Kanlı Pazar’dan Ankara Katliamına: Halkların ve emekçilerin mücadelesi durdurulamaz! – Halit Elçi

Barış mitingi için Türkiye’nin dört bir yanından binlerce kişi Ankara Gar Meydanına gelmişti… Rengarenk bayraklar, pankartlar, dövizler… Türkçesi, Kürtçesi, Arapçası pek çok dilde yazılar… Siyasi partilerden, sendikalardan, demokratik yerel ve merkezi örgütlerden emekçiler, kadınlar, Aleviler, LGBTİ+’lar… Tüm barış mücadelesi verenler…

Barış, özgürlük, demokrasiyi dile getiren şarkılar söyleniyor, halaylar çekiliyordu. İstanbul’dan Van’a, Uşak’tan Samsun’a, Mersin’den Edirne’ye pek çok ilden gelen yoldaşlar, dostlar, akrabalar buluşuyor, kucaklaşıyordu… Gar Meydanı bir bayram yeri gibiydi.

“Bu meydan kanlı meydan”

Meydanda bir grup da Ruhi Su’nun, içinde “Bu meydan kanlı meydan” sözleri geçen türküsü eşliğinde halay çekiyordu: “Ellerinde pankartlar  / Gidiyor bu çocuklar  / Kalkın ayağa, kalkın  / Gidiyor bu çocuklar / Bu pazar, kanlı pazar  / Dert yazar, derman yazar  / Kalkın ayağa, kalkın  / Gidiyor bu çocuklar / Bu meydan kanlı meydan  / Ok fırladı çıktı yaydan  / Kalkın ayağa, kalkın  / Biz şehirden, siz köyden.”

İlginçtir; Ruhi Su bu türküyü 16 Şubat 1969’daABD’nin 6. Filosunun İstanbul’a gelmesini protesto etmek için Taksim’e yürüyen devrimci gençlere yönelik devletin organize ettiği bir saldırıyla ilgili olarak yakmıştı. Gençler, burada kontr-gerillanın örgütlediği yüzlerce eli sopalı, bıçaklı, silahlı bir grubun saldırısına uğradı. Çok sayıda genç darp edilirken, iki genç bıçaklanarak öldürüldü. Bu saldırı, iktidar yanlısı gazetelerin günlerce sürdürülen kışkırtmaları, “cihat” çağrıları sonucunda gerçekleştirilmişti. Olay,  Türkiye tarihine “Kanlı Pazar” diye geçti.

İşte halay çekenler, bu türküyü söylüyordu. Ve tam da “Bu meydan kanlı meydan” sözleri geçerken kitlenin içinde bir bomba patladı. Hemen arkasından bir ikincisi geldi. Ve sonrası korkunçtu…

Barış istemek ve kazanmak için Ankara’ya gelen insanların bedenleri ve ruhları bombalarla paramparça edildi. Saldırı anında ve sonrasında 103 kişi yaşamını yitirirken, yüzlerce kişi yaralandı, kollarını bacaklarını yitirdi… Katliam alanında bulunan binlerce kişi ağır psikolojik travma geçirdi.

Katliamın sarsıntıları şüphesiz sadece o sırada orada bulunanları değil, onlarla aynı duyguları ve düşünceleri taşıyan on milyonlarca insanı ağır biçimde etkiledi ve etkilemeye devam ediyor. Katliamın politik sonuçları ise tüm toplum üzerinde etkisini sürdürüyor.

Görünürdeki fail: IŞİD

Katliamı IŞİD’in Türkiye koluna mensup iki canlı bombanın gerçekleştirdiği anlaşıldı. Planlaması Suriye’de yapılmış, katiller Antep’ten gelmişti.

HDP’nin Diyarbakır mitinginde bomba patlatılması ve Suruç katliamını da aynı örgüt gerçekleştirmişti.

Peki ama bu cani cihatçı örgüt bu ve benzeri birçok saldırıyı nasıl bu kadar kolay biçimde gerçekleştirmiş ve saldırganlar yakalanmamıştı? 10 Ekim katliamını yapanlar nasıl ellerini kollarını sallayarak yürüyüş toplanma alanına girebilmiş, kullandıkları bombalar nasıl rahatça Ankara’ya getirilmişti? Hem de bu işleri yapanlar devlet güçlerinin takibi altındayken… Evet, bu katliamın hazırlığına ve uygulanışına katılan birçok kişinin telefonlarının dinlenmekte olduğu ortaya çıktı sonradan…

Katliamın suç ortakları

Olay sonrasında başlatılan soruşturma ve kovuşturmalar sırasında, bütün engellemelere rağmen birçok gerçek açığa çıktı.

