KORONA 7 GÜNLÜK 23-29 AĞUSTOS 2021

Silvia Federici, ‘Caliban ve Cadı’ da kapitalizmin doğuşunun kadınların değersizleştirilmesi, kadın emeğinin ve bedeninin sömürülmesiyle ilişkisini anlatır. ‘Cadı avları kapitalist toplumun gelişimi ve modern proletaryanın doğuşundaki en önemli olaylardan biridir.’ Orta çağda salgınların yarattığı emek krizi, doğurganlığın korunmasını önemli bir yere koymuştur. Kadın beden bilgisine sahip, doğum kontrolü ve kürtaj yöntemlerini bilen, örgütlenen ve muhalif olan şifacılar ‘cadı’laştırılarak öldürülmüştür. Kadın bedeninin ve emeğinin devlet kontrolüne alınmasıyla patriyarkal bir kapitalizm temellendirilmiştir. Kadın bedeni üzerinden üretilen bu beden ve nüfus politikalarının bir ucu da ‘kaynak yetersizliği’ne çözüm olarak geliştirilen sterilizasyon uygulamaları. 1975-77 Aciliyet Donemi ilan edilen yıllarda Hindistan başbakanı Indira Gandhi, yoksul kadın ve erkeklerin kısırlaştırılması kararını çıkarırken; Çin, aile planlama komisyonu başkanı Qian Xinzhong öncülüğünde 1979-2015 yıllarında tek çocuk politikasıyla ülke kaynaklarını yetirmeye çalışmıştır(!). Bu baskıcı politikaların iki mimarı da, öngörülü politikaları ve vizyonları takdir edilerek Birleşmiş Milletler’in Nüfus ödülünü almaya hak kazandılar (!). Yeni bir salgın ve hemen peşinden tekrar alevlenen Neo-Malthuşçu fikirleri bu tarihsel örnekler üzerinden nasıl okuyacağız? Kapitalizmin sebep olduğu ekolojik yıkım, iklim krizi, patriarkal kriz, ekonomik kriz … derken bu krizler uzayıp gidiyor ve yeni bir pandemiler çağı bizi beklerken sistem kendini devam ettirecek eski Malthusçu fikirleri tekrar hortlatıyor. Sistem eleştirisi yapılmadan, sanki bu krizler sadece nüfus artışına bağlı doğal kaynakların tükenmesine bağlıymış algısı yaratılarak çözüm olarak yine nüfus politikaları sunuluyor. Tarih boyunca bu nüfus politikalarının Öjenik bir yaklaşıma dönüştüğünü ve bu politikaların kadın bedeni üzerinde korkunç bir kontrol ve baskı aracı olarak kullanıldığını biliyoruz. Bugün Afganistan’daki savaşta kadınların yaşadıkları, yine yakın zamanda Işid’in köle pazarlarında satışa çıkardığı kadınların yaşadıkları da bu Malthusçu yaklaşımdan bağımsız değil. Ama hem Afgan kadınların hem de Kürt ve Ezidi kadınlarının direnişi sürüyor. Covid-19, yangınlar, seller, kesilen ormanlar… Yeni bir krizle kapitalizm nasıl baş edecek? Yaşanılan felaketlere aşırı nüfusun neden olduğunu düşünen neo Malthusçu kanadın, ırkçılıkla ve öjeniyle buluşması ve kadın bedeni üzerindeki baskıların artması egemenler için muhtemel bir gelecek tahayyülü olabilir. Peki bizim gelecek tahayyülümüz nasıl olacak? Pandeminin başından beri süregelen biyopolitika tartışmaları da çoğunlukla egemenlerin bu tahayyülünü gören bir yerden gelişti. Covid 19 pandemisinin bedenlerimize, hayatlarımıza yeni müdahale biçimleri yaratması beklenen bir riskti. Nasıl ki dünyada “terör” korkusu yaratılarak olağanüstü “güvenlikli” koşullara hapsedilmeye çalışıldıysak, şimdi de “mikrop” korkusuyla bedenlerimizin tamamen kontrolümüzden çıktığı bir ehlileştirilme riskiyle karşı karşıyayız. Ekolojik krizin nedeni nasıl ki nüfus artışı değilse, krizin çözümünün de nüfus politikaları olmadığı açıktır. Küçülmenin nüfusta değil, sistemde ve kapitalizmde gerçekleşmesi, üretime dayalı bir ekonomiden tedariğe dayalı bir ekonomiye geçilmesi önceliklenmelidir. Bir diğer gelecek tahayyülü de bireysel öfke ve kaygılarımızın toplumsal bir harekete dönüştüğü, bedenimizi ve emeğimizi özgürleştirdiğimiz bir dünyanın inşasıdır.

