KORONA 7 GÜNLÜK (4-10 EKİM 2021)

Ortadoğu halkları emperyalizme ve onun yerli işbirlikçilerine karşı demokratik uygarlığı inşa etme ısrarını ve bu egemenliğe karşı direnişini sürdürmüştür. Demokratik uygarlık güçleri içinde en dinamik ve en kararlı güç kürt özgürlük hareketi olmuştur. Bu gücü sınırlandırmak için 9 Ekim 2018 tarihinde Sayın Öcalan’a yönelik bir komplo gerçekleştirildi. Komplaya rağmen demokratik uygarlık direnişi ve inşası devam etti. Ve Rojava’da somutluk kazandı. Ancak devletli uygarlık güçleri bir taraftan DAİŞ ile diğer taraftan AKP iktidarı eliyle Türkiye üzerinden bu süreci boğmak istediler. Kobani direnişi ile DAİŞ şahsında gericilik ve eril zihniyet kaybetti.

Başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünyanın ortak yeni bir dünya idealinin sembolü olan Rojava’daki bu devrimsel sürec Türkiye’de ve Kürdistan’da HDP ile “yeni yaşam” çağrısına dönüştü. 7 Haziran’da AKP ve onun şahsında temsilini bulan kapitalizm ve ulus-devlet kaybetti. Kazanan halklar oldu, kadınlar oldu, ekoloji mücadelesi yürütenler oldu, emekçiler oldu ve ezilen tüm kesimler oldu.

Bu durum uygarlık ve en önemlisi de Türk Ulus-devleti için büyük bir kriz haliydi.

Devletli uygarlığın kriz aşma yöntemlerinden biri olan savaş hali devreye konuldu.

10 Ekim buluşması için yapılan barış ve demokrasi çağrısı emek ve demokrasi güçlerinin savaşa karşı yeni yaşam ısrarıydı. Bu çağrının herkes tarafında kabul görmesi egemenler açısından kabul edilemez olduğu için bu katliamı gerçekleşmesini sağladılar.

Geçen zaman şu hakikatı gösterdi: katliam ile baskı oluşturabilirsiniz ancak toplumu yeni yaşam ısrarından vazgeçiremesiniz.

Uygarlığın her krizi de demokrasi ve toplum için, yeni yaşamın inşası için yeni olanaklar sunmaktadır.

Doğa ve toplum kırımı üzerinden kendini inşa etmenin sonucu olan pandemi uygarlığın yeni büyük bir krizidir. Bu krizle birlikte yeni olanaklar doğmuştur. Demokratik uygarlık güçleri bu konuda epeyce tartışmalar yürüttü. Bazı küçük adımlar da attı.

Ancak devletli uygarlık ve onun güncel hali olan kapitalizm kriz halinde yeni yaşamın inşa fikrinin yaygınlaşmasının önüne geçmek için geçici çözümler üretmeye çalışıyor. Son dönemlerde aşı ve tedavi etrafında daralan tartışmalar gösteriyor ki belirli oranda bir başarı da sağlamıştır.

Kapitalizmin kendi ürettiği geçici çözümlerle ile toplumu yeni yaşam idealinden alıkoyarak kendi düzleminde tutmaya çalışmasına izin vermemeliyiz.

Yeni yaşamı herkes kendi bulunduğu alanlarda yeniden tartışması ve inşa çağrısını sürdürmesi önemlidir. Bizler kapitalizmin krizlerine merhem olmak yerine krizi derinleştirerek, bu krizde yeni yaşamı inşa etmeliyiz. Çünkü “pandemiler yeni yaşama çağırıyor”.

Kapitalist devletli uygarlık yerine demokratik uygarlığı inşa edecek pratiklerimiz devlet yerine toplumu güçlendirecektir. Bizim demokrasi ve emek güçleri olarak öncelikli işimiz toplumu savunmaktır.

Toplumu savunmanın yollarından biri hatta en önemlisi kapitalizm ve sağlıktaki yansıması olan modern tıbbın gasp ettiği toplumun sağaltım yeteneğinin yeniden kazanılmasıdır. Toplumsal sağlığın inşası demektir.

Bu amaçla HDK Sağlık Meclisi 16-17 Ekim 2021 tarihinde İstanbul da “pandemiler yeni yaşama çağırıyor” başlıklı iki günlük sempozyum düzenliyor.

Sempozyumda: “emek ve sağlık”, “ekoloji ve sağlık”, “kadın sağlık hareketi” “yeni yaşam” ve farklı alanların katkı sunacağı “serbest oturum” başlıklarından oluşan oturumlar olacak.

Pandemiyi tıbbileştirerek, toplumsal olan pandemiden çıkışın da toplumsal mücadele ile mümkün olacağı fikrinden uzaklaştıran anlayışa karşı, toplumsal sağlık fikri ile yeni yaşam inşasında ısrara devam edeceğiz.

