İşkence ve kriz – Şebnem Korur Fincancı

Özgürlükten alıkonma mekânlarından sürekli işkence haberleri gelmeye devam ediyor. Zaman zaman gönderdikleri mektuplarla, bazen yakınları veya avukatları aracılığıyla bu suçun nispet verir gibi inatla işlendiğini paylaşıyorlar bizlerle, bir avuç kalan bağımsız gazete aracılığıyla.

Elbette Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na (TİHV) başvurular da işkencenin nerelerde, nasıl uygulandığını görmek için önemli veriler sunuyor. Geçtiğimiz 2017 yılında TİHV’e 616 kişi başvurmuştu, oysa 2016 yılında başvuru sayısı 487 idi. Başvuruların yarıya yakını (%48) emniyet müdürlükleri, 55’i ise (%10) polis karakolu gibi resmi gözaltı merkezlerinde işkence gördüklerini aktarırken, her 3 kişiden biri (%30) aynı zamanda güvenlik güçlerinin araçlarında işkence tanımlıyordu. Ayrıca yine yarıya yakın başvurucu (%40) açık alan ve gösteri sırasında işkence ve kötü muameleye maruz kaldığını belirtiyordu. Elbette bu rakamlar yalnız TİHV’e başvuranları kapsıyor. İnsan Hakları Derneği’ne (İHD) yapılan başvuru ve araştırmalar ise 2017 yılında gözaltında, gözaltı yerleri dışında, cezaevlerinde, korucular tarafından, toplumsal gösterilerde ve özel güvenlik görevlileri tarafından işkence gördüğünü belirten 133’ü çocuk olmak üzere 5268 kişinin işkence gördüğünü belirleyebilmiştir. Hem TİHV’e, hem de İHD’ye yapılan başvuruların sınırlı olduğunu, işkence gördüklerini dile getirdiklerinde daha fazla sorun yaşayabileceklerinden kaygı duyan pek çok insanın sessiz kalmayı yeğlediğini, bir kısım insanın ise farklı görüş ve inançlar nedeniyle başvurmadıklarını düşündüğümüzde bu rakamlar çok daha ciddi bir hak ihlalleri tablosunu önümüze çıkarmaktadır.

Sevgili Engin Gökoğlu yıllardır işkence görenlerin, hak ihlallerine uğrayanların, ezilenlerin avukatlığını yapan, neredeyse bir yıldır da cezaevinde olan avukatlardan yalnızca biri. Cumhuriyet gazetesinde sevgili Engin’in gördüğü işkenceleri bizlerle paylaşan avukatı Meral Yıldırım Gökoğlu ve basın emekçisi Şeyma Paşayiğit’e teşekkür borçluyuz. Ters kelepçe uygulaması sırasında kolunu kırmaları yetmezmiş gibi, işkencenin nasıl yapılacağının gösterileceği tehditleri savrulan bir ortamda yıllar sürecek görüş yasakları, kitap yasağı, hücre tipi sevk araçları nedeniyle sağlık hakkının ortadan kaldırılması ile karşı karşıya olan eminim ki yalnız o değil. Cezaevleri bundan 20 yıl önce anlatmaya çalıştığımız F tipi ile uygulamaya konulan tecrit işkencesi başta olmak üzere birçok işkence yönteminin uygulandığı ortamlar ve OHAL döneminde yaygın biçimde gazeteciler, öğrenciler, siyasetçiler, avukatlar tutuklanırken Adalet Bakanlığı verilerine göre 2005 yılında 55.870 olan tutuklu ve hükümlü sayısı, Aralık 2017 itibari ile 232.179 yükselmiştir. Cezaevi barınma kapasitesinin neredeyse 30.000 fazlası olduğu düşünüldüğünde temiz suya erişimden barınma ve beslenme koşullarına dek birçok hak ihlali itibarıyla cezaevlerinin hali ortadadır.

Nisan 2018 itibari ile 467.673 kişinin de denetimli serbestlik kapsamında olduğu, her imza gününün yaşattıklarıyla ülkenin kocaman bir toplama kampına dönüştüğü koşullarda, işkencenin yaygınlığı bugün derinleşen ekonomik krizde bu denli sessiz kalınabilmesini de açıklıyor bir yandan. İşkencenin amacını işkence gören üzerinden toplumu korkutma, sindirme olarak tanımlıyor BM İşkenceye Karşı Sözleşme. İşkenceye karşı mücadele aynı zamanda tüm haklarımız için mücadele etmektir. Sömürünün derinleşmesine karşı çıkabilmek için işkenceye de karşı durmak gerekir.

Kaynak: Evrensel

İlginizi çekebilir