Solunda yerel giysisiyle bir Kürt kadın, sağında Abya Yala’dan zırh gibi başlığı ve şık şıkırdım giysisiyle bir kadın, önünde Sudan’dan yine yerel giysili, başörtülü başka bir kadınla ekranda İran’dan üniformalı Kürt kadın gerillayı seyrediyorduk

Dünyanın en ücra köşelerinde bile milyonlarca kız kardeşim olduğunu biliyordum da onların yedi yüz kadarıyla tanışacağımı, kaynaşacağımı bilmiyordum. Hem de ne tanışma!

Berlin’de 5-6 Kasım’da gerçekleşen Kadınlar Geleceği Örüyor Ağı’nın 2’nci Uluslararası Kadın Konferansı’nda 41 ülkeden yedi yüzü aşkın kadın tüm renkleriyle, gülüşleri ve kucaklamalarıyla, sloganları ve pankartlarıyla, sürüp sürdükleri takıp takıştırdıklarıyla, podyumda olsun salonda olsun dile getirdikleriyle, danslarıyla, halaylarıyla tililileriyle en önemlisi de yerelden genele devrimci damarı büyük bir şevk, inanç, güç ve neşeyle vurgulamalarıyla hepimize kadın devriminin mümkün olduğunu gösterdi.

Kimler yoktu ki konferansta! İtalya’dan, İsviçre’den, İngiltere’den, Kürdistan’dan gelmiş genç kadınlar çeşitli dillerde kulaklıkları şakalar, kahkahalarla dağıtıyor, çay kahve su servisi köşesinde yorulan bir kadının yerini hemen ötekisi alıyor, yine çeşitli dillerde konferans dosyalarını, yakalıkları dağıtan kadınların dilleri birbirine karışıyor, lisanları farklı ama akılları ve yürekleri bir kadınlar birbirlerine sarılarak, kahkahalar atarak bir şekilde anlaşmanın yolunu buluyordu. Elbette altmışı aşkın gönüllü çevirmen kadının, kadınlar arası iletişimi sağlamakta gösterdiği canla başla çaba, enternasyonalizmin gönendirici örneklerinden biri oldu. Kadınların anti faşist cephesi nasıl kurulur temalı atölye çalışmasında İspanyolca çeviri yapan kadının daha iyi duyabilmek için yere yatarak simültane çeviri yaptığını gördüm, çevirirken duygudan sesleri titreyen kadınları duydum. Müthiş bir özveriyle çalıştı çevirmen kadınlar ve bunca dil arasında birbirimizi mükemmel anlayabilmemize aracı oldular.

İki günlük konferansın gerisinde o kadar büyük bir kadın emeği var ki, bu kadar insana evlerinde ev sahipliği yapan Kürt kadınlarla, böreğinden pilavına, salatasından tatlısına iki gün ağırlama işini ancak kadınlar becerebilir dedirtiyor. Üstelik hiçbir yerden bir kuruş almadan! Bir dış sponsoru olmadan!

 

 

Rengarenk olan sadece kadınların giysileri, takıp takıştırdıkları da değildi. Konferans salonu Rosa’dan Nagihan’a, Jina Amini’den Sakine Cansız’a posterler, Kürtçe, İngilizce, İspanyolca, başka dillerde pankartlar, bezlere işlenmiş sloganlarla da süslüydü. “Jin Jiyan Azadî“ sloganını herkes zaten biliyordu, “Ni Una Menos”u da (Bir Kişi Eksik Değil) öğrendik ve ciğerlerimiz patlarcasına attık. “Black Life Matters” protestoları yüreğimize bir kez daha kazındı.

Kadınlar kimliklerini bir “siyasi beyan” olarak üstlerine başlarına taşımışlardı. Solunda yerel giysisi, kemeri, başına taktığı örtüsüyle bir Kürt kadın, sağında Abya Yala’dan zırh gibi başlığı, kocaman kolyesi ve şık şıkırdım giysisiyle bir kadın, önünde Sudan’dan yine yerel giysili, başörtülü başka bir kadınla ekranda İran’dan üniformalı Kürt kadın gerillayı seyrediyorduk.