TOPLUM SAĞLIĞI PERSPEKTİFİ

Tıp endüstrisi, özellikle ilaç şirketleri pandemiyi fırsata çevirmiş durumda. Ekim ayı başında Amerika Birleşik Devletleri menşeli ilaç şirketi Merck ve Ridgeback Biotherapy, Covid’e karşı antiviral ürünü Molnupiravir denemelerinin umut verici sonuçlarını açıkladı. Covid’e karşı ilk hap olabilecek ilaç, araştırma sonuçlarına göre hafif ve orta şiddette Covid’i büyük oranda önledi, hastaneye yatırılmamış risk altındaki yetişkinlerde hastaneye yatış ve ölüm riskini %50 oranında azaltmayı başardı. Merck’in onaylanma aşamasında olan Covid-19 ilacının maliyetinin 40 katına satılmasının planlandığı ortaya çıktı. Bu yeni tedavinin yine çok yüksek bir fiyatı var, hasta başına 700 dolar, bu da tüm ülkelerden küresel olarak erişimi zorlaştırabilir. Harvard Üniversitesi’nden doktor Melissa J Barber ve Londra’daki King’s College Hastanesi’nden Dzintars Gotham, yayınladıkları araştırmada tabletin maliyetini yaklaşık 18 dolar olarak tahmin ediyor. Bunun üzerine üretim maliyeti lolarak %10ve %27 kâr vergisi ekleniyor. Kapsülün üretim maliyeti 44 sent ve tedavinin (40 kapsül) maliyeti 17 dolardan biraz fazla olarak saptandı. Bu vaka, Covid nedeniyle hastaneye yatırılan yetişkinler için onaylanmış başka bir antiviral olan remdesivir’i andırıyor. İlaç şirketi Gilead, Liverpool Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, üretim maliyetini yaklaşık 5 avro olarak tahmin etmesine rağmen, tedavinin maliyetini 2 bin avronun üzerinde belirledi.

***

Covid-19 vakaları düşüş eğilimine girse de halen yüksek hızda devam ediyor. Farklı coğrafyalarda pandemi sık görülmeye, sık öldürmeye ve yaşamı altüst etmeye devam ediyor. Toplam vaka sayısı 239 milyon 330 binin üzerine çıkarken Covid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı ise 4 milyon 862 bini geçti. Aktif hasta sayısı 18 milyon civarında. Düşme eğilimi de olsa hala yüksek aktif hasta sayısı bulaş tehdidinin ciddi olduğunu gösteriyor.

Günlük vaka bildiriminde Ağustos sonunda başlayan düşüş eğilimi geçtiğimiz hafta da devam etti. Haziran ortalarında 360 binlere kadar inen ortalama günlük bildirim, Ağustos ayı ile birlikte 660 binlere kadar yükselmişti. Düşme eğilimi vaka sayısına da yansıdı, geçtiğimiz hafta günlük ortalama vaka sayısı 500 binin altına inerek, 407 bin 825 kişiye geriledi.

Benzer düşüş haftalık ölümlerde de gerçekleşti. Temmuzun ikinci haftasıyla birlikte artış eğilimine giren günlük can kaybı iki hafta önce ortalama 9 bin 792 kişiye yükselmişti. Ortalama günlük ölüm sayısı düşme eğilimini sürdürdü, geçtiğimiz hafta 7 binin altına indi, 6 bin 813 kişiye geriledi.

Küresel düzeyde son bir hafta Covid-19’un seyri aşağıdaki tabloda özetlenmiştir.

Bir önceki haftaya göre değişim

Kıtalar

Son 7 gündeki vaka sayısı

Son 7 gündeki ölüm sayısı

Vaka sayısı

Ölüm sayısı

Dünya

2,854,774

47,689

– %8

– %7

Asya

876,271

11,315

– %14

– %29

Kuzey Amerika

755,992

15,384

– %19

– %10

Avrupa

998,592

14,794

+ %11

+%14

Güney Amerika

154,528

4,130

– %8

– %14

Afrika

50,153

1,876

– %28

– %19

Türkiye

205,266

2,401

+ %4

– %1

Yukarıda tabloda görüldüğü gibi dünya genelinde haftalık vaka ve ölüm sayısında iki ay önce başlayan azalış eğilimi devam etti.  Küresel düzeyde vaka sayısında %8 ve ölümlerde %7 azalma gözlendi. Bununla birlikte Avrupa’da haftalık vaka sayısı (%8) ve ölüm sayısında (%14) yükselme devam etti. Güney Amerika düşüş eğilimi sürdürdü.

