Kentsiz seçim, yaşayanları düşünmeyen siyaset

Zaman sokakta, köyde, mahallede, kasabada yaşanan gelişmeleri, o sokak, köy, mahalle, kasabada yaşayan bizlerin kararlaştırması zamanı. Hıza itirazımızı yapıp, aktif yurttaşlığa geçiş adımları için bulunmaz bir dönemdeyiz.

Tanju Gündüzalp

Yeni bir seçim daha geldi ve kapıda. Ve seçimin içinde kentlerimiz, insanımız, kedimiz, kırsalımız, köpeğimiz, (içilebilir temiz) suyumuz, bisikletimiz, sıkıntılarımız, ekmeğimiz, ulaşımımız, parkımız, ağaçlarımız, çocuklarımız, fiziksel engeli olanlarımız, yaşlılarımız, ihtiyaçlarımız, (temiz) gıdamız, göçle gelenlerimiz, barınmamız, belleğimiz, tarihimiz, yapılaşma … (siz ekleyin dahasını) yok.

Beka, terör, en’le kendini var eden ve kentlerimizi/kırsalımızı yok eden yanlış yatırımlar, illet, cumhur, zillet, millet, karalama, düşmanlaştırma, ağır hakaretler, gözaltılar, tutuklamalar, tehditler, insana ait olmayan her şey var.

Aslında görmeliyiz ki, tek kişinin kararıyla bir toplumun tüm yaşam ve ihtiyaçlarını belirleyen düzen, Cumhurbaşkanlığı Başkanlık Sistemi’nden önce, Belediye Başkanlık Sistemi ve yönetim yapısıyla gelmiş hayatımıza. Diğerinden bir fazla oy aldın mı başkansın ve sen tek karar vericisin. Senden bir oy eksik alan ne belediye başkan yardımcısı olabilmiş ne de belediyede bir inisiyatif sahibi. Ama seçmenin yüzde 44’ünün oyunu almış, Sen yüzde 46 ile başkansın, o yüzde 44 ile yok. Dolayısıyla kentin yüzde 44’ünün fikri de yönetimde yok (kalan yüzde 10 kezası). Oy dağılımına göre oluşan belediye meclisleri kifayetini yitirmiş, başkanın yetkileri almış başını gitmiş.

(Artık farkına varmalıyız ki, galiba) Siyaset biz bu topraklarda yaşayanlar için değil. (Bizim de kendi hayatımızda benzer tutumlar alageldiğimiz) Hırsın, erilliğin, savaşın, çıkarın, hoyratlığın, yandaşçılığın, koltuğun, rantın, benimciliğin varoluşsal karşılığı olmuş durumda. Dünya, yaşayanlarıyla (insanı, ağacı, canlısıyla) bir ilgisi kalmamış, kendi ve çevresinin derdine düşmüş, iktidarlar ve şirketlerin eline düşmüş durumdayız. Bu elden kurtulmaya acil ihtiyacımız var, gezegenin üzerindeki ağırlığı azaltmak için var, çocuğumuzun gülümseyebilmesi için var, kapının önündeki ağacımızın kesilmemesi için var.

Ve konutlarımıza kapanmış, üst katla, karşı komşu daireyle fikirsel hiçbir teması ve bağı kalmamış, aşağıdaki ağaç nasıl budanmış, su ihtiyacı var mı dert etmeden evdeki saksı çiçeklere özel önem göstererek, kar yağdığında çıkıp bina önünün küremeye destek olmak yerine “nerede bu belediye” demek dışında koltuğunda oturan, çocukların eline de tableti tutturmuş (diğeri de bizim elimizde) ev-devletler kurmuş durumdayız. Kapıyı kapadığımızda dışarıdaki sistem bizi etkilemez sanıyoruz, çok korkarsak da bir de kilitliyoruz içeriden.

Ama dünyada da Türkiye’de de, merkezi iktidar ve merkezi belediye ile yönetim kültürü, sanırım ki ömrünün sonlarını yaşıyor. Artık, kendi yaşadığımız yerden kendimizin sorumlu olduğu bir düzene doğru geçmeye adım atmanın zamanındayız (ya da o zaman geliyor, bilgimize).

Zaman sokakta, köyde, mahallede, kasabada yaşanan gelişmeleri, o sokak, köy, mahalle, kasabada yaşayan bizlerin kararlaştırması zamanı. Hıza itirazımızı yapıp, aktif yurttaşlığa geçiş adımları için bulunmaz bir dönemdeyiz. Zerre yerel yaşama ilişkin söz söylemeyen ve bilmeyenlerin, gelip bilmediği işi yapacağı yerde, “bizim” bir araya gelerek söyleyeceklerimiz eskiye göre daha belirleyici olma potansiyeline sahip.

Buna Sokak Heyeti mi deriz, Mahalle Meclisi mi, Kent Konseyi mi, Kent Tarım Grubu mu, Yaşlılarımıza Destek Derneği mi, Fakirliğimize Çözüm İnisiyatifi mi, Temiz Su Arayışı Grubu mu, Gıda Platformu mu..? Buna birlikte karar verelim. Ama yaşadığımız yerdeki gelişmelere el koymanın tam zamanında olduğumuzu söyleyebilirim.

Kaynak: DUVAR

 

İlginizi çekebilir