Sadece katılımcılar değil, konuşmacılar da çok renkliydi. Yeryüzünün tüm renk ve tonlarını taşımakla kalmadılar, sahnede kadın özgürlüğünün ateşini ta Abya Yala’dan ayağımıza getirdiler, dans ettiler, slogan attırdılar, öz savunma videoları gösterdiler, sınırları kaldırmanın, enternasyonal devrimci dayanışmanın salt mümkün değil, şu an şimdi mümkün olduğunu da kanıtladılar. Bir kadın, konuşma sırasının kendisine gelmesini beklerken sahnede bir şeyler örüyordu. Geleceği dokumaya kalkışmakla yetinmemiş, bugünü de dokumaya başlamıştı belli ki!

Kürdistan’dan Yemen’e, Abya Yala’dan Avustralya‘ya, Sudan’dan Amerika’ya, Türkiye’ye, Guatemala’ya tüm konuşmacıların ortak noktası, aynen konferansın adı gibi, tüm çeşitliliğiyle, yerelden evrensele, evrenselden yerele taşıdıkları özgürlük ve devrim ateşiyle kadınların geleceğini örmekti. Abya Yala feministlerinden Lolita Chavez, “Abya Yala’dan Kürdistan’a sınırları kırdık” diyerek kadın özgürlüğü ateşini yaktı ve bizlere verdi. Amerikalı siyah aktivist Jade “Kazanacağımızı biliyoruz, zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok” sloganını önce kısık, sonra yüksek sesle tüm salona attırdı. Şili Mapuche yerli halkından Nizol, “Toprak olmadan Mapuche değiliz. Dünyada çok para biriktiren çok insan var ama parayı yiyemeyiz” diyerek kadınların yaşamlarını, habitatlarını nasıl koruduklarını, yerel mücadelelerin evrensel kadın özgürlüğünü nasıl beslediğini bize anlattı.

 

 

Gemeinsam Kämpfen örgütünden Rua, “Hepimizin ortak noktası yaşamlarımız için mücadele etmemiz. Yaşamak için dünyanın dört bir yanındaki kadın kırımıyla savaşmamız gerek. Buna karşı tavrımız, ancak öz savunmamızı güçlendirmek olabilir ve bu da örgütlenmemizi güçlendirmek demektir… Kuzey ve Doğu Suriye’de toplumsal dönüşümlerdeki patriyarkaya karşı ve özgürlükçü değişimde umut gören sadece biz değiliz” diyerek enternasyonal kadın mücadelesine vurgu yaptı.

Jin Kadın Derneği Başkanı ve NADA İttifakı üyesi Büşra Ali ise Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan kadınların birlikte çalıştıklarını belirterek, “Filistinli kadınların sorunları tıpkı Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın diğer yerlerindeki kadınların sorunları gibi, Kürt kadınların sorunlarından farklı değildir. Ortadoğu ve Kuzey Afrika devrimi tüm kadınlar içindir” dedi ve kadın devriminin tüm dünya kadınları için olduğunun altını çizdi.

Kürdistan Kadın Hareketi’nden Haskar Kirmizigül de, “Abdullah Öcalan’ın Jin Jiyan Azadî sloganının değiştirme gücüne sahip sihirli bir formül olduğunu söyledi. Bugün buraya geldiğimizde bunu gördük işte. Farklı perspektiflerden konuşmaya ihtiyacımız var, bu perspektifleri dinlemeli, önem vermeliyiz. Sadece öğretmemeli, aynı zamanda öğrenmeliyiz… Sistem bizi susturmak istiyor, sistem ittifaklar kuruyor, ama biz ne kadar güçlü olursak onlar da o kadar zayıflar. Biz zayıflarsak savaşımızı kaybederiz. Savaşımız bu kadar önemlidir” sözleriyle örgütlenmenin ve sistem karşıtlığının altını çizdi.

