Kürkçü: ‘HDP’nin değil iktidarın mecali kalmadı’

Ertuğrul Kürkçü, seçim tartışmaları, ittifak görüşmeleri ve Öcalan’ın tecridinin kaldırılacağı iddialarını +Gerçek’e değerlendirdi.

Türkiye seçim sürecine girdi. Erken seçim olasılıkları bir yana, seçim zamanında da yapılsa Türkiye bir yıldan kısa süre içerisinde sandığa gidecek. İttifak hesapları, ekonomik kriz, aday konusu ana konular. Değişmeyen konulardan biri ise HDP’nin kilit pozisyonu.

Pazar günü 5. Büyük Kongresi’ni düzenleyen HDP’nin tutumu, bir anlamda Türkiye’nin geleceğinin şekillenmesinde de belirleyici olacak. Biz de HDP’nin yol haritasını partinin Onursal Başkanı Ertuğrul Kürkçü ile konuştuk. Kürkçü, demokratik ittifaktan, altılı masa görüşmelerine, Öcalan’ın tecridinden seçim güvenliğine kadar gündemdeki konuları +Gerçek’e değerlendirdi.

“HDP YOLUNA DEVAM EDİYOR, İKTİDARIN MECALİ KALMADI”

– En güncel konuyla başlamak istiyorum. HDP, pazar günü 5. Olağan Kongresi’ni gerçekleştirdi. Kongreyi genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? 

-Tek kelime ile söylememiz gerekirse çok başarılı bir kongreydi. Özellikle iktidarın son bir yıldır HDP’ye yönelik sürekli saldırılarını düşündüğümüzde de kongrenin iki kere başarılı olduğunu söyleyebilirim. HDP, bir yıldır kongreler sürecinde. Tayyip Erdoğan bir yıl önce “HDP’de miting düzenleyecek mecal mi kaldı?” demişti. Bir yıl içerisinde HDP onlarca kongre, onlarca miting ve toplantı gerçekleştirdi, siyasal desteğini korudu ve geliştirdi ve bu kongre ile de süreci taçlandırdı. Biz hükümette aynı mecalin kalmadığını düşünüyoruz.

“HDP SÖZÜNÜ SÖYLEYİP KENARA ÇEKİLECEK BİR PARTİ DEĞİL”

– HDP’nin 5. Kongresinden hem iktidara hem de muhalefete net mesajlar verildi. HDP “biz buradayız” dedi. Bu mesaj muhataplarına ulaştı mı?

HDP’nin verdiği mesaj şuydu; ben özgürüm, bağımsızım, kendi programım, kendi perspektifim var. Hiçbirinize mecbur değilim, benimle anlamlı bir ittifak ve çözüm ilişkisi kurmanıza talibim. Bütün bu koşullar altında eşit, haklı muhataplar olarak konuları müzakere ederiz, seçim yarışına bu çerçevede bakırız. Amacımız, elbette öncelikle kendimizin iktidar olmasıdır. Bunun olmadığı koşullarda da bir demokratik ittifakın hükümetin yerini alması isteriz.

Hükümetin bu mesajı aldığını karalama ve hemen kongre ile ilgili soruşturma açmasından anlıyoruz. Benzer biçimde, muhalefetteki sessizliğin de bu anlama geldiğini düşünüyorum. HDP’nin ortaya koyduğu gerçeği yani HDP ile tamamlanmayan bir demokrasi sürecinin ve demokratik dönüşümün imkansızlığı konusunda ortaya koyduğumuz net mesajı hazmetmek ile meşgul olduklarını düşünüyorum. Mesajlar alınmasına alındı da gereği yapılacak mı bunları göreceğiz. Bu kısmen bize de bağlı. HDP sözünü ortaya söyleyip kenara çekilecek olan bir parti değil. Biz burada bir düello yapmıyoruz. Gerici faşist bir iktidar var. Bu iktidarın indirilip yerine demokratik bir geçiş rejiminin oluşturulması söz konusu. Burada dolaylı dolaysız bütün imkanların görülmesi ve hesaba katılması gerekiyor.

“AVRUPA’DAKİ DEMOKRATİK GÜÇLERLE HDP ARASINDA TAM BİR DAYANIŞMA VAR”

-Kongrenin Avrupa’daki yansıması nasıl oldu? Gözlemleyebildiyseniz bizlere aktarır mısınız? 

