İtişmedin Kural. Dövdün. Sus artık – Mehveş Evin

Köşeye sıkışınca ‘ona baktı, tayt giydi, başkasıyla mesajlaştı, kıskandım’ diye kendini savunmaya kalkan binlerce erkek gibi.

Ahmet Kural’ın Sıla’ya uyguladığı şiddet, en çirkin detaylarıyla kamuoyuna mal oldu. Olay, avukatların ve Kural’ın özrü kabahatinden büyük açıklamasıyla dallanıp budaklanıyor. Oraya geleceğiz.

Konunun sıradan bir adli vaka olarak tartışılmakla kalmaması, sadece kadınların değil erkek figürlerce –sayıları çok daha az da olsa- gündemde tutulması çok önemli bir gelişme.

Bu sayede toplumun kılcal damarlarına sızmış, içselleştirilmiş erkek şiddeti, her boyutuyla konuşuluyor. Kadınıyla erkeğiyle ikiyüzlülüklerimiz, eşitlikten, şiddetten ne anladığımız ortaya dökülüyor. Ve belki de ilk kez, bir erkek yaptığının bedelini işinden olarak ödüyor. Sözkonusu olan uyduruk bir tazminat cezası değil, kimbilir kaç sıfırlı kontrat.

Öte yandan tartışmanın sürmesi, mağdur açısından yaşanan travmayı canlı tutmak, deşmek anlamına geliyor.

Bunları göze alarak şiddeti ifşa eden Sıla’ya teşekkür ediyorum.

Özellikle sesini çıkarmayan, çıkaramayan, hatta şiddete uğradığını bile kabullenemeyen isimsiz nice kadın adına, çok önemli ve cesur bir adım.

Şiddetin ifşası, şiddet uygulayanın sistemde nasıl ve ne şekilde korunduğunu da da ifşa etmeye, bununla mücadele etmeye yarıyor.

Her sektörde, her mahallede, her sosyal sınıfta erkek şiddetinin bir manipülasyon, yönetme, üstünlük kurma aracı olarak kullanılmasını tek tek, sabırla ifşa edeceğiz.

HER GÜN 400 KADIN ŞİDDET GÖRÜYOR

Ahmet Kural, güya özür diledi ama aslında dilemedi. Darp raporu ortada, adam hala “itiştik” diyor!

Her satıraltında “ah bir bilseniz neler çektim” mesajı var. Her şiddet olayında, her erkeğin sığındığı şaşmaz sinsiliktir bu. Köşeye sıkışınca “ona baktı, tayt giydi, başkasıyla mesajlaştı, kıskandım” diye kendini savunmaya kalkan binlerce erkek gibi.

Oysa bu ülkede, sırf bu bahanelerle kadınlar şiddete uğramakla kalmıyor, öldürülüyor. Hadise, iki ünlü arasındaki “aşk” hikayesi değil, sıradan şiddet hiç değil.

Bakın daha geçen gün İçişleri Bakanlığı açıklamak zorunda kaldı: 2017’de 133 bin 809 kadın, bu yılın ilk 7 ayında ise 96 bin 417 kadın şiddete maruz kaldı. Kadınlardan 393’ü hayatını kaybetti.

Zorunda kaldı dedim, çünkü CHP’li Ömer Fethi Gürer’in soru önergesi üzerine bu bilgiler paylaşıldı.

Türkiye’de her gün yaklaşık 400 kadının şiddete maruz kaldığını söyleyen Gürer, bunların sadece kayıtlara geçen rakamlar olduğunu vurguladı.

Düşünebiliyor musunuz?

Adliyeye yansımayan, “arabulucular”la, ailelerle geçiştirilmeye çalışılan, Adliyeye yansıdığı halde dosya açılmayan, adli kontrol kararı verildiği halde gerekli önlem alınmayan kimbilir kaç bin vaka var?

Bunca şiddetin arasında Ahmet Kural hadisesi, bir damla sayılabilir. Ama kocaman ve çok sembolik bir damla!

ŞİDDETTE KADINIYLA ERKEĞİYLE SUÇ ORTAKLIĞI

Kural ve avukatı herhalde durumun ciddiyetinin farkında değil. Ağızlarını açtıkça batıyorlar.

Kural’ın avukatının bir kadın olduğunu ayrıca not düşelim. Şiddete başvuranı savunanın kadın olması da bu oyunun bir parçası. Avukatlık mesleği, herkesin hakkını savunmayı içerir, evet. Ama etik başka.

Ne diyor avukat? Manipülatif suçlamalar yapılıyormuş. Müvekkili itibarsızlaştırılıyormuş. Dahası, Kural hakkında “ağır mağduriyet” yaratılıyormuş! Yargıyı etkilemek suçmuş… Hem “hasta”nın durumu iyiymiş, sadece yedi günlük rapor almış!

Utanmazlığın bu kadarı olamaz diyeceğim ama o kadar çok davada, vakada benzer savunmalar yapılıyor ki. Şiddete kılıf bulmak için, Kural’ın sulak açıklamasında ima ettiği gibi “bir başka erkek”ten dem vurmaya kadar gidiyor bu üste çıkma hali.

Oysa şurada meseleyi ne güzel sessiz kalmak vardı, değil mi?

Onbinlerce kadının yapmaya zorlandığı gibi…

Erkek şiddetine karşı koyarken her şeyden evvel kadınıyla erkeğiyle kurulan “suç ortaklığı”nı teşhir etmemiz gerekiyor. Bunun bir örneğini kendi yakın çevremde, tam da Kural hadisesi üzerine yaşadım.

En “toplumsal cinsiyet meselelerine duyarlı” kişilerin dahi, kendi klanını (çalışan, arkadaş, akraba) ve itibarını korumak adına yaptığı savunmalardan dehşete kapıldım:

Neden bunca zaman sustu? Neden kendi aramızda halletmedik meseleyi? Bu ilk şiddet hadisesi değildi ki? Bir de benden dinleyin hikayeyi, gibi.

Hayır efendim. Şiddet söz konusuysa yapmanız gereken, samimi bir özür dileyip susmak. Eğer gerçekten sorunu kabul edip dert ettiyseniz, bizzat toplumsal cinsiyet eğitimi hatta gerekirse terapiden geçmek.

İlginizi çekebilir