Londra’da bir sergi, savaşın yarattığı travmayı sanat ile anlatmaya çalışan 11 Suriyeli ve Lübnanlı sanatçının resimlerini gösterime aldı.

Suriyeli sanatçı Anas Albraehe 2013 yılında annesini kanserden kaybettiğinde, o kadar ağır bir depresyona girdi ki annesinin fotoğrafına bile bakamadı. Annesinin acısı, kentte başlayan iç savaş ile birleşince dahada dayanılmaz bir hal aldı ve doğduğu büyüdüğü al-Sweida şehrinden ayrılıp Beyrut’a yerleşmeye karar verdi.

Anas Albraehe annesini kaybettikten sonra yaşadığı acıyı, çocukluğu ve gençliğinde yaşadıklarını resmediyor.

27 yaşındaki sanatçı, zaman içinde,üzgün ruh halinden kurtulmak için rahmetli annesinin birçok portresini yaptı ve annesinin anısını yaşatmaya çalıştı.

“Annemi hatırlatacak her türlü anı ve hatıradan ve fotoğraftan kaçmaya çalıştım çünkü onu hatırlamak beni karışık duyguların içine sürüklüyordu”

Albraehe’nin Middle East Eye Beyrut ile yaptığı röportajda “ Onun ölümü ile yüzleşmem gerektiğini anladım ve bende kaçmaya çalıştığım şeyi çizmeye başladım. Sanatı terapi aracı olarak kullanmaya başladım ve acım ile sanat sayesinde yüzleştim.”

Tecrübe değiştirici oldu. Albraehe 2014 yılında Lübnan Üniversitesinden sanat terapisi dalında yüksek lisans eğitimini aldı ve bunun sayesinde ruh sağlığına ve yaşam disiplinine kavuştu.

“Sanat yaşadığınızın ne kadar acı verici olduğunun hiç önemi olmadan geçmişte yaşadığınız trajik olaylarla yüzleşmenizi sağlar.” Albraeheye göre herkes sanatçı olabilir.

Ayın komşusu, sergideki bölümlerden biri. Albraehe annesinin bir bulut üzerinde uyuduğunu hayal ederken yaşlı bir kadın ise sandalyede uyuyor. Albraehe, çocukken annesini örgü örerken izlediğini ve hatıralarının renkli iplerinin ona ilham olduğunu söyledi.

Sergi, her biri bir çeşit savaş, yerinden edilmiş, kayıp vermiş ve  kimlik arayışında olan 11 Suriyeli ve Lübnanlı sanatçının eserlerini sergiliyor.

Birilerinin şeytanlarına karşı bir silah

Arap Sanat ve Kültür Fonu tarafından kısmen desteklenen serginin, sanatın birilerinin şeytanca düşüncelerine karşı bir silah olarak kullanılabileceği iddiasını ortaya koyuyor.

Sergi “kendi zorluklarınızla başa çıkmanın yaratıcı yollarını keşfetmeye” davet ediyor. Sergide interaktif hat çalışması, sanat çalışması ve sanat terapisi semineri, ve sanat atölyesi olmak üzere bir takım etkinlik ile de hizmet veriyor.

 

Bilimsel çalışmalar sanatın etkilerinin ruh sağlığını ve hatta vücuttaki ağrı yönetimini dahi olumlu etkileme özelliğine sahip, güçlü bir terapi yolu olduğunu gösteriyor. Bazıları, yaratıcı ifadenin çocuksu doğasının, zihinsel sağlık bozuklukları olanların esnekliğini artırabileceğini ve psikoterapistlerin sanatı tedavi planlarına dahil ettiklerini söylediler.

Şubat 2018’de yayınlanan bir makalede, 195 hasta üzerinde yapılan sanat terapisi deneyinde, sanatın ezici bir şekilde olumu olduğu, deneklerin ağrı, duygu, düşünce ve endişe ile ilgili gelişmeler yaşadıkları bulunmuştu.