TOPLUM SAĞLIĞI

Covid-19 vakalarının küresel yükseliş eğilimi sürüyor. Farklı coğrafyalarda pandemi sık görülmeye, sık öldürmeye ve yaşamı altüst etmeye devam ediyor. Toplam vaka sayısı 216 milyon 713 bine yaklaşırken Covid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 4.5 milyonu aştı. Aktif hasta sayısı yükselmeye devam ederek, 18 milyon 570 bine dayandı. Bu ciddi artış bulaş tehdidinin oldukça büyük olduğunun göstergesi. 

Günlük vaka bildiriminde Haziran sonunda başlayan artış eğilimine devam ediyor. Küresel olarak Nisan ayına benzer bir tablo ile karşı karşıyız. Haziran ortalarında 360 binlere kadar inen ortalama günlük bildirim, Ağustos ayı ile birlikte 660 binlere kadar yükselmişti. Yedi günün ortalama vaka sayısı geçtiğimiz hafta 641 binelere kadar geriledi. Bununla birlikte ölüm sayıları yüksek hızda devam ediyor. Temmuzun ikinci haftasıyla birlikte artış eğilimine giren günlük can kaybı son bir hafta içinde ortalama 9 bin 792 kişiye yükseldi. 

Küresel düzeyde son bir hafta Covid-19’un seyri aşağıdaki tabloda özetlenmiştir.

Bir önceki haftaya göre değişim
Kıtalar Son 7 gündeki vaka sayısı Son 7 gündeki ölüm sayısı Vaka sayısı Ölüm sayısı
Dünya 4,489,438 68,544 -%2 – %0.5
Asya 1,814,379 30,745 %1 -%3
Kuzey Amerika 1,290, 556 14,312 -%3 %8
Avrupa 889,420 10,044 %0.3 %8
Güney Amerika 259,247 7,706 – %16 – %12
Afrika 222,479 5,548 -%9 -%0.4
Türkiye 132,508 1,631 -%3 %23

Yukarıda tabloda görüldüğü gibi dünya genelinde haftalık vaka ve ölüm sayısında iki hafta önce başlayan azalış eğilimi geçtiğimiz hafta da devam etti.  Vaka sayısı geçtiğimiz haftaya göre %2 iken ölümlerdeki azalış %0.5’de kaldı. 

Vaka sayısında azalış Kuzey (-%3), Güney Amerika (-%16) ve Afrika (-%9)’ gerçekleşirken Avrupa kıtasında %0.3 ve Asya kıtasında %1’lik artış gerçekleşti.  Avrupa kıtasındaki artış İngiltere, Almanya, İtalya, Hollanda, İsviçre kaynaklı. Bununla birlikte Fransa, Rusya ve İspanya’da azalış söz konusu. Asya kıtasındaki artış Hindistan, Japonya, Filipinlar, Vietnam ve İran’da dikkat çekerken Malezya, Türkiye, Tayland ve Endoznezya’da düşüş gerçekleşti. 

Covid-19’a bağlı ölüm sayısında küresel azalışa rağmen Kuzey Amerika ve Avrupa’da ciddi artış var. Benzer artış Türkiye için de geçerli. Bu çelişkili durum vaka sayısının az gösterilmesi ile ilgili olabilir deniyor. Bununla birlikte Delta varyantı nedeniyle aşısız ve ek bir hastalığı olan grupların enfeksiyondan daha ciddi etkilendiğine dair bilgiler paylaşılıyor. Eşitsizlik ve ayrımcılığın yaygın olduğu coğrafyalarda aşıya erişimde yaşanan sorunlar ölümlerdeki artış ile de kendini gösteriyor.

Küresel haftalık vaka sayısının çoğunluğunun Asya, Kuzey Amerika ve Avrupa kıtalarında olduğunu hatırlatalım.  Pandemi bu coğrafyalara yerleşmiş durumda. Bu kıtalar için sonbahar ve kış sert geçecek gibi görünüyor. 