RA Öz Savunma Sistemi Siyah Kadın Hareketi’nden Jade, kadınların anti emperyalist mücadelesinin önemini vurgulayarak, “ABD dünyadaki birçok yeri bombalar, insansız hava araçlarıyla vurur, işgal ederken, yürekleriyle direnenlere karşı da savaş veriyor, bu imparatorluktaki birçoğumuz polis güçlerinin saldırısına maruz kaldık, tecavüze uğradık ve öldürüldük. Dünyadaki siyah kadınlar sizin dayanışmanıza ihtiyaç duyuyor. Ayağa kalkalım ve direnelim!” dedi.

Arjantin’de su ve toprak hakkı için sömürgecilere karşı mücadele veren kadınlar adına konferansa katıldığını belirten NiUnaMenos hareketinden yazar-gazeteci ve feminist Marta Dillon, “Bizler Latin Amerika’da katledilen gerillaların, katledilen çocuklarının kemiklerini arayan Plaza de Mayo Anneleri’nin torunlarıyız. Aynı zamanda Kürdistan dağlarındaki gerillaların da yoldaşlarıyız. NiUnaMenos hareketimiz mücadele eden kadınların bir araya geldiği bir harekettir. Yok edilmeye karşı kadınlar bedenlerini ortaya koydular. Topraklarımızda yaşananlar faşizmin görünen yüzüdür. Kapitalist sistem yerli halkları birbirine düşürerek kaynaklarımızı çalıyorlar. Devletler terörist eylemler yaparken bizlere terörist diyorlar. Birçok yoldaşımız bundan dolayı cezaevlerinde onların da özgürleşmesi için mücadelemizi daha da büyüteceğiz” diye konuştu.

Kolombiya’daki yerli Nasa halkından Vilma, “Bizim öz savuma biçimimiz topraklarımızı yeniden almak ve bilincimize tekrar kavuşmaktır. Büyük annelerimiz sırtlarında çocuklarıyla bize yolu açtı… Devletlerin dışında halklar arasında kendimizi örmeliyiz. Bunu tek başına yapamayız, birbirimize ihtiyacımız var. Bu yolda kendimizi patriyarkadan kurtaracağız, kendimizi kurtaracağız. Biz kendimizi kurtarırsak, insanlığı ve toprak anayı da kurtarırız” sözlerini söyledi.

 

 

Şengal’den Haza Şengal ise konferansa video göndererek, “Êzidî kız çocukları ve kadınlar kendi güçlerini keşfetti. Her yerde örgütleniyorlar, müthiş bir mücadele sergiliyorlar. Halkımızı ve toplumumuzu savunmak bizim görevimiz. Görevimiz ve hakkımız. Belki artık IŞİD yok ama topraklarımız ve halkımız işgal altında. Sonuna kadar savaşacağız” sözleriyle emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı mücadelenin önemini anlattı.

PYD Eşbaşkanı Asya Abdullah da direnişe vurgu yaptı: “Rojava’da tarihi süreçler yaşadık, çok büyük kazanımlarımız oldu. Bunların hepsi şehitlerimizin sayesinde oldu. Binlerce anne çocuklarını devrime verdi. Halaylarla şehitlerini gömdüler. Efrînli anneler, ‘Çocuklarımız olmadan yaşayabiliriz ama toprağımız olmadan yaşayamayız’ dediler. Bundan dolayı büyük bedellerle elde edilen Rojava’yı savunmamız için hepimizin ortak bir şekilde mücadele etmesi gerekir. Rojava Devrimi tüm kadınların devrimidir. İlk enternasyonalist şehitlerimizden biri de Ivana Hoffman’dır. Onun şahsında tüm şehitlerimizi saygı ile anıyorum. Jîna Emînî şahsında da İran ve Rojhilat’da mücadele eden kadınları ve Afganistan’da en gerici sisteme karşı direnen tüm kadınları selamlıyorum… Direnişi örgütledik ve başarılarımızı görebiliyoruz. Öyle yüksek bir düzeye ulaştık ki, bölgedeki tüm kadınlar birlikte savaşıyor, birlikte örgütleniyor, birlikte direniyorlar, bir sistemi birlikte kurduk. Rojava’da bugün kadın hareketi modeli, kadın örgütlenmesinin örneği olabilir, konseyler ve komünlerle tüm insanları bir araya getirebiliyoruz. Bu güçle her tür toplumsal baskı gücüne karşı mücadelemizi sürdürebiliriz.