Kongrenin yazılı ve görsel basında bire bir yankısı olduğunu söyleyemem. Çünkü yaygın medyanın radarında olmadı kongre. Ancak hem sosyalist partiler hem demokratik bloklar çerçevesinde sürece bakacak olursak, aşağı yukarı Avrupa’nın bütün sol blokları, her ülkenin sol partileri büyük ölçüde kongredeydiler. Onun ötesinde Avrupa parlamentosu sol grubu ve Avrupa’nın sosyal demokrat partilerinin Avrupa çapındaki birlikleri, ortak kuruluşları kongrede yer aldılar. Sadece Avrupa değil, Ortadoğu’dan ve Arap dünyasından politik sol kuvvetler de kongreye ilgi gösterdi. Bunun yankıları devam edecektir.

Kongre öncesinde de özellikle HDP’ye kapatma davası açılmasıyla hem Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde hem Avrupa Parlamentosu’nda hem de İlerici Enternasyonal’de, HDP ile koşulsuz bir dayanışma gösteriliyor. Avrupa’nın demokratik toplumsal muhalefet güçleriyle HDP arasında tam bir dayanışma tesis edilmiştir.

“ÖCALAN ÜZERİNDEKİ TECRİDİN KALKMASI HÜKÜMETİN PES ETTİĞİNİ GÖSTERİR”

-Son birkaç haftadır, iktidara yakın kalemler Abdullah Öcalan’ın tecridinin kaldırılabileceği yönünde yazılar kaleme aldı. Bu da seçim öncesinde iktidarın Kürtler nezdinde yeni bir manevrası olarak değerlendirmelerini beraberinde getirdi. Sizin bu konudaki düşünceniz ne? İktidar böyle bir adım atar mı? Atarsa bunun etkisi ne olur?

Her şeyden önce Öcalan’ın ya da hapiste tutulan herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşının tutuklu ve hükümlülerin yararlandırılması gereken vazgeçilmez hakları var. Bu hakların inkar edilmesi ve bir insanın tecrit altında tutuluyor olması başlı başına bir meseleyken, bunun sanki bir mükafatmış gibi konuşulması kabul edilemez.

Bir siyasi tutuklunun, dış dünya ile temas kurma, yazı yazma, görüş beyan etme, ziyaretçileri ile görüşme hakkını alması siyasi pozisyonunu değiştirir mi? Böyle olsa Kürtler gönenmiş mi olacak? Olsa olsa bu, hükümetin bu büyük direniş karşısında pes ettiğini gösterir. Pes eden hükümetle de uzlaşı olmaz.

Hem Öcalan üzerindeki tecrit kalkacaktır hem bu hükümet gidecektir. Kürtler ve HDP için bu hükümetle yapılacak herhangi bir işlem kalmamıştır. Bu hükümet Türkiye’de demokrasinin önündeki en büyük engeldir.
Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılmış olması, demokrasiye engel bir hükümetle müzakere girişimi için ne bir vesile ne de bir sebep olabilir. Bunun ötesinde büyük çaplı dönüşümlere AKP heves edecekse eğer, öncekinin niye yürümediği hakkında yeni değerlendirme yapması gerekir. Erdoğan bugüne kadar bize Kürt sorunu olmadığını, böyle bir sorunun kalmadığını, kalan bir şey varsa onun da şiddetle çözüleceğini vaaz etti. Buradan geri dönüp dönmediğini bilmiyoruz. Söylenecek en veciz sözü aslında HDP eş başkanları kongrede hükümete, “Öcalan adına konuşmayın” diyerek özetlediler. Öcalan adına ailesi, avukatları ya da onun yetki verdiği kişiler konuşabilir. Öcalan’a zulmedenlerin Öcalan adına konuşmaları çok acınası.

“HDP’Yİ EŞİT HAKLA GÖRMEKSİZİN SİYASİ İDDİA GÜTMEK BOŞ İŞLERLE UĞRAŞMAKTIR”

-Seçim gündemini de sormak istiyorum. Bir taraftan erken seçim tartışmaları sürüyor ama seçim zamanında da yapılsa bir yıldan az bir süre kaldı. En çok konuşulan da elbette muhalefetin cumhurbaşkanı adayı. Geçtiğimiz günlerde HDP, altılı masanın adayı olarak konuşulan isimler konusundaki rezervlerini açıkladı. Bu konuda bir dönüş oldu mu? 