***

Türkiye’de 14-20 Ağustos arasında haftalık vaka sayısı istatistikleri yayımlandı. İstanbul, Ankara ve İzmir’de vaka insidansı (görülme sıklığı) azaldı. 100 bin nüfusa düşen vaka sayısı Ankara’da 176.38, İstanbul’da 147.73, İzmir’de ise 46.24 oldu. Bu sayılar önceki hafta sırasıyla 199.55, 181.96 ve 49.81 olarak açıklanmıştı. Son haritaya göre yeni vaka yoğunluğunun en yüksek olduğu il ise 538.10 ile Rize. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Twitter’dan yaptığı açıklamada, “Bayburt, Gümüşhane, Kayseri, Gaziantep, Kilis, Bolu, Hakkâri, Nevşehir, Sinop, Kars: 14-20 Ağustos arasında vaka sayıları bir önceki haftaya göre en çok artan 10 ilimiz! Bu şehirlerden birindeyseniz, öncesine göre daha az güvendesiniz. Çözüm belli.” ifadelerini kullandı. Açıklanan son verilere göre 100 bin kişiye oranla vaka sayıları en yüksek iller şunlar: Rize 538.10, Bingöl 421.98, Batman 420.78, Bayburt 404.10, Mardin 352.16 ve Diyarbakır 340.02. Önceki hafta ise 656.80 ile Batman ilk sırada yer alıyordu. İstatistiklerle ilgili ciddi tartışmalar var, vaka sayısı azalırken ölüm sayısının artmaya devam etmesi gündemde. Sağlık Bakanlığı’nın her zaman olduğu gibi vaka sayısını gizlediği görüşü hakim. Sahadan alınan bilgilere göre en az %25 tespit edilen vakaların gizlendiği yönünde. Buna filyasyon ve temaslı bulma konusundaki isteksizlik de eklenince vaka sayısının bundan çok daha fazla olacağı öngörülüyor. 

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Pandemi Çalışma Grubu üyesi Güçlü Yaman, salgınla ilgili verilerde manipülasyon yapıldığını ve açıklanan ölümlerin gerçek ölümlerin neredeyse yarısı olduğunu söyledi.

***

Salgının yükseliş dönemlerinde sağlık çalışanlarının ölümlerinde de artışları gördüğümüzü hatırlatan TTB Başkanı Fincancı “Ne zaman ki aşı Türkiye’ye geldi ve aşılama başladı sağlık çalışanları ölümlerinde de belirli bir düşüş yaşandı hatta durma noktasına geldi. Bu hem ölümlerin önlenmesi hem de aşıların etkisini göstermesi açısından önemliydi” dedi. Fakat son dönemde duran, duymadığımız sağlıkçı ölümleriyle yeniden karşılaşmaya başladığımıza dikkati çeken Fincancı “Ne yazık ki ölen sağlık çalışanlarının ya aşı olmadıkları ya da ne yazık ki 2 doz Coronavac aşısı yaptırdıktan sonra 3. hatırlatma dozunu yaptırmamış olduklarını görüyoruz. Dolayısıyla son dönemde yeniden yaşanan sağlıkçı ölümleri bize aşılamanın önemini de gösteriyor” diye konuştu.

***

Ordu’da 6 aylık hamile C.F (23) koronavirüs nedeniyle yaşamını yitirdi. Aşı konusunda tereddütler gebeleri de çok fazla etkiliyor. Sosyal medyada dönen bilimsel destekten yoksun haberler gebelerin aşı yaptırmama eğilimini güçlendiriyor. Pandemi döneminde gebeliğin Covid-19 ile çok daha zor geçeceği, gebeliği ve annenin sağlığını olumsuz etkileyecği biliniyor. Aşı yaptırmayan gebelerin Covid-19 nedeniyle hayattlarını kaybettikleri haberleri basında daha sık yer almaya başladı. Covid-19 anne ölümleri için ciddi bir risk faktörü oldu. 

***

Dünya genelinde uygulanan aşı miktarı da 5 milyar dozu geçmiş durumda. Dünya nüfusunun yüzde 33,2’si en az bir doz aşı oldu. Dünya genelinde günlük olarak uygulanan aşı miktarı ise ortalama 38 milyon doz. Ancak ülkeler arasında aşılama konusunda hala büyük farklar var. Avrupa ve Kuzey Amerika’da aşılama oranları yüzde 52’yi geçerken Afrika’da henüz yüzde 4.5 civarında. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), aşılara erişimde adaletin sağlanamaması durumunda ise yeni varyantların devam edeceği konusunda uyarıyor.

