KORONA GÜNLÜK 8-14 KASIM 2021

Günlüklerimizde sıkça vurgulamaya çalıştığımız bir konudur, egemen sınıfların toplum denetimi için ikiliklere ve ikiliklerin denetimine ihtiyaç duyması. Yaşamdaki hareketliliğin iki farkli formu olan yerleşiklik ve göçerlik hali de aynı şekilde egemen sınıfların planları doğrultusunda şekillendirilmeye çalışılıyor. Kar oranlarının azalma eğilimini kompanse etmek için güvencesiz ve düşük maliyetli iş gücü temin etmek amacıyla sermaye, göçmen(topraksızlaştırılarak göçertilen) nüfusa ihtiyaç duymakta, yani göçmenliği istemekte. Öte yandan ulus devlet sistematiğiyle kendi yerleşik nüfusuna rıza ürettirdiği güvenlik, vatan, ulusal sınır fetişlerinin sarsılması riskiyle de göçmen nüfusun doğuracağı olası sonuçlardan da korkmakta. Sermaye ve ulus devlet açısından sürdürülen bu pratikler arzu-korku salınımında git-geller yaparak sürmeye devam ediyor.

Öte yandan güvencesiz, geleceksiz dolayısıyla üzerinde çok fazla tasarruf yapılabilecek nüfus olarak beliren göçmen nüfus; yerleşik işçi nüfusuna sıtmaya karşı ölüm göstergesidir.
Polonya- Belarus sınırında çoğunluğunu Güney Kürdistan’dan gelenlerin oluşturduğu göçmenler de tam da bu sistemin açmazları arasında göz ardı edilmiş hayatlar. Uluslararası sistem, Türk devleti ve bölge hükümetinin Güney Kürdistan’da halk üzerinde yarattığı baskılar nedeniyle göçe zorlanmış insanlar, doğu bloğu ve Türkiye gibi devletlerce AB’ye karşı bir tehdit olarak, uçak vb. ulaşım yollarıyla da teşvikler yapılarak Polonya gibi AB ülkelerinin sınırlarına ‘yığılıyor’. Buna çok yakın bir senaryoyu yine 2020 Ocak ayında Türkiye tarafında, Yunanistan sınırına göçmenlerin yerleştirilmesinde görmüştük. Uluslararası sistemin göçmen ve yerleşik nüfus arasında gerdiği ikilikler sonucu, göçmenlerin gittikleri yerlerde neonazist, şoven saldırılarla karşı karşıya kalmasıyla da yaşadıkları sorunlar katmerleşiyor.

TOPLUM SAĞLIĞI PERSPEKTİFİ

Bugünlerde pandemi endemiye döndü aldatması ile bir senaryoya tanık oluyoruz. Hem salgın kontrolünde alınan önlemlerin ciddiyetsizliği, sağlık sisteminin pandemiyi merkeze alan bir hizmet anlayışında olmaması, dahası büyük sermaye gruplarının salgının kontrolünden çok üretilecek ve aşılar için pazarın devamlılığına yönelik çabaları bunun habercisi. Geçtiğimiz hafta İngiltere merkezli ilaç şirketi, AstraZeneca, Covid-19 aşılarını kâr etmeden satma politikasından vazgeçeceğini açıkladı. İlaç devi önümüzdeki yıldan itibaren kâr edeceği aşı satış sözleşmeleri imzaladığını duyurdu. AstraZeneca daha önce aşı satışından sadece Covid-19 salgını artık pandemi sayılmadığında kâr edeceğini açıklamıştı. Şirket yöneticisi Pascal Soriot, koronavirüs pandemisinin endemiye dönüşmeye başladığını söyledi. Pfizer ve Moderna gibi diğer şirketler, ürettikleri aşılardan kâr ediyor. İlaç sektöründe ortalama kâr marjı yüzde 20 civarında. Fakat Soriot, Covid-19 aşılarından o boyutta kâr etmeyeceklerini söyledi. Şirket aşılarını, dozu beş dolara satıyor. Eylül sonu itibarıyla AstraZeneca ve onun lisansıyla üretim yapan şirketler 1,5 milyar doz aşı üretti. Evet haberden anlaşılan kar edeceğiz ama insaflı olacağız mesajı. Ne de olsa pazar çok büyük ve uzun süreli.

Covid-19 aşısını ilk geliştirenlerden biri olan Alman biyoteknoloji firması BioNTech’in üçüncü çeyrekteki net kârı, artan aşı satışlarıyla birlikte 3 milyar 211 milyon euro olarak gerçekleşti. 