Bu katliamın hazırlığına ve uygulanışına katılan birçok kişinin telefonlarının dinlenmekte olduğu anlaşıldı. Buna rağmen örgüt elemanlarına yönelik hiçbir müdahale yapılmamıştı.

Canlı bomba olacak kişileri ve patlatılacak bombaları taşıyan araçların geçtiği yollardaki kontrol noktaları o günlerde iptal edilmişti.

Tüm miting ve yürüyüş alanlarına girişlerde arama yapan Emniyet güçleri, nedense(!) bu kez toplanma alanının etrafında giriş kontrol noktaları kurmadığı gibi, ortalıkta hiç görünmüyordu. (Dolayısıyla canlı bombalar rahatça kitlenin içine karışabilmişti.)

Bombaların patlatılmasından sonra, yüzlerce insan yaralıyken, insanlar yaralılara yardım etmeye çalışırken katliam alanına nedense(!) gaz bombaları atıldı. Çok sayıda kişinin bu nedenle boğularak öldüğü adli tıp raporunda tespit edildi. Dahası, alana çağrılan sağlık görevlileri atılan gaz bombaları nedeniyle yaralılara uzun süre müdahale edemedi. Oysa bu süre ağır yaralılar için son derece önemliydi ve bu “geciktirme”nin sonuçları ölümcüldü. Çok sayıda insanın hayatta kalması ise, alanda bulunan TTB ve SES üyesi doktor, hemşire ve tüm sağlık çalışanlarının olağanüstü çabası sayesinde oldu.

Dava dosyasındaki veriler, devlet güçlerinin bu katliamın hazırlanmasından gerçekleştirilmesine ve sonrasına ilişkin birçok “ihmal”, “göz yumma” ve ölümlerin artmasına neden olan “hatalı karar”dan sorumlu olduğunu ortaya koyuyor.

Katliamın siyasi sorumluları

10 Ekim Ankara Katliamının amaçla yapıldığını / yaptırıldığını, kimlerin işine geldiğini, siyasi sorumlularının kim olduğunu anlamak için katliamın gerçekleştiği genel siyasal konjonktüre ve bu tarihten biraz geriye bakmak gerekiyor.

10 Ekim Katliamı, AKP iktidarının gerilemeye başladığı bir dönemde, özellikle de Meclis’te çoğunluğu kaybettiği 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra, yeniden tek başına hükümet kuracak milletvekili sayısına ulaştığı 1 Kasım 2015 seçimlerinden önce gerçekleşti.

AKP/Tayyip Erdoğan iktidarına ve siyasal hegemonyasına ilk büyük darbeyi, 2013 yaz başında Türkiye çapında yüzbinlerin katıldığı Gezi Direnişi vurdu.  Ardından Fethullah Gülen Cemaati’yle yolları 17-25 Aralık 2013 “yolsuzluk soruşturması” ile hızla ayrılmaya başladı. 2013, aynı zamanda Kürt meselesinde “Çözüm Süreci”nin başladığı yıldır. Bölgede ise Kürt meselesini doğrudan ilgilendiren gelişmeler olmaktadır. Suriye’de 2011’de başlayan siyasal karışıklıklar kısa sürede, ABD, AB ülkeleri, bölge ülkeleri ve Türkiye’nin de karıştığı bir savaşa dönüştü. Bu savaşta Şam yönetimi ve dış destekli muhalifler arasında bir “Üçüncü Yol Siyaseti” izleyen PYD öncülüğündeki Kürtler Suriye’nin kuzeyinde, Rojava denilen bölgeyi kontrol altına alıp bağımsız bir siyasal yapılanmayı adım adım örmeye yöneldiler. PYD, Rojava’nın askeri ve siyasal kontrolünü sağlamak için cihatçı örgütlerle çatışma içindeydi. Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), bu cihatçı örgütler arasından sivrilip PYD’nin askeri yapılanması YPG ve YPJ ile en sert çatışmalara giren örgüt oldu.

