Kürt meselesinin Türkiye hali: İki yüzlü – Hüseyin Deniz

Tarih 13 Aralık 2017. HDP Urfa Milletvekili Osman Baydemir, Mecliskürsüsünde‘ Kürdistan’ dediği için Genel Kurul’dan çıkarıldı, yetmedi para cezasına çarptırıldı. Tarih 6 Haziran 2019. AKP İzmir Milletvekili Binali Yıldırım, Diyarbakır’da ‘Kürdistan Mebusu’ dedi, övgü aldı.

23 Haziran seçimleri geride kaldı. Mini bir cumhurbaşkanlığı referandumuna dönüşen seçimin ortaya çıkardığı sonuçlara ilişkin tartışmalar sürüyor. En çok tartışılan konuların başında yine Kürt meselesi var.

Bunun da nedeni, HDP’nin 31 Mart seçimlerine ilişkin izlediği stratejisinin seçim sonuçları üzerindeki belirleyici etkisi idi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin 23 Haziran’da yenilenmesi kararı sonrası AKP-MHP cephesinden Kürt meselesine ilişkin 31 Mart öncesi söylemlerin tam tersi yaklaşım ve söylemler tam da buna işaret ediyor.

Sadece o da değil. CHP’de de benzer bir değişim yaşandı. Bahçelinin ‘Kürt kardeşlerim’ söylemlerini yeniden dillendirme girişimini, Kılıçdaroğlu’nun “Kürtçe konusunda yasal düzenlemeler yapılmalı” sözleri izledi. Ardından Bahçeli’nin İmralı ile görüşme yapılabilmeli çıkışına, AKP-MHP ittifakının İBB adayı Binali Yıldırım’ın Diyarbakır’a gidip “Kürdistan” sözünü kullanması eklendi. Tüm bu gelgitlerin üstüne Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın  “Kürt de olsa kardeşimizdir” sözleri geldi. Refah Partisi İl Başkanlığı döneminde Kürt raporu hazırlayan, Başbakanlığı döneminde “Kürt sorunu yoktur”, Ardından “Kürt sorunu vardır ve benim sorunumdur”, en son olarak “Kürt sorunu diye bir sorun kalmamıştır” diyen Erdoğan’nın “Kürt de olsa kardeşimdir” ifadesi aslında Kürt sorununu kabullenmediğini de net bir şekilde ortaya koyuyor.

“Kürt olsa da…” ifadesindeki “da”, Kürde kabul sınırlarının içinde yer vermeyen bir bakışı ortaya koyuyor.

Ancak seçim nedeniyle de olsa Kürt meselesinin, Kürt kimliğinden kaynaklı hak ve istemlerin bu kadar yer alması karşısında devletin refleksi de hemen rengini belli etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 19 Haziran’da Kral FM’deki “Şimdi isteyip de alamadıkları artık bu ülkede hiçbir şey kalmadı” vurgusu, tam da bunu işaret ediyordu.
Gerçekten durum nedir? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği gibi istenen her şey verildi mi? Kürtler nankörlük mü ediyor? Ancak, Cumhurbaşkanı’nın dediği gibi olsaydı, bu durumda milletvekili sıfatı dışında başka bir özelliği olmayan Binali Yıldırım’ın Diyarbakır’da miting yapması ve “Kürdistan” tabirini kullanması, “Kürtçe’ye her türlü desteği vereceğiz” demesine ihtiyaç duyulmazdı. Yoksa verilmiş gibi mi gösteriliyor?

Gerçekten öyle mi?

Bunu anlamak için de çok fazla bir şeye gerek yok. Resmiyete girmiş olan konular ve taleplerin çokluğu dahi hiçbir şeyin verilmediğini, kısa bir ifade ile Kürt kimliğinin dahi resmiyette kabul edilmediğini gösteriyor.

Resmiyetten kasıt, muhattabı olan hükümeti ve Meclis’i yakından ilgilendiren kayıtlara geçmiş olan sözlü ve yazılı soru önergeleri ile konuşmalardır.

