Kanadalı yazar Saul: ‘Yozlaşmış siyaseti korkak liderler yönetiyor’

Kanadalı yazar Saul: Küreselleşme ideolojisinin yarattığı bir siyasi krizi yaşıyoruz ama sorumluları bununla yüzleşmekten uzak.

Kanadalı düşünür ve yazar John Ralston Saul İstanbul’daydı. PEN International eski dönem başkanlarından da olan Saul, Ayrıntı Yayınları’nın konuğu olarak geldiği İstanbul’da Artı TV ve Artı Gerçek’ten Fatma Yörür’ün sorularını yanıtladı.

Dünya bugün çok ciddi bir siyasi krizin içinde ve bizler bu krizi önemli ülkelerin lider profilinde görüyoruz. Bu krizi ve bu yeni lider profilini bize tanımlar mısınız?

Bu kriz 1995’ten beri inşa oluyor. İnsanlar bu krizi görüyor ve fark ediyor. Çünkü bunlar çok ciddi sonuçlarla ortaya çıkıyor. Politik, akademik, bürokratik, ekonomik bütün önemli kurumlar ise bu krizi şu anda reddediyor. Kendi başarısızlıklarıyla yüzleşmekten aciz durumdalar. Bu küreselleşme ideolojisinin 20 senelik başarısızlığının sonucudur.

‘SON 50 YILDA SİYASET HIZLA YOZLAŞTI’

Bürokrasinin öldüğü ve devletleri mafyatik ilişkilerin yönettiği söyleniyor. Bunu son örnek Cemal Kaşıkçı cinayetinde de daha açık görmüş olduk.

Küreselleşme sonucu hükümetler etik değil bireysel isteklerine yönelmiş durumda. Bu küreselleşmenin konuşulması tercih edilmeyen boyutlarından bir tanesi. Legal kontroller uluslararası bir hale geldiğinden beri artık bir kontrol söz konusu değil. Son 50 senede dünyada çok hızlı bir yozlaşma görüyoruz. Hatta bu yozlaşma normalleştiriliyor.

Suudi Arabistan’da şiddet içeren ve diktatörlük olan bir yönetim var. Bu hep öyleydi. Bu küreselleştiğimiz periyotta Suudi Arabistan’ın ilişkilerini güçlendirmesi de çok mümkün çünkü diğer ülkelerin petrole ihtiyacı var onlardan alıyorlar. Suudi Arabistan’ın da onların silahlarına ve kuvvetlerine ihtiyacı var. Böylece bu ilişkiler gelişiyor. Bu da uzlaşmış ilişkilerde ciddi bir yükselmeye neden oluyor.

‘YALAN HABER ABD DEYİMİYLE ‘FLY TRAP’… YAPIŞIP ÖLÜYORUZ’

Dünyada bu yozlaşmış ilişkilerin yanı sıra bilgi ve gazetecilik yok oluyor. Gerçekler kaybolurken yalan haber çok daha ilgi çekiyor ve hızlı yayılıyor.

Şu anda anti demokratik ve negatif popülist düşüncede mantığın içinde boğulmak çok mümkün. İngilizce deyimle ‘fly trap’… bir arı bir bardağın içindeki bala geliyor. Oraya yapışıp ölüyor durum böyle.

Gerçekte problem internetin sahiplerinde. İnternetin gerçek sahipleri gelecek çok ilgi çekiciymiş çok güzel olacakmış ve çok özgür olacakmış gibi bir inanç sağladılar. Burada yeni ve özgürlükçü kurallara ihtiyacımız var. Yayıncılar ve editörlere dönük basın özgürlüğü kurallarımızın olması gerekiyor. Sorumluluk sahibi gazeteciler özgür olduğu zaman dezenformasyon engellenebilir.

‘DAHA UCUZ VE ÇIKAR SAĞLAMAYA MÜSAİT NEGATİF POPÜLİST BİR SİYASET HAKİM’

Bu mevcut durum popülist ve sağcı liderlin de işini çok kolaylaştırıyor değil mi?

Bu çeşit bir popülizm sinirli vatandaşların doğal sonucu. Aynı zamanda ana akım, elit kesimin de bir sonucu… Bu insanlar insanlarla nasıl temas kuracağını unutmuş insanlar. Kitabımda pozitif ulusalcılık ve negatif ulusalcılıktan bahsettim.