***

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ilk sağlık çalışanının korona virüsü nedeniyle yaşamını yitirdiği 17 Mart 2020’den 9 Kasım 2021’e kadar 497 sağlık çalışanının Covid-19 nedeniyle vefat ettiğini açıkladı. Ölümlere ilişkin şu veriler paylaşıldı:

  • Toplam ölümlerin yüzde 35,2’si hekim, yüzde 13’ü eczacı, yüzde 6,7’si hemşire ve ebeydi.
  • Toplam ölümlerin yüzde 85,6’sı erkek, yüzde 14,4’ü kadındı.
  • Hekim ölümlerinin yüzde 96,9’u erkek, hemşire ve ebe ölümlerinin yüzde 87,1’i kadındı.
  • 50 yaş altı ölümlerin yüzde 28’i kadındı.
  • Aktif çalışan hekimlerin yüzde 56,8’i, diş hekimlerinin yüzde 92’si, eczacıların yüzde 98,3’ü özel kurumlarda çalışmaktaydı.
  • Aktif sağlık çalışanlarının yüzde 24,1’i, özel sektörde çalışanların yüzde 47,7’si 65 yaş ve üzerindeydi.
  • Aktif sağlık çalışanlarından 34 yaş ve altındakilerin yüzde 33,3’ü, 35-49 yaş arasındakilerin yüzde 41,7’si işçi statüsündeydi.
  • Hekimlerin 19’u aile hekimi, 21’i işyeri hekimiydi.

***

Covid-19 vakaları yeniden artış eğilimine girdi. Farklı coğrafyalarda pandemi sık görülmeye, sık öldürmeye ve yaşamı altüst etmeye devam ediyor. Toplam vaka sayısı 253 milyon 685 bine yaklaşırken Covid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı ise 5 milyon 110 binin üzerine çıktı. Aktif hasta sayısı 19 milyon 110 binin üzerinde. Yüksek aktif hasta sayısı bulaş tehdidinin ciddi olduğunu gösteriyor.

Günlük vaka bildiriminde Ağustos sonunda başlayan düşüş eğilimi durarak yeniden artışa geçti. Haziran ortalarında 360 binlere kadar inen ortalama günlük bildirim, Ağustos ayı ile birlikte 660 binlere kadar yükselmişti. İki hafta önce günlük ortalama vaka sayısı 402 bin 927 kişiye kadar gerilemişti. Yeniden yükseliş trendine girme bir aya yaklaştı. Artış geçtiğimiz hafta da devam etti. Ortalama günlük vaka sayısı 476 bin 52 kişiye yükseldi. Avrupa’nın tümüne yayılan yeni pik küresel vaka sayısını da etkiliyor. Benzer artış eğilimi haftalık ölümlerde de geçerli. 6 bin 500’lere kadar gerileyen haftalık ölümler 7 bine dayandı.

Küresel düzeyde son bir hafta Covid-19’un seyri aşağıdaki tabloda özetlenmiştir.

Bir önceki haftaya göre değişim
Kıtalar Son 7 gündeki vaka sayısı Son 7 gündeki ölüm sayısı Vaka sayısı Ölüm sayısı
Dünya 3,342,362 48,810 + %6 + %0.9
Avrupa 1,919,433 25,681 + %13 +%7
Asya 650,956 9,926 – %5 – %2
Kuzey Amerika 579,429 9,181 + %0.9 – %11
Güney Amerika 144,006 2,747 + %15 + %9
Afrika 26,182 1,168 – %21 – %2
Türkiye 180,167 1,415 – %9 – %7

Yukarıda tabloda görüldüğü gibi dünya genelinde vaka sayısında %1 ve ölümlerde %4’lük artış gözlendi. Avrupa’da ciddi artış küresel istatistikleri etkiledi. Kuzey ve Güney Amerika ve Asya’da hafif artış söz konusu. Buna karşın vaka sayısında Asya ve Afrika’da düşüş eğilimi devam etti. Ölümlerde de Avrupa ve Güney Amerika’da artış varken diğer kıtalarda düşüş eğilimi devam etti.

Avrupa’da salgın yayılmaya devam ediyor. Geçtiğimiz haftalarda Doğu Avrupa ve İngiltere’de etkili olan salgın Orta Avrupa’ya da yayıldı. Covid-19 salgınının dördüncü dalgasını yaşayan Almanya, artan vaka sayılarını kontrol altına almaya çalışıyor. Ülkede günlük Covid-19 vaka sayısı, salgının başlangıcından bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Almanya genelindeki haftalık 100 bin kişide görülen yeni vaka sayısı 249 olarak belirlendi. Özelikle aşılanma rakamlarının en az olduğu Saksonya, Thüringen ve Bavyera eyaletlerinde haftalık 100 bin kişide görülen yeni vaka sayısını tanımlayan insidans değerinin yüksek olması dikkati çekiyor.

