Kuraklık sorun değil sonuçtur: 2021 yılı sonrası şiddetini artıracak

‘Sıkça müdahalede bulunulan doğa, artık gittikçe artan taleplerimizi karşılayamıyor. Hayatı etkisi altına almaya çalışan şiddetli kuraklık maalesef ki kapıda.’

Doğanın tahrip edilmesi, orman yangınları, ağaç kesimi, barajlar ve çevre kirliliğinin yarattığı sonuç kuraklık. Diyarbakır başta olmak üzere bölgede bulunan birçok kentte kuraklık yaşanıyor. Bu yıl yeterli oranda yağış olmadığı için meralar kurudu, tarlalarda ekilen ürünler susuz kaldı. Uzmanlar kuraklıkla birlikte gıda krizinin de yaşanacağı uyarısında bulundu. Konunun farklı yönlerini uzmanlarıyla konuştuk. Kuraklık dosyamızın üçüncü konuğu olan Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) Diyarbakır Şube Başkanı Canfidal Boldaş, konuya ilişkin Artı Gerçek’in sorularını yanıtladı.

Bu yıl kuraklık ciddi risk oluşturuyor. Kuraklığın en büyük nedeninin insandan kaynaklı doğa tahribatı olduğu biliniyor. Dersim, Bingöl, Muş, Elazığ ve Diyarbakır başta olmak üzere bölge kentlerinde doğa tahribatı hangi boyutta? Ne tür tahribatlar yaşanıyor?

“Öncelikle kuraklık konusunu detaylıca değerlendirmek isterim. Bugün ülke ölçeğinde etkisini hissederken bölgemizde de yoğunlaşan kuraklığın temel sebebi aslında doğayla olan arz talep ilişkimizdeki dengenin bozulmasıdır. Çünkü sıkça müdahalede bulunulan doğa, artık gittikçe artan taleplerimizi karşılayamıyor. Bu sebeple sinsi sinsi hayatı etkisi altına almaya çalışan şiddetli kuraklık maalesef ki kapıda. Pandemi ile geçen 2020 yılından sonra 2021 yılı ve sonrası ise korkarım ki şiddetli kuraklık ile geçecek gibi görünüyor. Şimdi kuraklığı genel olarak iki başlık altında inceleyecek olursak;

YAĞIŞLAR DÜŞTÜ, KURAKLIK BAŞLADI

a-Meteorolojik kuraklık: Meteorolojik kuraklığı yağışların azalmasıyla yaşanan kuraklık olarak tanımlayabiliriz. Sayısal verilere değinecek olursak 2020 yılının Eylül ayında 1 m2’ye ortalama 60-65 kg yağış bekleniyorken maalesef 20-25 kg yağış düşüyor. Yağışta ciddi boyutta azalma var. Ayrıca kentlerde betonlaşmanın artmasıyla yeşil alanların daraltılması ya da yok edilmesiyle birlikte artan sıcaklık etkisi ile kar yağışı da yok denecek düzeye geriledi. Bunun temel sebebi ise çarpık ve plansız şehirleşme ile ekolojik kentleşmeden uzak yaklaşım politikasıdır. Yağmur ve özellikle toprak altı su kaynaklarının beslenmesini sağlayan kar yağışı az olunca ya da olmayınca toprağın doygunluğu düşüyor, dolayısıyla topraktaki nem kayboluyor ve toprak kurumuş oluyor. Tipik kuraklık sendromunun gerçekleştiği süreç budur.

b-Hidrolojik kuraklık: Hidrolojik kuraklık, meteorolojik kuraklıktan sonra nehir ve göllerde suyun düşmesidir. Su seviyesi düşünce sulama suyu ve içme suyu temininde sıkıntı yaşanıyor. İhtiyaç olan suyun yaklaşık %70’i sulamada kullanılmaktadır. Bu oranın temin edilememesi sosyo-ekonomik dengesizliğe sebep oluyor. Çünkü sulama yapılamadığı için toprağın verdiği ürün azalıyor ve bu da fiyatların artışına dolayısıyla alım gücünün düşmesine ve dışa bağımlılığa maalesef ki büyük katkı sağlıyor.”

