi şart.

ABD ile yapılan ve Kürtlerin de onayladığı, sınıra 100 kilometre paralel ve 5 kilometre derinliğinde bir bölgeyi ABD ile ortaklaşa denetleme olanağı veren anlaşmaya Ankara şimdi itiraz ediyor.

“Biz 30-40 kilometre derinlik ve bütün sınır hattını istiyoruz” diyor.

“Peki ne olacak o bölgelerde yaşayan Kürtler ve diğer halklar?”

“Temizlenecek” cevabını veriyor yetkililer.

“Peki aynı bölgeler birkaç yıl önce IŞİD’in elindeyken niçin aynı şeyleri düşünmüyordunuz, o bölgeye herhangi bir harekât planlamıyordunuz?” diye sorsanız bir cevap alamazsınız.

ÖNCE TEMİZLİK SONRA MÜLTECİ YERLEŞTİRME

Şimdi görünürde hiçbir makul gerekçe yokken (Yanlış anlaşılmasın Türkiye’nin Kuzey Suriye için her zaman en makul gerekçesi o bölgelerde yaşayan Kürtler olmuştur. Olmaya da devam etmektedir) bölgeyi temizlemeyi kendisi için neredeyse bir beka meselesi haline getirmiştir.

Şimdi makul gerekçe olarak Suriyeli mülteciler gündemde.

Bunun için planlar da hazır. TOKİ’yi gönderip bu mültecilere bahçeli evler yapılacak.

Devletimiz sağolsun Suriyeli mültecileri düşünüyor.

Onlar adına karar verip, ülkenin hangi bölgesinden geldiğini dikkate almadan Kuzey Doğu’sunda, Doğu’sunda ve özellikle de ağırlıklı olarak Kürtlerin ve müttefiklerinin yaşadıkları bölgelere yerleştirmeyi planlıyor.

Bunun parasını da Avrupalılardan hatta Amerika’dan almayı düşünüyor.

Nasılsa Avrupalıların, ‘Suriyeli Mülteciler’ denilince hâlâ korkudan titredikleri düşünülüyor olmalı.

Hatta Almanya Başbakanı Merkel’in bu konuda şimdiden Ankara’ya yardım vaadettiğine ilişkin haberler dolaşıyor.

Bakalım göreceğiz.

Avrupa bu sefer de bu ucuz tehdit politikasından korkup Türkiye’nin etnik temizlik operasyonuna destek verecek mi?

ABD ise Türkiye’nin kendi yörüngesinden çıkmasını engellemek için türlü manevralar çeviriyor.

Harekâtı durdurabilmek amacıyla iktidarın hoşuna gidecek söylentiler çıkarıyor. Hatta F-35 gibi, Patriyot gibi bazı tavizlerin ucunu gösteriyor. Hatta belki de yeşil ışık yakmaya hazırlanıyor.

Ne yapılırsa yapılsın.

Türkiye’nin Suriye’de gerçekleştirmek istediği şeyin adı etnik temizliktir.

Ve eğer Avrupalılar ve ABD de buna göz yumarlarsa bu etnik temizlik suçuna ortak olacaklardır.

Tabii iş bununla da kalmayacak Suriye sorunu daha da içinden çıkılmaz bir hâl alacaktır.

Yazıyı karamsar bir varsayımla bitirdik ama dileriz bu dediklerimiz gerçekleşmez. Aklıselim ve barış düşüncesi hâkim olur.

Kaynak: Artı Gerçek

İlginizi çekebilir