KORONA 7 GÜNLÜK (20-26 EYLÜL 2021)

Günlük vaka bildiriminde Ağustos sonunda başlayan düşüş eğilimi geçtiğimiz hafta da devam etti. Haziran ortalarında 360 binlere kadar inen ortalama günlük bildirim, Ağustos ayı ile birlikte 660 binlere kadar yükselmişti. Düşme eğilimi vaka sayısına da yansıdı, geçtiğimiz hafta günlük ortalama vaka sayısı 500 binin altına inerek, 466 bin 329 kişi oldu.

Benzer düşüş haftalık ölümlerde de gerçekleşti. Temmuzun ikinci haftasıyla birlikte artış eğilimine giren günlük can kaybı iki hafta önce ortalama 9 bin 792 kişiye yükselmişti. Ortalama günlük ölüm sayısı düşme eğilimini sürdürdü, geçtiğimiz hafta 8 binin altına indi,  7 bin 704 kişiye geriledi.

Küresel düzeyde son bir hafta Covid-19’un seyri aşağıdaki tabloda özetlenmiştir.

Bir önceki haftaya göre değişim

Kıtalar

Son 7 gündeki vaka sayısı

Son 7 gündeki ölüm sayısı

Vaka sayısı

Ölüm sayısı

Dünya

3,264,277

53,922

– %12

– %10

Asya

1,174,447

16,483

– %12

– %20

Kuzey Amerika

985,687

17,303

– %20

– %4

Avrupa

828,927

12,140

+ %2

+%4

Güney Amerika

176,067

5,109

– %11

– %14

Afrika

83,159

2,705

– %25

– %18

Türkiye

192,778

1,577

+ %5

– %8

Yukarıda tabloda görüldüğü gibi dünya genelinde haftalık vaka ve ölüm sayısında altı hafta önce başlayan azalış eğilimi devam etti.  Küresel düzeyde vaka sayısında %12 ve ölümlerde %10’luk azalış gözlendi. Geçtiğimiz hafta yükseliş eğilimine giren Güney Amerika’da vaka ve ölüm sayılarında düşüş gerçekleşti. Bununla birlikte Avrupa’da haftalık vaka sayısı %2 ve haftalık ölüm sayısı %4 yükseldi. Avrupa ve Güney Amerika’daki pandeminin eğilimi birkaç hafta içinde netleşecek görülüyor.

Küresel ve kıta düzeyinde bu azalış eğilimine rağmen içlerinde Türkiye’nin de bulunduğu bazı ülkelerde vaka artışı dikkati çekiyor. Haftalık yeni vaka sayısı artış gösterdiği ülkelerden ilk sıralarda yer alanlar şunlar: İngiltere (%14), Türkiye (%5), Rusya (%8), Meksika (%13), Ukrayna (%45) ve Romanya (%63).

Ölüm sayısında da küresel eğilime göre  bazı ülkelerde artış gündemde. Haftalık ölüm şunlar: Rusya (%4), Meksika (%13), Sırbistan (%29) Ukrayna (%43) ve Romanya (%57).

Türkiye küresel eğilimin aksine vaka sayında artış eğilimini sürdürmesi kaygıları artırıyor. Sevindirici olan son iki haftadır ölüm sayısında bir nebze de olsa düşüşün gerçekleşmesi. Buna rağmen ölüm hızının çok yüksek olduğunu hatırlatmalıyız.

Sağlık Bakanlığı 11-17 Eylül arasındaki illere göre 100 bin kişide görülen vaka sayılarının yer aldığı haritayı paylaştı. Vaka artışı bu haritalara da yansıdı. Açıklanan son verilere göre 100 bin kişiye oranla vaka sayıları 400’ün üzerinde olan illerin sayısı 10 oldu: Trabzon, Malatya, Rize, Kayseri, Kastamonu, Malatya, Kırıkkale, Elazığ, Erzincan ve Yozgat. 4-10 Eylül arasında İstanbul’da 183.48 olan vaka sayısı 229.92’ye, Ankara’da 282.66 olan vaka sayısı 343.08’e, İzmir’de 43.26 olan vaka sayısı 49.58’e yükseldi.  Benzer şekilde vaka oranları Kastamonu’da 289.34’ten 461.77’ye, Kırıkkale’de 270.18’den 433.08’e, Zonguldak’ta 203.65’ten 361.63, Tokat’ta 237.51’den 377.85’e, Trabzon’da 400.54’ten 538.61’e, Malatya’da 365.44’ten 485.64’e, Yozgat’ta 290.39’dan 404.92’ye, Düzce’de 204.71’den 316.42, Erzincan’da 313.53’ten 400.97’ye ve Çorum’da 217.68’den 301.63’e yükseldi.

Eylül başında ilköğretim ve ortaöğretimin ve henüz az da olsa üniversitelerin yüz yüze başlaması, yaz mevsiminin sona ermesi ile özellikle metropollerde toplumsal hareketliliğin artması vaka artışı ile doğrudan ilgili. Son dönem önlemlerde gevşeme, tek adam rejiminin aşı dışında diğer önlemlere yönelik çalışma yapmamasının yol açtığı rehavet bu artışta önemli rol oynuyor. Yine etkin bir aşı kampanyasının yapılmamasını da artış da belirleyici olduğunu söyleyebiliriz.

***

Artan vakalarının suçlusu bulundu: VATANDAŞLAR. Sağlık Bakanı Koca, ‘’ Kayıplarımız benzer şekilde yüksek seyrediyor. Aşının varlığı en büyük gücümüz. Buna rağmen vaka sayısı ve kayıplarımız artarken tedbirlere uyumda ise buna paralel bir artış olmuyor. Daha üzücü olan ise tedbirlere uymakta gevşeklik gösterdiğimiz ortadadır’’ dedi.

