Kaybetmeyi öğrenmek – Şenay Aydemir

Bazı filmlere dair söz söylemek oldukça zordur. Hayır, çok katmanlı, karmaşık, ne anlatmak istediği belirsiz, anlaşılamaz oldukları için değil; aksine dertlerini öyle temiz bir biçimde anlatırlar ki “gidin ve görün” demekten başka bir seçenek bırakmazlar bizlere. “Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi” ile gönüllere taht kuran Céline Sciamma’nın bu yıl Berlin’de Altın Ayı için yarışan yeni filmi “Küçük Anne” (Petite Maman) de böylesi yapımlardan.

Topu topu 4-5 mekanda, 4-5 oyuncuyla ve 72 dakikada kotarılmış bir büyüme öyküsü “Küçük Anne”. Sadece bundan ibaret değil, hafızaya saygı duruşu, geçmişe bakış ve tabii ki bir kaybın ardından gelen yas ve onunla baş etme süreci. “Küçük Anne”, yönetmenin önceki filmleriyle hem tematik hem de estetik olarak ortak özellikler de taşıyor. Yazıp yönettiği 2011 tarihli “Tomboy” ve senaristleri arasında yer aldığı “Kabakçığın Hayatı” (Ma vie de Courgette) filmlerinde olduğu gibi çocukluk yıllarının zorluklarına bakıyor bir yandan. Diğer yandan ise “Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi”nde olduğu gibi hatırlamak ve anlamlandırmak üzerine bir şeyler söylemeye çalışıyor. Yine bu filmdeki gibi doğa ile hikaye/ karakter arasındaki ilişkiyi başarılı bir biçimde kuruyor.

Film, bir bakımevinde açılıyor. Sekiz yaşındaki Nelly birkaç kişiye uğrayıp vedalaştıktan sonra toplanmakta olan bir odaya giriyor. Anlıyoruz ki, bir kayıp var. Annesi ve babasıyla birlikte bir kır evine gidiyorlar. Anneanne hayatını kaybetmiştir. Nelly ile annesi Marion geçmişe dair biraz konuşuyorlar. Marion’un annesi ile kurduğu ilişkiye dair, evdeki eşyalara dair bilgiler almaya, veda edemediği anneannesine dair ipuçları edinmeye çalışıyor Nelly. Annesinin ağaç evi hakkında bilgiler alıyor. Ancak sabah uyandığında annesinin evden ayrıldığını söylüyor babası. Evi tasfiye etme işi ikisine kalıyor. Aynı gün ormanda dolaşırken, ormanda bir ağaç ev yapmaya çalışan ve annesiyle aynı adı taşıyan Marion adında kendi yaşında bir kızla tanışıyor.

İki çocuk arasında gelişen dostluk, Nelly’nin Marion’un evine gidip gelişleri sırasında yaşananlarla büyürken yepyeni bir bakış açısı da sunuyor seyirciye. Filmin sürprizlerini ele vermemek için hikayeyi burada keselim. Ama zamanı ve mekanı birbirinin içine geçirerek harmanlayan Céline Sciamma, üç kuşak kadın arasındaki ilişkiye, bu ilişkinin anlamlandırılmasına dair çarpıcı bir anlatı çıkarıyor ortaya. Üstelik bütün bunu o kadar sade bir dille aktarmayı başarıyor ki hayran kalmamak elde değil.

Filmin süresine dair de birkaç kelam etmek isterim. Bir yönetmen hastalığı olarak filmlerin gereğinden uzun tutulması, haliyle de sarkmalar yaşanması eleştirmenlerin laneti olanak anılır meslektaşlar arasında. Oysa Céline Sciamma “Bir önceki filmim iki saatten uzundu 72 dakikalık film bize yakışmaz az uzatayım şunu” kaprislerini hiç girmeden oldukça verimli bir anlatı çıkarıyor ortaya. Hikayenin hakkı neyse o kadar. Filmi güçlü yapan şeylerden birisi de bu tercih.

Filmde Marion ile Nelly’yi canlandıran ikiz kız kardeşler Gabrielle ve Joséphine Sanz için de bir cümle etmek gerekir. Kuşkusuz yönetmenin bu genç oyuncuları yönlendirmedeki mahareti göz ardı edilemez ama Gabrielle ve Joséphine gerçekten göz dolduruyorlar.

“Küçük Anne”, önemli bir insanın kaybıyla baş etmeye öğrenmeye, büyümeye, dostluğa, çocukluğu ve anneliğe dair onlarca şeyi sade bir anlatımla sığdırıyor 72 dakikaya. Evet, “Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi” kadar çarpıcı olduğu söylenemez ama samimi olduğu su götürmez.

Kaynak: EVRENSEL

İlginizi çekebilir