***

Okulların açılması en çok tartışılan gündemler arasında. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve Sağlık Bakanlığı iş birliğinde hazırlanan “Covid-19 Salgınında Okullarda Alınması Gereken Önlemler Rehberi”, il milli eğitim müdürlüklerine gönderildi. Rehbere göre, öğrencilerle bir araya gelmesi zorunlu olan öğretmen ve okul çalışanlarının aşı olmamaları durumunda, haftada iki kez PCR testi ile taranmaları istenecek ve sonuçlar okul tarafından gerekli işlemler yapılmak üzere kayıt altında tutulacak. Öğrenci, öğretmen ve personelin ihtiyaç halinde kullanabilmesi için yeterli sayıda maske Milli Eğitim Bakanlığı tarafından temin edilecek. MEB hazırlık yaptığını söylese de bunların yaşama geçmesi ile ilgili ciddi sorunlar yaşanacağı bekleniyor. Eğitim emekçilerinin aşılanması ve güvenli okul ortamı kritik önemde. Eğitim emekçileri arasında hala istenen aşı oranına erişilebilmiş değil. Öğretmenlerin %70’inin aşılandığı (iki doz) açıklandı. Bu üç öğretmenden birinin aşısız eğitim-öğretim görevini sürdüreceği anlamını taşıyor. Yine öğretmenler dışındaki eğitim emekçilerindeki aşılı olanların oranı paylaşılmıyor. Eğitim emekçileri arasındaki aşı tereddünün azaltılması salgın kontrolünde öncelikler arasında yer alıyor. Buna karşın MEB’in konu ile ilgili ciddi bir motivasyon içinde olmadığı gözleniyor. Aşının yanında güvenli okul ve güvenli ulaşım konusunda da ciddi bir çaba görüşmüyor. Sınıf ve okul mekanlarının havalandırılması önemli. Ekim ayının ortalarına kadar pencerelerin açık tutulması ile önlem alınabilir. Havaların soğuması ile birlikte havalandırma ve havalandırma sisteminin kontrolü önemli hale gelecek. Bu konuda henüz atılmış bir adım yok. Öğrencilerin, velilerin ve eğitim emekçilerinin bu konuda devlet ve özel okul patronlarına basınç yapması gerekiyor. Havalandrımanın her gün denetimi toplum adına salgında rol alma açısından yararlı olacaktır. Benzer şekilde ücretsiz maskenin sağlanması, sınıflardaki öğrenci sayısının seyreltilmesi, sınıflarda-okulda geçen sürenin azaltılması konularında idarecilerin sıkı bir şekilde denetlenmesi de toplum tarafından yaşama geçirilebilir.

***

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, düşük ve orta gelirli ülkelerde Koronavirüs aşısına erişim hâlâ kısıtlıyken ülkelerin üçüncü doz uygulamasını en az iki ay askıya alması gerektiğini söyledi. Ghebreyesus “Virüs düşük aşılama oranı olan ülkelerde yayılmaya devam edecek ve bu durumda Delta varyantı daha bulaşıcı bir hâle gelebilir” dedi.

***

Sağlık Bakanlığı açıklamalarına göre Covid-19 aşısı yapılmasıyla toplam aşı sayısı 92 milyon 710 bin 374’e yükseldi. Birinci doz aşı sayısı 47 milyon 675 bin 684’e, ikinci doz aşı sayısı 36 milyon 521 bin 647’ye ve üçüncü doz aşı sayısı 8 milyon 299 bin 56’ya ulaştı. Uzun süredir günde 1 milyon aşıya ulaşılamıyor, dahası hafta sonları 400 binin altına düşülüyor. Bu aşılama stratejisi ile toplumsal bağışıklık için istenen tüm nüfusun %85’inin aşılanmasan hedefine ulaşılamayacak görülüyor.

***

İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre, şu anda İngiltere dahil birçok ülkede baskın Corona virüsü varyantı haline gelen Delta varyantında hastaneye yatma ihtimali, Alfa varyantına kıyasla iki kat daha fazla. Uzmanlar, aşının bu riski önemli ölçüde düşürdüğünü belirtiyor. Maksimum koruma oluşması için iki doz aşı gerekiyor. İngiltere Kamu Sağlığı Kurumu’nun yaptığı son araştırmalara göre, iki doz aşının hastanede yatmaya karşı etkinlik oranı Pfizer-BionNTech için yüzde 96, Oxford-AstraZeneca içinse yüzde 92 düzeyinde. Diğer araştırmalar, semptomlu Covid enfeksiyonlarına karşı aşıların koruma etkinliğinin zaman içinde azaldığını gösterse de, her iki aşı da Delta varyantından kaynaklı hastane tedavisi ve can kaybına karşı önemli bir koruma sağlıyor.

***

Bahreyn’de Covid-19 aşılarının enfeksiyona karşı etkileri araştırıldı. Dört farklı aşının da uygulandığı ülkede aşılamanın hastaneye yatış ve ölümü önlemede etkili olduğu tespit edildi. Araştırmada hangi aşının ne kadar koruma sağlandığı da listelendi. Aynı yaş grubundaki Pfizer-BioNTech aşısı olanlara kıyasla Çin aşısı Sinopharm almış 50 yaş üstü kişilerde enfeksiyon, hastaneye yatış, yoğun bakım ünitesine yatış ve ölüm riskinin daha yüksek olduğu gözlendi.  Araştırmaya göre aşısızlar ve aşılananların ölüm oranları şöyle;

  • Aşısızlar yüzde 1.32 (857 kişi)
  • Sinopharm yüzde 0.46 (112 kişi)
  • Sputnik yüzde 0.09 (3 kişi)
  • Biontech yüzde 0.0.15 (3 kişi)
  • AstraZeneca yüzde 0.03 (1 kişi)