Pozitif ulusalcılık yurttaş odaklı, iyilik odaklı, empatiyi içeren ve iyilik amaçlayan bir unsur. Çünkü insanların aidiyet hissetmeleri oldukça normal. Küreselleşmenin savunduğu şeyse nereye ait olduğunun önemli olmaması, esnek olmanız ve her yere ait olmanız. Böylece ekonominin öne çıkması. Bunun sonucu olarak pozitif ulusalcılığa tutunuyorlar ama ortaya negatif bir ulusalcılık çıkıyor. Daha ucuz ve çıkar sağlamaya müsait.

‘GÜCÜN HALKTAN GELDİĞİNİ BİLEN POPÜLİST LİDERLERİN YERİNİ KORKAK LİDERLER ALDI’

Popülizm de aynı şekilde. Bugün sahip olduğumuz şey popülizm değil… Negatif popülizm. Yok edici bir popülizm. Popülizm hep vardı ancak daha yaratıcı ve iyi bir popülizmdi. Demokrasi çoğunlukla popülistler sayesinde bir yer buldu. Roosevelt bir popülistti, Kennedy popülistti, Willy Brandt, Atatürk popülistti. Bu popülistler halkın iyiliğini isteyen popülistlerdi. Bu liderler gerekli gücün vatandaşlardan geldiğini bilen popülistlerdi. Bu da negatif popülizmin tam tersiydi aslında.

Negatif popülist liderler var bugün. Bu liderin her zaman kompleksleri vardır. İnce derilidir. Çok kırılgan bir egoya sahiptir. Eleştirilerden nefret eder. Onlar ve diğerleri arasında hiçbir fark olmadığını iddia ederler. Bu onları iyi hissettirir. Öteki türlü çok mutsuz hissederler ki bu insanlar zaten çok mutsuzdur. Her zaman korkarak yaşarlar diğer insanlardan korkarlar, kendilerini güvende hissetmezler. Çevrelerinde bu yüzden güçlü insanlar istemezler zayıf insanlar isterler. Onlar kadar zeki olmayan ailelerinin üyesi olan kendi aile üyelerinde bile onlarla aynı fikirde olmayan insanlara katlanamıyorlar.

‘GÜNÜMÜZ LİDERLERİNİN EN BÜYÜK YETENEĞİ İNSANLARIN KORKMASINI SAĞLAMAK’

Kendi korkmuş durumlarından dolayı aynı zamanda insanların içindeki korku içgüdülerini hissedebilme ve tespit edebilmeyle ilgili bir içgüdüleri de var. Zaten asıl yetenekleri diğer insanların da korkmasını sağlamak… Bu korkuyu yarattıkları zaman bir kez, insanları öldürebiliyorlar hapsedebiliyorlar, bu zaten yozlaşmanın sonucu, onlar hükümdarlar yüksekteler ve diğerleri aşağıda kalanlar..

Aniden gayet başarılı bir profesör tutuklanabilir tek bir şey söylemesi yeterlidir. Bir pozitif popülist olsa bu durumda bu profesör enteresan bir şey söylediğinde gelin yemek yiyelim birlikte derdi, fikirlerini duymak isterdi ‘belki beni ikna edebilirsin’ derdi… Çünkü o korkmuyor.

‘DEMOKRASİ İYİ EĞİTİMLİ TOPLUMLAR İÇİN İDEAL, EĞİTİM SİSTEMİNİZ ZAYIF’

Bir genel seçimleri geride bıraktık yerel seçimlere gidiyoruz. Pek çok insan bugün Türkiye ve dünyada seçimlerde oy kullanmak istemiyor ve demokrasi ve seçim sistemine inancını yitiriyor. Bildiğimiz anlamda demokrasi geride kaldı. Seçimler ve sandık bu süreçte ne anlama geliyor?

Demokrasi eğitimli ülkeler için iyi bir model. Örnek: Türkiye’de zayıf bir eğitim sisteminiz var. Orta sınıfın üzeri de özel okulları tercih ediyor. Bu durum içinde stabil bir demokrasiye sahip olmanız imkansız. Demokrasinin temellerinden biri eğitim ve bu devlet okullarında olur. Ben eğer bir yaklaşım planlasaydım Türkiye’de buradan başlardım.

Dünyada da birçok genç insan siyasete karışmamak istiyor. Yorucu, zor ve kirli işler barındırdığı için tercih etmiyor. Bir etkiye sahip olmak için sadece sakin bir şekilde bekliyorlar.. Embriyo gücü de bir harekete geçme ve etki yaratma üzerine kurulu. Fakat adalet sağlamak istiyorsanız gücünüz olmak zorunda. Eğer gerçek bir etki yaratmak istiyorsanız gücünüz olmak zorunda. Bu gücü sadece adalet arayışı ile bulmak önemli. Bu romantik bir talep değil.