Küresel ve kıta düzeyinde bu azalış eğilimine rağmen içlerinde Türkiye’nin de bulunduğu bazı ülkelerde vaka artışı dikkati çekiyor. Haftalık yeni vaka sayısı yüksek olduğu ve artış gösterdiği ülkelerden ilk sıralarda yer alanlar şunlar: İngiltere (%6), Türkiye (%4), Rusya (%15), Romanya (%28), Ukrayna (%39) ve Almanya (%25).

Ölüm sayısında da küresel eğilime göre bazı ülkelerde artış gündemde. Rusya (%8), Meksika (%11), Filipinler (%52), Romanya (%49) ve Ukrayna (%54).

Faşist Jair Bolsonaro’nun hafife alarak gerekli sağlık önlemleri üretmemesi sonucu Brezilya’da koronavirüs salgınında hayatını kaybedenlerin sayısı 600 bine yaklaştı. Halklar Bolsonaro’nun azledilmesi için 20 eyalette gösteri yaptı. Eylemciler hükümetin ekonomi politikalarına, hayat pahalılığını önlememesine de tepki gösterdi. Bazı göstericiler enflasyonun etkisini göstermek için tüp ve gıda paketleri şeklinde hazırlanan büyük balonlarla gösteriye katıldı.

***

Türkiye küresel eğilimin aksine vaka sayında artış eğilimini sürdürmesi kaygıları artırıyor. Son üç haftadır ölüm sayısında çok az olsa düşüş gerçekleşse de günlük ölüm sayısı hala çok yüksek. Sağlık Bakanı Koca, vaka sayılarının günlük 28-30 binde seyretmesinin 10 gün için yaklaşık 300 bin vakaya karşılık geldiğini ve bu durumun “kritik bir yük” olduğunu belirtti, Bugün itibarıyla aktif vakaların yüzde 50’den fazlasını 30 yaş altındaki kişilerin oluşturduğunu duyuran Bakan Koca, “Gençlerimizin daha çok hastalığa yakalanıyor olmasının ardında aşılama programımızda 18 yaş ve üzerinin öncelikli olması var. Bununla birlikte gençlerimiz aktif vakalar içinde daha yüksek oranda bulunsalar da bu durum hastaneye yatışlara ve yoğun bakıma girişlere yansımamıştır” dedi. Gençlerin hastalığın ailelere ve büyüklere taşınmasında rol oynadığına dikkat çeken Koca, son 1 ay içinde vefat edenler içinde en büyük oranın 70 yaş ve üzeri olduğunu paylaştı.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 25 Eylül- Ekim arasında illere göre haftalık (100 bin kişide ) vaka sayısını paylaşıp, vaka görünme yoğunluğu en çok artan 10 ili açıkladı: Bursa, Balıkesir, Uşak, Kırklareli, Sakarya, Ardahan, Edirne, Mersin, Denizli, Samsun. Her 100 bin kişide Covid-19 vaka sayısı İstanbul’da 252,11, Ankara’da 363,69, İzmir’de 47,01 oldu.

Pandeminin 18. ayında değerlendirmelerde bulunan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Pandemi Çalışma Grubu, 10 aydır hastalığa karşı aşının olduğu ülkemizde günlük 200-300 arası ölüm yaşandığına dikkat çekti. TTB Pandemi Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol, kısıtlamaların ortadan kaldırıldığı günden beri adeta kanıksatılan günlük 200-300 arasındaki ölüm yaşandığına işaret ederek “Bu ölümler 10 aydır aşısı olan bir ülkede yaşanıyor. Bu aynı zamanda aşılama ve ilaç dışı halk sağlığı önlemlerinin nasıl uygulandığı bakımından da düşündürücü” diye konuştu. TTB, iktidarın veri paylaşmamasının neredeyiz sorusunu yanıtlamayı da salgına dair projeksiyonda bulunmayı da olanaksız hale getirdiğini belirterek, günlük aşılanma oranlarındaki azalmanın kaygı verici olduğuna dikkat çekti.

***

Geçen yılın tekrarını yaşıyoruz. Fakat tablo çok daha ağır, ölümler çok fazla, üstelik aşıya rağmen… Önce Kürdistan, ardından Karadeniz ve İç Anadolu illerinde salgın ciddi patlama yaptı. Okulların açılması, yaz mevsiminin sona ermesi, metropollere doğru toplumsal hareketliliğin artması vaka artışı ile doğrudan ilgili. Artışın nedeni belli. Toplumsal önlemlerin bir tarafa bırakılması, aşı dışında diğer önlemlere yönelik ciddi bir çalışma yapılmamasının yol açtığı artan rehavet… Yine hızlı ve yaygın bir aşı kampanyasının yapılmamasının da artış da belirleyici olduğunun altını çiziyoruz.

