IŞİD’e diz çöktüren motivasyon – Mücahit Akgün

Tarihe katliamlarla geçen IŞİD, birçok ordunun dizini titrettiği bir dönemde, Kürtlerin öncülüğündeki direniş mevzileri karşısında tarumar oldu. Küresel kamuoyu, Şengal ve Kobani’deki ruha kayıtsız kalamazken, bu heyula ortamında Türkiye’nin pasif pozisyonunu tüm dünya gördü.

Mücahit Akgün

Bundan 5-6 yıl önce tüm Ortadoğu’yu fethetme saldırısı yürüten, devletlere ve uluslararası güçlere korku salan IŞİD, nasıl oldu da bir kaç ay içinde önüne gelen orduları tarumar edip, şehirleri yağmaladı, binlerce insanı katletti sorusu uzunca bir süre yanıtını arayacak gibi. Bu soruların yanlış değerlendirilip yanlış yorumlanması bir kez daha IŞİD’i hortlatabilir. Konuya eğilen birçok isim de bu konuda hemfikir. Eli silahlı bir grubun hiçbir destek olmadan bu denli yayılıp dünyanın başına bela olması pek de dünya gerçekliğine uygun değil. IŞİD, Ortadoğu ve Araplar üzerindeki emperyalist politikaların yarattığı sorunları istismar ederek, kendi gerici, despotik ideolojik ve politik çizgisine zemin yaptı.Kapitalizmin yarattığı sorunları ideolojik politik çizgisinin gübresi haline getirdi, Ortadoğu’nun toplumsallığını ve kültürel değerlerini sapkın toplumsallığı ve yaşam anlayışı için kullandı. Sapkın toplumsallığı ve gerici süzgecinden geçirdiği Ortadoğu değerleriyle kendini bir kurtuluş gücü olarak yansıttı. Arap halklarında sorunlara gerçek çözüm olacak bir ideolojik ve siyasi çizgi ortaya çıkmayınca da bu boşluğu doldurdu ve kısa sürede birçok yerde hakimiyetini kabul ettirdi.

Şengal’de 12 fedai ruh

Önünde hiçbir gücün duramadığı IŞİD, eğer karşısına onun maskesini düşürecek ve güçlü bir ideolojik kimliğe sahip bir güç çıkmasaydı belki de Ortadoğu’nun şu an tek hakim gücü olacaktı. Sadece IŞİD değil,İslam kültürünü kendi sapkın ideolojik ve politik çizgileri için kullanan diğer hareketler de ideolojik boşluğun en fazla yaşandığı bir dönemde, bu kadar hızlı biçimde mantar gibi her yerde türedi. Tam da umutların tükendiği bir dönemde Şengal’de Ezidi Soykırımı’na girişen IŞİD, 2014’te 12 silahlı fedainin mücadelesiyle sonlarını getirecek ilk dirençle yüz yüze geldi. Şengal’i, Maxmur ve Kobani izledi, ardından Suriye ve Irak sahasında gün gün geriletildi.

Dünya ışığı onlarda gördü

Tarihin birçok döneminde olduğu gibi yine yalnız bırakılan Kürtler, köylerini, kasabalarını, şehirlerini canla başla savunurken, ABD ve birçok güç ise IŞİD karşısında çaresizliğe düştü. Onlar ne yapacaklarını bilemez bir haldeyken, IŞİD ise her türlü silahı ezip geçiyordu; ordular ve silahlar onları durduramıyordu. ABD’nin Ortadoğu’daki tüm müttefikleri kasabın bıçağı altında kurbanlık koyun çaresizliğini yaşıyordu. Böylesi bir ortamda ABD ve IŞİD’e karşı koalisyonu kuran güçler Kobani direnişçilerinde kurtuluş ışığını gördü. Kobani’de büyük bir ideolojik ruh ve moralle IŞİD’e karşı koyuş vardı. Bunu gören koalisyon güçleri, Kobani’de direnen Kürt güçlerine hava desteği verme kararı aldı. IŞİD’in bu fedai güçle yenilgiye uğratılacağı görülerek, onlara karşı başarının tüm insanlıkta yarattığı itibardan yararlanmak istendi. İlk defa dünya halklarının ve insanlığın desteklediği bir mücadelenin parçası haline geldiler. Koalisyon güçlerinin IŞİD’e karşı savaşan Kürtlerin ve Suriye halklarının yanında yer almasının hikayesi böyle.