***

Aşı güvenliği önemini sürdürüyor. Aşının etkili olması yetmiyor, güvenli üretimin sürekliliği de kritik önemde. Milyonlarca insan kısa sürede yapılan aşı ile ilgi küçük bir hata ölümlere yol açabiliyor. Japonya’da ABD’li şirket Moderna’nın Covid-19’a karşı geliştirdiği aşıdan yaptıran iki kişi öldü. Moderna’nın 1,5 milyondan fazla dozunun kullanımı, açılmamış bazı şişelerde yabancı madde tespit edilmesi üzerine perşembe günü durdurulmuştu. Japon medyasına göre şüpheli aşılar İspanya’da üretildi. Kirlenmiş aşı tüplerinin toplam sayısının 39 olduğu ve Japonya’daki sekiz aşı merkezinde görüldüğü belirtiliyor. Toplamda askıya alınan Moderna aşısıysa 1,63 milyon dozun üzerinde.

***

Pandemi döneminde fırsatçılar yine devrede… Koronavirüs salgınından etkilenip hastalığı ağır geçiren bazı hastalar için, High Flow cihazına ihtiyaç duyuluyor. Yüksek akış oksijen terapi cihazı olarak bilinen bu cihaz, hastalara oksijeni daha yoğun bir şekilde verilmesini sağlıyor. Sağlık Bakanlığı, cihazı salgından etkilenen hastaların tedavisinin yapıldığı merkezlere dağıtımını yaptı ancak yeterli olmadığı durumlarda hastaneler cihazı hastaların temin etmesini istiyor. İstanbul’da üretim ve satış yapan bir firma, satış fiyatı 11 bin lira olan bu cihazı, hastalara 10 günlüğüne kira veriyor. Kiralama bedeli olarak ise hastalardan talep edilen ücret 5 bin lira. Asgari ücretin neredeyse 2 katı bedelle kiralanan bu cihazla birlikte, yanında tek kullanımlık bazı ekipmanlar da veriliyor.

***

Pandemi açısından mevcut bilgilerimizin güncellenmsei ve stratejinin buna göre devreye sokulması gerekiyor. Bulaş, varyantlar, kalıcı bağışıklık ve aşıların koruyuculuğu konusundaki bilgilerimizde pandeminin 18 ayını tamamlanması ile epey değişiklik oldu. Başlarda en önemli bulaş kaynağının damlacık yolu olduğu söyleniyordu, hava yolu ile bulaş önemsenmiyordu. Zaman içinde hava yolu ile bulaşın da ciddi bulaş kaynağı olduğu görüldü. Aşının erken bulunmasına karşın patent engeli ve üretimin sadece sınırlı sayıda patrona bırakılması nedeniyle virüsün mutasyonlar geçirerek daha fazla bulaşır hale gelmesi, Delta varyantı gerçeği ile gözler önüne serildi. Artık hasta bir kişi 5-8 kişiye bulaştırabiliyor. Bulaş konusunda sadece yetişkinler değil ergenler ve çocukların da duyarlı nüfus olduğu ortaya çıktı, yetişkinler kadar olmasa da… Maskeyi sadece sağlıkçılar ve hastalar taksın denirken şimdi herkes takmalı görüşü hakim, hem kapalı mekanlarda hem de açık havada… Dahası insidansın yüksek olduğu yerlerde ve zamanlarda kapalı mekanlarda N95-FFP2/3 veya çift naske takılması da gündemde. Maskenin koruyuculuğu açısından standartlara uygun olup olmaması da kritik. Ne yazık ki ücretsiz nitelikli maske sağlanması devletler açısından cazip görülmedi, hiç bir ülkede bu konuda bir adım yok. Ücretsizden vazgeçtik, standartların sağlaması dahi denetlenmiyor diyebiliriz. Benzer durum bulaş konusunda kritik olan havalandırma-iklimlendirme konusunda da geçerli. Bulaşı engelleyecek ve havanın temizliğini sağlayacak iklimlendirme-havalandırma konusunda ciddi bir denetim söz konusu değil. Devletin bu yükümlülüğünü yerine getirmediğini söyleyebiliriz. Üstelik sendika, demokratik kitle örgütleri ve meslek odalarının (TMMOB) da bu konuda  toplumsal denetim rolünü yerine getirmediğini söyleyebiliriz. Bu önlemler devletin ve sermayenin insafına bırakılmış durumda. Aşı en kritik önlem… Bununla birlikte bağışıklığın geci olması, antikor yanıtının 6. ayda koruyuculuktan uzaklaşması ve Delta varyantı işleri çok karıştırdı. Aşıların güncelenmesi ve aşının daha sık tekrarlanması söz konusu… Virüsün dolaşımın engellenmesi, küresel düzeyde dünya nüfüsunun en az 1 doz aşı ile aşılanması ile mümkün. Bununla birlikte DSÖ kendini yırtsa da aşıya  erişim ancak merkezi kapitalist ülkeler ve olanakları olan ülkeler için geçerli. Yoksul ülkelerde ve sömürge coğrafyalarda aşıya erişim çok çok sınırlı düzeyde. DSÖ’nün ‘3.dozu ertelenmesi ve aşısı yapılmayan nüfuslara yapılması’’ önerisi halk sağlığı açısından kritik önemde. Bununla birlikte küresel düzeyde bu çağrıya yanıt verilmiyor, görmezden geliniyor. Ülkeler 3. dozun hatta 4. dozun peşinde… Toplumsallıktan ve dayanışmadan uzaklaştıran toplumlar, virüsün endemik dolaşımının sürmesini ve pandeminin varlığını devam ettirmesini de beraberinde getiriyor. Bir önemli hususta aşılı nüfus yüksek olsa da aşılı kişilerin hastalığa yakalanabileceği, hastalığı hafif geçirebileceği ya da fark etmeden (semptomsuz) geçirebileceği bilgisi. Bu durum bulaştırıcılık açısından kritik. Her ne kadar aşısızlarla karşılaştırıldığında daha az olsa da, aşılı kişiler de hastalığı bulaştırabiliyor. Bu bulaş özellikle aşısız nüfuslarda etkili oluyor. Bu değişen bilgiler aşı ile birlikte diğer önlemlerin (toplumsal hareketliliğin kısıtlanması, kalabalıklaşmanına azaltılması, fizik mesafe, havalandırma, maske, el hijyeni gibi) devamını zorunlu kılıyor. Dahası birinci basamağın hasta ve temaslıları erken bulması ve izolasyon-karantina koşullarını sağlamasını da zorunlu kılıyor. Mevcut sağlık örgütlenmesi, devlet ve sermaye bu konuda isteksiz. Bu konuda toplumun öz savunmasını güçlendirmesi ve daha fazla devreye sokması salgın kontrolünde olmazsa olmazlar arasında. Bir yandan devlet ve sermayeye yükümlülüklerini hatırlatırken, öte yandan salgının kontrol altına alınması için birey ve toplumun yapabilecekleri önlemler konusunda istekliliğini artırması gerekiyor. Bununun yolu bireyciliğin hakim olduğu gündelik yaşamda yeniden toplumsallığın tohumlarını ekmekten ve çoğaltmaktan geçiyor. Örgütlenmekten geçiyor. Örgütlü müdahalelerden geçiyor. Meclis türü örgütler kurmaktan geçiyor…