***

Türkiye’nin de dahil olduğu önemli bir gündem de Covid-19’un neden olduğu anne ölümleri. Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Serap Şimşek Yavuz, hamilelere Koronavirüs (Covid-19) aşılarını yaptırmaları için çağrı yaptı.  Yavuz Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Biraz önce 2 gebe hasta daha geldi, birinin durumu ağır. İkisi de aşısız. Gebeler lütfen aşılanın.” ifadesini kullandı.  Yavuz daha önceki paylaşımlarında şu bilgileri paylaşmıştı:  “Tüm gebeler vakit kaybetmeden Covid-19’a karşı aşılanmalıdır.  Çünkü gebelerde ağır COVID-19 gelişme riski yüksektir, ülkemizde çok sayıda gebe COVID-19 nedeniyle ağır şekilde hastalanmış, bir kısmı hayatını kaybetmiştir. Mevcut aşılar gebelerde oldukça etkili ve güvenlidir, bebeğe herhangi bir olumsuz etkisi olmamaktadır. Hayvan çalışmaları ve klinik çalışmalardan elde edilen veriler,başta mRNA olmak üzere COVID-19 aşılarının anne ve bebeğe  zararlı bir etkisinin olmadığını, anneyi  koruduğunu ve hastalık riskini 5-10 kat azalttığını göstermiştir. Ek olarak annedeki antikorların yeni doğanda SARS-CoV-2’ye karşı   pasif bağışıklık sağlamak üzere  plasentadan ve anne sütüne  geçtiği de gösterilmiştir. ABD’de COVID-19 mRNA aşısı uygulanmış ve doğum yapmış  827 gebenin verileri incelendiğinde aşıların düşük, ölü doğum, konj anomali,bebeğin gelişimi,erken doğum,ölü doğum veya yenidoğan ölümü başta olmak üzere herhangi bir soruna yol açmadığı görülmüştür. Gebelikten hemen önce veya ilk 20 haftada  mRNA aşısı yapılmış 2456 gebede düşük riskinde artış görülmemiştir Bir başka çalışmada 92.000 gebede, düşük  oranının, COVID-19 aşısı olanlarda aşı olmayanlardan daha yüksek olmadığı belirlenmiştir.” Ankara Şehir Hastanesi Kadın Doğum Bölümü Başhekimi Prof. Dr. Özlem Moraloğlu, Türkiye’de ve dünyada son 1 ayda hamile ölüm oranının 22 kat arttığına dikkat çekti

***

DSÖ’nün küresel hedefleri açıklayan Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, “Hedefimiz bu ayın sonuna kadar dünya nüfusunun en az yüzde 10’unu, bu yılın sonuna kadar en az yüzde 40’ını ve gelecek yılın ortasına kadar nüfusun yüzde 70’ini aşılamak” dedi. Yüksek gelirli ülkelerin neredeyse yüzde 90’ı yüzde 10 hedefine, yüzde 70’ten fazlası ise yüzde 40 hedefine ulaştığını bildiren Ghebreyesus, hiçbir düşük gelirli ülke her iki hedefe de ulaşamadığını açıkladı.

Ghebreyesus, Covid-19 aşılamalarının hızlanması için aşı üreten ülke ve firmalara patent hakkından feragat etme çağrısında bulundu. Gelişmiş ve üst orta gelirli ülkelerde şimdiye kadar üretilen aşı dozlarının yüzde 75’inin uygulandığını belirten Ghebreyesus, düşük gelirli ülkelere ulaşan doz oranının, dünyadaki doz miktarının yüzde birinin yarısından bile az olduğuna vurgu yaparak, “Afrika’da aşılarını tamamlayanların sayısı yüzde 5’in bile altında” dedi. Ghebreyesus, DSÖ’nün eylül sonuna kadar tüm ülkelerin nüfusunun yüzde 10’unun aşılanması hedefini hatırlattı ve “Şimdiye kadar 58 ülke bu hedefi gerçekleştirebildi” diye konuştu. DSÖ’nün, bu yıl sonuna kadar tüm ülke nüfuslarının yüzde 40’ının, 2022 ortasına kadar ise yüzde 70’inin aşılanmasını hedeflediğini belirten Ghebreyesus, “Bu hedefin gerçekleşmesi için en az 11 milyar doz aşı gerekecektir. Söz konusu hedefe ulaşabilmek için yeterli aşı tedarikleri bulunmaktadır. Önemli olan, bu dozların adil bir şekilde dağıtılmasıdır” ifadelerini kullandı.

***

Avrupa Birliği (AB), üye ülkelerde yaşayan yetişkinlerin yüzde 75’inden fazlasının Covid-19 karşı tam aşılandığını duyurdu. AB yönetimi, üye ülkelerdeki yetişkinlerin yüzde 70’inin yaz sonuna kadar aşılanması hedefini belirlemişti. 31 Ağustos’ta bu oranın yüzde 70’e ulaştığı duyurulmuştu.