AKP iktidarı, bir yandan Abdullah Öcalan, Kandil ve HDP ile Çözüm Sürecini sürdürür görünürken, diğer yandan Suriye’de Kürtlerin yönetiminde bir bölge oluşmasını engellemek için IŞİD’e çok yönlü destekler verdi. Tüm dünyadan IŞİD taraftarlarının Türkiye topraklarından Suriye tarafına geçmesine izin veriliyor, silah ve mühimmat sevkine göz yumuluyor, IŞİD bölgesinde çıkarılan petrol satın alınarak finansal destek sağlanıyordu. IŞİD’e ilişkin hayırhah tutum, bu örgütün Türkiye’de örgütlenmesine ve eleman toplamasına müsamaha gösterme şeklini de alıyordu.

Çözüm Süreci’nde önemli bir adım, 28 Şubat’ta, AKP yönetiminin en üst düzey temsilcileri ile HDP’li milletvekillerinin (İmralı Heyeti) 10 maddelik bir ortak açıklama yapmasıydı. Ancak “Dolmabahçe Mutabakatı” adıyla anılan bu anlaşma, Erdoğan tarafından önce onaylandı, daha sonra HDP’nin seçimlerde kendisini desteklemeyeceğinin anlaşılması (Selahattin Demirtaş’ın “Seni başkan yaptırmayacağız” konuşması) üzerine reddedildi: Erdoğan çözüm masasını devirdi. Bundan sonra AKP yöneticileri HDP’ye yönelik tehditlerini arttırdı. AKP’nin iktidarda kalmasının ve “Başkanlık rejimi”ne geçilmesinin önündeki en büyük engel HDP idi.

7 Haziran seçimlerine giderken HDP binalarına saldırılar yoğunlaştı ve bombalamalar başladı. 5 Haziran’da Diyarbakır’da yapılan HDP mitingine konan bomba 5 kişinin ölümüne, 100’ü aşkın kişinin yaralanmasına yol açtı. Bu saldırıları gerçekleştiren örgüt ise, AKP iktidarının Suriye’de desteklediği, Türkiye’de faaliyetlerine gözlerini kapattığı IŞİD’di.

7 Haziran seçimleri, AKP için hezimet oldu: AKP tek başına hükümet kurma olanağını kaybederken, HDP yüzde 13,1 gibi rekor bir oyla 80 milletvekili çıkardı.

7 Haziran’dan sonra Tayyip Erdoğan 1 hafta suskunluğun ardından, bu seçimleri kabul etmeyip yeni bir seçime gitme stratejisini uygulamaya koymaya başladı: CHP ile yürütülmesine izin verdiği sonuçsuz kalan “istikşafi görüşmeler”le zaman kazanarak koalisyon kurulmasının önüne geçti. Çözüm Süreci’nin bittiğini ilan etti. AKP iktidarı HDP’ye yönelik baskı ve şiddeti, tutuklama operasyonlarını, kara propagandayı en üst düzeye çıkardı. HDP binalarına ve HDP’lilere yönelik saldırılar hızla arttı. Aynı dönemde PKK de, gayri resmi ateşkese devletin uymadığını gerekçe göstererek savaşı yeniden başlattığını açıkladı.

IŞİD 20 Temmuz’da Suruç’ta, Rojavalı çocuklara oyuncak götürmek için yola çıkanlara yaptığı canlı bomba saldırısıyla 33 kişinin ölümüne yaklaşık 100 kişinin yaralanmasına neden oldu.

2015 yaz ayları boyunca bir yandan çatışmalar şiddetlenerek sürerken, AKP yöneticilerinin nefret ve şiddet söylemi de yükseltildi.

İşte 10 Ekim Ankara Gar Katliamı böyle bir siyasal ortamda yaşandı.

Bu katliam, her ne kadar IŞİD tarafından yapılmış olsa da AKP’nin 7 Haziran seçimlerini fiilen iptal etme, yaratılan korku ve kaos ortamı içerisinde yeni bir seçime gitme, korkutulan seçmenin mevcut yöneticinin etrafında birleşmesi refleksini çalıştırma stratejisiyle bire bir örtüşmektedir. Böylesi büyük bir katliam, kaos ortamı yaratılması için biçilmez kaftandı. Sadece soldan, emekten, özgürlüklerden yana olan kitle değil, tüm toplum travmatize edildi. Nitekim 1 Kasım’da yapılan tekrar seçimlerinde AKP oyunu arttırarak yeniden tek başına hükümet kurma olanağını yakaladı. HDP ise olağanüstü baskılara, operasyonlara, düşmanlaştırma propagandasına rağmen, önemli ölçüde oy kaybetmekle birlikte barajı geçmeyi başardı.