AKADEMİDEN

Kuzey Kutbu, Kuzey Yarımküre’de, Kanada’nın bazı kısımlarını, Danimarka Krallığı’nı (Grönland ve Faroe Adaları), Finlandiya, İzlanda, Norveç, İsveç, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri’ni (Alaska) kapsayan, 7 milyon insanın seyrek olarak yaşadığı geniş bir alanı kapsar. . Arktik sakinlerinin çoğu şehirlerde ve kasabalarda yaşasa da, çoğu karayolu bağlantısı olmayan binlerce küçük köy geniş bir bölgeye dağılmış durumda ve genellikle Yerli nüfustan oluşuyor. Kuzey Kutbu’nda ilk COVID-19 vakası 21 Şubat 2020’de kaydedildi. O zamandan beri, 580.000’den fazla Arktik sakini SARS-CoV-2 ile enfekte oldu ve 11.000’den fazla kişi öldü.

Kuzey Kutbu aynı zamanda yüz binlerce Yerli insanın evidir. Yerli topluluklar, zayıf ekonomik koşullar, sınırlı sağlık seçenekleri, kalabalık konutlar, gıda güvensizliği ve mevcut komorbiditeler nedeniyle COVID-19 pandemisine karşı özellikle daha savunmasızdır. COVID-19’un yerli toplumlarda özel bir rolü olan yaşlılar üzerindeki orantısız etkisi gelenek, dil ve kültürün kaybolmasına neden olabilir. Aynı zamanda, yerli Arktik sakinleri, yerli bilgisine gömülü benzersiz dayanıklılık kaynaklarına sahiptir. Yerli ve batili bilimsel bilgi arasında köprü kurmanın COVID-19 krizi için bir çözüm kaynağı olarak görüldüğü günümüzde, nesiller boyu hastalıkla mücadele deneyimi ve önceki pandemilere ilişkin hatıralar anlamlı hale geldi.

Grönland ve kuzey Kanada gibi büyük yerli nüfusa sahip bir dizi Arktik bölgesinde SARS-CoV-2’nin sınırlı yayılımı görülmüştür. Mevcut raporlar halk sağlığı ve yerli bilgi odaklı yaklaşımları birleştiren katı tedbirlerin bu bölgelerde COVID-19’un yayılmasını azaltabildiğini göstermektedir.