Airfinity göre Moderna, ürettiği Covid-19 aşısının çoğunu zengin ülkelere sattı. Moderna’nın geliştirdiği Covid-19 aşısını almak isteyen az sayıda orta gelirli ülkeler ise halen aşılarını teslim alamazken, en az 3 ülke, Moderna aşısı için ABD ve Avrupa Birliği’nden daha fazla para ödedi. Moderna’nın aşı satışı için anlaşma yaptığı Avrupa Birliği ile diğer 22 ülkeden hiçbirinin düşük gelirli olmadığı, sadede Filipinlerin düşük orta gelirli olduğuna dikkati çekilen haberde, ABD’nin tek doz Moderna aşısı için 15 ila 16,5 dolar, Avrupa Birliğinin 22,60 ila 25,50 dolar, Botswana, Tayland ve Kolombiya’nin ise aynı aşı için 27 ila 30 dolar arasında ödeme yaptığı ifade edildi.

***

ABD’nin en saygın kurumlarından Stanford Üniversitesi ve Emory Üniversitesi tarafından yapılan yeni bir araştırmada, iki doz Pfizer/BioNTech aşısı olanların bağışıklığının 6-7 ay sonra oldukça azaldığı görüldü. Uzmanlar, bu dönemin ardından 3. doz aşı yapılmasını önerdi.

***

Aşı yapılacak nüfus alt sınırının 12 yaşa indirilmesi, 3. doza rağmen Türkiye halen günlük 1 milyon doza ulaşabilmiş değiliz. Sağlık Bakanlığı hızlı ve etkin aşılama için herhangi bir çaba göstermiyor, aşılama kendi ritminde devam ediyor. Sağlık Bakanlığı istatistiklerine göre: ‘’9 Ekim saat 19:00 itibariyle son 24 saatte 187 bin 589 doz aşı uygulandı. Türkiye’de bugüne kadar, 54 milyon 467 bin 941 birinci doz, 46 milyon 156 bin 214 ikinci doz, 10 milyon 730 bin 752 üçüncü doz aşı uygulandı. Toplamda 112 milyon 225 bin 352 doz COVID-19 aşısı uygulandı. 18 yaş üstü nüfusa göre birinci doz Türkiye ortalaması %87,8, ikinci doz ortalaması %74,4 oldu. Oysa sağlık otoriterleri tüm nüfusa göre aşı oranın hesaplanmasını öneriyor. Böyle ele alırsak birinci doz aşı oranı % 65.1, ikinci doz ise % 55.2 olduğunu görürüz. Buna göre salgını kontrol için hedeflenen nüfusun %70’inin ikinci dozu yaptırması hedefinin oldukça gerisindeyiz. Bölgeler ve iller arasında ciddi eşitsizlik devam ediyor. Mülteciler ve ötekileştirilen topluluklarda ne kadar aşı yapıldığı verisine ulaşamıyoruz. Dahası Delta varyantı nedeniyle bu oranın en az %85 olması gerektiği iddia ediliyor. Türkiye özgünlüğünde istatistik kritik bir konuda 2 doz Sinovac yapılanların ‘ikinci doz aşı oranı’ hesaplanmasına dahil edilmesi. Salgın kontrolü için iki doz Sinovac’ın yeterli olmadığı kabul ediliyor, bu nedenle bu kişilerin 3.doz aşı olunca (Sinovac ya da Biontech) hesaplamaya dahil edilmesi daha gerçekçi değerlendirmeyi sağlayacaktır. Özellikle yaşlı nüfusun 3. doz aşılanması konusunda ciddi sorunlar olduğunu sahadan elde ettiğimiz verilerle söyleyebiliriz.

Türkiye halklarının aşıya direnci Avrupa’da yaşayanlarda da devam ediyor. Hollanda’da Covid salgınından en fazla etkilenen etnik grup olan Türkiye kökenli göçmenler arasında koronavirüs aşısı yaptıranların sayısının oldukça düşük olduğu belirlendi. Hollanda Belediye Toplum Sağlığı Merkezleri’nin (GGD) verilerine göre Amsterdam, Rotterdam ve Twente bölgelerinde Türkiye kökenli göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı yerlerde, aşılanma oranı yüzde 50’nin altında.