Türkiye’de ise geçtiğimiz hafta da vaka sayı ve ölüm sayısında azalış söz konusu. Bununla birlikte haftalık vaka ve ölüm hızının yüksek devam etmesi Türkiye’de bu son pikin hala kontrol altına alınmadığını gösteriyor. Bu pik kontrol altına alınamadan Kasım sonu Aralık başı gibi beklenen daha büyü pik ile karşılaşacağımız kaygıları devam ediyor.

TTB-Pandemi Çalışma Grubundan Güçlü Yaman: ‘’Belediye vefat verilerine göre 24 kentte salgın boyunca tespit edilen fazladan ölümlerin sayısı 27 Ekim-2 Kasım haftasında 100 bini geçti. 3 hafta öncesinin insidans değerlerine göre hesaplanan fazladan ölümler Türkiye projeksiyonu, ayni hafta icin açıklanan resmi Covid-19 ölümlerinin 2,6 katına çıktı. Aradaki makas açıldı.

***

Our World in Data’ya göre, dünya nüfusunun yarısından fazlası henüz tek doz Covid-19 aşısı olmamış durumda, bu rakam düşük gelirli ülkelerde yüzde 5’in altına düşüyor. Güçlü Asya-Pasifik ticaret grubu APEC’in bu hafta sanal olarak Yeni Zelanda’nın ev sahipliğinde yapacağı toplantıların gündeminde aşı erişiminin iyileştirilmesi olacak. Rusya, Çin ve ABD’yi içeren APEC üyeleri, haziran ayında düzenlenen özel bir toplantıda Covid-19 aşılarının paylaşımını ve üretimini genişletme ve ilaçlar için ticaret engellerini kaldırma sözü vermişti.

***

Türkiye’de Covid-19’a yönelik aşı çalışmaları durma noktasında desek yeridir. Yapılan aşı sayısı hafta içi 150 bin civarında iken hafta sonu 30 binlere kadar gerileyebildiğine tanık oluyoruz. Sadece Türkiye vatandaşlarını dikkate alsak, iki doz aşı yapılanların ancak %60’a ulaşabildiğini görüyoruz. Bunların ciddi bir kısmının yaptırdığı aşının üzerinden 6 ay süre geçtiğini de hatırlatalım. Özünde bu rakamın hala %50’nin altında olunduğunu hepimiz biliyoruz. Sağlık Bakanlığı ise bu sürece karşı sessiz, atılan tweetlerle durum idare edilmeye çalışılıyor. Dahası 3. Doz benzeri yeni uygulamalarla yapılan aşı miktarının daha da düşmesini engellerken, aşı yapılmayan nüfusun ikna edilmesine yönelik hemen hiçbir girişimin olmadığını söyleyebiliriz.

Salgın kontrolünde fotoğrafın tümüne bakarsak işlerin çok daha vahim olduğunu söyleyebiliriz. Toplum bağışıklığı için istenen hedefin çok uzakta olmamıza rağmen toplumsal hareketlilik alabildiğine yüksek. Kalabalıklaşmaların önüne geçilmesi gerçeği göz ardı ediliyor. Özellikle aşısız gençleri olduğu mekanlar, okullar, sınıflar, kantinler vb. tıklım tıklım. Toplu ulaşımda fiziksel mesafe hak getire… Maske kullanmayanlara yönelik kamu denetimi yok. Üstelik takılan maskelerin koruyucu niteliği açısından da denetim söz konusu değil. Tüm bunlara bir de göstermelik de alınan bazı önlemlerden vazgeçilmesini ekleyebiliriz. Spor müsabakalarında, kültür sanat etkinliklerinde %50 kapasiteden vazgeçildi, Diyanet safları daha da sıklaştıralım kararı ile fiziksel mesafe önleminden vazgeçti. Birinci basamakta filyasyon çalışması, temaslı bulma, izolasyon, karantina, riskli grupların periyodik test yapılması vb. salgını kontrole alma çabalarında da ciddi gevşeme var. Semptomu olan temaslılara dahi test yapılmıyor. Neredeyse 3 aydın uzamış pik, resmi istatistiklerde 30 binleri bulan günlük vaka sayısı ve bir haftada can kaybının 1500 civarında seyrettiği bir tabloda salgın kontrolündeki bu ilgisizliğin başka açıklaması olsa gerek. Salgının erken döneminde daha çok gündeme gelen şimdi unutulan ‘’sürü bağışıklığını’’ stratejisi. Çoklu kriz ile can çekişen tek adam rejimi için bu strateji sürpriz olmasa gerek.

