Krizlerde dayanışma ekonomileri ne işe yarar? – Aslıhan Aykaç

İçinde bulunduğumuz ortam, kamu yararına yönelik bir ekonomik ilgiden ve katılımcı bir toplumsal sözleşme inşasına dönük bir politik çabadan yoksun. Dayanışma ekonomileri bu noktada toplumsal birliğin, yerel örgütlenmenin ve piyasaya dönük değil, insanlık onurunu merkezine alan bir ekonomik anlayışın öncüsü olarak dikkat çekiyor.

Bütün dünya pandemi nedeniyle eşi benzeri görülmemiş zorluklarla karşı karşıya. Birçok ülke için en acil mesele yurttaşlarının sağlığı ve hayatta kalması olsa da pandeminin neden olduğu olumsuzlukların tam anlamıyla üstesinden gelebilmek ve gerçek anlamda bir iyileşme tıbbi değil, ekonomik bir meseledir.

Virüsün yayılımının kontrol edilmesi, karantina ve kapanma süreçlerinin neden olduğu ekonomik kayıplara yönelik olası planlamalar, virüse karşı aşı bulunmasına yönelik çabalar ve bu süreçte kamusal sağlık ve eğitim sistemlerinin yönetimi, pandemi nedeniyle öne çıkan ekonomik meseleler. Benzer konular ekonomik kriz, doğal afetler veya toplumsal çatışma anlarında da ortaya çıkar. Ancak burada asıl odaklanmamız gereken mesele, ekonomik toparlanmanın hem tıbbi hem de sosyo-ekonomik anlamda bir iyileşmenin, kimin sorumluluğunda olduğudur: Piyasayı kendi haline mi bırakalım, yoksa devletin sisteme müdahale etmesini mi bekleyelim?

Piyasa: Batmak için çok büyük, destek için çok zayıf

Neoliberal söylemin özü serbest piyasa, deregülasyon ve piyasa aklının toplumsal yapının tüm alanlarına derinlemesine ve kalıcı bir biçimde nüfuz etmesine dayalıydı. Bu müdahalenin etkisiyle kamu yararı ve insanlık onuru gibi değerler tamamen gözardı edildi. Emek piyasasında her türlü sömürü pratiği kural haline geldi ve sosyal eşitsizlik daha önce görülmemiş düzeylere ulaştı.

Bütün bunlardan ötürü bir ekonomik kriz anında çareyi piyasada aramak ancak ve ancak piyasa söyleminin radikal bir biçimde dönüşmesiyle mümkün olabilir. Bugün böyle bir beklenti hiç de gerçekçi değildir. Hükümetler, yatırımcıların ve iş insanlarının baskısı altında karantina veya tam bir kapanma uygulamaktan kaçınıyorlar.

Pandemi sürecinde işçi sağlığı ve iş güvenliği düzenlemelerinde neredeyse hiç değişiklik yapılmaması nedeniyle genel olarak bütün çalışanlar ama özellikle zorunlu çalışanlar, işyerinde ağır bir yük altında. Bazı sektörler için evden çalışma olumlu bir seçenek gibi görünse de bu durumda da evden çalışmanın iş-yaşam dengesini bozması gözardı edilmemesi gereken bir sorun.

Ekonomik seçkinlerin, yatırımcıların ve sanayicilerin, ekonominin sağlıklı ve kalıcı bir biçimde düzelebilmesi için çalışanların sağlığı ve güvenliğiyle ilgili olarak, aynı zamanda daha dengeli bölüşüm ilişkilerine yönelik olarak tavizlerde bulunması ve toplumsal uzlaşıya yönelmesi gerek. Ancak, emekçi kesimlerden gelen baskının kısıtlı olması, hükümetin ise bu süreçte sessiz kalması, yakın zamanda neoliberal söylemin ve piyasa aklının radikal bir dönüşüm geçirmesinin pek de mümkün olmadığını düşündürüyor.

Halk devletten ne bekler?

Savaş sonrası ekonomik düzen ulus-devletin yükselişini getirirken, neoliberal küresel düzen ise çöküşünü getirdi. Devlet ve bürokrasi deregülasyon, özelleştirme ve vergi gelirlerindeki gerileme nedeniyle piyasa müdahalesinden paylarına düşeni aldılar. Bu nedenle bugün devletin pandemiyi, depremi ya da herhangi bir kriz anını yönetebilecek ne insani kaynakları ne de maddi imkanları bulunuyor. Emek piyasasına bakıldığında, devletin piyasaya yönelik düzenleme ve yeniden dağıtım alanındaki ekonomik işlevlerini kaybetmesi piyasa aktörlerinin, şirket camiasının çok daha geniş bir manevra ve manipülasyon alanına ulaşmasına neden oldu.

Böyle bir bağlamda devlete sığınmak ve kriz sürecinde kamusal mekanizmalardan medet ummak, devletin neredeyse yarım yüzyıldır içinde bulunduğu siyasi ve sosyal dönüşümü görmemek anlamına gelir. Bu kadar dergülasyondan, özelleştirmeden, hükümetlerin içine düştüğü borç krizlerinden sonra, küresel bütünleşme adına gerçekleşen politik ve ekonomik gerileme sonrasında devletin çare olduğu değil, yalnızca var olduğu söylenebilir.

