“Kör olasın demiyorum…”

Bu türden makaleleri okuduğunuzda insanın aklına ister istemez Hasan Hüseyin Korkmazgil’in o bilinen “kör olasın demiyorum” mısrası geliyor

“Kör olasın demiyorum…” (Özgür Gelecek)

Geride bıraktığımız haftada sendika.org’da birbiri ardına üç makale yayınlandı. Bu makalelerden birincisi Ali Ergin Demirhan imzalı “Direniş Fraksiyonu” başlıklı makaleydi.[1] Makalenin ana fikri yazarının ifadeleriyle “Sosyalist hareketin dar örgütsel sınırları içinde değil, toplumsal muhalefetin en geniş yelpazesi içinde gelişen bir dinamizm. Var oluşunu yazı boyunca tarif etmeye çalıştığımız siyasal çatışmanın dayattığı gerçeklikten ve sokaktaki gerçek hareketten alan hem sistemin diyalektik karşıtı hem de sol yapıların fiili eleştirisi olan bir ‘direniş fraksiyonu’ bu” olarak özetlenebilir.

Demirhan makalesinde öz olarak farklı güç ve dinamiklerin varlığına işaret ederek, “solun sokağı, mücadeleyi esas alması” gerektiği önermesinde bulunuyor. Ki bu, elbette doğru ve olumlu bir önermedir. Üstelik de burjuva siyasetin seçim sathı mahalline girdiği, seçimlerin kitlelere bir kurtuluş olarak propaganda edildiği koşullarda çok daha değerlidir.

A.E.Demirhan “çözüm” olarak farklı mücadele güç ve dinamiklerin biraraya gelmesi için somut programatik bir çerçeve önermekte, deyim yerindeyse makale solda yeni bir güç birliği/ittifak/birlik arayışı önermektedir.

Bir diğer makale ise Oğuzhan Kayserioğlu imzasıyla “Yol Ayrımına Doğru” başlığıyla yayınlandı.[2] Makalenin ana fikri, yazarın ifadesiyle “Bazı halk güçleri ‘aktif’ olarak farklı alanlarda iktidar koalisyonunun politikalarına karşı direnirken, başka bazı halk güçleri de ‘pasif’ bir direnişle, iktidara verdiği desteği geri çekerek ‘direnişçi’ oluyor” şeklinde.

Adı geçen makalede yazar ayrıca A.E.Demirhan’ın “Direniş Fraksiyonu” kavramsallaştırmasına “Halkın Barajı” kavramsallaştırmasıyla katılıyor.

Bir diğer makale ise M. Ender Öndeş imzası ve “Ali, Ayşe ve biraz polemik…” başlığıyla yayınlandı.[3] Makale A.E.Demirhan’ın “direniş fraksiyonu” kavramsallaştırmasına atıfta bulunuyor ve bu çözümlemeye katıldığını ifade ederek bir başka makale ile “öncülük” tartışması yürütüyor. Yazarın öncülük tartışmasında atıfta bulunduğu makale ise Ayşe Düzkan’ın hayli geçmiş bir tarihte (3 Mayıs 2021) Yeni Yaşam gazetesinde yayınlanan “Öncü Değil Yol Arkadaşı” makalesidir.[4]

Toplamda her üç makalenin dert ettiği konu ise; “genel olarak solun” bir çekim merkezi olmayışının nedenleri üzerinde tartışmak olarak ön plana çıkıyor.

Düzkan adı geçen bu makalesinde o dönemde kuruluşunu ilan etmiş olan Birleşik Mücadele Güçleri’ne yönelik kimi eleştirilerini dile getiriyor. Düzkan’ın makalesinde öz olarak ifade ettiği “toplumsal muhalefetin öncüye ihtiyacı olmadığı” görüşü devrimciler açısından çoktan aşılmış bir yaklaşımın ürünü olarak ortaya çıkıyor.

Bu anlamıyla (eleştirilerinin doğruluğu-yanlışlığı bir yana) “eşyayı adıyla çağırdığı” için bir olumlamayı hakkediyor. Diğer bir ifadeyle Düzkan “mezarlıktan geçerken ıslık çalmıyor” kendi düşüncesini doğrudan ifade ediyor.

Ancak yukarıda değindiğimiz üç makale yazarı bunu yapmıyor. Her üç makale genel olarak devrimci sol çevrelerde tartışması yürütülen, kitlelerin dipten gelen dalgasının büyüdüğü, “Marx’ın köstebeğinin kafasını çıkaracağı” tespitlerinde bulunuyor.

Ve üstelik bunu yeni bir şeymiş gibi “direniş fraksiyonu” ya da “halkın barajı” gibi kavramlarla ifade ediyorlar. Her şey bir yana Özgür Gelecek okurları açısından örneğin Üçüncü Havalimanı işçilerinin direnişinden sonra neredeyse yayınlanan her sayıda, “damlaların fırtına biriktirdiği”, “dipten gelen dalganın” çeşitli direnişlerle yüzeye vurduğu tespitlerine aşinadır.

Zaten tam da bu tespitlerin yapıldığı ve tartışmaların yürütüldüğü koşullarda, hiç de küçümsenmeyecek ve elbette görmezden gelinmeyecek bir şekilde Türkiye ve Türkiye Kürdistanı’nda mücadele yürüten devrimci örgütler biraraya gelerek Birleşik Mücadele Güçleri’ni kurduklarını ilan ettiler.