***

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 30 Ekim-5 Kasım’da illere göre her 100 bin kişide görülen yeni tip koronavirüs (Covid-19) sayılarını açıkladı. Vaka yoğunluğu İstanbul’da 307.40, Ankara’da 287.04, İzmir’de ise 69.61 oldu. Bu sayılar bir önceki hafta (23-29 Ekim) İstanbul’da 293,02, Ankara’da 287,85, İzmir’de 64,81 olarak kayda geçmişti.mVaka yoğunluğu bir önceki haftaya göre en çok artan 10 il ise şöyle: Sinop, Osmaniye, Kastamonu, Tunceli, Amasya, Balıkesir, Tokat, Çankırı, Edirne, Giresun.

İllere göre 30 Ekim-5 Kasım’da her 100 bin nüfusta görülen Kovid-19 vaka sayıları yüksekten düşüğe şöyle sıralandı: “Karabük (536,5), Yalova (499,55), Ordu (487,92), Kocaeli (481,71), Zonguldak (444,52), Tokat (433,04), Kastamonu (421,39), Bolu (420,26), Osmaniye (417,28), Balıkesir (410,79), Bursa (396,41), Sakarya (381,05), Düzce (376,57), Amasya (373,18), Çorum (361,01), Sinop (358,03), Tunceli (342,75), Bilecik (339,71), Samsun (339,58), Trabzon (334,89), Kahramanmaraş (323,41), Kırıkkale (311,8), Giresun (310,66), Çankırı (308,17), İstanbul (307,4), Erzincan (305,42), Kırşehir (292,95), Ankara (287,04), Tekirdağ (281,85), Kırklareli (272,85), Bartın (262,84), Adana (252,8), Eskişehir (247,29), Çanakkale (246,7), Rize (239,29), Kilis (234,61), Kütahya (230,97), Manisa (221,35), Hatay (211,59), Niğde (202,17), Edirne (198,64), Mersin (194,78), Uşak (193,27), Sivas (190,28), Denizli (175,33), Artvin (169,91), Kayseri (169,69), Karaman (169,07), Elazığ (168,04), Bingöl (166,45), Gümüşhane (164,43), Ardahan (161,19), Burdur (160,99), Nevşehir (159,04), Yozgat (154,14), Malatya (149,35), Adıyaman (147,68), Isparta (145,58), Afyon (125,52), Konya (122,89), Kars (121,09), Iğdır (117,23), Gaziantep (112,89), Erzurum (105,50), Aksaray (74,7), Şanlıurfa (72,71), İzmir (69,61), Antalya (68,83), Bayburt (68,37), Diyarbakır (63,42), Muğla (59,45), Aydın (57,46), Ağrı (56,22), Bitlis (52,14), Hakkari (47,06), Muş (30,65), Siirt (29,9), Mardin (28,08), Batman (28,05), Van (27,32), Şırnak (11,34).

***

Salgın Avrupa’ya yayıldı. Salgın kontrolünde dikkat çeken önlemlerde sıkılaşma ve yeni önlemler dikkatleri çekmeye başladı. Bu önlemler içerinde en dikkat çekici olanı aşısızlara yönelik kısıtlamalar.

Almancada aşılanmak, iyileşmek ve test yaptırmak kelimelerinin ilk harfleriyle simgelenen 3G kuralının (Geimpft, Genesen, Getestet) yeterli olmayacağını ifade eden Almanya Sağlık Bakanı Spahn, yapılacak etkinliklerin de ihtiyaç olup olmadığının bir kez daha tartışma konusu olmasını istedi. Etkinliklerde 3G kontrolünün zor olduğunu söyleyen Spahn, 3G’nin işyerleri için gerekli olduğunu belirtti. Spahn, “Kitlesel olarak artan sayıda yeni Koronavirüs vakaları göz önüne alındığında halka açık etkinliklere erişimi önemli ölçüde daha zor hale getirmek istiyoruz” diyerek etkinliklerde 2G-Plus kuralının uygulanmasını istedi. 2G kuralı etkinlikler için, aşı olmuş olanların da, hastalığı atlatmış olanların da test yaptırmasını içeriyor. Spahn, “Bu zor bir adım ama atmamız gereken bir adım” diye konuştu. Doktorların yaptıkları aşı başına aldıkları ücretin arttırılacağını kaydeden Spahn, her aşı için ödenen 20 Euro’nun 28 Euro’ya çıkarılacağını, hafta sonları ise 36 Euro ödeneceğini aktardı. Spahn, federal eyaletlerdeki aşı merkezlerinin Nisan ortasına kadar federal hükümet tarafından yarı yarıya finanse edileceğini kaydetti. Avusturya’nın da yüksek riskli bölge ilan edileceği bilgisini paylaşan Sağlık Bakanı Spahn, “Aşılanmamış veya test yaptırmamış olanlar döndükten sonra karantinaya alınacak” dedi. Spahn, “Bu dinamiği kırmak için her şeyi yapmak zorundayız. Aksi takdirde tüm ülke için acı bir Aralık olacak” ifadelerini kullandı. Spahn, önümüzdeki günlerde ücretsiz Covid-19 testi uygulamasına geri dönüleceğini de duyurdu.