‘SERMAYE LEHİNE NE VARSA DOĞAYA MÜDAHALEDİR VE BU TÜM BU OLUMSUZLUKLARIN SEBEBİDİR’

“Genel olarak bu bilgileri aktardıktan sonra; kuraklığın sebeplerine değinecek olursak; orman yangınları, orman kesimleri, nehirlerin nefes alamayacak şekilde HES’lere boğulması, çarpık kentleşme, bilinçsiz şehirleşme, kentlerin beton yığınlarına dönüştürülmesi kısaca sermaye lehine ne varsa doğaya müdahaledir ve bu da tüm bu olumsuzlukların temel sebebidir. Tabi bununla birlikte tarımsal sulama politikasının sağlıklılaştırılması da gerekmektedir.”

ŞEHİRLERİN SU KAPASİTESİ VE NÜFUS ARASINDAKİ DENGE KRİTİK

“Durum bu iken suyun yetersizliği ile ilgili birkaç hususa da değinmekte fayda var. Mesela her şehrin yer altı ve yer üstü sularının toplamından oluşan bir su kapasitesi vardır. Ve bu su kapasitesinin hitap edebileceği nüfus yoğunluğu aşağı yukarı bellidir. İhtiyaç, arzın üstüne çıkarsa sıkıntı başlamış oluyor. Ki günümüz şartlarında ihtiyaç, arzın çok üstünde seyretmektedir. İhtiyaç arzı geçiyor ve su sıkıntısı dolayısıyla kuraklık baş gösteriyor. Bir diğer husus ise pandemi şartları. Pandemi ile birlikte hijyen koşulları sağlansın diye ve zamanının çoğu evlerde geçen vatandaşlar tarafından yoğun su kullanımı olduğu için pandemi dönemindeki su ihtiyacı bir önceki yıla göre ortalama %20-25 arasında artmıştır. Bu iki önemli husus su ihtiyacını önemli düzeyde arttırmaktadır.”

KURAKLIKLA NASIL MÜCADELE EDİLEBİLİR?

Peki tüm bunlara karşın, kuraklık ile mücadelede ne yapılabilir?

“Tüm su kaynaklarımızı tehdit eden atık yönetimi çevre teknolojileri ile çevre bilimleri ilkelerine uygun yürütülmelidir. Su kullanımı ile ilgili bilinçlendirme çalışmaları pandemi koşullarında olduğu gibi kamu spotlarıyla yaygınlaştırılmalıdır. Bununla birlikte kuraklığa karşı duyarlılığın oluşturulması da bu vesileyle sağlanmalıdır.

Önlemle ilgili önemli bir örnek de verecek olursak dış ülkelerin çoğunda yağmur suları çatılardan borularla toplanıp sarnıçlarda biriktirilmektedir. Bu, bilinçli su kullanımını teşvik edeceği ve su temini maliyetini düşüreceği gibi hem su israfının önüne geçecek hem de küçük ölçekli su baskınları gibi doğal afetleri de önlemiş olacaktır. Ülkemizde de bu yöntem geliştirilebilir.

Özetle biz ÇMO olarak kuraklığı sorun olarak değil de sonuç olarak değerlendirmekteyiz. Kuraklığı detaylıca aktardıktan sonra asıl sorunuza dönebilirim. Bölge illerimizde doğa tahribatı yoğun yaşanmaktadır. Çünkü nüfusa oranlandığı zaman bölge illerimizde yapılan, yapımı devam eden ve planlanan HES projeleri sayısı oldukça ülke ortalamasının üstünde kalmaktadır. Yalnızca HES ile ilgili değerlendirecek olursak da balık ölümlerinden tutun da ormanlarımızın kaybına, erozyonlara, kuraklığa sebep olmaktadır. Bölge illerimizde biz meslek örgütleri olsun duyarlı sivil toplum kuruluşları olsun mesaimizin çoğunu ekolojik ihlallerle geçirmekteyiz. Buradan da bölge illerimizde doğa tahribatlarının yoğun olduğunu aktarmış olabiliriz.”