Jineloji Akademisi üyesi Elif Kaya, “Dünyada tüm büyük değişimler ve devrimin özgürlükle ilişkilendirilmesi gerekir. Bu bağlantının daha fazla farkında olmamız için de yapısal bilgiye sahip olmalıyız. Bir kadın devrimi için kadınların bilgi ve deneyimini merkezine alan bilime ihtiyacımız var. Jinelojinin amacı budur” dedi.

Kürt kadın aktivist, siyaset sosyoloğu ve yazar Dilar Dilrik de sistemin kadınların uğruna öldürüldükleri, direndikleri, savaştıkları tüm simgeleri kullanıp içini boşalttığını belirterek liberal feminizmin büyük bir tehlike olduğunu, kadın özgürlüğünün sistem dışı ve sisteme karşı olması gerektiğini belirtti: “Kürt hareketinin Avrupa’da nasıl kriminalize edildiğini biliyor musunuz? Biz hâlâ Fidan Doğan, Sakine Cansız ve Leyla Şaylemez’in Paris’te nasıl öldürüldüğünü bilmiyoruz ama Fransız devleti biliyor.”

Kapanış bildirgesini okuyan Havin Güneşer şunları söyledi: “Bize hayattan daha fazlasını borçlular, bize annemizin, kız kardeşlerimizin yaşamlarını borçlular, biz onların direnişinin bir ifadesiyiz. Farklı sosyal grupların kadın özgürlüğü için savaştığı bir süreçteyiz. Öfkeliyiz. Bu ortak, kolektif bir öfke. Dünyayı değiştireceğiz. Kadınların başını çektiği yeni bir çağda yaşıyoruz. Tüm kadınları bize katılmaya ve ortak mücadelemizi ve devrimimizi güçlendirmeye çağırıyoruz.”

 

 

İki günlük Konferans boyunca tüm kadınlar, konferansın adına yakışır bir şekilde kimyasal saldırıda ve emperyalizme, sömürgeciliğe karşı şehit düşen kadın yoldaşlarımızın adlarını renkli iplerle kumaşlara ördük, diktik, sonra onları birbirine dikip kadın özgürlük mücadelesini simgeleyen bir pankart meydana getirdik. Konferans bir kadın ağı oluşturulması duyurusuyla halaylar ve danslarla, kucaklaşmalar ve gözyaşlarıyla, en mühimi kadın devrimine dair umut ve bilinç zenginliğiyle sona erdi.

“Jin Jiyan Azadî” sloganının hiç eksik olmadığı iki gün boyunca birbirimizden öğrendik, birbirimize öğrettik, birbirimizden güç ve umut alıp verdik, kadın dayanışmasıyla gönendik. Yedi yüzü aşkın kadın deneyimlerimizi, umut ve hayallerimizi paylaştık, birlikte çalışmanın önemini vurguladık.

Konferansın örgütleyicilerinden Melike Yaşar’ın dediği gibi, “Özgürlük ütopyası gerçekleşebilir ve gerçekleşecektir. Bu konferans kadınların geleceğini örmenin zamanının geldiğini bir kez daha gösterdi. Jin Jiyan Azadî’yi gerçek kılmanın zamanıdır. Birlikte olduğumuz sürece yaşamı özgürlük temelinde devrimcileştirebileceğimizi ve değiştirebileceğimizi gösterdi. Bir sonraki konferansa kadar beklemeyeceğiz. Dünya Demokratik Kadın Konfederalizmini inşa etmek için somut çalışma yapmanın tam zamanı. Yapacak çok işimiz var -kadın devrimi beklemez!”

Kaynak: Yeni Yaşam

 

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…