Avusturya hükümetinin Pazar günü aşı olmayanlara zorunlu kapanma uygulamasını yürürlüğe koyması bekleniyor. Ülkede Covid-19 vaka sayısı rekor seviyelerde. Avusturya’da nüfusun yüzde 65’i tüm aşılarını tamamlamış durumda. Bu oran, Avrupa geneli ile kıyaslandığında daha geride kalıyor. Parlamentodaki üçüncü büyük parti olan aşırı sağcı Özgürlükler Partisi, aşı uygulamasına karşı tutum alıyor.

Son dönemde ‘sıfır vaka’ politikasıyla öne çıkan Çin’in başkenti Pekin’de, bazıları toplu etkinliklere katılmış olan 6 kişinin Covid-19 testinin pozitif çıkmasının ardından konferans ve etkinliklere yeni kısıtlamalar getirdi.

Hollanda’da geçici hükümet, Covid-19 salgınında artan vaka sayılarının önüne geçebilmek için 3 haftalığına “kısmi kapanma”ya gidildiğini açıkladı.

İsrail, ülkenin virüsün yeni ve ölümcül bir çeşidinin patlak vermesine hazır olup olmadığını test etmek için dünyanın ilk ülke çapında Covid tatbikatını gerçekleştiriyor. Başbakan Naftali Bennett düzenli olarak, henüz keşfedilmemiş bir sonraki COVD-19 çeşidi olan “Omega varyantı”na atıfta bulundu. Tatbikat Covid-19’un bir “Omega” varyantının ortaya çıkmasına yanıt vermek için devlet dairelerinin ve ulusal kurumların yeteneklerini test edecek.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, televizyondan yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında, 65 yaş ve üzeri kişilerin seyahat edebilmeleri, müzelere ve restoranlara giriş yapabilmeleri için “hatırlatma dozu” olarak ifade edilen 3’üncü dozu olmaları gerektiğini açıkladı.

İngiltere Sağlık Bakanı Sajid Javid, parlamentoda yaptığı açıklamada, İngiltere Ulusal Sağlık Hizmetlerinde (NHS) görev yapan 1,2 milyon tam zamanlı personel için nisandan itibaren Covid-19 aşısının zorunlu olacağını açıkladı. İngiltere Sağlık Bakanı Sajid Javid, parlamentoda yaptığı açıklamada, İngiltere Ulusal Sağlık Hizmetlerinde (NHS) görev yapan 1,2 milyon tam zamanlı personel için nisandan itibaren Covid-19 aşısının zorunlu olacağını açıkladı. Bakan, NHS personelinin yüzde 90’ının en az 2 doz Covid-19 aşısı yaptırdığını, ancak bazı hastanelerde bu rakamın yüzde 80’e yakın olduğunu kaydetti. İngiltere’de 80 bin ile 100 bin civarında NHS çalışanının aşısız olduğunu belirtiliyor.

Ukrayna’da yeni tip Koronavirüs (Covid-19) aşısı olmamış devlet memurları ve öğretmenler bugünden itibaren işten uzaklaştırılacak. Ukrayna’da mayıstan itibaren düşüşe geçen vaka sayıları, eylülde tekrar artmaya başlamıştı. Ülkede salgının durumuna göre bölgeler “yeşil”, “sarı”, “turuncu” ve “kırmızı”ya ayrılırken, kırmızı bölgede en katı, yeşil bölgede en hafif tedbirlerin uygulandığı ülkedeki pek çok yer, kırmızı bölge durumunda.

Gürcistan Başbakanı İrakli Garibaşvili, ülke genelinde yeni tip koronavirüs ile mücadele çerçevesinde kamuya açık birçok mekanda 1 Aralık’tan itibaren Covid-19 belgesi olarak “yeşil pasaport” gösterilmesinin zorunlu olacağını bildirdi. 18 yaşından büyükler ve turistler için restoranlar, eğlence merkezleri, sinema, opera ve müzeler gibi yerlere girişte gösterilecek “yeşil pasaport” belgesiyle ilgili detayların daha sonra açıklanacağını, bu belgenin sadece ziyaretçilerden isteneceğini, bu mekanlarda çalışanlar için geçerli olmayacağını belirtti. 

