küçük İskender’in sınırsızlığı, durmaksızın genişleyen şiiri – Nilay Özer

küçük İskender şiirin sınırlayıcı kalıplarına itiraz ederek, ‘kendilerini kurmuş şairler’ hattını belirginleştirmiştir. Şiirde kuralı, kaidesi, sınırlandırıcı düzlemleri olmayan İskender dilde, biçimde, içerikte ulaştığı imkânların ötesine geçerek bu şiir damarının son kuşağının en üretken ve en çok okunan şairi oldu.

Yıllar önce, küçük İskender şiiri hakkında bir makale yazmıştım. Çok önemli ve geçerli olduğuna inandığım saptamalar içeren bu yazıda onun şiirinin beden ve iktidar odağında bir yakın okumasını gerçekleştiriyor, küçük İskender’in aşk teması çevresinde ele alınabilecek şiirlerinin siyasetini çözümlüyordum. Bedenin İskender’in şiirlerinin temel meselelerinden biri olduğunu, onun şiirin simgesel evreninde bedeni parçalayarak iktidarın kendini sürdürdüğü alanı yok ettiğini Foucault’dan yola çıkarak söylüyordum. Şair dostumun bu yazının üzerine çıkardığı kitapların sayısı neredeyse üç kat arttı ve şiirinin sınırsızlığı sürekli genişledi. “Genişleyen bir sınırsızlık”, açık bir anlatım bozukluğu olsa da durumu çok iyi ifade ediyor.

küçük İskender, 1988’de yayımladığı Gözlerim Sığmıyor Yüzüme‘den bugünlere iki büyük şeyi gerçekleştirdi ve sürdürdü. Şiirin sınırlandırıcı kalıplarına itiraz yoluyla kendilerini kurmuş şairler hattını belirginleştirdi ve onların dilde, biçimde, içerikte ulaştığı imkânların ötesine geçerek bu şiir damarının son kuşağının en üretken ve en çok okunan şairi oldu. Türkçenin serbestleşme ve özgürleşme macerasının 1980 sonrası bir ivme kazandığını, şiir bağlamında bunun daha önce başladığını söyleyebiliyoruz. 1920’lerden 1960’lara Nâzım Hikmet’in yeni tarzdaki şiirleri, tersine bir katı ilkeler belirleme hareketi olsa da 1930’ların ikinci yarısından itibaren Garip, gelenekten ve belirli teknik özellikleri barındıran lirik şiirden bağımsızlaşmaya dair büyük girişimlerdi. İkinci Yeni 1950’lerin başında, zorlayıcı bağdaştırmalara dayalı bir imgelemin yeni bir imkâna dönüşmesini sağladı ve şairlerin sonraki on yıllarda yazdıkları özellikle anlatısal unsurlar açısından şiir tanımını esnetti. Çoksesli, türler arası, sanatlar arası, performatif şiirler, yapısal ve biçimsel özellikleri kadar bireysel, felsefi, siyasi içerikleriyle de dikkat çekti. Ece Ayhan, Can Yücel gibi şairlerle “sivil şiir”, “ironi/mizah”, “argo/küfür” kavramları seçkin kabul edilen şiirin alanına dahil oldu.

Gözlerim Sığmıyor Yüzüme, küçük İskender, 127 syf., Sel Yayıncılık, 2014.

küçük İskender’in şiirleri yukarıda sayılan tüm yenilikleri bir patlama halinde kapsayan ve elbette bir patlama kapsanamayacağından kendini tüm açılarda dışa doğru fırlatan bir karakterle geldi. Bu şiirin naif hiçbir yanı yok. Sahte, mekanik, şiir olsun diye yazılmış tek bir şiir yok. Çocukluktan, aşktan, kırgınlıktan, cinsellikten söz ederken dünyanın sertliği, insan ilişkilerinin çıkmazı, bedenin ve cinsiyetin belası, siyasi düzeneğin vahşiliği hep akılda tutuluyor, ancak şairin zekası ve özgürlüğe olan inancı bunlara hiç yenilmiyor. küçük İskender bilindik anlamda toplumcu değil ama benzeri görülmemiş derecede siyasidir. Genel olarak Türk şiirinin edasını belirleyen keder İskender’de nadiren ortaya çıkar. 1980 askeri darbesinin ardından bir kuşağı belirleyen yenilgi ise neredeyse hiç yoktur onda çünkü zekice, ironi ve eleştiriyle, büyük bir itirazla yıkıma uğratılır yenilgi. Burada her şeyi çözmüş, sistemin ipliğini pazara çıkarmış, devletin, ailenin, sermayenin, heteroseksüelliğin, statükoya hizmet eden her türlü yapının üzerine aklını germiş, neşesini ve itirazını silahı bilmiş bir şair vardır. Bu büyük bir imkân ve önemsenmeyi fazlasıyla hak eden bir yeniliktir.