Sahadaki arkadaşlardan bu konuda bir bilgi işitmedim. Bu açıdan bir şey söylemem güç fakat bu rezervler isimlerden çok tutumlarla ilgili. Bugüne kadar siyasi sicili, yürüyüş hattıyla, vaatleri ve imalarıyla esasen iktidardaki koalisyonun iki kanadından birine yakın pozisyonlarda duran ya da öyle görülen kişiliklerin adaylığının söz konusu bile olamayacağına dikkat çekti parti. Bunların anlaşılmış olması gerekir.
Muhalefet, başkanlık rejimi denilen bu ucube rejimi yıkmak ve bunun yerine evrensel standartlarda bir demokrasi inşa etmek vaadinde olmalıdır.  “HDP teröristtir” diyen birinin böyle bir inşaya talip olmadığını anlarız. Bu nedenle bunları not etmekte fayda var. HDP’nin eşit hakla Türkiye siyasi yelpazesi içinde yerini aldığı ve Türkiye’nin üçüncü büyük partisi olduğu hakikatini kabul etmeksizin, siyasi iddia gütmek Türkiye’de boş işlerle uğraşmaktır.

“ASIL AMAÇ PARTİLERİN DEĞİL SINIF VE EZİLEN KESİMLERİN YER DEĞİŞTİRMESİDİR”

– Seçimlerin sonuçlarının belirlenmesinde demokratik ittifak da belirleyici rol oynayacak. Demokratik ittifak çalışmaları ne durumda, pürüzler yaşanıyor mu? Temel prensiplerde anlaşıldı mı? Adaylık konuları gündeme geldi mi? 

Sondan başlayayım. Adaylık konuları hiç konuşulmadı. Sonuçta demokrasi ittifakı bir siyasal mücadele ittifakıdır, seçimler de bunun parçasıdır. Dolayısıyla konunun bu cephesini görmeden siyaset yapamayız, ittifaktan bahsedemeyiz. Fakat şu an için en önemli mesele masa etrafında bir araya gelmiş yedi parti arasında kurulacak bir ittifak olamaz çünkü Türkiye’deki en büyük mesele, bir partinin gidip yerine bir başka partinin gelmesi değil, bir sınıfın, bir sosyal ittifakın, sınıflar blokunun gitmesi, yerine başka bir sınıflar blokunun gelmesidir.

Türkiye’de emekçiler, kadınlar, Aleviler, Kürtler, doğanın tahribatından doğrudan mağdur olan geniş halk kesimleri ve ezilen diğer kültürel ve ulusal kimlikler arasında anlamlı bir koalisyon henüz kurulamadı. Bunların ipuçları var ama yeterli değil. Bizim sosyal zeminler üzerinde yürüyen ve parlamentoya siyasi heyetler eliyle yansıyan çok katlı bir ittifaka ihtiyacımız var. Bu açıdan önümüzdeki zaman kısa ama asıl gerçekleştirilmesi gereken bu sosyal cephesidir ittifakın. Bunu maalesef henüz tamamlamış sayılmayız.

“EN İYİ SEÇİM GÜVENLİĞİ YÜKSEK OY FARKIYLA SEÇİMLERİ KAZANMAKTIR”

– Seçimle ilgili en çok konuşulan konulardan biri de elbette seçim güvenliği. Özellikle Kürt illerinde daha önce çok fazla ihlallerin yaşandığını biliyoruz. Seçim güvenliği ile ilgili neler yapılmalı?  

2017 referandumu ve 2018 seçimlerinde demokratik olmayan ve hilekarlığa özgülenmiş yapı ve düzenlemeler dolayısıyla sandıklara yüzde 10 civarında hileli oy girdi. Bunu uluslararası gözlemciler de belirtiyor, ben de pek çok kez bunu yazdım ve ifade ettim.
Son yapılan değişiklikle seçim kurullarına kıdemli hakimler yerine, kurayla seçilecek hakimler gelecek. Son yıllarda, AKP iktidarında hakim yapılanların sayısına da bakacak olursak bu pratikte seçimin kontrolünün AKP’li hakimlere verilmesi anlamına geliyor.

Tabii ki sandık müşahitleri, parti temsilcileri, partiler arasında dayanışma sayesinde tutanaklardaki sayılarla sandıklardan torbalara aktarılan oy pusulalarının sayısı arasındaki tutarlık sağlanabilir ama sandığa neyin girdiğini kontrol etmek başka bir konu.  Bu açıdan, şimdi söz konusu olmayan seçim güvenliği tedbirlerini ikame edecek olan tek şey yüksek oy farkıyla bu seçimleri kazanmaktır.

Kaynak: +GERÇEK- Seda TAŞKIN 

İlginizi çekebilir