Bir diğer ifadeyle, Cumhurbaşkanı’nın söylediklerinin aksine yerelde ya da idari ve yargısal anlamda sorun yaşanan birçok konu, Meclis gündemine getirilmiş; başkanlığa önergeler verilmiş, haberdar edilip izahat istenmiş. Bunlar, Kürtçe konuşmaktan tutun, Kürt dili öğreten kurumlarına kapanmasına, Kürtçe tiyatronun engellenmesinden tutun, Kürtçe günlük gazetenin yasaklanmasına, isim yasaklarından tutun, tabelalara kadar birçok alanda uzayıp gidiyor. Tüm bu örnek konularda Kürtler ötekileştirilip, yok sayılıyor. Hatta birçoğunda baskı ve şiddet maruz kalmakta. Daha da önemlisi, Cumhurbaşkanı ve eski Başbakan Binali Yıldırım’ın ifade ettiklerini aksine TBMM, Kürtçe diye bir dilin varlığını dahi kabul etmiyor. Sık sık Meclis’te Kürtçe’nin bilinmeyen bir dil olarak kayda geçilmesi, tüm bu söylemlerin üzerine 28 Haziran’da tuz biber eken bir gelişme yaşandı.

Kürtçe öğretmene ceza!

Van’da Medeni Oruç isimli bir öğretmen okulda Kürtçe konuştuğu gerekçesiyle sürgün edildi.

Oldukça ilginç olan olay Meclis gündemine kadar ulaştı. HDP Van Milletvekili Muazzez Orhan, Milli Eğitim Bakanı’na durumdan haberdar olup olmadığını ve ne yapacağını sorduğu soru önergesinde, “Medeni Oruç adlı öğretmenin MEB tarafından verilen Kürtçe eğitmen sertifikasına sahip olduğunu öğreniyoruz. Van gibi bir yerde bir öğretmenin Kürtçe konuşmasının soruşturmaya konu edilmesi ve bu gerekçeyle sürgün edilmesi oldukça manidar” dedi.

Anadil eğitiminin farkı 

Bir diğer soru önergesinde, 27 Haziran günü Türkiye genelinde açıklanan LGS sonuçları sonrası belirlenen ‘il başarı sıralaması’ üzerinden konuyu gündeme getiren Orhan, sıralamada en son sırada yer alan Şırnak, Hakkari, Siirt, Ağrı, Mardin başta olmak üzere son 20 ilin 18’inin, anadilince eğitim göremeyen Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Kürt illeri oluşturduğuna dikkat çekiyor. Önergede, “Seçim bölgem olan Urfa, 2018’de sıralamada 77. iken 2019 yılında  78. sıralamaya gerilemiştir. Anadilde eğitim verilmediği gibi sembolik olarak seçmeli ders olarak okutulan Kürtçe eğitim ile ilgili Kürtçe dersi öğretmen ataması da artık yapılmamaktadır” dedi.

Kürtçe dil kurumları kapatıldı

HDP Van Milletvekili Murat Sarısaç, özellikle 15 Temmuz ve sonrasında yürürlüğe giren OHAL uygulamalarından sonra Kürt kimliğine ve diline yönelik kısıtlama ve hak ihlallerinde büyük bir artışa dikkat çekti. 15 Temmuz 2018 tarihli önergede; 1992 yılında kurulan; İstanbul Kürt Enstitüsü, Diyarbakır’daki Kürt Dili Araştırma ve Geliştirme Derneği KURDİ-DER’in 37 şubesi ile beraber, Diyarbakır’da yüzlerce çocuğa anadilinde eğitim veren Ferzad Kemanger İlkokulu ve Ehmedê Xanî Akademisi ile Türkiye’de Kürtçe yayın yapan tek gazete olan Azadiya Welat gazetesinin KHK ile kapatıldığına dikkat çekti. Meclis araştırması istedi. Sonuç: Reddedildi.