‘ŞİİR DERT İLE YAZILIR’

küçük İskender’in şiirlerindeki sözcük listesinin zenginliği herhangi bir okurun dikkatini çekebilecek bir başka yeniliktir. Geleneksel bir algı, şiire uygun sözcüklerle uygun olmayanları on yıllarca ayırmıştır. Sözcükler, kuşaklardan kuşaklara aktarılan şiir dili içinde anlam ve çağrışım yüklerine, duygu değerlerine sahip olurken şiire dair sözcük listeleri yadırgatıcı olma niteliklerini kaybederler. küçük İskender sözcükleri onlarla oyunlar kurmak, anlamı geri plana itmek ya da sözcükleri sevip kullanmak istemek gibi nedenlerle değil çok daha doğrudan kullanır. Doğrudan dememdeki kasıt şudur: İskender otobiyografik deneyim fragmanları yazar, bir konu hakkında özgün bireysel düşünce üretir ya da birine seslenir. Bütün bunlar yaşamla şiirinin kaynaştığı noktada sözcüklerin anlam alanlarının yeniden kurulmasına ve genişlemesine hizmet eder. Ses örüntüsü gibi estetik kaygılar ikincildir, ancak şiiri bir hakikat düzleminden üretiyor olmak kendiliğinden bir estetik değer alanı yaratır. “Yıllarca şairler şu sözcükle buluşa dayalı dizeler kurdular, ben bu sözcükle ne yapacağım?” diye sormanın bir anlamı yoktur. Deneyim, düşünce ya da seslenme bir kendilik içinden şiire vardığı için sözcükler zaten yerli yerinde ve yepyeni görünür. Şiir sözcüklerle değil bir dert ile, ağrı ile yazılır ve bu ağrı şairin varoluşunun ayrılmaz parçasıdır.

Modern Türk şiirini, şiirin sekülerleşmesi düzleminde okumak mümkündür. Dinî ve geleneksel temalardan, ses ve yapı özelliklerinden, uhrevi bir derinlik ya da yücelik atfedilmiş sözcüklerden uzaklaşıp dünyevi olana, bireye, deneyime yönelme; akımlar, gruplar ya da tek tek şairlerde gördüğümüz bir tavırdır. Turgut Uyar, Edip Cansever, Ece Ayhan, İlhan Berk ve çok sayıda şairde kutsal kitapların dilinin, ayetlerin, mezmur söyleminin, dinlere dair mitlerin kullanıldığını, modern dünya içinde yeniden üretildiğini, kısmen yapısöküme uğratıldığını görürüz. İskender’in şiiri ise bu sekülerleşme çabası ile uğraşmaz, o zaten tam olarak özgürlüğünü ve özerkliğini ilan etmiş bir zihniyetin ürünüdür. Kuralı kaidesi, sınırlandırıcı düzlemleri yoktur. Şiirin nasıl bir şey olması gerektiğine dair reçetelerle ilgilenmez. Huzursuzluğunu, itirazını, dünyada ne görüp ne yaşadığını kendi belirlediği yollarla şiirleştirir.

‘İSKENDERİ HERHANGİ BİR SİSTEMİN PARÇASI OLMADI’

küçük İskender, şiiriyle hayatı arasında dürüst bir ilişki olan ender figürlerden biri. Çok uzun zamandır onu yakından tanıyan, dostu olmanın güzelliğini yaşamış biri olarak hep şöyle düşündüm: İskender herhangi bir sistemin parçası olmadı. Bir patronun, bir emir komuta zinciri içindeki dolaylı da olsa suçlu konumların, vaktini ve enerjisini parayla değiş tokuş etmenin yükü altında bırakmadı kendini. Küçük avantajlarından ve büyük dezavantajlarından uzak durdu. Yaşayabileceği, yazabileceği kadar para, her durumda evini açıp elindekini paylaşabileceği dostlar ya da dara düşmüş insanlarla dayanışma onun için yeterliydi. İktidar hırsına hiç kapılmadığını hayranlıkla izledim. Bu onu okurun ve dostlarının gözünde son derece sahici kıldığı gibi şiirini de durmaksızın onayladı.

Günümüzde genç kuşak üzerinde en büyük etkiye sahip olan şairin küçük İskender olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Etik yanıyla, cinsiyetçi ya da etnik hiçbir nefret suçuna atfedilemeyecek hümanist söylemiyle, biçimsel ve yapısal sınırlar içinde tıkanmayan bireysel yaratıcılığıyla şiiri çoktan devralındı. Şiire zekice bir tavır, haylaz bir gülüş, şeytani bir uyanış, sonsuz açılım kattı.

Türk şiiri ve dünya şiiri büyük bir şairini, biz yeri asla dolmayacak dostumuzu kaybettik. Hepimizin başı sağ olsun.

Kaynak: DUVAR

İlginizi çekebilir