Serginin Lübnanlı düzenleyicisi Rania Mneimneh, bu serginin doğuş amacının “Ortadoğu topluluklarının seslerini, dürüst bir mercekle ve sanatsal ifadenin ani etkisi ile iletmenin gerekliliğine olan güçlü inanç” olduğunu söyledi.

Mneimneh, sanat terapisinin yararlarına ilk elden tanık oldu. Uluslararası Kızılhaç Komitesinde gönüllü iken, Lübnan iç savaşı sırasında kaybolan kişilerin ailelerinin, beyaz sandalyelere sevdiklerinin anılarını işlediği bir sanat terapisi projesinde yer almıştı.

32 yaşındaki sanatçı, aynı zamanda görme engelli ve görme sorunları yaşayan çocukları ve mülteci kamplarındaki Suriyeli çocukları “Hem kendinin hem de başkalarının hissiyatını” keşfetmek için cesaretlendirdi ve hep beraber bir duvar resmi çizdi.Bununda ismini “Arkadaşlık hikayeleri” koydu.

Mneimneh, “Bu tür projeler, çocukların ve yetişkinlerin zorluk ve sıkıntılı durumlarında sanatın olumlu etkisini görmemize yardımcı oluyor” dedi.

Lübnanlı fotoğrafçı Youssef Doughanın Suriyeli sanatçı Diala Brislynin “hayal duvarı” çalışmasını fotoğrafladı. (Rania Mneimneh’in izniyle)

Lübnanlı fotoğrafçı Youssef Doughan’ın ve Suriyeli sanatçı Ghassan İsmail’in kaligrafi çalışmalarına ek olarak  , sanat eseri koleksiyonunda, Suriyeli mülteci çocukların çizdiği resimlerde yer alıyor.

Tuvallerden birinde, Lübnandaki Bekaa mülteci kampından olan Abdel Hadi ve Fadel’in çizdiği resimde, yıldızlar ve gezegenler gökyüzünü aydınlatıyordu. Bir diğer resimde ise Baraa ve Nour isminde aynı kamptan 2 kız, bir dansçıyı yeni balerin ayakkabılarını giyerken resmetti.

Umut ışınları

Suriyeli yazar Zeina Kanawati’nin yazdığı bir hikaye olan Safia’nın Denizi , Suriyeli sanatçı Dima Nachawi tarafından “Tints Of Resilience” sergisi için bir resme uyarlandı.

Dima Nachawi tarafından uyarlanan resim. (Rania Mneimneh’in izniyle)

Safia örgüsüne kendini kaptırmıştı. Safia kendisini insanlardan ayırmıştı onlarla sadece örgü istekleri almak için iletişim kuruyordu. Sonra savaş başladı, etrafındakiler kaçarken Safia orada kaldı.

Nachawiye göre eserin arkasındaki mesaj “Karanlık denizin ortasında bile umut ışığı vardır”.

Nachawinin çalışmaları, masallarla dolu bir Rus bebeği gibi karmaşık bir şekilde katmanlaşmış olarak karşımıza çıkıyor. Sanatının bir “direniş” biçimi olduğunu söylüyor ve yarım milyondan fazla can alan bir savaşın ardından kişisel olarak yaşadığı travmayı atlatmasına yardımcı oldu.

Bilimsel çalışmalar sanatın hayata olumlu etkilerini göz önüne sermiştir.

Sanatçı savaştan önce, BMMYK ile Somali, Yemen, Sudan ve Iraklı mülteciler ile ilgili danışman olarak çalıştı. Sanatçının bazı arkadaşları Essad yönetimi tarafından gözaltına alındıktan sonra ailesinin birkaç üyesi de ülkeden kaçtıktan sonra, Şamdan ayrılmak zorunda kaldı. Burs almaya başladıktan sonra sanatın kültürel hafızayı korumak için nasıl kullanılabileceğini araştırdığı King’s College Londondan dereceyle mezun olduktan sonra Beyruta taşındı.