Kürtçe tiyatro yasağı

Diyarbakır Milletvekil Semra Güzel de 11 Şubat günlü soru önergesinde, HDP Adana İl Örgütü tarafından 10-13 Şubat tarihleri arasında yapılmak istenen “Kürt Tiyatro Günleri”nin Adana Valiliği tarafından yasaklanmasını gündeme getirdi. Valilik gerekçesi ise çok ilginç: “İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının ve kamu esenliğinin sağlanması için tedbir almak…”

Sağlıkta ötekileştirme

Elazığ Medical Park Hastanesi’nde Türkçe bilmeyen hastalar için 17 ayrı dilde dil kartları oluşturulmasına karşın kentte en çok konuşulan dillerden olan Kürtçe’ye, hastahanenin sunduğu hizmetler arasında yer verilmedi. HDP’li vekil Güzel, 24 Ocak 2019 tarihli önergede, hastahane yönetimi bu uygulamanın Sağlık Bakanlığı’nın yönlendirilmesi ile yapıldığını beyan ettiğine dikkat çekti.

Şiddeti teşvik ediyor

Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun 21 Aralık’ta Meclis gündemine taşıdığı olay ise, 16 Aralık 2018 tarihinde Yenimahalle Mahallesi Beştepeler Caddesi’nde yaşandı. Hikmet Usta isimli saldırganın, kıraathaneden çıkarak “Siz Suriyeli misiniz, defolun gidin” dediği, ancak Kadir Sakçı’nın da “Biz Kürdüz” yanıtı vermesi üzerine saldırgan Kadir Sakçı ve oğlu Burhan Sakçı’ya kurşun yağdırdı. Öldürülen Kadir Sakçı’nın kardeşi Sabri Sakçı’nın da iki yıl önce benzer bir saldırı sonucu yaşamını yitirdiği de ortaya çıktı.

Askerde de can güvenliği yok

Kürt kimliğinin sadece dışarıda değil, devlet kurumlarıda hatta askeri kurumlarda da tehdit altıda olduğuna dair çok sayıda işaret var. Bunlardan biri de Ömer Faruk Demirkol adlı askerin şüpheli bir şekilde ölümüydü. HDP’li vekil Mahmut Toğrul, verdiği soru önergesinde Milli Savunma Bakanı’na “Bakanlığınız, Gaziantep’in İslahiye ilçesi Fevzi Paşa Jandarma Karakolunda şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden Ömer Faruk Demirkol’un durumundan haberdar mıdır? Şüpheli asker ölümlerinin çoğunun Kürtlerden ve Alevilerden oluşması bir tesadüf müdür?” diye sorarken, Şüpheli Ölümler ve Mağdurları Derneği Başkanı Oktay Can da 2018’de aynı duruma dikkat çekiyor: “4 yılda 500 asker şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi. Ölen birçok asker de genelde Kürt ya da Alevi oluyor.”
Van Milletvekili Lezgin Botan, 25 Nisan 2018 tarihinde Meclis’te verdiği soru önergesinde “örgüt propagandası” iddiasıyla çok sayıda askerin gözaltına alındığını hatırlatarak, Kürt askerlerin Kürtçe konuşmasını veya Kürtçe müzik dinlemesinin ilgili yerlere “örgüt propagandası” şeklinde yansıttığına yer vermişti.

‘Kürdistan Tarihi’ yasak

HDP’li Sarısaç’ın TBMM’ye taşıdığı bir başka konu da Avesta Yayınları’ndan çıkan ‘Kürdistan Tarihi’ adlı kitabın, Ayvalık Sulh Ceza Hâkimliği tarafından yasaklanmasıydı. Verilen önergede aynı şekilde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Avesta Yayınevi tarafından basılan 10 farklı kitap hakkında bilgi talebine de yer verdi.

Kıyafetler gözaltı gerekçesi

Feleknas Uca ise, artık ayyuka çıkmış olan 21 Mart Newroz Bayramı öncesi ve sonrasındaki gözaltıları gündeme getirdi. Newroz’dan 5 gün sonra Meclis Başkanlığı’na verdiği önergede, farklı kentlerden yüzlerce kişinin sadece “yeşil sarı kırmızı fular takmak, aynı renkte kıyafetler giymek ve şarkı söylemek” gerekçesiyle gözaltına alındığına dikkat çekti. Bunun ne kadar yasal olduğunu sordu.

