Kıbrıs’ta ne oldu? – Aydın Çubukçu

“RTE, şimdi şu soruya cevap vermek durumunda: Yoğun milli ve dinî ajitasyonla süslenmiş içi boş bir konuşmayla, iki bina ve bir park sözü vermek için mi gittin oralara?”

Recep Tayyip Erdoğan’ın giderilemez bir fetih tutkusu olduğunu biliyoruz. Adının tarihe fatih olarak yazılması için her fırsata körü körüne sarıldığı da herkesin malumu. Bunu, önce komşuları üzerinde denedi, Şam’a, Fizan’a el attı, sonra denizlere yelken açtı, Karadeniz’e, Akdeniz’e yarı askeri petrol seferleri düzenledi. Elindeki bütün propaganda araçlarıyla bunların her birini ayrı ayrı birer zafer gibi piyasaya saldı. Mısır’da, Lübnan’da, Filistin’de kendisine İslam âleminin tek lideri payesini veren kalabalıklar bulup bağırttı. Ermenistan-Azerbaycan savaşından bile kendisine pay çıkarmaktan geri durmadı. Bunların hepsi kısa zamanda sönen balonlar olmanın ötesine geçmedi. Fakat yine hepsi küçük hafıza lekeleri olarak taraftarlarının zihnine kazındı. Onu gerçekten Dünya Lideri sanan bir fedailer güruhu yarattı. Bunların iç politikada yararlı yalanlar olduğunu deneyerek gördü. Ve ne zaman içeride işler sarpa sarsa, kendisini yeniden alanların kahramanı olarak gösterme ihtiyacı baş gösterse, benzer fırsatlar aramaya başladı.

Kıbrıs, elverişli bir malzeme olarak göründü ve tahminen orada bir “müjde” imkânı var gibi duruyordu!

ÜÇ OLASILIK

Müjdelerden en azından birinin cebinde olduğunu düşünerek, Kıbrıs’a bir sefer düzenledi. 1974 Kıbrıs çıkarmasının siyasi simgelerini, Ecevit’i temsilen Önder Akçakale’yi, Necmettin Erbakan yerine de Oğuzhan Asiltürk’ü yanına aldı. Bu simgeler rastgele ve amaçsız seçilmiş değildi elbette. Yeni bir fetih görüntüsü verirken, eskisini hatırlatmak, devamlılık görüntüsü vermek gerekliydi.

Öyleyse, gerçekten büyük bir “müjde” verilecekti!

Şahsen benim beklentim, Azerbaycan’ın, belki bir de Pakistan’ın KKTC’yi resmen tanıdığının ilanı idi. Bu gerçekten dünya çapında uzun yıllardır Kıbrıs konusunda oluşmuş en büyük kuşatmanın delindiği anlamına gelir ve uluslararası politikada hiçbir ciddi etki yaratamasa da, “ikinci fetih” propagandasını zirveye taşırdı!

İkinci olasılık, sorunlu toprakların iskâna tam açılması olabilirdi, bu da önemli bir hamle sayılırdı.

Üçüncüsü, Kıbrıs’ta da “Türk Tipi Başkanlık Sistemi” için karar verildiğine dair bir açıklama olabilirdi! Bu şimdilik zayıf ve sonradan olabilecek bir girişim olacağı için erken bir açıklama olurdu. Ama bu da çok ciddi ve Kıbrıs’ın ilhakına giden bir yol olarak büyük bomba olurdu.

Hiçbiri olmadı!

Büyük sefer görüntüsü verilerek düzenlenen “çıkarma” sonucunda Recep Tayyip Erdoğan, iki inşaat ve bir park yapılacağını açıkladı. Hem de, Kıbrıslılara, “Burada nasıl yaşıyorsunuz birader, size doğru dürüst bir saray yapayım” havasında, küçümseme, babalanma pozlarında…

PATLAYAN BALON

İlk şaşkınlık nidası, bir itirazı da içererek, Abdurrahman Dilipak’tan geldi. “Neyi açıklayamadı da, bunu söyledi” dedi. Bu soru çok önemli ve bizim aklımıza gelen üç olasılığı da kapsayan, belki aşan, “söylenemez ve yapılamaz” hale gelmiş başka bir soruna işaret ediyor.

Gittikçe itibar kaybeden, tabanını dahi heyecanlandıramayan RTE, şimdi şu soruya cevap vermek durumunda: Yoğun milli ve dinî ajitasyonla süslenmiş içi boş bir konuşmayla, iki bina ve bir park sözü vermek için mi gittin oralara?

Bir Twitter kullanıcısı, “müjde beş müteahhite verildi” diye yazdı.

Bu işin en küçük tarafı… Kıbrıs, kumarhaneleri ve bankalarıyla kara para yıkamak için de çok elverişli, ama bunlar sadece yan ürün olabilir…

Kıbrıs, iç politikada gericiliğin, şovenizmin, mafya-devlet ilişkilerinin, kalelerinden biridir. Kıbrıslı muhaliflerin bütün bunlardan temizlenmiş bir barış adası özlemi bu yüzden şimdiki rejimin düşman listesinin başında bulunuyor. Kıbrıs’a olan ilginin bin bir nedeni var, ama bugün bu olayda, uçak dolusu palavra neden oraya götürülüp sonra kös kös geri getirildi, bunun cevabı şimdilik havada!

Kaynak: EVRENSEL

İlginizi çekebilir