Direniş algıyı yerle bir etti

IŞİD’in Arap halkları, İslami toplum ve kapitalizm sillesini yemiş bazı kişi ve çevreler üzerinde yarattığı tılsımlı etkisi böylelikle bozuldu ve ayaklarının altındaki halı çekilip alındı. O güne kadar Arap gençleri ve toplumu IŞİD’e biat ederken, Kobani direnişiyle birlikte IŞİD kendine en büyük desteği veren Arap toplumunun desteğini hızlı biçimde kaybetmeye başladı. Bir kısım Arap toplumu IŞİD’in kurtarıcı olamayacağını görüp geri çekilirken; bir kısım Arap halkı da Kobani’deki çizginin kendilerine kurtuluş getireceğini görüp IŞİD’e karşı savaş içinde yer aldı. Her ne kadar uluslararası koalisyon IŞİD’i kendilerinin bitirdiğini söylese de 10 binin üzerinde can veren başta Kürtler olmak üzere Suriye’deki halklar tarihe geçti.

Türkiye sonradan uyandı!

Burnunun dibinde büyük bir insanlık trajedisi yaşanırken, IŞİD’le savaşmayan, sınırlarının birçoğunda Bağdadi’nin savaşçıları hakimken, onları görmezden gelen Türkiye ise Kuzey Suriye’deki halkların büyük direnişinden rahatsızlık duydu. Öyle ki onların IŞİD’i yenilgiye uğratmasının yarattığı etkinin önüne Türkiye’nin, 2. Dünya Savaşı sonunda Hitler’e savaş açması gibi sonlara doğru IŞİD’e savaş açtığını ilan ederek bu etkinin önüne geçmek istedi. Ancak ne bölge halkları ne de uluslararası güçler Türkiye’nin IŞİD karşıtlığına hiçbir zaman inanmadı. Hatta politika ve söylemleriyle IŞİD’i yaratan zemini koruduğunu ve güçlendirdiğini birçok platformda dillendirdiler. IŞİD’in Musul’daki Türk Başkonsolosluğu’nda rehin aldığı 49 konsolosluk çalışanının Kobani’ye saldırı öncesi, 20 Eylül’de Gire Spi’de Türkiye’ye teslim edilmesi de pazarlık iddialarını gündeme getirdi. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun o günlerde neyin karşılığında rehinelerin bırakıldığını açıklayamayacaklarını söylemesi de Kobani pazarlığı iddialarını güçlendirdi.

Her şey Amman’da mı planlandı?

Hiç kuşkusuz IŞİD’i en güçlendiren dönüm noktası Musul’u işgal edip,Irak’ın en büyük ikinci ordusunun tüm teçhizatına el koyduğu, Merkez Bankası’ndaki milyonlarca doları yağmaladığı 9 Haziran 2014 tarihiydi. Tüm dünyanın şoke olduğu işgal, bir gün içerisinde tamamlanmıştı. Öyle ki dönemin Musul Valisi bile ‘Ordu ve güvenlik güçlerinin hızlı bir biçimde çöküşü, kasıtlı bir ihmal olduğunu akla getiriyor’ demişti. IŞİD buradan elde ettiği ağır silahlar ve büyük psikolojik rüzgarı da arkasına alıp Suriye,Irak başta olmak üzere birçok ülkede katliamlara girişti. O günlerde Özgür Gündem gazetesi çok önemli bir iddiayı gündeme getirdi. Gazetenin manşetten verdiği ve birçok basın kuruluşunun günlerce tartıştığı habere göre, IŞİD’in Musul’u alması da dahil Ortadoğu’daki tüm dengeleri değiştiren ilerleyişinin, ABD, İsrail, Suudi Arabistan, Ürdün ve Türkiye’nin bilgisiyle Amman’da planlandığı öne sürüldü. Haberde KDP ve Baasçıların da katıldığı gizli toplantının 1 Haziran’da yapıldığı, varılan anlaşma sonucu 9 Haziran’da da IŞİD’in Musul’u işgal ettiği savunuldu.