Müzik dinleyen baskı görüyor

Van Eski Milletvekili Lezgin Botan ise  Aydın Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde birinci sınıf öğrencisi 14 yaşındaki Y.B. ve 5 sınıf arkadaşı hakkında Kürtçe müzik dinleyip halay çektikleri gerekçesiyle okul yönetimi tarafından suç duyurusunda bulunulmasını Meclis’e taşımıştı. 2017 başlarında yaşanan ve basına da yansıyan olayda Y.B. ile 5 arkadaşının gözaltına alınarak “örgüt propagandası yapmak” suçundan adliyeye sevk edildiğini belirten Botan, adli kontrol şartıyla serbest bırakılan öğrencilerin, gördükleri kötü muamele nedeniyle okulda dışlandıklarını belirterek, Kürtçe’nin tehdit olarak görülmesinin nedenini sormuştu.

Kayyum kendiliğinden yapmadı

17 Kasım 2016’da İçişleri Bakanlığı tarafından atanan kayyumun talimatıyla Kürtçe eğitim veren Nûbihara Biçûkan Çocuk Kreşi, Berîvan ve Melayê Cizîrî İlköğretim Okulları kapatılmıştı. Konuyu 9 Ocak 2018’de Meclis’e taşıyan Şırnak Milletvekili Leyla Birlik, belediyede Kürtçe konuşan personellerin fişlendiği, sonrasında ya KHK ile ihraç edildiği ya da sözleşmelerinin feshedildiği iddialarının soruşturulmasını istemiş. Ayrıca, belediye birimlerine asılan Kürtçe tabelalar, belediye otobüslerin üzerindeki Kürtçe afişlerin sökülüp yerine sadece Türkçe afişler asılmasının nedenini sormuştu.

Kürt meselesine suçlu bakışı

HDP’li Mithat Sancar ise Kürt sorunu üzerine kaleme alınmış kitap yasaklarını Meclis gündemine taşındı. Kahta Sulh Ceza Hakimliği, 2 Ekim 2017 günü savcılığın talebi üzerine Faysal Dağlı’nın Belge Yayınları’ndan 1994’te çıkan Birakujî, Aytekin Gezici’nin Tutku Yayınları’ndan 2013’te çıkan Kürt Tarihi ile Fehim Taştekin’in İletişim Yayınları’ndan 2016’da çıkan Rojava: Kürtlerin Zamanı adlı kitaplarıdır. Aram Yayınları’na ait 53 kitapla ilgili Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından verilen toplatma kararı ile Kızıltepe’de Ekin Yayınları’na ait 160’a yakın kitaba el konulması, yine Antep 3. Sulh Ceza Hakimliği, 4 Aralık 2015 günü 25 kitap ve dergi hakkında, suç unsuru içerdiklerinden bahisle toplatma kararı. Bunlar söz konusu yasaklamaya dair birkaç örnek.

Kardeşliğin turnusol kağıdı

HDP’nin Bitlis ve Tatvan’da Kürtçe tabelaların kaldırılmasına dair araştırma önergesi Meclis Genel Kurulu’nda tartışmalara yol açtı. Meclis Genel Kurulu’nda yaplılan tartışmalar, ortaya konulan yaklaşım ve argümanlar, 21. yüzyıl Türkiye’sinde 40 yıl süren çatışma ve savaşın yol açtığı sonuçlara rağmen Kürt kimliğine bakışta bir arpa boyu yol alınmadığını gösteriyor. Kürtleri yok sayma duruşu, özellikle 23 Haziran İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri nedeniyle silikleşse de 19 Haziran günü, Meclis’te Kürtçe üzerine yapılan bir tartışmada anında çok net ve kırmızı çizgiler haline dönüştüğünü izledik.

HDP’nin grup önerisi üzerine söz alan Mardin Milletvekili Ebru Günay, 31 Mart’ta Bitlis ve Tatvan’da AKP’den seçilen belediye başkanlarının Kürtçe tabelaları indirmesini sordu. Kürt olduğu için dışlandığını belirten bir paylaşım yaptıktan sonra intihar eden İbrahim Layık’ı durumunu hatırlatan Günay, asimilasyon politikalarının ayrımcılığı ve Kürt düşmanlığını derinleştirdiğini kaydetti. Günay, Binali Yıldırım’ın Diyarbakır’daki Kürtçe konuşmasına atıf yaparak, “Kürt illerinde Kürtçe konuşmakla Kürtçe üzerindeki yasağı kaldırmış olmuyorsunuz, bu yasağın ortadan kalkması için Kürtçe anadil olarak kabul edilmeli” dedi.