***

Aşı karşıtları 3. mitinge hazırlanıyor. Hekimlere miting izni vermeyen iktidarın aşı karşıtlarına göz yumduğunu belirten TTB Başkanı Fincancı “İktidar aşı karşıtlarının yanında” dedi. Fincancı, bunu 7 Ekim’de hakları için miting yapmak isteyen aile hekimlerinin mitingleri iktidar tarafından yasaklanırken aşı karşıtlarına verilen izinlerde daha net gördüklerini ifade etti. “İktidar kendi tabanındaki aşı karşıtları ve popülizm nedeniyle aşı karşıtlığına göz yumuyor, sessiz kalıyor” diyen Fincancı, aşının koruyuculuğu ve etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmışken yasal düzenleme yapılarak aşının zorunlu hale getirilmesi gerektiğine vurgu yaptı. Fincancı, “Aşı olmayanlar toplum sağlığını da tehlikeye atıyor. Aşı olmayanlar yüzünden vakalar ve bulaş artıyor. Aşı olup da kronik hastalığı olanlar hayatını kaybedebiliyor. Bu yüzden aşı karşıtlığını bir özgürlük alanı olarak tanımlayamayız” dedi. Rosa Lüksemburg’un “Bizim özgürlüğümüz başkalarının özgürlüğüdür” sözlerine atıf yapan Fincancı “Aşı karşıtlığı kötü bir keyfiyet olarak tanımlanabilir. Bu bir hak değil başkalarını hastalandırmaktır” diye konuştu.

***

Son zamanlarda toplum bağışıklığı için toplam nüfus üzerinden, Delta virüsü de dikkate alan açıklamalar bilim kurulu üyeleri tarafından da dile getirilmeye başlandı. Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü, Delta varyantının bulaşma hızı daha fazla olduğu için salgının kontrol altına alınabilmesi adına artık toplumun yüzde 90’ından fazlasının tam doz aşılı hale getirilmesi gerektiğini belirterek, “Wuhan’dan çıkan virüsle ilgili bu rakamı yüzde 70 olarak telaffuz ediyorduk ama şimdi bu yüzde 70’de yeterli olmayacak. Toplumda çok yüksek oranda aşılamayı gerçekleştirmek durumundayız.” dedi.

***

Aşı yaptırmayanlara yönelik kısıtlamalar ve PCR testi zorunluluğu gündemde. Fransa’da yetkililer aşı yaptırmayanlar için çok sayıda alanda zorunlu olan Covid-19 testlerinin 15 Ekim’den itibaren ücretli olacağını duyurdu.

***

İsveç Halk Sağlık Müdürlüğü, ABD’li ilaç şirketi Moderna’nın geliştirdiği korona virüsü (Covid-19) aşısının 1991 yılı ve sonrasında doğanlarda kullanımının durdurulacağını duyurdu. Açıklamada, aşının gençler üzerinde kalp kası veya kalp zarı iltihabı gibi yan etki riskinin arttığına dair bulgular elde edildiği belirtildi. İsveç’in ardından İzlanda’da benzer durdurma kararını aldı.

***

Avrupa İlaç Ajansı (EMA), koronavirüse karşı mRNA bazlı BioNTech/Pfizer aşısının üçüncü dozunun 18 yaş üstü kişilere uygulanması konusundaki kararını açıkladı. BioNTech/Pfizer’ın başvurusunu değerlendiren kurum, aşının üçüncü dozunun uygulanmasına onay verirken sağlıklı kişilerde ikinci doz ile üçüncü doz arasındaki sürenin en az altı ay olmasını tavsiye etti. EMA, bir diğer mRNA bazlı koronavirüs aşısı üreticisi olan Moderna’nın ilettiği verilerin ise değerlendirme aşamasında olduğunu açıkladı. ABD’li ilaç şirketi Johnson and Johnson’ın (J&J), tek dozluk yeni tip koronavirüs (Covid-19) aşısına ek destek aşı izni için başvuru yaptığı bildirildi.

***

İstanbul Barosu ve İstanbul Tabip Odası, pandemi önlemleri sıfırlanırken cezaevlerinde süren uygulamaların sağlığa erişim hakkı ve adil yargılanma hakkı ihlallerine neden olduğuna dikkat çekerek, Adalet Bakanlığı’nı harekete geçmeye çağırdı. Dr. Pınar Saip de yaptığı konuşmada cezaevlerindeki insan hakkı ihlalleri, mahpusların sağlık hakkına, tedavi olanaklarına erişimi sorunlarının pandemi sürecinde arttığına dikkat çekerek şöyle dedi: “Sorunlar derinleşerek artarken gündeme dahi gelmiyor. Bütün ülkede önlemler neredeyse sıfırlanmışken, cezaevlerinde olağanüstü önlemler alınıyor; cezaevindeki mahkumlar tecrit edilmiş halde. Görüşler, havalandırma vb. haklar kısıtlanmış durumda. Yine cezaevlerindeki pandemi tablosu da paylaşılmıyor. Cezaevlerindeki hasta sayısı, aşılama oranları vb. kamuoyuyla, bizlerle paylaşılmıyor. Mahpuslar bu kısıtlamalar sebebiyle adeta bir kez daha cezalandırılıyor. Yaşanan durum insan hakkı ihlaline dönüşmüş durumda.”