Ne yazık ki Bilim Kurulu üyeleri de aynı düşünüyor. Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi ve Ankara Şehir Hastanesi Yoğun Bakım Uzmanı Prof. Dr. Sema Turan, “Hasta sayısı artıkça yani pozitif kişi sayısı arttıkça ve doğal olarak hastalanan birey sayısı da arttıkça sağlık sisteminde çok ciddi bir yük başlıyor ve çok sayıda hasta kabul etmek durumunda kalıyoruz. Ölüm oranları da oldukça yüksek gördüğünüz üzere. O nedenle bir takım önlemler gerekebilir. Şu an en önemli önlemlerden bir tanesi kış aylarına geliyoruz; kapalı mekanlarda geçirilecek süreler uzayacaktır. O nedenle bu noktada dikkatli olmak gerekiyor. Tabi ki ilk hedef bireysel önlemler öncelikle. Toplu bir takım önlemler almak istemiyoruz ama eğer şiddet bu şekilde devam ederse bu her zaman önemli bir konu olarak gündemimizde olacak. Bu aslında tamamen aşılama ile ilişkili. Aşılanan, 2 dozunu olmuş birey sayısı artıkça alınacak önlemlerde buna bağlı olarak azaltılabilir. O yüzden vaka sayısı artmaya devam ederse sırasıyla, tüm dünyada olduğu gibi bizde her türlü önlemi konuşmaya başlarız. Ama şu aşamada önceliğimiz aşılama. Aşılama konusunda hassasiyet istiyoruz. Ve tabi ki toplu bir kapanma istemiyorsak bireysel önlemlerimize de dikkat etmek istiyoruz. Burada maskenin, mesafenin, hijyenin önemini başından beri vurguladık. Bu bir tekerleme değil herkesin uyması gereken kurallar. Bireysel alınan önlemler toplu önlemlerin önüne geçecektir.” ifadesini kullandı.

Oysa bulaşıcı hastalıkların kontrolü ile ilgili literatür bilgisi tam aksini söyler: Toplu önlemler bireysel önlemlerden daha etkilidir.

***

Salgının yarattığı gerçek yıkımın boyutunu ölçebilmek için “fazladan ölümlere” bakılması gerektiğini vurgulayan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Pandemi Çalışma Grubu üyesi Güçlü Yaman, “Fazladan ölüm, normal zamanlarda beklediğimiz ölümlerden fazla gerçekleşen ölümler. Ölüm verilerini internetten paylaşan 23 belediyeden ulaştığım sayılara göre, Türkiye’deki ölümlerin yüzde 48’inin olduğu yerlerde, salgının başından CHP’nin aldığı tarih olan ağustosa kadar olan dönemde tespit ettiğim fazladan ölüm sayısı 80 bin. Benim elde ettiğim sayı, CHP’nin elde ettiği sayıdan 15 bin fazla” dedi. CHP’nin elde ettiği sayıyı Türkiye geneline uyguladığında 133 bin ölüm olabileceğini açıkladığını anımsatan Yaman, “Türkiye projeksiyonuna göre, bu sayı ağustos ayı itibarıyla 160 bin civarında. Bu projeksiyonu yaparken 2020 Mart-Temmuz arasındaki salgın kaynaklı ölümlerin yarısının İstanbul’da gerçekleştiğini, temmuzdan sonra tüm Türkiye’ye eşit yayıldığını kabul ediyor, Şubat 2021 sonrasını ise yüz binde vaka sayılarına göre hesaplıyorum” ifadelerini kullandı. Kendi tespitiyle 2020’de fazladan ölüm sayısının 110 bine yakın olduğunu aktaran Yaman, “Bakanlığın açıkladığı Covid-19 ölüm sayısı ise 21 bin civarında. Yani fazladan ölümler 5 kat civarında. Fakat 2021’de bu tablo değişti. Artık ölümlerin 5’te 1’i değil, yarıya yakını açıklanıyor. Tüm salgın dönemine baktığımızda fazladan ölüm sayıları resmi Covid-19 ölümlerinin üç katı” diye konuştu.

***

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) her yıl haziran ayında yayımlanan “Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri 2020” hala yayınlamadığını hatırlatan HDP Iğdır Milletvekili Habip Eksik, “TÜİK’in 2020 yılına ait ölüm nedeni istatistiklerini yani salgınının gerçek ölüm bilançosunun ortaya çıkmasını engellemek için 2 aydır açıklamaması şüpheleri kanıtlar niteliktedir” dedi.  Özellikle 2020 yılında yani pandemi döneminde nüfus artış hızının düşmesi bazı meslek örgütlerinin ve belediyelerin pandemi kaynaklı ölümlerin büyük bir kısmının gizlendiği beyanlarının basına yansıması ve açıklanmayan gerçek veriler, oluşan nüfus artış hızında yarı yarıya yaşanan düşüşün sebebinin, gizlenen “kovid-19” ölümlerinden kaynaklandığını düşündürdüğünü ifade eden Eksik, “2020 ölüm ve ölüm nedeni istatistiğinin yayımlanmaması kamuoyunda gizlenen “Covid-19” ölümlerinden kaynaklandığını düşündürmektedir. Bilgi edinme hakkı doğrultusunda doğru, gerçek, şeffaf verilerin tespiti ve varsa bu konuda eksikliklerin belirlenmesi, eksikliklere sebep olan kişi ve kurumların ortaya çıkarılması ve ülkenin geleceği açısından daha doğru bir planlama yapılabilmesi, gerekli önlemlerin alınabilmesi için kamuoyunun acilen aydınlatılması gerekmektedir” dedi.