BMG kuruluş deklarasyonunun da “direniş fraksiyonu” ya da “halkın barajı”na dair şunları ifade ediyor: “Türkiye ve Kürdistan işçileri, emekçileri, kadınları, gençleri ve halklar uzun süredir ısrarlı bir eylem hattında yürüyor. Avukatlardan mühendislere, sağlık emekçilerinden akademisyenlere, kent yoksullarından emekçi köylülüğe kadar toplumun hemen tüm kesimleri bu mücadele hattının parçası haline gelerek, faşist iktidara karşı itirazlarını yükseltiyor, direnişlerini sürdürüyor.
Coğrafyamızın dört bir yanında emekçi köylüler, maden aramaları, yol inşaatları, termik santralleriyle talan edilmeye çalışılan doğasına sahip çıkmak için seslerini yükseltiyor. Kapitalist talanın her çeşidine itiraz ederek yaşam alanlarına sahip çıkıyor.
Kadınlar, rejimin kadın düşmanı, erkek egemen gerici faşist uygulamalarının karşısına, güçlü bir bent olarak dikiliyor ve diğer ezilen kesimlerin esinleneceği öncü bir mücadele sergiliyor.

Gençlik ise, üniversitelerden, sokaklara eylemlerin kıvılcımını çakıyor. İşçi, İşsiz, öğrenci gençlik geleceksizliğe mahkum olmamak için bu düzene her düzeyde isyan ediyor. İrade gaspı anlamına gelen kayyum politikasına her alanda son verilmesi için her yerde direniyor.

Fabrikada, sokakta, tarlada, kampüslerde, meydanlarda kısacası yaşamın her alanında örgütlü öncü güçlerin her biri kendi mecralarında çaba harcamakta ve direniş sergilemektedir.” (BMG Kuruluş Deklarasyonu’ndan)

BMG sadece kitlelerin eylemlerinden, direniş ve mücadelesinden bahsetmiyor. Aynı zamanda bu direnişlerin seyrine dair de bir tespitte bulunuyor: “Ancak bunlar parça parça seyrediyor. Bu parçalı mücadele gerçekliğinden toplumda biriken muazzam öfkenin güçlü bir toplam haline gelmesine geçilemiyor. Devrimci-demokratik mücadele potansiyelinin açığa çıkarak birikmiş toplumsal öfkeyle buluşması sağlanamıyor.” (Agd)

Ve BMG, kitlelerin bu direnişine bir çözüm önerisi de sunuyor. “Koşullar her açıdan, faşizmin çizdiği sınırlara hapsolmuş hiçbir anlayış ve önerinin kurtuluş reçetesi olamayacağını gösteriyor. Bu eşikte tarih, sol, sosyalist, devrimci, demokratik ve yurtsever güçleri göreve çağırıyor. Bu çağrıya ses verdiğimizi ve yan yana mücadeleyi büyüteceğimizi deklere ediyoruz.” (Agd)

Sözün özü, çok uzatmadan derdimize gelelim; BMG kuruluş deklarasyonuyla birlikte özellikle iki tarafın ilgisine mazhar oldu. Birincisi faşizm. Faşizm başta kuruluş deklarasyonu açıklamasında olduğu gibi BMG’nin çalışmalarına saldırdı, saldırmaya da devam ediyor.

Özellikle son dönemde BMG üyelerine yönelik gözaltı, kaçırma ve ajanlık dayatmaları dikkat çekicidir.

Bir diğer kesim ise yukarıda bahsi geçen makalelerde açığa çıkmaktadır. BMG’nin kuruluşu ve çalışmalarıyla birlikte reformist solda da bir hareketlenme görmekteyiz.

Devrimci zemini esas alarak kuruluşunu ilan eden ve çalışmalarını sürdüren BMG’nin dışında çeşitli birlik/güçbirliği girişimleri, görüşmeleri yapılmaktadır.

Örneğin reformist-parlamentarist hatta yürümeyi esas alan Demokrasi İçin Birlik (DİP) gibi. Bu türden girişimler elbette yapılabilir. Yapılmalıdır. Aynıların aynı safta toplanması “genel olarak sol” açısından iyidir.

Ancak şunu da açıklıkla ifade etmeden geçmeyelim; Bu türden makaleleri okuduğunuzda insanın aklına ister istemez Hasan Hüseyin Korkmazgil’in o bilinen “kör olasın demiyorum” mısrası geliyor.

Bu mısranın hemen sonrasında ise “kör olma da gör beni” diyor şair. Gerçekte her üç makalenin de BMG’yi ısrarla görmezden geldiğini, “elleri ceplerinde ıslık çalarak mezarlıktan geçtikleri”ni ifade etmek gerekir.

Bunun nedenleri üzerine tartışılabilir elbette. Ancak bu yazımızın amacı bu değil. Bu tutumun nedeni olarak, “sokağı esas alırken devrimci temelde/reformist temelde ele almak”tan kaynaklandığını söyleyelim.

Elbette bu değerlendirmemiz makale yazarlarına ve temsil ettikleri siyasal anlayışlara yönelik BMG’nin kurumsal bir değerlendirmesi ya da çağrısı değil.

İfade etmeye çalıştığımız, her üç makaleyi de okuduğunuzda “genel olarak sola” dair bir değerlendirme yapılırken objektif olunmaması ya da en hafif tabirle konu devrimcilere gelince yok sayma, görmezden gelmedir.

Sonuç olarak BMG sözünü söylemiş (ve söylemeyi de sürdürecektir) ve pratiğini örgütlemektedir. Yukarıda değindiğimiz makalelerde “genel olarak sola” dair yapılan dağınıklık/zayıflık/parçalılık vb. olumsuzluklar, yetmezlikler öteden beridir dillendirilmekte, yazılmakta ve tartışılmaktadır.

Bizce okun asıl hedefini bu eksiklikleri tartışmak yerine, sıkça bahsini ettiğimiz kitlelerin hareketiyle ilişkilenmek, direnişlerle birleşmek ve önümüzdeki süreçte yaşanacak fırtınalara hazırlanmaktır.

İlgili  makaleler

İlginizi çekebilir