***

Çin’in Wuhan şehrindeki laboratuvarlarda 2019’un ikinci yarısında, ilk Covid-19 vakası bildirilmeden aylar önce, PCR testi ekipmanı alımının büyük ölçüde arttığına dair yeni yayınlanan rapor, corona virüsünün çok daha önce yayıldığının göstergesi olarak yorumlandı. 2018’de PCR ekipmanlarına 36,7 milyon yuan harcayan Çin’in 2019’da harcadığı miktar 67,7 milyon yuan. ‘Anormal, kaydadeğer ve önemli olarak nitelendirilen yüksek sayıdaki satın almaların çoğunun dört kurumdan yapıldığı belirtildi: Wuhan’daki The People’s Liberation Army Airborne Army Hospital, Wuhan Viroloji Enstitüsü, Wuhan Bilim ve Teknoloji Üniversitesi ve Hubei eyaleti Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi. John Hopkins Sağlık Güvenliği Merkezi’nden Dr. Amesh Adalja da araştırmada elde edilen sonuca ihtiyatlı yaklaşılması gerektiğini belirterek test alımındaki artışın arkasında yatan spesifik nedenin bilinmediğine dikkat çekti. Dr. Adalja PCR testinin pandemiden önce de patojen tespit etmek için kullanılan bir yöntem olduğunu anımsattı. 

JİN ve YENİ YAŞAM

İfşa kelimesi gizli bir şeyi açığa vurma, açıklama, yayma anlamına gelir. İfşa feminist bir mücadele aracı olduğunda ise “gizli” olup açığa çıkartılan şey, şiddetin en yaygın görülen hali olan kadına karşı erkek şiddetidir. Feminist ifşa, şiddetten hayatta kalan kadınları ve onların yaşamlarını öne çıkartarak faili gizleyen ve erkek şiddetini mazur gösteren patriyarkal hakikat oluşturma biçimlerine karşı güçlü, bu yüzden de tehlikeli görülen bir mücadele aracıdır.*

Bu hafta tacizi, tacizciyi ve destekçilerini sık sık gördük,  dinledik, düşündük. Ezberlenen bir döngü söz konusu oldu: öncelikle yapılanların inkarı; yapılanlar öne serilince tacize uğrayan kadının kimliği, kıyafetleri, ‘tasvip edilen’ bir kadın olmadığı dolayısıyla yalan söyleyebileceği ve alt metin olarak yapılanları hak etmiş olabileceği; kadının romantik ilişki yaşadığı bir erkek ile birlikte ağız birliği yaparak temize çıkma davranışı; son olarak tehtit edip yaşam alanını daraltmak üzere olan korku yaratma davranışı.  Birçok farklı olayda/şekilde hayatımızda ortaya çıkabildiği için döngü önemli. Taşrada ya da büyükşehirlerde etkili birilerinin istismar davalarında, üniversitede kadın öğrencisinin taciz eden akademisyenin disiplin sürecinde, Kürdistan’da kolluk görevlisinin sistematik cinsel sömürüsü yüzünden intihara sürüklenen bir genç kadının duruşmasında benzer süreçler görüyoruz. Karşı çıkmanın anlamı da bizim için daha büyük oluyor.

İfşanın temel sebeplerinden olarak yalnızlık ve çaresizlik duygularıyla başa çıkma, yaşadığı zorbalığı anlamlandırma, duygusal ve fiziksel güvenlik ihtiyacı, destek, tanıklık ve adalet talebi, zedelenen bağların onarılması sayılabilir. * Bu noktada da gördüğümüz döngü bize tanıdık geldiğinde kadının süreçten güçlenerek çıkması ve karşısındaki erki güçlendiren mekanizmaları da yıkmak gerektiği bilinmelidir. Feministler ifşanın hedeflerinin failin kim olursa olsun aklanmaması, ilişkilerde “onay kültürü”nün yerleşmesi, cinsiyetler arası yeni bir etik arayışı olabileceğini söylüyor.

Sonuçta, feminist mücadelenin büyük bir kısmı aslında patriyarkal sistemin şiddetini ifşa etme mücadelesidir. Şiddetin teşhiri, karmaşık duyguların uyanmasına ve çeşitli tepkilere neden olur. Açılmak, hem kendini açmak hem de faili işaret etmektir; cesaret ve sorumluluk almayı gerektirir (Altuntaş ve Saner, 2019). Bu hafta ünlülerin dünyasında izlediğmiz olay kendinden yaşça büyük, olduğu alanda daha eski, tanınırlığı daha fazla olan bir erkeğe karşı sesini çıkaran cesur bir kadın sesiydi. Karşısındaki kişinin medyada, yargıda, toplumsal algıda korunup kollanıyor olmasının onu hak aramaktan vazgeçirmeyeceğini vurgulaması biraz da genç kadınların kadın şiddeti ile mücadele eden bir toplumsal hareket görerek büyümesi ile alakalı. Yani kollektif bir mücadelenin ürünü.