***

Ankara Şehir Hastanesinde 8’i yoğun bakımda 25’i serviste Kovid-19 tedavisi gören 33 hamile kadından sadece sağlık görevlisi BÖ, aşı olurken diğerleri yaptırmadı. Büşra Özgen, çift doz aşılı olduğu için hastalığı hafif geçirdiğini söyledi. Ankara Şehir Hastanesi Kadın Doğum Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Özlem Moraloğlu Tekin, Kovid-19’un mutasyona uğramasıyla birlikte hastalığa yakalanan gebelerde yoğun bakıma yatışların 5 kat arttığını söyledi. Tekin, “Annelerimizin hepsi aşısız neredeyse. Yoğun bakıma verdiğimiz veya ağır tablo çizen gebelerimizin hiçbiri aşılı değil. Hamileler aşı olmadıkları  için pişmanlıklarını dile getiriyorlar. Bilgi eksiklikleri olduğunu kabul ediyorlar. ‘Bilseydim olurdum’ diyenler var. Toplumda hastalığın yaygınlığı arttıkça ister istemez evde işe giden aile bireyleri olan gebelerin enfekte olması kaçınılmaz hale geliyor. Bu anne adaylarının bebeklerini yoğun bakıma yatıştan önce sezeryanla bebeklerini alıyoruz. Hepsi bebeklerini görmek istiyorlar. Yoğun bakım sürecinde de entübe olmayanlara bebeğini dijital ortamda gösteriyoruz. Emzirmelerini hiçbir zaman engellemiyoruz. Emzirirken maske, mesafe ve hijyen kurallarını aksatmıyorlar. Gebe okulunda da gebelikte aşılanmanın önemini anlatıyoruz” dedi. Prof. Dr. Özlem Moraloğlu Tekin, anne adaylarının en büyük çekincesinin “aşı bebeğime zarar verir mi” olduğuna dikkat çekerek, “Bununla ilgili çok veri var elimizde. Özellikle mRNA aşılarının son 6-7 ayda Amerika ve İsrail’de yaygın kullanımı ile oralardan gelen gebe verileri var. Hastalık kontrol ve önleme merkezi de 139 bin gebe verisini yayımladı. Gerçekten gebeliğin başında ya da gebe kalmadan önce ya da gebeliğin herhangi bir ayında aşı olan annelerin düşük risklerinde bir artış olmadığı, bebekte bir yan etki yaratmadığı, annede bir enfeksiyona neden olmadığı ve annede doğumdan sonra bir risk yaratmadığı kantılandı. Aksine gebeliği sırasında Covid-19 geçiren annelerimizin hem düşük risklerinde artış hem bebeklerin ölü doğum risklerinde artış olduğunu verilerle söyleyebiliyoruz” ifadelerini kullandı.

***

Okulların açılması ile ilgili TTB, Eğitim Sen ve Veli-Der’in uzun süredir yürüttüğü mücadele etkisini gösterdi. ‘’ Sağlık Bakanı Koca, “Bilim Kurulumuz aşının yaygınlaşması ile birlikte artık okulların en son kapanan değil asla kapanmayan kurumlar olması konusunda ısrarlıdır” dedi. Milli Eğitim Bakanı Özer’de durur mu, “Türkiye’nin gelecek iddiası beşeri sermayenin niteliğinden geçiyor. Okulları kapatırsak iddiamızı kaybederiz. Onun için okulların açık olması milli güvenlik meselesi” diyerek en uzun süre okul kapatan ülkeler arasında yer aldığımız gerçeğini unutturmaya çalıştı. Özer’in meseleyi toplum sağlığı değil de sermaye çıkarı  ve milli güvenlik olarak ele alması manidar. Tek adam rejimin salgın stratejisinin özünü bir kez daha gözler önüne serdi.

Bakan Koca ve Özer’in açıklamalarına rağmen  okullar için dile getirilen önlemler konusunda ciddi hiçbir adımın atılmaması da öfkeleri artırıyor. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Merkezinin verilerine göre ülke genelinde 31 il, 147 ilçe ve 5 köydeki okullarda bulaşının olduğu, 872 okulda vaka tespit edildiği, 774 sınıfın kapatıldığı ve bir okulun kapandığı bilgisi paylaşıldı. Eğitim Sen Mersin Şubesi’nin verilerine göre ise kentte 30’a yakın öğretmenin ve 70’e yakın öğrencinin testi pozitif çıktı, kentte 50’yi aşkın sınıf da kapatıldı. Öğrenci Veli Derneği’nin hazırladığı raporda, “MEB’in yayımladığı son istatistiklerde, derslik başına düşen öğrenci ortalaması 26 olarak açıklanmıştı. Bu veri üzerinden bir değerlendirme yaptığımızda; alınmayan önlemler nedeniyle en az 40 bin öğrenci yüz yüze eğitime devam edememektedir” denildi. TTB Okul Sağlığı Çalışma Grubu’ndan okullarda üçüncü hafta değerlendirmesinde bazı okulların tümden olmak üzere yüzlerce şubenin karantinaya alındığını, on binlerce öğrencinin yüz yüze eğitime ara verdiğini belirterek Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığının süreci planlama ve yürütmede yetersiz kaldıkları ifade edildi. Açıklamada alınması gereken önlemler sıralandı, “Bunlar ihmal edilirse bir süre sonra okul salgınları ile karşılaşılabilir, bu da salgın çıkan okulların kapanmasına, çocuk ve gençlerin bu durumun olumsuz sonuçlarından etkilenmelerine neden olabilir” denildi.

***

Türkiye’de gündemi işgal eden bir konuda hatalı aşı uygulaması oldu. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Kurugöl’ün katıldığı bir canlı yayında bir bebeğe yanlışlıkla Covid aşısı yapıldığı ve bebeğin izleminde hiçbir sorun çıkmadığını açıklaması, sosyal medyada büyük tepkilere neden olurken, aileler “Bizden habersiz çocuklarımıza Covid aşısı mı yapılıyor?” kaygısıyla Aile Sağlığı Merkezlerini aramaya başladı. İzmir’de bir bebeğin ailesinin söz konusu iddia üzerine suç duyurusunda bulunduğu bildirildi. Ailenin avukatı Dilek Güzel, yaptığı yazılı açıklamada, İzmir’de yaşayan ailenin, bebeklerini yenidoğan aşı takvimine göre 30’uncu günde yapılması gereken Hepatit-B aşısı için 1 Temmuz’da Aile Hekimliği birimine götürdüğünü belirtti. Aşıdan 2 saat sonra ailenin evine gelinerek “bebeğe Hepatit B aşısı yerine yanlışlıkla BioNTech Covid-19 aşısı uygulandığı, çocuğun acil olarak hastaneye götürülmesi” gerektiğinin söylendiğini aktaran Güzel, bebeğin daha sonra Ege Üniversitesi Hastanesi Çocuk Acil Servisine götürüldüğünü aktardı. Süreç konusunda ailenin onayı olduğu dönemlerde bilgi vereceğini de aktaran ailenin avukatı Dilek Güzel, aşılarını olan müvekkillerinin, yaşanan bu durumun aşı karşıtlığı propagandası olarak kullanılmasını kabul etmediklerini bildirdi. Türk Tabipleri Birliği (TTB) Prof. Dr. Zafer Kurugöl’ün bebeklere Covid-19 aşısı yapıldığına dair sözleri üzerine bilim insanlarını, sağlık çalışanlarının emeklerini hiçe sayan ve aşı tereddüdüne yol açan açıklamalardan geri durmaya çağırdı.