Haberde şu iddialar öne sürülmüştü: “Saddam sonrası Irak’taki gelişmeler hegemon güçlerin istediği gibi gitmeyince ve istenilen düzeyde yürütülemez hale gelince IŞİD eliyle yeni bir müdahale kararı alındığı belirtildi. Uzun yıllardır Ortadoğu’da çalışan bir diplomatın orijinal nüshasını bize gösterdiği toplantı bilgileri, reel politik birçok ezberi bozacak nitelikte. Deneyimli diplomat, söz konusu bu toplantının belgesinin orijinal halinin bu toplantıya katılan bir şahıs tarafından 4 milyon dolar karşılığında Iraklılara satıldığı bilgisini verdi. Deneyimli bir Ortadoğu uzmanı olan diplomat, şunları kaydetti: “Suriye’deki kaosun devamından yana olan bir İsrail ve ABD, bunun Ortadoğu’ya yansımasında kendi çıkarını görebilir. Çünkü kontrolünden çıkmış güçler var, kontrol edemediği iktidarlar var. Suriye’de tıkanmış ve krize girmiş bir durumun Ortadoğu geneline yayılması Ortadoğu’da bir kaosu yaratır. ABD ve İsrail, bu kaos içerisinde güçlerin çatışmasıyla kendi çıkarı temelinde bir çözüm üretebilir. Böyle bir yaklaşım var.”

Türkiye’nin konumuna da dikkat çeken görevli diplomat, “Türkiye ve Suudi Arabistan’ın ise hem mezhepsel bakış açılarıyla hem de politik bakış açılarıyla Ortadoğu’da var olan bütün ilişkileri sürecin içerisine çekerek, kendi Ortadoğu mücadelelerini Suriye sınırı dışına çıkarıp, Ortadoğu geneline mal etme gibi yaklaşımı var” dedi. Savaşın seyri Ürdün merkezli yapıldığı ileri sürülen bu planları ters yüz ederken, bu ayın başında ilginç bir trafik de göze çarptı. Ürdün Kralı Abdullah, önce KDP Genel Başkanı Mesud Barzani’yi Amman’da ağırladı, ardından da 2 Şubat’ta Ankara’ya gelerek Tayyip Erdoğan ile görüştü. Barzani ise Hewler’e dönerek, Türkiye destekli ÖSO gruplarının yöneticilerini topladı ve kendilerine destek vereceklerini açıkladı.

Dünyayı sarsan katliamlar

IŞİD, Suriye ve Irak’ta girdiği tüm şehir ve kasabalarda insanlık dışı katliamlara imza attı. Kafa kesme, canlı canlı yakma, yüksek binalardan atma, patlayıcı bağlayarak öldürme,toplu kurşuna dizme gibi görüntüler tüm dünyayı dehşete düşürürken birçok devlet bu konuda çaresiz kaldı. Şengal’de binlerce Ezidi öldürüldü, binlercesinden halen haber alınamıyor. Kobani’de temizlendikten sonra 26 Haziran 2015’te bir Ramazan ayı sabahı kente sızan IŞİD’liler kadın, çocuk, yaşlı dinlemeden katliam gerçekleştirerek yaklaşık 300 sivili öldürdü. Kürtlere dönük katliamlarda Diyarbakır’daki HDP mitinginde 4 kişi, Suruç’taki patlamada 34 genç, Ankara’daki mitingde 103 kişi öldürüldü. Yine 20 Ağustos 2016’da Antep’in Şahinbey ilçesinde bir Kürt düğününe düzenlenen bombalı saldırıda çoğu çocuk 59 kişi katledildi.İstanbul Atatürk Havalimanı’nda 42 kişi öldürüldü, 238 kişi yaralandı.İstanbul’un ünlü mekanı Reina’ya giren bir IŞİD’li 39 kişiyi öldürdü. Avrupa da uzun bir süre IŞİD’in katliamlarının hedefi oldu. Bugüne kadar 7 Avrupa ülkesinde gerçekleştirilen toplu saldırılarda aralarında çocukların da olduğu en az 331 kişi yaşamını yitirdi, binlerce kişi yaralandı. Fransa’daki 10 saldırıda 227 kişi, Belçika’daki 3 saldırıda 36 kişi,İngiltere’deki 4 saldırıda 36 kişi, Danimarka’daki 2 saldırıda 2 kişi, Almanya’daki 4 saldırıda 13 kişi, İsveç’teki 2 saldırıda 4 kişi ve İspanya’daki bir saldırıda 13 kişi katledildi.

Kaynak: Yeni Yaşam

İlginizi çekebilir