‘HALKIN İYİLİĞİ VE ADALETİN YERİNİ KÜRESELLEŞME İLE EKONOMİNİN İYİLİĞİ ALDI’

Kitabınızda ekonomiden din olarak bahsediyorsunuz?

Globalizm başladığında ekonomi en önemli şey haline geldi. Böylelikle toplumlar ekonomiyi bir din olarak görmeye başladı. 1970’lerde bu fikir çok başarılı bir şekilde yaratıldı.

En önemli şey güçlü ekonomi gibi yansıtıldı. ABD ve İngiltere başta, toplumlarda her şey ekonomi temelli olmak zorundaydı halkın iyiliğiyle ya da adaletle ilgili değil. Bu tarihte daha önce hiç olmamıştı. Ve biz şu anda bunun sonucunu yaşıyoruz.

‘ŞİDDET VE SİLAH TİCARETİ GÖÇ KRİZİNİ YARATTI ÇÖZÜM BUNLARIN DURDURULMASINDA’

Bu ekonominin en önemli unsurlarından biri de silah ticareti. Batı’dan Doğu’ya silah ticareti, Doğu’dan Batı’ya bir göç dalgası yarattı. Bu silah ticareti mi duracak? Yoksa göç Batı’yı işgal mi edecek?

Silahların normal ekonominin bir parası olması zaten çok çılgınca bir fikir. Bu 1962 – 63 yılında normalleşti. Bu da küreselleşmeyi önceden şekillendiren bir şeydi. Amerika, Fransa, İngiltere silah satışından para kazanmayı yarattılar. Silahlar ekonominin bir parçası olmamalı, hiçbir yararları yok sağlık yaratamazlar.

Bu küreselleşmeyle birlikte hem silahlar her yerde hem de kontrol edilemez bir enflasyonla karşı karşıya. Herkes her yerde silah üretmeye ve satmaya başladı. Bu da şiddetin açıklamasının bir parçası, göçmen ve sığınmacı krizini açıklayan bir durum. Başarısız merkez düşünceyi de açıklıyor.

Örneğin Kaşıkçı cinayetinde kimse Suudi Arabistan’ı cezalandırmak istemedi. Çünkü Suudi Arabistan silah ticaretinde iyi bir partner.

‘ULUSLARARASI KURUM VE KURULUŞLAR ÇÖZÜM ÜRETEBİLME YETENEĞİNİ KAYBETTİ’

Bu süreçte uluslararası kurum ve kuruluşlar hatta sözleşmeler de pasifize oldu. Popülist liderler yılların birikimiyle oluşturulan sözleşme kurumları ciddiye bile almıyor.

Günden güne güç kaybediyorlar bu kurum ve kuruluşlar. İnsanların hayatlarıyla ilgili çözüm üretme becerilerini de giderek kaybediyorlar. Ticaret gibi basit unsurlara takıntılı hale geliyorlar. Empati ve etik gibi iyi olgulardan uzaklaşmış bir vaziyetteler.

Gerçek sorular sorduğumuzda, hapisteki insanlarla ilgili, çocuklarla ilgili, yoksullarla ilgili bir cevapları yok. Mevcut yöntemlere takıntılı hale geldiler.

Bunun en ciddi örneği de bir gazeteci öldüğü zaman Demokratların bunun çok korkunç ir şey olduğunu söylemeleri ancak bir şey yapmamaları. Çünkü silah ticaretine devam ediyor.

İroniktir ki kendi ülkesinde 160 gazeteciyi hapiste tutan bir lider, ülkesinde tek bir gazeteci öldürülünce şikayet edebiliyor. Bu dönemin çok tipik bir örneği. Kafaların ne kadar karışık olduğunu güzel özetliyor.

Dolayısıyla çok tehlikeli bir süreçteyiz.. Tüm ülkelerde ne yapacaklarını ve nerede duracaklarını çok iyi düşünmeliler bu kayan ve etik dışı dönemde kiminle beraber olacaklarını ve nasıl hareket edeceklerini düşünmeliler. 15. ve 16. yüzyıl gibi bu dönemde çok ciddi de bir risk taşıyor. Kontrolü kaybettiğinizde her şey birbirine girer.

Kaynak: Artı Gerçek

İlginizi çekebilir