***

Haftanın dikkat çeken bir konusu da pandeminin sonlanma zamanı ile ilgiliydi. Moderne aşısının CEO’sunun ve Eski ABD İlaç ve Gıda Dairesi (FDA) yöneticisi Dr. Scott Gottlieb demeçleri ile konu yeniden gündeme geldi.  Moderna’nın CEO’su Stéphane Bancel, artan aşı üretiminin küresel tedariki sağlandığı için pandeminin bir yıl içinde bitebileceğini söyledi. Bancel, “Son altı ayda endüstrideki üretim kapasitelerinin genişlemesine bakarsanız, gelecek yılın ortasına kadar yeterli doz mevcut olmalı; yani dünyadaki herkes aşılanabilir” dedi. Bancel, bunun, gelecek yılın ikinci yarısında normale dönüş anlamına gelip gelmediği sorulduğunda, “Bugün itibariyle, bir yıl içinde sanırım” dedi. Gottlieb, yeni tip Koronavirüs’ün (Covid-19) Delta varyantının son büyük enfeksiyon dalgası olabileceğini söyledi. Gottlieb, “Delta dalgası beklenmedik bir gelişme değildi. Başka bir varyant ile mevcut bağışıklık delinmezse, Delta varyantı son büyük enfeksiyon dalgası olacak ama yaygın bir risk haline gelecek” ifadesini kullandı. Almanya Sağlık Bakanı Jens Spahn, Almanya’da Covid salgınının gelecek yıl bahara kadar sona ereceğine inandığını söyledi. “Aşılamanın koruma sağlamadığı yeni bir virüs varyantı ortaya çıkmazsa ki bu pek olası değil, pandemiyi ilkbaharda yenmiş olacağız ve normale dönebileceğiz”. Türkiye’den de. Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap  tartışmaya katıldı. Azap, “Aşıdan kaçan bir varyantın ortaya çıkmaması halinde, önümüzdeki 6-9 ay içerisinde pandemik dönemin sona ereceğini ve virüsün mevsimsel bir hastalığa dönüşeceğini düşünüyorum” diyerek yeni sürecin sinyalini verdi.

***

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Haziran 2021’den önce ayda ortalama 29 sağlık çalışanının Covid-19 nedeniyle hayatını kaybettiğini, son dört ayda bu sayının toplamda 26 olduğunu bildirdi. TTB, “Sağlık çalışanı ölümlerinin etkili doz aşı ile durması, güvenle aşı olunması için değerli bir veri sunmaktadır” açıklamasını yaptı. “Sağlık çalışanı ölümlerinin etkili doz aşı ile durması, güvenle aşı olunması için değerli bir veri sunmaktadır. Etkili doz aşının tamamlanmaya başladığı Haziran 2021’den önce 435 (ayda ortalama 29) sağlık çalışanı kaybı yaşanırken son dört ayda bu sayı toplam 26 oldu. Son dört ayda kaybettiğimiz 26 sağlık çalışanından 13’ü aşısızdı, 10’unun hatırlatma doz aşısı eksikti. Etkili doz aşılanması tamamlanmış bir sağlık çalışanının bağışıklığı baskılayan tedavi aldığı biliniyordu. İki sağlık çalışanının aşı bilgisine ise ulaşılamadı. Unutmayın; Covid-19 tam doz aşı ile önlenebilir. Özellikle ilk dönem aşılanan sağlık çalışanları ve yaşı nedeniyle öncelik verilenler: Üçüncü hatırlatma dozuyla etkili aşı olmadan tam aşılı sayılmazsınız.”

***

3. doz aşı tartışması hala önemli gündemlerden… İki doz aşı sonrası antikor düzeyinin düşmesi ve Delta varyantının kaçabilme yeteneğinin güçlü olması 3. Doz tartışmasını gündemin ilk sıralarına almıştı. Sinonovac türü inaktive aşılarda antikor düzeyinin 3. Ay gibi kısa sürede düşmesi nedeniyle, 2 doz aşı olanların tümü için 3. Doz aşı (Sinovac ya da Biontech) yapılma kararı peş peşe alındı, Türkiye’de bu ülkeler arasında. Asıl tartışma mRNA aşılarında. 2 doz mRNA aşısı yapılanlara 3. Doz yapılsın mı? Antikor düşüşü ne zaman? Erken bilgiler 8-12 ay dese de, son çalışmalarda 6. Aydan sonra düşüşe dair bilgilerde var. Bilim insanları antikor yanıtına (humoral yanıt) tek başına bakılmasının doğru olmayacağı hücresel yanıtın da karar sürecinde dikkate alınması gerektiğinin altını çiziyor. Tüm bu tartışmalarla birlikte FDA tüm vatandaşlara 3. dozu gerekli bulmadı. 65 yaş ve üzeri kişilerle birlikte ciddi kronik hastalık öyküsü olanlara 3. dozun yapılmasına karar verdi.  Yine ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) Direktörü Rochelle Walensky, riskli işlerde çalışanların da Covid-19’a karşı 3’üncü doz aşı yapılabilecekler listesine eklendiğini bildirdi. Bu arada hem Biontech-Phizer hem de Moderna şirketlerinin CEO’ları 3. dozun herkese yapılması gerektiğine dair demeçler veriyor. Geçmiş bir yıl bize şunu da gösterdi: Aşı üretimi artıkça aşı yapılacak nüfus sürekli genişliyor. Aşı şirketleri pazarı sürekli büyütüyor. Bunu takiben bilimsel çalışmalar da bu konu ile ilgili güncel bilgileri paylaşıyor. Önce CEO’ların konuşması kafaları karıştırıyor. Bilimin kapitalizme esir düşmesi vatandaşları, bilim insanlarını, meslek örgütlerini, sendikaları, sağlıkta örgütlü dernekleri de zora sokuyor. Başta aşı olmak üzere aşı üretimin ve bilimsel çalışmaların toplumsal mülkiyete dahil edilmesi öncelikli görünüyor. Japonya da yeni tip Koronavirüs ile mücadelede 65 yaş üstü kişilere gelecek yıl başında 3. doz aşıyı uygulayacak.İkinci dozun üzerinden 8 ay geçenlere üçüncü doz vurulabileceği kararını dikkate alındı. Sağlık personelinin yıl bitmeden, 65 yaş üstü kişilerin ise gelecek yıl başında 3. doz aşıyı vurulabilecek.