Halkın aktardığına göre, birçok Yerli Arktik sakininin COVID-19’dan muzdarip olmasına rağmen, geleneksel geçim uygulamalarının ve Yerli bilginin pandemi boyunca güçlü duygusal, zihinsel, ruhsal ve fiziksel destek sağlamıştır. Tundralar, nehirler, göller ve ormanlar gibi geleneksel geçim yerleri, yerli halkın enfeksiyon kapma endişesi olmadan ve mağazaların kapanmasına rağmen aç kalmaktan endişe etmeden yaşamını sürdürebildiği güvenli bölgelerdi.

Ek olarak, Yerlilerin baskın olduğu bölgelerde 1918 grip salgını gibi yıkıcı geçmiş salgınların uzaklığı ve kültürel hafızası, oradaki sakinlere yakındaki madencilik ve diğer endüstriyel yerleşimlerde görülmeyen bir koruma düzeyi sağlamış olabilir. Alaska ve kuzey Rusya’da, genellikle daha az yerel olarak yönlendirilen düzenlemeler daha şiddetli bir pandemiye katkıda bulunmuş olabilir. Bununla birlikte, kırsal Alaska’da, halk ve Yerli sağlık sistemleri arasındaki işbirliği yoluyla yürütülen hızlı bir aşılama programı sayesinde çok sayıda vaka hafifletilmiştir. Alaska’nın bazı bölgelerinde, sakinlerin yaklaşık %50’si 1 Nisan 2021’de aşılanmıştır ve bu da Yerli topluluklardaki aşılama programlarına örnek teşkil etmektedir.

Yerli topluluklar, önceden var olan sağlık koşulları, hassas sosyoekonomik durum ve politik marjinalleşme nedeniyle pandemik patojenlere karşı oldukça hassastır, ancak Yerli bilgi ve gelenekleri hızlı aşılama, maskeleme için güçlü zorunluluklar, tıbbi izolasyon gibi etkili halk sağlığı müdahaleleriyle birleştirildiğinde gayet ölümle bir sonuç sağlanmıştır. Yerli bilgi, toprakta uzun zaman harcamak, geleneksel geçim faaliyetlerini uygulamak ve ruhsal ve duygusal sağlığı korumak gibi kültürel ve iyileştirici uygulamaların kullanımı yoluyla önemli bir destek sağlamıştır. Yerli bilgiler, COVID-19 sonrası rehabilitasyon ve gelecekteki pandemik müdahaleler için potansiyel bir araç olarak, özellikle Tek Sağlık yaklaşımının bir parçası olarak araştırılmalıdır.

Kuzey Kutbu’nda öğrenilen dersler, COVID-19’un dünyanın diğer bölgelerindeki savunmasız nüfuslar, özellikle uzak veya Yerli topluluklar arasında yayılmasına karşı önemli dayanıklılık araçları sağlayabilir. Bu dersler, yalnızca bugün COVID-19’u ele almak için değil, gelecek yıllarda daha sık hale gelebilecek, gelecekte ortaya çıkan bulaşıcı hastalık salgınlarını azaltmak için halk sağlığı stratejik planlama amaçları için de çok önemli olabilir.

Petrov, A.N., Welford, M., Golosov, N. et al. Lessons on COVID-19 from Indigenous and remote communities of the Arctic. Nat Med (2021). https://doi.org/10.1038/s41591-021-01473-9