AKP’nin 7 Haziran seçimlerini geçersiz kılma stratejisine hizmet edecek şekilde IŞİD’in katliamları ve diğer saldırılarını arttırmasını tesadüf olarak nitelemek mümkün değildir. Bombanın pimini çeken IŞİD olsa da, katliamın yapılmasına politik ve fiziksel olarak zemini hazırlayan, bu katliamın korkunç sonuçlarını seçim stratejisinin bir aracına dönüştürmeyi amaçlayan AKP iktidarıdır.

Kanlı Pazar’dan Gar Meydanı’na

1960’lı yılların ikinci yarısından itibaren sol ve sosyalist fikirler Türkiye topraklarında kitlelerle buluşmaya başlamıştı. İşçiler, köylüler, öğrenciler iş, ekmek, toprak ve özgürlük uğruna mücadeleye atılıyor, grevler, toprak işgalleri, üniversite işgalleri hızla yaygınlaşıyordu. Emperyalizmle içli-dışlı olan ve “Yeşil Kuşak” anlayışıyla, yükselen toplumsal mücadeleleri durdurmanın önemli bir aracı olarak “din”i kullanmaya yönelen egemen sınıflar 1969’da anti-emperyalist mücadeleyi yükselten devrimci gençlere karşı “Kanlı Pazar” tezgahını düzenlemişti.

2014 yılında, tam da “Kanlı Pazar”a yakılan türkü söylenmekteyken, Türkiye’nin özgür geleceğini, barışı, demokrasiyi savunan ve tuğla tuğla ören binlerce insana bir kez daha vahşi biçimde saldırıldı. Kürt meselesinde ve bölgede barış umudunun yükselmesine, kitleler içinde hak taleplerinin ve özgürlük özleminin kök salmasına, HDP’nin 7 Haziran’da etrafındaki kuşatmayı kırarak toplumdaki meşruiyet alanını hızla genişletip güçlenmesine egemen sınıfların ve onların temsilcisi AKP iktidarının yanıtı bu kez çok daha büyük bir katliam oldu.

Bu kez de egemenler toplumsal mücadeleyi durdurmanın yolu olarak “din”i ve cihatçı IŞİD vahşet örgütünü kullandılar.

Ama nasıl ki Kanlı Pazar saldırısı Türkiye’de devrimci mücadelenin önünü kesemediyse, Ankara Gar Katliamı da toplumsal mücadeleyi durduramadı.  O katliamın siyasi sorumluları bugün kitleler nezdinde rezil ve rüsva olarak siyaset sahnesinden atılmak üzeredir.

Barış mücadelesi her zamankinden daha acil

Bu ülkede “barış” talebi, daima “tehlikeli” olmuş, barış isteyenler ağır bedeller ödemek zorunda kalmıştır. Çünkü emperyalizme bağımlı, sermaye açı burjuvazi,  sömürü düzenini ancak kitleler üzerinde sürekli bir şiddet ve tahakküm, ulusal baskı, militarizm ile ayakta tutabilmektedir.

Günümüzde ise hızla büyüyen savaş sanayisi, tekelci burjuvazinin yayılmacı emelleri, AKP-MHP faşist ittifakının kendi kitlesinikonsolide etme çabaları barış düşmanlığını, savaş kışkırtıcılığını, ulusal sorunda inkar ve imha politikasını egemenlerin siyasetinin kopmaz bir parçası haline getiriyor.

O nedenle Türkiye’de barış talebi, sadece barış talebi değildir! Aynı zamanda egemenlerin sömürü, sömürgecilik, baskı ve tahakküm düzeninin tekerine çomak sokmaktır. Barış için mücadele, demokrasi, özgürlük ve sosyalizm mücadelesinin ayrılmaz bir veçhesidir.

10 Ekim katliamının 7. yılında Ankara Gar Katliamında yaşamını yitirenleri bir kez daha saygı ve sevgiyle anıyoruz. Onların mücadelesini hedefine ulaştıracağımızın sözünü veriyoruz.

Kaynak: Siyasihaber

İlginizi çekebilir