***

İsrail’de yapılan yeni bir araştırmaya göre, Pfizer’in güçlendirici aşısının (3. doz) Delta varyantıyla enfekte hastalarda viral yükü ve bulaşma riski önemli ölçüde azalıyor. Araştırmada Delta varyantıyla enfekte olmuş hastalar üzerinde yürütülen 11 bin PCR sürüntü testi analiz edildi. Bu hastalar; hiç aşılanmayanlar, ikinci dozu aldıktan sonraki altı ay içinde enfekte olanlar ve destekleyici aşıdan sonra enfekte olanlar olmak üzere üç gruba ayrıldı. Çalışmanın baş araştırmacısı Matan Levine-Tiefenbrun, “Keşfettiğimiz şey, aşının viral yüke göre etkinliğinin zamanla kademeli olarak azaldığı, altı ay sonra (viral yük) aşılanmamış bir kişininkine benzer şekilde yüksek bir seviyeye ulaştığıdır. Yine de, güçlendirici aşının viral yükü dört kat azaltarak eski haline getirdiğini keşfettik” dedi.

***

Aşının 12 yaş altı çocuklara da yapılması konusunda bilimsel çalışmalar devam ederken bazı ülkeler 5-11 yaş, bazı ülkeler 2 yaşın üzerine aşı uygulamasına başladı bile.  Avrupa İlaç Ajansı (EMA), Pfizer-BioNTech’ten 5 ila 11 yaş arası çocuklarla ilgili Covid-19 aşı verilerini ekim ayında, Moderna’dan ise kasım ayında sunmasını beklediğini açıkladı. Pfizer-BionTech aşısının 16 yaşından büyük kişilerde 2. dozdan en az 6 ay sonra verilmesi için hatırlatma dozunun kullanımına yönelik başvurunun değerlendirilmeye devam ettiğini ve sonuçların ekim ayı başında beklendiğini bildirildi. Avrupa Birliği’nin (AB) ilaç düzenleyicisi Avrupa İlaç Ajansı (EMA), yeni tip Koronavirüs’e (Covid-19) karşı mRNA teknolojisiyle geliştirilen aşıların üçüncü dozunun uygulanması hakkındaki kararını ekim başında vereceğini açıkladı.

***

Hollanda’nın Groningen şehrinde yaşayan 12 yaşındaki çocuk, yeni tip korona virüsüne karşı aşı olmasına izin vermeyen babasına açtığı davayı kazandı. Hollanda’nın kuzeyindeki Groningen Mahkemesi’nin bugün yayımladığı kararında, babanın çocuğun aşı olmasına engel olamayacağı belirtildi. Kararda, çocuğun menfaatinin, aşının muhtemel risklerinden üstün olduğu kaydedildi.

***

Almanya’da ‘geçerli sebebi olmadan’ korona virüsü aşısı yaptırmayı reddedenlere bu kararları pahalıya patlayacak. Almanya Sağlık Bakanı Jens Spahn’ın eyalet sağlık bakanlarıyla yaptığı toplantıda, ülkede aşı yaptırmak istemeyenlerle ilgili yeni kararlar alındı. Karara göre 1 Kasım’dan itibaren aşı olmayan çalışanlar Covid-19’a yakalandıktan sonra karantinaya girdiklerinde çalışmadıkları günler için ücret kaybından dolayı devletten tazminat alamayacak. Bu kural, doktor raporuyla belgelenen sağlık sebebiyle aşı yaptıramayanlar için geçerli olmayacak. Ayrıca, aşı olunmadığı takdirde restoran veya tiyatro, sinema, konser gibi çeşitli etkinliklere girmek için istenilen hızlı Covid-19 testlerinin ücreti vatandaşlar tarafından ödenecek. 12-17 yaşlarındaki gençler ve çocuklar ile hamileler ise bu testleri 31 Aralık’a kadar ücretsiz yaptırabilecek. Almanya’da 1 Kasım’a kadar geçerli olacak yönetmeliğe göre, Covid-19 nedeniyle karantinaya girmek zorunda kalan çalışanlara, evde kaldıkları ilk 6 haftada maaşının tamamı, yedinci haftadan itibaren ise yüzde 67’si devlet tarafından ödeniyor

***

Aşı karşıtlarının eylemleri ve öne sürdükleri gerekçeler tepki çekmeye devam ediyor. Siyaset felsefecisi ve Pandemi Çalışma Grubu üyesi Prof. Dr. Nilgün Toker, 11 Eylül’de İstanbul Maltepe’de aşı karşıtlarının düzenlediği “Büyük Uyanış” mitingine dönük ifade özgürlüğü tartışmalarını değerlendirdi: “Kanaat açıklamak ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilebilir ancak günümüz Türkiye’sinde demokratik ifade özgürlüğü önemli ölçüde kısıtlanmışken, toplum sağlığını engellemeye dönük bir tutumun iktidarca ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi ve buna izin verilmesi tutarlı değildir.” Toker, özgürlük ve ifade hürriyeti gibi kavramları insan hakları perspektifinden değerlendirirken, özgürlüğün “serbest olma” anlamına gelmediğini, bu kavramın bir arada yaşama bilinci ve değerleriyle yakından ilişkili olduğunu söyledi. Toker, halk sağlığının da böyle anlaşılması gerektiğini belirterek “Toplum sağlığı ya da sağlıklı yaşam hakkı dediğimiz şey, sadece kendinizin sağlıkla nasıl ilişkilendiğiniz değildir, herkesin, diğerlerinin sağlığıyla ilişkilidir” dedi. Aşıların bu hastalığı engellemede önemli bir araç olduğunu vurgulayan Toker, geldiğimiz noktada aşı karşıtlığının nefret suçuna teşvik eden, kötücül bir pozisyona yerleştiğini, Türkiye’deki aşı karşıtlığının bir tür şiddet formu aldığını söyledi.