‘YANGINDA SADECE AĞAÇLAR DEĞİL, ORMAN CANLILARI DA YOK OLDU’

Her yıl olduğu gibi bu yılda orman yangınları yaşandı. Dersim, Elazığ Kosipî tarafı Pirêjman bölgesi, Bingöl Genç Servi bu bölgelerden bir kaçı. Bu yangınlarda ne kadar ormanlık alan yandı?
“Özellikle günlerce gündemleşen ve havadan müdahalede geç kalınınca büyük bir alanı yok eden Bingöl’ün Servi bölgesinde yaşanan orman yangını o kadar ciddi boyutlara ulaşmıştı ki basında resimlere de yansımıştı, bölge halkının evlerine, ahırlarına, bağına, bahçesine kadar ulaşmasına ramak kalmıştı. Söz konusu yangında yanan alanla birlikte yanan alanı kendine yaşam alanı olarak edinmiş tüm orman canlılarını kaybettik. Bunlarla birlikte o koca alan küle döndü ve bir ağaç kalıntısı bile geriye kalmadı maalesef.”

EKOLOJİK İHLALLER, BİLİNÇSİZLİK…

Bölgede çalışma yapıyorsunuz. Bölgede yaşanan yangınların nedeni nedir?

“Aslında bölgede yalnızca değil, ülke genelinde ciddi orman yangınları yaşanmaktadır. Kimi yangın güvenlik gerekçeli oluyor, kimi yangın konut alanı açmak için oluyor, kimi yangın tatil köyleri-oteller yapabilmek için oluyor. Bunlar insan eliyle çıkan ve yaşanan orman yangınlarıdır diyebiliriz. Ancak bir de yine insan faaliyetlerinin sebep olduğu yangınları da sayabiliriz. Mesela ekolojik ihlaller sebebiyle gelişen kuraklık sonucu toprağın kurumasıyla güneş ışınları yangına sebep olabilmektedir. Ya da bilinçsizce yapılan piknik etkinlikleri ile çevreye saçılan cam, metal, v.b. ambalaj atıklarının güneş ışınlarına maruziyeti de yine yangınlara sebep olabilmektedir.”

‘ ZAMANINDA MÜDAHALE EDİLSEYDİ O KADAR BÜYÜK ORMAN CANLILARIYLA BİRLİKTE YOK OLMAZDI’

Oman yangınları konusunda kamunun tutumu nasıl? Valilikler, Belediyeler, Orman İl Müdürlükleri orman yangınları konusunda duyarlı davranıyor mu?

“Orman yangınlarında maalesef yerel birimlerin donanımları eksik kalmaktadır. Yerel birimlerin yangınların boyutu ve yangının çıkış sebebini ile ilgili yanlış bilgilendirmeleri olabiliyor. Ancak orman yangınlarında asıl hassasiyetin, merkezi bakanlıklar düzeyinde gösterilmesi gerekmektedir. Özellikle orman yangınlarının tümüne coğrafik şartlar göz önünde bulundurularak müdahale yöntemi geliştirilmesi gerekiyor ise havadan söndürme çalışmaları ile müdahale edilmelidir. Aksi durum Bingöl-Servi bölgesinde olduğu gibi koca alanın yok olmasına sebep olabilir. Bingöl’de de havadan söndürme çalışmaları zamanında ve yeterli sayıda araç ile sağlansaydı belki sonuç daha az tahribat olabilirdi. O kadar büyük bir orman alanı canlılarıyla birlikte yok olmazdı.”

