“Karaburun’nun yüzde 89’u RES projelerine tahsis edildi”

Haklar ve Araştırmalar Derneği, “İklim Değişikliği ile Mücadelede Bir Uyumsuzluk Deneyimi: Karaburun Yarımadası Rüzgar Enerji Santralleri” başlıklı yeni bir rapor hazırladı.

İnsan hakları, ekoloji, doğa hakkı ve çevre hukukunun, uluslararası hak ve özgürlüklere dair belgeler ve insancıl hukuk ilkeleri doğrultusunda korunması ve geliştirilmesini amaçlayan Haklar ve Araştırmalar Derneği, “İklim Değişikliği ile Mücadelede Bir Uyumsuzluk Deneyimi: Karaburun Yarımadası Rüzgar Enerji Santralleri” başlıklı yeni bir rapor hazırladı.

Rapora göre toplam yüzölçümü 484 km2 olan Karaburun’un 430 km2’lik alanı, yani yarımadanın yüzde 89’luk bölümü RES projelerine tahsis edildi. RES’lere yer açmak için acele kamulaştırma davaları ve idari kararlarla mülksüzleştirme ve yerinden etme politikaları uygulandı.

Raporda, 2010-2020 yılları arasında İzmir’in Karaburun Yarımadası’nda projelendirilen Rüzgar Enerji Santralleri (RES) iklim değişikliği ile mücadelede uyumsuzluk (maladaptation) örneği olarak incelendi. Rapor ayrıca RES’lerin yol açtığı hak ihlallerini de görünür kılmayı hedefliyor.

Rapor kapsamında;

  • İklim krizinin dünü, bugünü ve Türkiye’nin iklim krizine yönelik pozisyonu değerlendirildi.
  • Daha sonra iklim krizi ile mücadelede uyumsuzluk politikalarının mağduru olarak Karaburun Yarımadası’nın özellikleri, insan ve doğa hakları ihlaline yol açan idari kararlar ve dava süreçleri ayrı başlıklarda incelendi, detaylandırıldı.

“Zararlı çıkan kıl keçileri oldu”

Haklar ve Araştırmalar Derneği’nden avukat ve raportör Cem Altıparmak, hazırlanan rapor için şunları söyledi:

“İzmir’in Karaburun Yarımadası, 2010’lardan itibaren inşa edilmeye başlanan rüzgâr enerji santralleri (RES) ve bu projelere karşı Karaburunlu yurttaşlarca yürütülen hukuk mücadeleleri ile gündeme geldi. Bugüne kadar toplam 15 dava açıldı ve 3 kez Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapıldı. Bu süreç, yenilenebilir enerji uygulamalarının bir iklim politikası aracı olarak nasıl uygulanması gerektiği ile somutta nasıl uygulandığı arasındaki muazzam yıkıcı farkın ortaya konulduğu, bir açık saha çalışması işlevini gördü.

“Ne yazık ki çalışmadan zararlı çıkan, Karaburun’un yaşam alanları, yerel kalkınma imkânları, nadir ekosistemi ve Karaburun’un simgesi kıl keçileri oldu. Türkiye’nin yenilenebilir enerji politikaları iklim krizi ile mücadelede bütüncül bir perspektif üzerinden değil, sermaye için yeni teşvik, kredi ve istisnalarla güçlendirilmiş yeni bir ‘kalkınma’ ve ‘ekonomik büyüme’ imkânı üzerinden yürütülüyor.

“Bu sorunlu yaklaşım ise Karaburun’da olduğu gibi ciddi insan ve doğa hakkı ihlallerine, iklim krizi ile mücadeleyi değil krizi derinleştirici etkilere yol açıyor. Bu hatalı uygulamaların bir sonucu olarak; toplam yüzölçümü 484 km2 olan Karaburun’un 430 km2‘lik alanı, yani yarımadanın yüzde 89’luk bölümü RES projelerine tahsis edildi. RES’lere yer açmak için acele kamulaştırma davaları ve idari kararlarla mülksüzleştirme ve yerinden etme politikaları uygulandı.

“Mera ve çayırlıklar RES’lere tahsis edildi”

“Kıl keçisi yetiştiriciliğinde İzmir’de ilk sırada olan Karaburun’un mera ve çayırlıkları RES projelerine tahsis edildi. Yaklaşma (setback) mesafesi için hala yasal düzenleme yapılmayan RES türbinleri, Karaburun’daki yerleşim yerlerine sadece birkaç yüz metre uzaklıkta kuruldu. Karaburun’un özel çevre koruma bölgesi ilan edilmesi dahi Karaburun’u bu yıkımdan koruyamadı.”

Bu ekolojik yıkıma karşı çıkan Karaburunluların adil yargılanma haklarının İdare mahkemeleri ve Danıştay tarafından ihlal edildiği, Anayasa Mahkemesi kararı ile de tescil edildiğini söyleyen Altıparmak, “Hazırladığımız bu rapor ile yenilebilir enerji projelerinde uyumsuzluğa emsal teşkil eden uygulamaların Karaburun özelinde yarattığı sonuçların bütüncül bir şekilde ortaya konulması ve yenilenebilir enerjinin doğru uygulamaları için yol gösterici olmasını amaçladık” dedi.

Rapora buradan ulaşabilirsiniz.

Karaburun Yarımadası’ndaki Rüzgar Enerji Santralleri

Kaynak: Bianet – Sakine Orman

İlginizi çekebilir