Keşke Selahattin Demirtaş’ın tutuklu olması yeterli olsaydı

Dün, AKP “Mahalle Başkanları” toplantısında Erdoğan HDP’lilerin markaja alınmasını ve özel çalışmalar yapılması gerektiğinden bahsettiği video gündem oldu. Bugün Suruç üzerinden ortaya çıkan tablo ise tam da bu konuşmanın üzerine seçim sürecinin “huzurlu bir dönem” olmayacağını ispatlarcasına gündeme oturdu.

 

HDP üzerinden farklı çalışmalar yapmak

“HDP üzerinden parti teşkilatımızın çok farklı çalışma yapması lazım. Bunu dışarıda konuşmam. Burada sizlerle konuşuyorum. Niye sizlerle konuşuyorum? Çünkü onların baraj altı kalması demek, bizim durumumuzun çok daha iyi bir noktaya gelmesi demektir. Dolayısıyla da, her ilçede arkadaşlarım, özellikle onlar üzerinde çok farklı çalışması lazım. Çünkü siz, kim-kimdir bunu biliyorsanız. Öyle mi? Çünkü mahalle temsilcilerimiz eğer kimin kim olduğunu bilmiyorsa o zaman bu görevi bıraksın. Alacaksınız önünüze sandık seçmen listesini, bu sandık seçmen listesinde kim kimdir… Ve buna göre de onlar üzerinde özel bir çalışma yapmanız da, inanıyorum ki bize çok farklı bir netice getirebilir. Markaja almak diyoruz ya, markaja alacaksınız.”

Bu sözler en azından fişleme içermektedir, bunu kötü anlamda söylemiyorum çünkü aslında herparti temelde bu şekilde çalışıyor. İstatistik ve anketlerden beklentilerde bu yönde ancak parti mahalle birimine (AKP’nin tüzüğünde mahalle başkanlığı diye bir yapı yok) HDP’liler üzerinden özel bir çalışma yapın demek markaja alın demek ucu çok açık bir ifade ama öncekilerle birlikte okunduğunda birşeyler ifade edecektir.

Keşke Selahattin Demirtaş’ın tutuklu olması yeterli olsaydı

HDP’nin 3 Haziranda yayınladığı rapora göre 57 kere parti çalışmaları engellenmiş/saldırıya uğramış ve 208 kişi gözaltına alınmış, 24 Haziran seçimlerinde bunlar bile yeterli değil. Keşke Selahattin Demirtaş’ın tutuklu olması yeterli olsaydı. Kendisiyle tanışmadım ama eminim kendisi de bu kadar şiddetin olacağına insanların öleceğine tutuklu kalmayı tercih ederdi. Ama belli ki yetmiyor, bazı hesaplar tutmuyor ya da hırs, kişisel konumlar v.s. her şeyden önce geliyor.

Siyasi liderlerin gerginliği tabanda büyüyerek yankı buluyor. Erdoğan’ın bunu dışarıda söylemem sözü bu yankının büyümemesini istemesinden bilinmez ama HDP’lilerin markaja alınması, medyadan yalıtılmış, belediyelerine kayyumlar atanmış, Cumhurbaşkanı adayı tutuklanmış bir partiye bu kadarın yetmediği ve tabanda AKP ile HDP’lilerin yan yana geldiği yerlerde de ablukaya alınmasını işaret ettiği kesin. Elbette bu gergin atmosferde “markaja” alma işlemi çoğu zaman şiddete dönüşüyor. Cumhur ittifakına gösterilen toleransın diğerlerine gösterilmediği ortamlarda markaj yasaklara, şiddete ve bugün olduğu gibi kan akmasına kadar gidiyor.

Hürriyet gazetesi köşe yazarı Abdulkadir Selvi’nin köşe yazısında belirttiği üzere Erdoğan daha önce de HDP’yi kastederek bunları sandığa gömün talimatı vermişti.

Yazının ilgili bölümünde: Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının bir bölümünde,” O partinin sandığa gömülmesi lazım” diyor. Peki bu parti hangisi olabilir. İYİ Parti aklınıza gelebilir. Ama Erdoğan konuşmasından İYİ Parti’nin ismini ağzına hiç almıyor. Hangi partiyi kast ettiğini merak ettiyseniz, o isim ileriki cümlede yer alıyor. Erdoğan milletvekilleriyle kahvaltısı sırasında Güneydoğu’daki seçimler üzerinde ağırlıklı analizler yapıyor. HDP’nin adını vermiyor. “Terörle bağını koparamayan parti” olarak tarif ediyor. Şöyle konuşuyor,”Güneydoğu’da hizmetlerimiz var. Kayyum politikalarımız var. Kayyumlar iyi iş çıkardılar.  Ayrıca Terörle başarılı bir mücadelemiz var. Doğu ve Güneydoğu milletvekillerimizin, teşkilatların çok çalışması gerekiyor. Terörle bağını koparmayan bu partinin sandığa gömülmesi lazım” dediği de biliniyor.

Söz sahibi, akan kandan sorumlu mudur?

Demirtaş’ın hazırlanan dosyasına göre evet. Demirtaş’ın söylediği iddia edilen sokak çağrıları (-ki deliller henüz sunulabilmiş değil) sonucu ölenlerin sorumlusu Demirtaş olmuş durumda. Peki “mahalle başkanları”na yapılan çağrı sonrası olası bir şiddet’in sorumlusu sözün sahibi olacak mı? Bu soruya umarız ki şiddetin egemen olduğu bir süreç olmaz diyelim şimdilik ancak olası durumlar için de sorumuz burada bulunsun.

Her şeye rağmen politika yapmak

Bunca şeye rağmen politika yapmak insan zihninin en karanlık, en umutsuz anında bile hayatta kalmaya olan bağımlılığından kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Tüm bunların sonunda huzur gelecek demokrasi gelecek, barış olacak demek şuan için naiflik. Türkiye seçim havasına henüz yeni girebilmiş gibi ve bu süreç bir önceki kadar gergin geçeceğe benziyor.

İnsan beyninin yürüme şekli göz önüne alındığında bu seçim tüm özlenen değerler için önemli bir seçim noktası. Keşke birilerinin tutuklu olması yetseydi ancak ölümlerin olmadığı, demokrasiyi, barışı istemek, adalet için yürümek, sokakta şiddet gören liselilere bakarak yuhlamak bile yetmiyor.

 

İlginizi çekebilir