***

Bir yandan Covid-19 aşılarına karşı yorumlar yapan, diğer yandan bağışıklık sistemini güçlendirmek için kendi adını taşıyan bitkisel destekler satan Dr. Ümit Aktaş’a İstanbul Tabip Odası (İTO) bir ay meslekten men cezası verdi.

***

Pakistan’ın Sind eyaletinde polis ekipleri Covid-19 karşı aşılanmayan ve aşı kartı olmayan 100 kişiyi gözaltına aldı. Eyalet yönetimi, yayınlanan kararda aşı kartlarının eyalet genelinde farklı yerlerde taşınmasının zorunlu hale getirildiği ve aşı kartlarının kontrolünün Emniyet Müdürlüklerine verildiğini kaydetti.

***

Covid-19 aşılarında eşitsizlik ve ayrımcılık devam ediyor. Aşı üretimin toplumsal mülkiyete alınması, aşıda patentin kaldırılması ve tüm şirketlerin aşı üretime geçmesi gibi radikal dönüşüme yönelik talepler gittikçe cılızlaştı. COVAX gibi mağduriyetin giderilmesi ve hayırsever kapitalizm uygulaması daha revaçta. Bu da biz dahil toplumsal muhalefetin özeleştirisi olsun, bu konuda güçlü enternasyonal çıkışın ve protestoların olmaması sermayenin icazet verdiği çözümleri gündem de tutuyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Sözcüsü Margaret Harris, Covid-19 aşısına karşı çıkan insanların sosyal medya yerine güvenilir kaynaklardan bilgi alması gerektiğini vurgulayarak “Salgın nedeniyle ölenlerin yüzde 99’u aşısını yaptırmayanlar” dedi. DSÖ sözcüsü şunları kaydetti: Aşılarla ilgili sosyal medyadaki şeyleri dinlemeyin. Güvenilir kaynaklara başvurun. Öğrenmek için mutlaka sorularınızı sorun. Evet, ama aynı zamanda aşınızı olun. Bir aşıya erişimin varsa bu dünyadaki şanslı insanlardan birisiniz. Bunun harika bir hediye olduğunu anlayın. Hala bu ayrıcalığa sahip olmayan o kadar çok insan var ki.“

ABD Başkanı Joe Biden dünya liderlerinin 2022 yılının Eylül ayına kadar dünya nüfusunun yüzde 70’ini aşılamayı taahhüt etmesini istiyor. Fakat araştırmalar zengin ülkelerin elinde hala büyük aşı stokları bulunduğunu ve bunların çoğunun yakında son kullanma tarihi geçtiği için çöpe gidebileceğini gösteriyor. Aşı tedariki konusundaki bu dengesizlik rakamlara döküldüğünde karşımıza çok çarpıcı bir tablo çıkıyor. Dünya nüfusunun yarısından fazlası henüz bir doz Covid-19 aşısı bile olmadı. İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre (Human Rights Watch) Covid aşılarının yüzde 75’i sadece 10 ülkeye gitti. Economist dergi grubunun düşünce kuruluşu Economist Intelligence Unit, şu ana kadar yapılan tüm aşıların yarısının, dünya nüfusunun sadece yüzde 15’ine gittiğini, dünyanın en zengin ülkelerinin yoksul ülkelerin 100 katı aşılama yaptığını hesapladı. Haziran ayında G7 ülkeleri (Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, İngiltere ve ABD) dünyanın yoksul ülkelerine bir yıl içerisinde 1 milyar doz aşı bağışlamayı taahhüt etmişti. İngiltere hükümeti bu 1 milyar dozun 100 milyonunu vereceğini açıklamıştı, şu ana kadar sadece 9 milyon yolladı. ABD Başkanı Biden 580 milyon doz aşı sözü vermişti, bunun şimdilik sadece 140 milyonu yollandı. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin taahhüdü yıl sonuna kadar 250 milyon doz aşı bağışlamaktı, bunun sadece yüzde 8’ini gerçekleştirdiler.

Fakat Covax büyük bir tedarik sorunu yaşadı. 2021 yılı içerisinde iki milyar doz aşı dağıtmayı planlıyordu ve bunların büyük kısmı Hindistan’dan gelecekti. Fakat ikinci dalgayla fena sarsılan Hindistan’da hükümet aşı ihracına yasak koyunca durum değişti. O zamandan beri Covax, aşı konusunda zengin ülkelerin yapacakları aşı bağışlarına bağımlı hale geldi. Bu da çok yetersiz. Bazı ülkeler henüz nüfuslarının yüzde 2’sini bile aşılayamamış durumdalar. Yaşanan küresel bir aşı arzı sorunu değil. Küresel aşı arzı konusunda araştırmalar yapan Airfinity adlı kuruluşa göre zengin ülkeler ihtiyaçlarının üzerinde aşı stokluyor. Aşı üreticileri şu anda her ay 1,5 milyar doz aşı üretiyor ve yılın sonuna kadar 11 milyar doz aşı üretmiş olacaklar. Dünyanın en zengin ülkelerinin elinde, üçüncü doz aşılamaya girişseler bile tahminen 1 milyar 200 milyon doz fazla aşı var. Airfinity’nin araştırma ekibinin başı Matt Linley’e göre bunların beşte biri yani 241 milyon doz aşı çok yakın bir tarihte bağışlanmadığı takdirde tarihi geçeceği için çöpe gitme riskiyle karşı karşıya. Yoksul ülkelerin son kullanma tarihine iki aydan az süre kalmış aşıları kabul etmeme ihtimali de yüksek.

***

SARS-COV2’nin kliniği ve tedavisi ile ilgili iki önemli haber de dikkatleri çekti.