***

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Covid-19 salgınına karşı aşı dağıtımında rol oynayacak “Küresel Covid-19 Merkezi” kurulacağını duyurdu. Salgının sadece bir sağlık krizi olmadığını belirten Blinken, “Bu, aynı zamanda bir güvenlik krizi ve ekonomik ve insani krizdir. İşte bu yüzden, bu krize karşı adım atmak için sadece sağlık bakanları değil dışişleri bakanlarına ihtiyacımız var” dedi. Antony Blinken, toplantı ajandasındaki acil konulardan birinin, aşıların dünya çapında adil dağılımını hızlandırma olduğunu dile getirerek, Kuzey Amerika ve Avrupa’da nüfusun yarısından fazlası aşı olmuşken, Afrika’da nüfusun yüzde 10’dan azının aşıya eriştiğini dile getirdi. Uluslararası Para Fonu (IMF), DSÖ, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) ve Dünya Bankası’nın, Covid-19 Veri İzleme Sistemi kurduğunu ve sistemin bugün devreye sokulduğunu söyleyen Blinken, “Dünya çapında ilk kez Covid-19 hakkında en son bilgiler tek bir yerde toplanacak. Aşı oranlarından yoğun bakım ünitesine kabullere, taahhüt edilen dozlara ve verilen dozlara kadar her şey bugün başlatılan izleme sisteminde yer alacak” diye konuştu. Blinken, üretilen aşıların dünya çapında adil dağılımını sağlamak üzere Küresel Covid-19 Merkezi adı verilen kamu ve özel sektör ortaklığında yeni bir birim kuracaklarını açıkladı. Antony Blinken, bu birimin tedarik zincirini yönetmenin yanı sıra, aşı alanlarını güvenli bir şekilde kurmak ve aşı uygulamalarını desteklemek gibi birçok konuda küresel bir koordinasyon ağı sağlayacağını belirtti.

***

Orta Amerika ülkesi Kosta Rika, koronavirüs aşısını çocuklar için zorunlu kılan ilk ülke oldu. Konuyla ilgili açıklama yapan Sağlık Bakanı Daniel Salas, koronavirüs aşısının ülkedeki temel çocukluk aşıları listesine dahil edileceğini söyledi. Kosta Rika, Mart 2022’den itibaren 12 yaş altındaki tüm çocukların aşılanmasına yetecek dozda aşı edinmek için Pfizer ile de bir anlaşma imzaladı. Covid-19 vaka sayılarındaki artış devam ederken hükümet, aşı olmamayı seçenlerin Covid-19 kaynaklı tıbbi faturalarını artık ödemeyeceğini açıkladı. Hükümet yetkilileri, aşılanmamış kişilerin yoğun bakıma ihtiyaç duyanların “büyük çoğunluğunu” oluşturduğunu ve “sağlık kaynakları üzerindeki baskıya orantısız şekilde katkıda bulunduğunu” belirtti.

***

ABD’de bu yıl Koronavirüs kaynaklı ölümlerin, genellikle aşı karşıtlarının yoğunlukta olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin, Demokratlardan daha fazla oy aldığı ilçelerde yüksek olduğu ortaya çıktı. 2020 Başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti’ye yüzde 60 ve üzeri oranda oy verilen ilçelerde geçen ay her 100 bin kişide 25 kişi Covid-19’dan hayatını kaybetti. Demokrat Parti’ye yüzde 60 ve üzeri oy verilen ilçelerde ise 100 bin kişide 7.5 kişi Covid-19’dan yaşamını yitirdi. Aradaki farkın nedeni olarak, Cumhuriyetçilerde aşı karşıtlığının daha fazla olması gösterildi. Yapılan bir araştırmaya göre ABD’de Demokratların yüzde 90’ı, Cumhuriyetçilerin ise yüzde 60’ı Covid-19 aşısı olmuştu.

***

ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Jerome Powell, Koronavirüs pandemisinin ABD ekonomisindeki köklü eşitsizlikleri genişlettiğini ve kadınların erkeklere kıyasla daha fazla iş kaybı yaşadığını açıkladı. Nisan 2020’de işsizlik oranının kadınlarda yüzde 16,1, erkeklerde ise yüzde 13,6 olduğunu anımsattı. Salgın sırasında artan çocuk bakım sorumluluklarının birçok ebeveynin çalışma hayatını etkilediğini aktaran Powell, küçük çocukları olan annelerin salgın sırasında iş gücünden çıkma olasılıklarının önceki dönemlere kıyasla daha yüksek olduğunu dile getirdi.