PERİ ÇAYI RİSK ALTINDA: 500 HEKTARLIK ALAN YOK OLABİLİR

Orman yangını yanı sıra bölgede ciddi bir madencilik faaliyeti var. En son Bingöl’de Peri Vadisi’nde de madencilik hazırlığı vardı. Bu bölgedeki madencilik çalışması hangi aşamada? Bu madencilik çalışmasının ne tür çevresel etkisi olur?

“Edindiğimiz bilgilere göre ÇED süreci devam eden bir projedir. Peri Çayı etrafını komple saran bu proje ruhsatının orta yerlerinde Peri Çayı geçiyor. Ekolojik öneme sahip olan bu alana yazık olacak. 2000 hektarlık bir ruhsattan ve 500 hektar civarı bir ÇED alanından bahsediyoruz. Bu bölgenin komple tahrip olması, tahrip edilmesi anlamına gelmektedir. Tabi bu söylemimiz bizim mühendis olarak madencilik faaliyetlerine karşı olduğumuz anlamına gelmesin. Sonuç itibariyle ekonominin, ticaretin, hayatın madenciliğe de ihtiyacı vardır. Ancak bu faaliyetler gerçekleştirilirken insanların ve tüm canlıların yaşam alanlarına hassas davranılmalıdır. Verilebilecek zararlar minimize edilmelidir. Ekolojik denge önemsenmelidir. Mühendislik ve ekolojik ilkelerine riayet edilmelidir. Amaç olarak maksimum kazançtan ziyade halkın menfaati öncelenmelidir.”
BARJLARDAN KAYNAKLI HEYELAN VE KAYMALAR YAŞANDI

Bölgede ciddi bir baraj sorunu var. Murat Nehri üzerinde kurulan Kale-1 ve Kale-2 barajları göçüklere neden oldu. O hat üzerinde ciddi bir tahribat söz konusu. Bu bölgelerdeki baraj durumu ve bu barajların çevreye etkisi nedir?

“Söz konusu iki proje de şu an için devrede olan aktif enerji üretimi yapan nihaileşmiş projelerdir. Yapım süreçleri oldukça sorunlu geçen Kale-1 ve 2 barajı ile aynı bölgeden geçen demiryolu güzergah çalışmasından kaynaklı heyelan ve kaymalar yaşanmıştır. Bu durum hala bölge halkında önemli derecede huzursuzluk yaratmaktadır. Özellikle Kale-2 barajından kaynaklı kayma yaşanan bölgeden alınan malzeme Murat Nehri yatağına serilmiş ve devasa yapay bir alan oluşturularak üzerine de güneş enerjisi santrali kurulmuştur. Bu faaliyetler, bölgede hayvancılığı, tarımı, florayı, faunayı, huzuru, ulaşımı, sıcaklığı, sosyolojik ve psikolojik yapıyı önemli düzeyde olumsuz yönde etkilemiştir. Ayrıca bölgede kurulan güneş enerji panellerinden ötürü de önemli derecede görsel kirlilik yaşanmaktadır. “

‘KENTİ KENT YAPAN İKİ DİNAMİK VAR’

Bölgede orman yangınları başta olmak üzere çevre sorununa duyarlılık var mı? Toplum çevre sorununa nasıl yaklaşıyor? Bu konuda yaşanan sorunlar ve çözüm önerileriniz nedir?

“Biz ÇMO olarak yapmış olduğumuz her açıklamada kamuoyu duyarlılığına dikkat çekmeye çalışıyoruz. Çünkü kenti kent yapan kamuoyu gücü ile sivil toplum kuruluşlarının ittifakıdır. Bu yapının demokratik tavrıdır. Çevre sorunlarına karşı bu iki dinamiğin birlikte hareket etmesi ve demokratik tepkilerin ortaya konması sorunların çözümüne katkı sunacaktır. Ancak maalesef ki bu iki dinamik arasında olması gereken bu bağı hala tam oluşturabilmiş değiliz.”

Kaynak: Artı Gerçek

İlginizi çekebilir