İngiltere Sağlık Bakanlığı koronavirüsün yeni belirtilerine ilişkin bir liste hazırladı. Bakanlık tarafından hazırlanan belirti listesi hakkında konuşan İngiliz profesör Tim Spector “Kesin olarak söyleyebileceğimiz tek şey, şu anda ilk beş semptomun hükümetin bahsettiğinden çok farklı olduğu” dedi. Yeni yürütülen bir araştırmaya göre, ‘Zoe Covid Belirtileri’ olarak bilinen yeni semptomlar koronanın bilinen 5 semptomundan oldukça farklı. Uzmanlar, koronanın soğuk algınlığına benzer 8 belirtisi olduğuna vurgu yaptı: Burun akıntısı veya tıkanıklığı, Boğaz ağrısı, Düşük dereceli ateş, Halsizlik, Hafif vücut ağrıları veya hafif baş ağrısı, Hapşırma, Nefes almada hafif zorlanma, Öksürük…

Dünya Sağlık Örgütü, 24 Eylül tarihinde yaptığı güncellemeyle hastaneye kaldırılan ve ağırlaşma riski olan hastalara antikor kokteyli tedavisine yönelik iki öneri yayımladı. Buna göre, Regeneron tarafından geliştirilen casirivimab ve imdevimab adlı nötralize monoklonal antikorlardan oluşan kokteylin, hastalığın ağırlaşma riski en yüksek olan hafif hastalarda uygulanması öneriliyor. DSÖ tarafından yayımlanan aynı güncellemede, söz konusu antikor kombinasyonunun seronegatif (kanda antikoru bulunmayan) ağır hastalarda uygulanması şartlı öneri olarak getiriliyor.

SİYASAL SAĞLIK

Neredeyse tüm insanlığı bir şekilde etkileyen Covid-19 salgını yakıcı olmaya devam ediyor. İnsanlığın imkanlarını zorla elinde tutan kapitalist dünya güçlerinin bu sürece yaklaşımı ise başından beri salgının daha da ağırlaşmasına yol açıyor.  Dikkat edersek devletlerin ön plana çıkan yönetim biçimleri toplumda korku yayıp, zorun rolüyle toplum üzerindeki etkilerini artırmaktan ibaretken, biçimi ise genellikle “güvenlik güçleri” eliyle uygulanan zorunluluklar listesi. Maske zorunluluğu, sokağa çıkmama zorunluluğu, bir araya gelmeme zorunluluğu, parklarda oturmama zorunluluğu derken şimdi de aşı zorunlu olmalı mı tartışması ortaya çıkmış bulunmakta. Elbette toplumsal yaşamın getirdiği sorumluluklar çeşitli zorunluluklar doğurmaktadır. Gönüllülük ve ikna temelinde geliştiği takdirde yaşamın güzelleşmesi için  zorlanma uğruna birçok fedakarlık yapılabilinir. Aylarca maske takmak ciddi fedakarlık istese de solunum yoluyla yayılan böylesi salgınlardan kendini ve toplumunu korumak için etkinliği göz önüne alındığında bu fedakarlığa değmekte. Toplum dışı güçler karışmayıp çarpıtmadığı sürece halk böylesi bir uzlaşıya varıp gereklerini yerine getirir. Peki toplum için yapıldığı iddiasıyla para cezaları kesip hatta şiddet uygulayıp her türlü hakaretle zorla maske taktırmak nasıl bir sonuca yol açıyor? Toplum daha fazla irite olup kaos yaşamakta, korkup itaat etmekte. Öyle ki bu fırsatçı güçler kendi elleriyle yarattıkları bu salgını bir nimet gibi görüp nasıl fırsata çevirebilirim diye düşünüp durmakta. Halkın paralarıyla aşı çalışmalarına büyük destekler de sunuldu. Sonucunda ise virüse karşı aşılar geliştirildi. Birçok çevrenin çağrılarına rağmen bu aşıların patentleri kaldırılmadı ve dünyanın birçok yoksul bölgesi henüz aşıya da ulaşamadı. Hele de birçok egemen devlet nüfusunu aşan oranlarda aşı stoklamışken. Ancak şimdi de açığa çıkan başka bir sorun aşılara olan güven ve aşı karşıtlığı olmakta. Çoğunluk ise bu yapay felaketin  son bulması için aşı olmuş durumda. Bu noktada gerek aşıların onlarca yıl birçok hastalıkla mücadelede aldığı olumlu sonuçlar gerekse de bu salgına karşı geliştirilen aşıların faydalı olabileceğini gösteren bilimsel analizler aşı olma motivasyonunu artırmakta. Öyle ki aşı olmayanlar ikna edilmeye çalışılıyor. Tam da böylesi bir atmosferde  fırsatçı iktidarlar da aba altından sopa gösterip aşı olmayan insanları zorla aşı yapmakla veya aşısız isen birçok sosyal haktan mahrum etmekle tehdit edebilmekte. Aslında burada  amacın toplumsal bağışıklığın sağlanması olmadığı açık bir gerçek. Çünkü en küçük önlemler dahi başından beri alınmıyorken bu zorla aşı yapma sevdası da nereden çıkıyor? Bir halk deyiminin de dediği gibi zorla güzellik olmaz. Çok açık ki bir gücünü gösterme ve pekiştirme çabası söz konusu. Aşı olmama durumu ve güvensizlik birçok nedenle açıklanmaya çalışılsa da çok temelli olmamakta hatta ciddi çarpıtmalar da sergilenmekte. Ancak ikna edilemeyen bu toplum kesimine  dayatmalarda bulunulması kabul edilebilinir mi? Elbette ki toplumun büyük bir kesimi, aşı olunmasını isteyebilir. Ancak aşı olmamak demek insanlara bilinçli bir şekilde virüsü bulaştırmakla eşdeğer değildir. Kaldı ki zorla gücünü kullanıp istemedikleri halde insanlara aşı yaptırmak iktidarın   faşist karakterinden kaynaklanıyor olsa gerek. Devletlere böyle bir imkan asla tanınmamalı, zorbalıklarına onay verilmemelidir. Peki o zaman çözüm nasıl olur? Elbette ki iradeleşen ve bu süreçleri yöneten toplumun, ahlaki ve politik yönüyle aşamayacağı bir sorun değildir. Gerçekten de ne kadar şeffaf olundu ki bu süreçte de güven gelişsin? O zaman çözümün adını ve çözümsüzlüğün adını doğru koymak gerekir. Tıpkı sosyal mesafe sözcüğünün çarpıklığını tespit edip fiziksel mesafe diyen sağlığın toplumsallaşması mücadelesini verenlerin tarihin bu kurnaz toplum karşıtı güçlerine karşı tedbirli ve tetikte olması gerekir. Aşı olmama, maske takmama, çeşitli fiziksel tedbirlere uymamaya dönük söylenecek bir söz varsa bunu toplum kendi içinde yapmalıdır. Hiçbir sorun amaçları kötü olan iktidar güçlerinin insafına ve gücüne terk edilmemelidir.

