Kitap Nasıl Okunmalı? – Virginia Woolf

Roman yazarının size sunduklarından sonuna kadar faydalanmak istiyorsanız muazzam duyarlılıkta bir algıya sahip olmakla kalmamalı, aynı zamanda hayal gücüne de sahip olmalısınız.

Öncelikle başlığın sonundaki soru işareti üzerinde durmak isterim. Bu soruyu kendime göre cevaplasam bile cevap, yalnızca benim için geçerli olacaktır. Okumak konusunda birine verilebilecek en iyi tavsiye, tavsiye almamasını, kendi içgüdülerini dinlemesini, kendi mantığını kullanmasını ve kendi sonuçlarına varmasını söylemektir. Kitaplar konusunda nasıl yasa konulabilir ki? Waterloo Savaşı’nın tarihi belli, ancak Hamlet’in Kral Lear’dan daha iyi bir oyun olup olmadığı belli mi? Kimse bunu söyleyemez. Herkes kendi kararını kendi vermek zorunda. Otoritelerin kütüphanemize girmelerine ve nasıl okuyacağımızı, ne okuyacağımızı, okuduklarımızı nasıl değerlendireceğimizi söylemelerine izin vermek, özgürlük ruhunu, yani bu sığınakların nefesini yok etmek demektir. Başka her yerde yasalar ve gelenekler elimizi kolumuzu bağlıyor olabilir ama burada asla.

Özgürlüğün tadını çıkarmak için kendimizi kontrol etmek zorundayız. Güçlerimizi beceriksizce ve cahilce sağa sola saçmamalıyız, tek bir gül dalını sulamak için evin yarısını su altında bırakamayız. Güçlerimizi eğitmeliyiz, etkin bir şekilde, derhal oracıkta. Bu belki de kütüphanede karşımıza çıkacak ilk zorluktur. “Derhal oracıkta” nedir peki? Oracıkta, üst üste yığılmış bir keşmekeş gibi görülebilir. Şiirler ve romanlar, tarih yazıları ve hatıralar, sözlükler ve basılı raporlar, her mizaçtan, ırktan, yaştan, dilden kadın ve erkeğin yazdığı kitaplar rafın üzerinde birbirlerini itiştirip dururlar. Peki biz nereden başlamalıyız? Her taraftan bastıran bu kaosu nasıl düzene sokmalı ve böylece okuduklarımızdan en derin ve en zengin hazza nasıl ulaşmalıyız?

Çok az insan kitaplardan, onların bize verebilecekleri şeyleri ister. Çoğu zaman bulanmış, karmakarışık olmuş zihinlerle alırız kitapları elimize. Romanın doğruyu anlatmasını, şiirin yalan söylemesini, biyografinin methiyeler düzmesini, tarih yazılarının da önyargılarımızı desteklemesini bekleriz. Okurken tüm bu peşin hükümlerimizi def edebilirsek işte bu şahane bir başlangıç olur. Yazarınıza emir vermeyin, o olmaya çalışın. Onun mesai arkadaşı ve işbirlikçisi olun. Şayet gönülsüz olursanız, kendinizi geri çekerseniz ve ilk etapta eleştirmeye başlarsanız, okuduklarınızdan mümkün olan en yüksek değeri alma yolunda kendinize ket vurmuş olursunuz. Ancak zihninizi mümkün olduğunca açarsanız, cümlelerin akışından ve kıvrımından neredeyse görülemez incelikteki işaretler ve ipuçları sizi kimseye benzemeyen bir insanın huzuruna çıkaracaktır.

Bir romanın otuz iki bölümü tıpkı bir bina gibi biçimli ve kontrollü bir yapı meydana çıkarma girişimidir. Ne var ki kelimeler, tuğlalar kadar sert ve somut değildir, okumak ise görmekten daha uzun ve karmaşık bir süreçtir. Belki de bir romancının ne yaptığını anlayabilmenin en hızlı yolu okumak değil, yazmaktır. Kelimelerin zorluklarını kendi başınıza deneyimlemenizdir. Sonrasında üzerinizde bariz bir etki uyandırmış olan bir olayı hatırlayın. Bu anı kelimelerle yeniden inşa etmeye kalkarsanız anın birbiriyle çatışan binlerce izlenime parçalanıp dağıldığını göreceksiniz. Bunların bazıları bastırılmalı, diğerleri ön plana çıkarılmalıdır. Bu süreçte duygunun üzerindeki hâkimiyetinizi kaybedeceksiniz. Bunları yaptıktan sonra başınızı çevirip Defoe, Jane Austen, Hardy gibi büyük yazarların ilk sayfalarına bakın. Şimdi onların ustalıklarının hakkını daha iyi verebileceksiniz.

Roman okumak zor ve karmaşık bir sanattır. Roman yazarının size sunduklarından sonuna kadar faydalanmak istiyorsanız muazzam duyarlılıkta bir algıya sahip olmakla kalmamalı, aynı zamanda hayal gücüne de sahip olmalısınız.

Yazının devamını buradan okuyabilirsiniz.

Kaynak: OGGİTO    (Aslı İdil Kaynar)

İlginizi çekebilir