***

ABD’de yer alan Kuzey Carolina Üniversitesi ve Duke Üniversitesi’nden bilim insanları, mevcut pandemi ve gelecekteki virüs salgınlarıyla mücadeleye yardımcı olabilecek önemli bir keşfe imza attı. Buna göre, uzmanlar, Covid-19’dan, varyantlarından ve diğer koronavirüsü türlerinden koruyacak bir antikor keşfetti. DH1047 ismi verilen antikorun, virüsün hücrelerine bağlandığı ve onları nötralize ederek çoğalmalarını engellediği bildirildi. Keşfedilen antikorun hem enfeksiyonu önlemede hem de hali hazırda koronavirüsü bulaşmış bir kişinin tedavisine yardımcı olmada etkili olduğu aktarıldı.

***

Bilim insanları, birlikte yaşadığı insanlar Covid’e yakalandığı halde kendi test sonucu negatif çıkan kişilerde, T hücreleri kaynaklı güçlü bağışıklıkla virüsün temizleniyor olabileceğini tespit etti. University College London’dan immünolog Leo Swadling “Herkesin virüsle temaslı olup yakalanmayanlara dair anekdotları vardır. Bilmediğimiz şey bu kişilerin virüsten tamamen mi kaçındığı yoksa doğal yollarla virüsün vücuttan temizlenip temizlenmediğiydi” dedi. Araştırma bulguları, bazı insanlarda daha önce geçirdikleri mevsimsel Koronavirüs türleri, griplerle T hücresi hafızası olduğu, bunun da Covid’den koruduğunu gösterdi.

JİN

Pandeminin; insan ve doğa arasındaki dengenin bozulması, nüfusun yoğun olarak bulunduğu kentlerde insan-doğa ilişkilerinin hızlı kentleşme hareketleri sonucu doğanın sömürüldüğü bir hal alması, özellikle erkek egemen iktidarların ve ulus devletlerin sermayeyi ellerinde tutarak her türlü ham maddeyi kendi çıkarları için kullanmakta hiçbir sakınca görmemesi ile doğanın fütursuzca sömürüsü ve bunun bir getirisi olarak küresel iklim krizinden kaynaklandığı bilinen bir gerçektir. Ekolojik sorunlar ile toplumsal sorunlar birbirinden bağımsız olarak değerlendirilemez ve iklim krizi; toplumsal sorunu ve bu temeldeki mücadelenin stratejisini esastan değiştirmeye zorlamaktadır.

Ulus devlet anlayışı, sömürgesini devam ettirmek için özel savaş politikası olarak başlattığı ve bunu mevcut iktidarla da devam ettirdiği sonu gelmez doğa tahribatlarıyla, hali hazırda var olan iklim krizini daha da derinleştirmektedir. İktidar güçlerinin özellikle Kürdistan’da doğa katliamına pandemi sonrasında da devam ettiği ve Şırnak genelindeki ormanlık alanlarda geçtiğimiz yıla göre ciddi bir azalma olduğu görülmektedir. Kadın ve çevre sorunlarının ortak kaynağının tahakküme dayalı erkek egemen anlayış olduğu göz önüne alındığında; süregelen bu politikalar bizi ne yazık ki şaşırtmamaktadır. Doğanın birbiriyle ilişkili tahakküm edilme biçimleri -psişenin ve cinselliğin baskı altına alınması, insanın insan tarafından sömürülmesi ve insan dışındaki doğanın boyunduruk altına alınması- ile, kadınların bu tahakküm biçimlerine ilişkin tarihsel konumlarının analizi, ekofeminizmin temel hareket noktasıdır. Ekofeminizmi; “doğaya yönelik sömürünün batılı eril aklın kadınlara yönelik sömürüsüyle olan bağlantısına yönelik bir farkındalık” olarak tanımlayan yazarlar da vardır. Buna ek olarak feminizmin toplumsal cinsiyet eşitliği yönündeki çabalarının yanında ekofeminizm; erkek egemen sistemi yıkmayı ve tüm canlıların değerlerini ve onları savunmasız kılan unsurları pozitif yönde yeniden inşa etmeyi amaçlar. Biz kadınlar; dün olduğu gibi bugün de, pandemi öncesi-pandemi süresi ve pandemi sonrası da, rant ve sermaye uğruna yapılan tüm doğa katliamlarına; bunu bir kadın meselesi olarak görerek direnmeye ve yeni yaşamı savunarak barış ısrarımıza devam edeceğiz.

AKADEMİDEN

2020’de hayatını kaybeden David Graeber’in David Wengrow ile birlikte kaleme almış olduğu son kitabı “The Dawn of Everything” (Her Şeyin Şafağı) yayımlandı. Kitapla ilgili Bruce Bower’ın ScienceNews sitesinde yayımladığı tanıtım yazısının çevisini paylaşıyoruz.