JİN

Yerküre üzerindeki  milyonlarca canlının hayatını tehdit eden iklim değişikliği krizinin etkileri gün geçtikçe daha da şiddetli hissediliyor. Geçtiğimiz hafta 24 Eylül Küresel İklim Grevi nedeniyle tüm dünyada gençler, kadınlar, aktivistler alanlardaydı.

Gittikçe daha fazla nüfusun, coğrafyanın iklim krizinin olumsuz sonuçlarıyla etkilendiği bugünlerde kadınlar da iklim krizinin sonuçlarını cinsiyet eşitsizliği üzerinden tartışıyor. Yeşil yol projesi, Bergama, Yırcalı,  İkizdere, İkizköy ….  daha bir çok alanda yapılmak istenen doğa tahribatına karşı coğrafyanın  kadınları toprağa, suya sahip çıkma adına direnişlerin hep  önünde yer aldılar. Kadınlar üzerinde binlerce yıldır tahakkümü sürdüren ataerki, aynı mülkiyetçi erk akıl ile doğaya da tahakküm etme isteğinde.

Sanayi devriminden bu yana sadece 1 derece ısınan yerkürede oluşan afetler nedeniyle kadınlar daha fazla yerinden oluyor, göçe zorlanıyor, yoksullaşıyor. Kadına yönelik şiddet artıyor. Tüm bu felaketlerde kadın ve çocukların ölüm riski erkeklere göre 14 kat fazla. Kadınların yanı sıra sistemin ötekileştirdiği tüm dezavantajlı gruplar, çocuklar, LGBTİ ler iklim mültecisi olmak durumunda kalıyor.

İklim krizi de içinde bulunduğumuz pandemi gibi ataerkil kapitalizmin çoklu krizinin bir bileşeni. Ve hiçbir kriz biribirinden bağımsız değil, insanın doğaya tahakkümü hem salgınları hem de ekolojik yıkımları tetikliyor. Tüm dünyada kadınlar bedenlerine yönelik müdahale ve cinsiyet eşitsiz düzenlemelere yönelik mücadelesini yükseltiyor, susmuyor.  Aynı zamanda doğanın talanına yönelik  patriyarkal müdahalelerin hepsinde ön saflarda olmaya ve ekoloji mücadelesini de büyütmeye devam ediyor.

AKADEMİDEN

Yaklaşık 6 ay önce Khoury ve arkadaşları (2021) nötralizan antikorların COVID-19 enfeksiyonu savunması için merkezi bir rolü olduğunu fakat aşı yoluyla kazanılan nötralizan antikor miktarının insan vücudunda ortalama her 108 günde bir yarılanacağını tahmin etmişlerdi. Ardından gelen çalışmalar onları büyük ölçüde haklı çıkarmış görünüyor. (Dolgin, 2021)

Salgından korunmanın yalnızca aşı olmaya indirgendiği, ilk dönemlerde yürütülen uygarlık krizi tartışmalarının zayıfladığını bir süredir görüyoruz. Bu manada aşının koruyuculuk tartışmaları daha da önem kazanıyor.

Bununla birlikte nötralizan antikor miktarının zamanla eriyor olması bağışıklığın da aynı hızla eriyeceğini ifade etmiyor. Hücresel bağışıklık (hazır antikor miktarına bağımlı olmayan) COVİD enfeksiyonu söz konusu olduğunda daha temel bir savunmayı ifade ediyor. Fakat hücresel bağışıklığın, antikor düzeyi gibi ölçülebilir bir parametreye indirgenemiyor olması aşıların bu yönlü etkisinin ne düzeyde olacağının bilinmesini zorlaştırıyor.

Hücresel bağışıklığın daha uzun süre sebat edeceği genel bilgi olarak biliniyor olsa da Goel ve arkadaşları (2021) henüz preprint aşamasında olan çalışmalarında bu durumu COVİD enfeksiyonu açısından da teyit etmiş gibi görünüyorlar.

Yine de aşılar yoluyla sağlanacak bağışıklığın sonsuza kadar sürmeyeceği, varyantlar hesaba katılmasa dahi, biliniyor. Buna olası yeni varyantlar da eklendiğinde resim daha da belirsizleşiyor. Virüsle ilgili biyolojik bilinirlik arttıkça gerileme eğiliminde olan alanın siyasallaştırılması perspektifine geri dönüş kendini dayatıyor.

Dolgin, E. (2021). COVID vaccine immunity is waning — how much does that matter? Nature. https://doi.org/10.1038/d41586-021-02532-4

Goel, R. R., Painter, M. M., Apostolidis, S. A., Mathew, D., Meng, W., Rosenfeld, A. M., Lundgreen, K. A., Reynaldi, A., Khoury, D. S., Pattekar, A., Gouma, S., Kuri-Cervantes, L., Hicks, P., Dysinger, S., Hicks, A., Sharma, H., Herring, S., Korte, S., … Baxter, A. E. (2021). mRNA Vaccination Induces Durable Immune Memory to SARS-CoV-2 with Continued Evolution to Variants of Concern. Cold Spring Harbor Laboratory. https://doi.org/10.1101/2021.08.23.457229

Khoury, D.S., Cromer, D., Reynaldi, A. et al. Neutralizing antibody levels are highly predictive of immune protection from symptomatic SARS-CoV-2 infection. Nat Med 27, 1205–1211 (2021). https://doi.org/10.1038/s41591-021-01377-8

Kaynak: Ata Soyer Sağlık ve Politika Okulu

İlginizi çekebilir