‘Yasakla sorun çözülmez’

Öneri üzerine söz alan CHP Nevşehir Milletvekili Faruk Sarıaslan, “Yaşanmış tecrübelere baktığımızda, belli bir nüfusa sahip yerleşik bir halkın dilini yasaklamakla sorun çözülmüyor. Kendisini Kürt olarak tanımlayan, tanıyan kimsenin anadilini kullanması, öğrenmesi ve öğretmesinden daha tabii bir şey olamaz” diye konuştu.

Meclis’te anlaşılmayan bir dil!

AKP Grup Başkanvekili Cahit Özkan ise herkesi şaşırtan şu konuşmayı yaptı: “Kürt vatandaşlarımız bu ülkenin kurucu unsurudur, birlikte savaştık, birlikte mücadele verdik. Hamdolsun yasakları kaldırdık, Kürtçe üzerine araştırma yapan enstitüler kurduk. Kürtçe dili ile ilgili yapılan çalışmalar ortada. RTÜK Kürtçe yayın yapan bir kanala kavuştu. Vatandaşların dilinin yasaklandığı, engellendiği yolundaki hiçbir iddiayı kabul etmiyoruz. Barış ve huzur istiyorsak, bir etnik grubu diğeri aleyhine kin ve tahrike yol açacak türlü yaklaşımı ortadan kaldırmak lazım. Allah’ın izni ile bu ülkede ortaya koyduğumuz demokrasi ve özgürlük mücadelesini her şeye rağmen emin ve kararlı adımlarla sürdüreceğiz.” Özkan, konuşmasının sonunda Kürtçe özdeyiş söyledi. Ardından “Anlayana” diye ekledi.

İYİ Parti Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan, Özkan’ın kullandığı Kürtçe ifadelerin tutanaklara nasıl geçtiğini sordu. TBMM Başkanvekili Sadi Bilgiç, ‘anlaşılmayan bir dil’ olarak geçtiğini söyledi. Ancak uyarılar üzerine Bilgiç, tutanaklara ‘Türkçe dışında bir dil’ olarak geçtiğini söyledi. Sonrasında söz konusu Kürtçe ifadenin Meclis tutanaklarına ‘…X’ olarak geçtiği görüldü.

MHP’ye göre bölücü

Sık sık Kürt kardeşlerimiz diyen Bahçeli’nin lideri olduğu MHP’de ise Grup Başkanvekili Erkan Akçay, “Bu anadil maskesi ardındaki birtakım talepler aslında bir ölçüde ırkçı talepler de içermektedir. Osmanlı Devleti’nin son 200 yılına baktığımızda dil meselesi adeta bölünme ve parçalanmanın bir aracı haline getirilmek istenmiştir” diye konuştu. İnsanların annelerinden öğrendikleri dili özel alanlarında, evlerinde konuşabileceğini ancak kamusal alanda konuşamayacağını söyleyen Akçay’ın, “Türkiye’de hiçkimse anasının diliyle eğitim almamaktadır, almamıştır” sözleri ise daha büyük bir şaşkınlığa yol açtı.

Önerge reddedildi

Tartışma üzerine söz alan HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, milyonlarca kişinin anadilinin Kürtçe olduğunu belirterek, Türkiye’deki farklı küldür ve dillerin zenginlik olduğunu ifade etti. Kürtçe üzerinde yasaklar ve engeller olduğunu söyleyen Oluç, Kürtçe şarkı söylediği için yargılanan insanlar bulunduğunu, Kürt enstitüsünün, Kürtçe yayın yapan televizyon, radyo ve gazetelerin kapatıldığını hatırlattı. Sonuç: HDP’nin önergesi reddedildi. İşte Türkiye’de Kürt ve Kürtçe’ye bakış…

Kaynak: Yeni Yaşam

İlginizi çekebilir