“Pek çok bilim insanı, zenginler ve yoksullar arasındaki büyüyen uçurumları kısmen yoğun, kentsel nüfuslarda yaşamanın bir yan ürünü olarak açıklıyor. Buna göre binlerce yıl boyunca toplumların ölçeği büyüdü, bu da zenginlerle yoksullar arasındaki mesafeyi büyüttü. Her Şeyin Şafağı’nda antropolog David Graeber ve arkeolog David Wengrow, daha büyük toplumların kaçınılmaz olarak bir dizi eşitsizlik ürettiği varsayımına meydan okuyor. Yazarlar, geçmiş toplumlardan örnekler kullanarak, sosyal evrimin aşamalar halinde gerçekleştiği yönündeki popüler fikri de reddediyor. Bu tür aşamalar, geleneksel bilgiye göre, herkesin eşit düzeyde olduğu küçük avcı-toplayıcı gruplarda yaşayan insanlarla başladı. Ardından, yaklaşık 12.000 yıl önce bir tarım devrimi, nüfus artışını ve kabilelerin, ardından şefliklerin ve nihayetinde bürokratik devletlerin ortaya çıkmasını tetikledi. Ya da belki de katil alfa erkekler, eski avcı-toplayıcı gruplara hükmediyordu. Eğer öyleyse, erken devletler bencil, şiddetli doğamızı kuşatma girişimlerini temsil etmiş olabilirdi. Graeber ve Wengrow için bu senaryoların hiçbiri mantıklı değil. Yazarlar, bu zamanın çoğunda, insanların küçük ve büyük sosyal kurulumlar arasında taktiksel olarak dönüşümlü geçişler olduğunu savunuyorlar. Örneğin bazı sosyal sistemlerde yönetici seçkinler, çalışan kastlar ve köleleştirilmiş insanlar vardı. Diğerleri merkezi olmayan, toplu karar verme yöntemini öne çıkarıyordu. Bazıları erkekler, diğerleri kadınlar tarafından yönetiliyordu.

Yazarlar, avcı-toplayıcıların sosyal sistemleri bir sezondan diğerine yenileme konusunda uzun bir geçmişi olduğunu yazıyor. Yaklaşık bir asır önce, başka araştırmacılar, Kuzey Amerika’daki ve başka yerlerdeki yerli popülasyonların, yılın bir bölümünde genellikle küçük, hareketli gruplar halinde faaliyet gösterdiğini ve yılın geri kalanında büyük, yerleşik topluluklar halinde kristalleştiğini gözlemlediler. Örneğin, her kış, Kanada’nın Kuzeybatı Kıyısı Kwakiutl avcı-toplayıcıları, soyluların belirlenmiş otlaklara ve köleleştirilmiş insanlara hükmettiği ahşap yapılar inşa eder ve potlatch adı verilen ziyafetler düzenlerdi. Yazları, aristokrat mahkemeler dağıtıldıktan sonra daha az resmi sosyal rütbeye sahip klanlar kıyı boyunca avlanıyordu. Son birkaç on yılda toplanan kanıtlar, Geç Taş Devri’ndeki birçok avcı-toplayıcının benzer şekilde sosyal sistemleri mevsimsel olarak bir araya getirip dağıttığını gösteriyor nitekim.

Graeber ve Wengrow’a göre, devrim niteliğindeki bir değişimden ziyade sosyal esneklik ve deney, tarıma eski geçişleri de karakterize etti. Orta Doğu köy kazıları, tahılların ve diğer mahsullerin evcilleştirilmesinin aralıklı olarak gerçekleştiğini ve yaklaşık 12.000 ila 9.000 yıl önce başladığını gösteriyor. Kadim Bereketli Hilal toplulukları, hala avlanma, yiyecek arama, balık tutma ve ticaret yaparken örneğin belirli aralıklarla çiftçiliğe devam etmişti.

Yazarlar, erken devletlerin parça parça bir şekilde oluştuğunu iddia ediyor. Bu siyasi sistemler, tahakkümün üç temel unsurundan birini veya birkaçını içeriyordu: kitlelerin otoriteler tarafından şiddetle kontrolü, özel bilgi ve enformasyonun bürokratik yönetimi ve yöneticilerin güç ve karizmalarının halka açık gösterileri. Elbette bu örnekler, yazarların kapsadığı coğrafi ve tarihi zeminin sadece bir görüntüsünü verir. Fakat dikkate değerdir.

2020’de vefat eden Graeber kitabı yazmayı bitirdikten kısa bir süre sonra tweet atmıştı: “Beynim uyuşmuş bir şaşkınlıkla morarmış hissediyor.” Bu vahiy duygusu, insanlığın toplumsal yolculuğuna dair kışkırtıcı bir yaklaşımı canlandırıyor.”

‘The Dawn of Everything’ rewrites 40,000 years of human history

Kaynak: Ata Soyer Sağlık ve Politika Okulu

İlginizi çekebilir