Dayanışma ekonomileri: Kolektifin yeniden inşası

Piyasa odaklı ve devlet merkezli çözüm olasılıkları işe yaramadığında, toplumsal dayanışma çabaları pandeminin olumsuz etkileri, ekonomik kriz ve toplumsal çöküntüye yönelik alternatif bir yol olarak öne çıkar. Piyasanın tüm ölçeklerde daralması, bunun yanı sıra devlet tarafından uygulanan önlem paketlerinin yetersizliği birçok insanı en yakınlarındaki imkanları harekete geçirmek zorunda bıraktı. Pandemi sürecinde dayanışma çabaları çeşitli sorunları çözmeye yöneldi.

Social Enterprise World Forum (SEWF) tarafından hazırlanan listede dünyanın farklı bölgelerinde pandemi krizine yönelik olarak ortaya çıkan dayanışma girişimleri yer alıyor. ABD, Kanada, Güney Afrika, Malezya, İskoçya ve daha başka ülkelerde birçok gıda programı, yemek dağıtımı, mahalle mutfakları ihtiyaç sahiplerine gıda ulaştırma yönünde faaliyet gösterdi. Türkiye’den Malavi’ye, Kenya’dan Malezya’ya kadar farklı ülkelerde dayanışma toplulukları koruyucu giysi, maske ve diğer ekipmanların üretimine yöneldiler. İnternet ve sosyal medya mahalle topluluklarının kurulmasında kolaylaştırıcı bir rol oynadı, ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırmak için destek grupları ortaya çıktı, yaşlı nüfusun alışveriş ihtiyaçları karşılandı veya evde kalan öğrencilerin eğitimlerine destek verildi.

Bu gruplardan biri İspanya’nın Barcelona kentinde kurulan ve yerel dayanışmayı destekleyen CO-VIDA adlı gruptu. Türkiye’de İzmir Dayanışma Gönüllüleri pandemi sürecinin başlangıcında gönüllü olarak kurulan bir yerel topluluk olarak ihtiyaç sahiplerine gıda desteği ve hijyen paketlerini ulaştırmaya çalıştı. İyi işleyiş örnekleri ve yerel örgütlenmeye yönelik ilham verici hikayeler çoğaltılabilir. İçinde bulunduğumuz ortam, kamu yararına yönelik bir ekonomik ilgiden ve katılımcı bir toplumsal sözleşme inşasına dönük bir politik çabadan yoksun. Dayanışma ekonomileri bu noktada toplumsal birliğin, yerel örgütlenmenin ve piyasaya dönük değil, insanlık onurunu merkezine alan bir ekonomik anlayışın öncüsü olarak dikkat çekiyor.

Birleşmiş Milletlerin sosyal ve dayanışma ekonomilerine yönelik birimi UN Inter-Agency Task Force on Social and Solidarity Economy (UNTFSSE) tarafından Haziran 2020’de yayınlanan rapor pandeminin ekonomik kırılganlıkları ve var olan eşitsizlikleri öne çıkardığını vurguluyor. Rapora göre asıl mesele, normale geri dönmek veya “yeni normal”e uyum sağlamak değil, -hem pandeminin etkilerini hem de var olan sistemin neden olduğu sonuçları ve bedelleri aşmaya yarayacak daha iyi bir normal inşa etmek. UNTFSSE, sosyal ve dayanışma ekonomilerinin “insan merkezli ve gezegene duyarlı” bir iyileşme sürecinde anahtar bir role sahip olduğunun altını çiziyor.

Bunun için, yerel kalkınmanın hükümetler tarafından teşvik edilmesi ve desteklenmesi, yenilikçi ekonomik pratiklerin gelişmesine alan tanınmasının gerekliliği vurgulanıyor. Benzer bir yaklaşımla, dayanışma ekonomilerine yönelik bir uluslararası ağ olan Intercontinental Network for the Promotion of Social Solidarity Economy (RIPESS), dayanışma ekonomilerinin pandeminin kısa vadeli ve uzun vadeli etkileriyle mücadele edebilmek için merkezi bir konumda bulunduğuna dikkat çekiyor.

Kısa vadede, dayanışma ekonomileri kamu hizmetlerine ve devletin çabalarına yardımcı olacak yenilikçi çözümler ve destek mekanizmaları sunuyor. Uzun vadede ise dayanışma ekonomileri, insanların ve yerel toplulukların ihtiyaçlarına cevap veren, geleceği tehdit eden çevresel faktörlere karşı daha sorumlu yaklaşan alternatif bir ekonomik model olarak öne çıkıyor.  Bu yönleriyle dayanışma ekonomileri dünya toplumunun Birleşmiş Milletler tarafından 2030 yılı için hedeflenen Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine ulaşma şansını artırıyor.

Ekonomide yapısal reformların eksikliği ve devletin siyasi kapasitesinin kısıtlılığı dikkate alındığında dayanışma ekonomileri son çare gibi görünse de aynı zamanda toplumsal dönüşümün gerçekleşmesi için de en etkin yol gibi görünüyor. Piyasaların ekonomik krize yatkınlığı, devlet ve bürokrasinin sınıflar arası uzlaştıracak bir toplumsal sözleşme inşa etmedeki yetersizliği tabandan gelen hareketleri, yerel stratejileri ve maddi ve toplumsal refaha yönelik dayanışma ağlarını daha da geçerli kılıyor. Çözüm teorik soyutlamalar tarafından dikte edilmeyecek. Kurumsal reçeteler ancak yüzeydeki sorunlara ulaşabilecek, derindeki toplumsal sorunlar ise var olmaya devam edecek. Kolektifin böyle bir bağlamda yeniden keşfedilmesi, insanların gücünün ayakları yere basan bir dayanışma etkinliğiyle yeniden hayata geçirilmesi gerekiyor.

Kaynak: Bianet

İlginizi çekebilir