PANDEMİDE BİÇİM VE HALLEY KUYRUKLU YILDIZI

Edebiyatta tarhsel olgular ve toplumun kendisi kurgusal yapıtın içeriğinden de anlaşılacağı gibi metinlerde kullanılan biçimden de anlaşılır. Zira dil tümüyle yazarın içinden geçen bir doğadır*. Yeni üretim biçimlerinin gelişmesi bilinç üzerinde etkilerde bulunmuş bilinç parçalanmış, yabancılaşma gerçekleşmiş ve bu değişimler biçime de yansımıştır. Klasik edebiyatta, yazının toplum üzerindeki gücü etkinirliği güçlüyken günümüzde artık yazı kendi okuyucu kitlesine yazılır olmuştur. İlkin fransız devrimcilerinin farkettiği devrimin romantik dilini geliştirme yazını yani devrimi yazıyla sonraki kuşaklara aktarma arzusu bu büyük yapıt dönemlerinden kalma bir şeydir. Kitlesel yıkımlarla geçen yıllar yeryüzünden taşan kan ve sömürü endüstri dönemleri ile birlikte bilinç parçalandıkça mimesis/taklit/temsil yerini temsilin yıkılışına ve daha doğrusu nesne ve biçimin birbirine uygun hareket ettiği zamanlardan nesne ve biçimin savaşı yerine bırakmıştır. Bu bile kısa sürmüş ilkin şeyler dili var ederken artık dil şeyleri var etmeye başlamıştır. Böyle dönemler algıyı ideoloji gibi ters-yüz etmiş, özneyi yersiz-yurtsuzlaştırmış temkinli bir zemin bırakmamıştır artık. Temsil edlien nesnlerle böyle oynandığı dönemlerde bile varoluştan vazgeçilmemiştir ama. Bu biçimdir. Biçim romanlarda sosyolojiyi anlatır. Aile romanları fazlaca yazılıyorken bu romanların ana soylu aile kurumunun erilleştiği ve dayanışma yapısının bozulduğu dönemlere denk gelmesi bir tesadüf değildir. Yazarlar romanlarında bilinç akışı ile yazımlar üretmiş ve sık sık geri dönüş teknikleri kullanmış, bu da kendi döneminde bireyin yalnızlaştığına daha çok içe kapandığına kendisiyle konuştuğuna işaret etmiş. Katmanları bol bol olan bir alan sunmuş biçim artık çünkü bu insan ruhudur ve parçalanmıştır. Sınırların aşıldığı geri dönülmez sınırların da bir bir geride bırakıldığı iklim krizleri ile boğuşulduğu teknolojik tahakkümünün gün geçtikçe yaşam alanını daha fazla baskı altına aldığı araçsal aklın gaz odalarında yüzlerce insanı mesela faşist sağlık memurunun bir tuşa basarak öldürebildiği Avrupada yükselmiş sonra ezilmiş olan Alman faşiziminden beri uzaktan bir tuşa basarak  yüzlerce insanı bir SİHA ile öldürebilen cellatlar görülmemiştir. Bugün pandemi mi var yoksa savaş mı var? Pandemi olmasaydı maske mesafe ve TEMİZLİK sözcükleri kimbilir bizde neleri uyandıracaktı. 

Edebiyat salt bir edim için mi göstermeli veyahut ‘nasıl yapmalı?’ mı demeli yoksa edebiyat zaten hep yapageldiği gibi dili ve özneyi mi sorunsallaştırmalıdır. Köşesine gönderilen metinleri okuyucu alımlamamıştır hiçbir zaman. İbranicede nevi/nebi sözcüğü içinden gelen şeyleri söyleyebilen anlamına gelirmiş. Belkide öncelikle nebi olmamız gerekiyor. Pandeminin de kendi biçimini yakalamasına zaman verilmelidir. Bugün iklim krizini sorunsallaştırdığını iddia eden yazarların popüler kültür ile ilişkilerini yeni baskıları 150,000 yapan kitaplarından anlıyoruz. Fransızcada erkeğe masculen denir. Erkek maske takmış bir yaratıktır. Bugün pandemiden ötürü taktığımız maskeler ise ‘benim baktığım yerden bana bakamazsın’ kuralını değiştirmiş karşımızda jest ve mimikleri olmayan ayna görüntüsüne benzeyen veya bir yabancıya dönüşmüş özneler yaratmıştır. Duygulanışlarından var ettiği kanaatlerinden yola çıkarak günlük yaşamını sürdüren özneler pandemide bir yazar gibi maskesiyle ilerler. Sağduyularını da yitirir dururlar.      

Belkide bu yazılan hiçbir satır doğru değildir. Batı yazının burjuva serüveni anlatılmaktadır daha çok. Öyleyse günlük bir bağıntı ile devam edelim. 

“Bizimle doğa arasında bir uzam vardır. Bir şey düşünürüz bir kapı kilitlenmez ve kırılır baskıyla, bir bombalamada yüzlerce insan hayatını kaybeder, horoz öter. Uzamı kesmeye başladığında içimiz, bize bir şeylerin değdiğini hissetmeye başlarız. Yersiz yurtsuz yabancı, uzam ay ışığıdır kesilmiş su, bakar üstünü örtmek için bir anne, horoz öter, biçim kendini gösterir, uzamı keser içimiz, bir basın açıklaması vardır, yeri doldurulmaz bir gün daha bitmek üzeredir kaybettiklerimiz uzamın kesilen tarafından pas tutmaya başlar, tahammül dayanılmamış bir geceydi zira. Görünen o ki bizimle doğa arasında bir bağlantı vardır. Derlerki biz bir Halley kuyruklu yıldızıyız ve uzamı keserken, uzamı keser kendi içimiz farkında oldukça kesilir devam eder yanarız, parlamaya başlar kuyruğumuz. Derlerki Halley kuyruklu yıldızı farkındadır herşeyin. Yanar ve yamar parlaklığı karanlığı aydınlatır ama kendisiden kaçıverir.”

Kaynak: Ata Soyer Sağlık ve Politika Okulu

İlginizi çekebilir