Hafta geçti, hayat devam ediyor. Unutmuyoruz ki travmatik yaşantı tarihselleşerek iyileşir ve Angela Davis’in dediği gibi “özgürlük mücadelesi süreklidir”.

*feministbellek.org kaynak olarak kullanılmıştır.

AKADEMİDEN

5 Ekim tarihinde, aşılanan kişilerin delta varyantını bulaştırmalarına yönelik yapılan birkaç çalışmayı özetleyen bir haber Nature’ın news article kısmında Smiriti Mallapaty (2021) tarafından yayımlandı. Habere göre aşıların SARS-CoV-2’nin Delta varyantının yayılmasını ne kadar iyi önlediğini doğrudan inceleyen çalışmalar, iyi ve kötü haberleri birlikte içeriyor. Yazının bir kısmının çevirisini aktarıyoruz.

Çalışma (Eyre et al., 2021), Delta varyantı ile enfekte olan kişilerin, halihazırda bir COVID-19 aşısı yaptırmış olmaları durumunda, virüsü yakın temaslılarına geçirmelerinin daha az olası olduğunu göstermektedir. Ancak bu koruyucu etki nispeten ilk varyantlara göre düşüktür ve ikinci dozda üç ay sonra ciddi bir şekilde azalır.

Önceki araştırmalar, Delta ile enfekte olan kişilerin, daha önce aşılanmış olup olmadıklarına bakılmaksızın burunlarında aşağı yukarı aynı düzeyde viral genetik materyale sahip olduğunu bulmuştu, bu da aşılı ve aşısız kişilerin eşit derecede bulaşıcı olabileceğini düşündürmekteydi. Ancak araştırmalar ayrıca aşılanmış kişilerin daha sonra Delta’ya yakalanmaları durumunda virüsü yayma olasılığının daha düşük olduğunu gösteriyor. Zira burun mukozasındaki virüs seviyeleri aşılanmamış enfekte kişilere göre daha hızlı düşüyor ve burun sürüntüleri daha az miktarda bulaşıcı virüs içeriyor.

Eyre ve arkadaşlarının son çalışması, aşıların bulaşma üzerindeki etkisini daha doğrudan inceledi. Alfa ve Delta varyantlarının baskınlık için rekabet ettiği Ocak ve Ağustos 2021 arasında Birleşik Krallık’ta SARS-CoV-2 ile enfekte olan 95.716 kişinin 139.164 yakın temasından alınan test verilerini analiz etti.

Yazarlar, aşıların enfeksiyona ve ileriye doğru bulaşmaya karşı bir miktar koruma sağlamasına rağmen, Delta’nın bu etkiyi azalttığını buldular. Tam olarak aşılanmış ve ardından aşıdan kaçan Delta enfeksiyonu geçiren bir kişinin virüsü bulaştırma olasılığı Alpha ile enfekte olan birine göre neredeyse iki kat daha fazlaydı.

Ne yazık ki, aşının Delta iletimi üzerindeki faydalı etkisi zamanla neredeyse ihmal edilebilir seviyelere indi. Her ikisi de Birleşik Krallık’ta bulunan Oxford Üniversitesi ve AstraZeneca tarafından geliştirilen aşıyı aldıktan 2 hafta sonra enfekte olan kişilerde, aşısız bir yakın temasın pozitif çıkma şansı %57 iken, 3 ay sonra bu şans %67’ye yükseldi. İkinci rakam, aşılanmamış bir kişinin virüsü yayma olasılığı ile eşittir.

ABD şirketi Pfizer ve Alman firması BioNTech tarafından yapılan aşı ile aşılanan kişilerde de azalma gözlemlendi. Bu aşı ile aşılamadan hemen sonra Delta enfeksiyonunu yayma riski %42 idi, ancak zamanla %58’e yükseldi.

Bu çalışma henüz hakem tarafından gözden geçirilmemiş ve preprint aşamasındadır fakat veriler aşıların rapel dozlarının yapılıp yapılmaması gerektiğine dair önemli bir noktada duruyor.

Eyre, D. W., Taylor, D., Purver, M., Chapman, D., Fowler, T., Pouwels, K. B., Walker, A. S., & Peto, T. E. (2021). The impact of SARS-CoV-2 vaccination on Alpha & Delta variant transmission. Cold Spring Harbor Laboratory.                                       https://doi.org/10.1101/2021.09.28.21264260

Mallapaty, S. (2021). COVID vaccines cut the risk of transmitting Delta — but not for long. Nature. https://doi.org/10.1038/d41586-021-02689-y

İlginizi çekebilir