Dima Nachawi, ihtiyacı olan topluluklara yardım ve kahkaha sağlar (Fotoğraf Rami Ahmad’ın izniyle).

“Anavatanından uzak olunca her şey daha ağır hissediliyor. Uzakta üzüntü yaşarsın. Kendi duygularımı yansıtmak için, sanatımı bir ayna olarak kullanıyorum.” Öte yandan Nachawi serbest bir sanatçı ve mülteci kamplarında “Clown me in” adlı ekibiyle çocuklara gösteriler yapıyor.

Can yeleği

Diala Brisly ise ayrı bir Suriyeli sanatçı, çalışmalarındaki odak noktası ise insanların yerlerinden edilmesi ve sosyal adaletin sağlanması.

Sanatçı kendini çizdiği bir dizi portrede yaşamının farklı aşamalarında kendini nasıl hissettiğini resmetti.

Suriye savaşının başlamasının ardından, Esad hükümetine karşı ilk ayaklanmaların başlamasının ardından ayaklanmalara katılan 38 yaşındaki Brisly, 2013’te İstanbul’a ve daha sonra 2014’te Lübnan’a taşındı. Orada çalışmaya başladı. Ülkenin dört bir yanındaki mülteci kamplarında “çadır okulları”, duvar resimleri ve sanat terapisi atölyeleri düzenleyerek, sonunda Kuzey Lübnan’daki Mneimneh ile tanıştı.

Brisly, “Kamplardaki çocuklar korkunç koşullara katlanıyorlardı ve birçoğunun bir süredir okula gitmediği için şöyle düşündüm, belki de sanat onları öğrenmeye odaklanmaya teşvik edecektir” dedi.

Hala Ayman Nahle’nin kısa filmi ‘Olağanüstü Ay’ dan. (Rania Mneimneh’in izniyle)

Sanatçı, birlikte çalıştığı çocuklarla yakın ilişkiler kurmamaya dikkat etti. “Çocukların kendilerinin kahramanı olduklarını görmeleri gerekiyor” dedi. “Onların kahramanı olamazsınız çünkü onların durumunu değiştiremezsiniz. Onların olduğu yerde güçlü olmaları için onlara ilham vermelisiniz.” 2016 yılında Fransa’ya sığınma talebi yapan sanatçı şimdi Parist’e yaşıyor. Uzaktan da olsa kar amacı gütmeyen Alfabe: Alternatif eğitim ile mültecilere yardım etmeye devam ediyor. Sergiden elde edilen kazancın bir kısmı ise Suriye’de savaşlardan dolayı eğitimi kesintiye uğramış çocukların eğitim ihtiyaçlarını karşılayan Alfabeye gidecek.

Suriyeli sanatçı Diala Brisly’nin “Bir Bebek Kız” adlı eseri.,

‘Duygularımı dökme’

Başka bir eserinde, bir anne ve oğul Suriye’deki, memleketinin harabeleri arasında, can yelekleri giyerek yürürler. Üçüncüsü, genç, yalnız bir mülteci kız Beyrut’taki Hamra’nın kalabalık yollarında oturup, hayatta kalmak için ıvır zıvır satıyordu; O da bir can yeleği giyiyor. Brisly, “Sadece denizdeki insanların değil, bütün insanlara can yeleğinin gerekli olduğunu anlatmaya çalıştım” dedi.

“Çocuklardan her zaman kendilerini, kendileri çizmelerini ve kendilerini gerçekten önemli bir şey olarak hayal etmelerini istedim, çünkü bu onların kendileriyle olumlu bir şekilde bağlantı kurmasına yardımcı olabilir” dedi.

“Şimdi aynı şeyi yapıyorum, hayatımın farklı aşamalarında kendimi çiziyorum. Bu resimler son derece kişisel. Hislerimi onlara aktarıyorum. ”

Kaynak: Gazete Fersude

  • Hakkımızda
  • Künye

 

Başka Bir Denizli… Başka Bir Ülke… Başka Bir Dünya… MÜMKÜN…