İtalyan usülü mafyayla demokratik medyanın büyük çatışması – Atilla Dorsay

Film hemen her ülkenin tartıştığı ve çözümler aradığı temel bir sorunu ele alıyor; gazeteciliğin, daha geniş tabirle medyanın çağdaş demokrasiyle ilişkileri ve bunun o ülkedeki toplumsal ve gündelik yaşamına yansıması sorunu

GİUSEPPE FAVA’NIN MAFYA’YLA MÜCADELESİ

X X X

(Prima che la Notte)

Yönetmen: Daniele Vicari
Senaryo: Claudio Fava, Michele Gambino, Daniele Fava, Monica Zapelli
Görüntü: Luciano Federici, Gherardo Gossi
Müzik: Teho Teardo
Oyuncular: Fabrizio Gifuni, Dario Aita, Lorenza İindovina, Carlo Calderone, Federico Ferracane, Barbara Giordane

İtalyan filmi, 2018

Netflix’de gösterilen bu mütevazı görünümlü İtalyan filmi (katılan hiçbir sanatçısını tanımıyoruz), sonuç olarak Netflix’in film seçimindeki özel dikkati bir kez daha gösteriyor. Çünkü gerçekten seyretmeye değer bir yapım bu…

1984 yılında İtalya’nın Katanya yöresinde, dönemin ünlü sesi Blondie’nin bir şarkısı eşliğinde açılan film, bize bir yıldır ayrıldığı evine gelen bir büyükbabayı tanıtıyor. Pippo lakaplı Giuseppe Fava görünüşte hiç de bir dede gibi durmuyor. Uzun boylu, fit, enerjik bir adam… Hem de son derece yetenekli: Yazar, tiyatrocu, gazeteci, yani tam bir entelektüel. Hatta bir romanından uyarlanan bir film Oscar bile almış!.. Bu alanlarda bir şeyler yapmak için Roma’ya gitmiş. Ama eşi Lina’nın davranışlarından işin içinde ‘bir başka aşk’ olduğu da anlaşılıyor.

Pippo hem ailesini özlediği, hem de sevdiği Sicilya adasının bu güzel yöresinde istediği gibi gazetecilik yapmak için dönmüştür. Evlenmek üzere olan yakışıklı oğlu, hamile kızı, ana-babası ve diğer dostları… Ve de ülkede hiç de iyi gitmeyen işler… En çok da devletle kirli ilişkiler kurmuş, o klasik İtalyan hastalığının değişmez kişileri. Yani mafyacılar ve en tepedekileri bile kapsayan bir kokuşmuşluk…

Pippo, ailesi kadar genç kuşağa da güvenmektedir. Onun için çok kısa zamanda gencecik insanlardan oluşan alabildiğine enerjik ve idealist bir kadro kurar. Ve gazete basılır: Yine özverili bir dağıtım sayesinde adanın (Sicilya) ve ülkenin birçok kentine yollanan…

Ama işler onları kaçınılmaz olarak mafyacılarla karşı karşıya getirir. Silahlar çıkarılır, suikastler başlar. Aile sorunlarına mesleki sorunlar karışır; iki mafyacı birbirine girer, belediye başkanı “Sorma, söyleme, konuşma” ilkesine uyar, vali en büyük mafyacının karısıyla poz verir… Gazeteler basılır, sayfalar son dakikada değiştirilir, patronlar korkup işten çekilir. Ama ne Pippo yılar, ne de o savaşımcı gençler… İlkelerinden bir de şudur: Özgürlük insan onuruyla aynı şeydir…

Ve kendileri kendi gazetelerini çıkarmaya başlar: Sicilyalılar adıyla… Her türlü baskıya göğüs gererek, “Mafya siyaset olmadan var olabilir mi?” sorusuna yanıt arayarak…

Film sonuç olarak mafyası olsun olmasın (ki şu günlerde galiba herkesin bir -birkaç- mafyası var gibi gözüküyor!) hemen her ülkenin tartıştığı ve çözümler aradığı temel bir sorunu ele alıyor; gazeteciliğin, daha geniş tabirle medyanın çağdaş demokrasiyle ilişkileri ve bunun o ülkedeki toplumsal ve gündelik yaşamına yansıması sorunu. Böyle bir ilişkiyi günümüzde en büyük boyutlarda yaşayan Türkiye’nin böyle bir öyküye/bir filme ilgisiz kalması düşünülebilir mi?

Hikaye belli bir kıvraklıkla anlatılmış. Kalabalık ve enerjik sahneler (örneğin gazetenin yerleşmesi, büronun döşenmesi, vs.) hızlılaştırılmış biçimde veriliyor. Öte yandan bu tipik Akdeniz dekoru da tüm çekiciliğiyle kullanılmış. Oyuncular başta Giuseppe Pippo’daki Fabrizio Gifuni olmak üzere kusursuza yakın. O kalabalık genç kadro da gayet iyi seçilmiş ve kullanılmış.

Ülkemize gelmeyen bu yakın tarihli film sözünü ettiğim temalara ilgi duyanlarca izlenmeyi hak ediyor.

Kaynak: T24

İlginizi çekebilir